Denemeler

Okuma Devrelerin Yanmasın 4 (Yalan Söylenmez Söyletilir)
Okunma: 15
Serdar Adem - Mesaj Gönder


4. Yalan Söylenmez Söyletilir

Biraz iddialı bir söz olduğunun farkındayım. Ama buna karşın iddiamın arkasındayım. Yalan söylenmez söyletilir. Bu işte hırsızın hiç mi suçu yok? Elbette bütün yalanlar hep dış etkiler nedenle söylenmez. Ortada hiçbir sebep yokken alışkanlık gereği ya da daha ileri düzeyde bir ruhsal hastalığa dönüşen mitomani sonucu yalan söyleyenler olduğunu da kabul etmek gerek…
Uzmanlar mitomani yani yalan söyleme hastalığını bir çeşit dürtü kontrol bozukluğu olarak tanımlar. Bu durumdaki kişi çevresindeki insanlara amaçsız ve sebepsiz bir şekilde yalan söyler. Kleptomanlar her zaman ihtiyaç duydukları için çalmadıkları gibi… Hastalık ileri safhaya ulaştığında yalanlar uydurma, bu yalanlara inanma ve çevresindekileri de inandırmaya çalışma şeklinde ortaya çıkar. Art niyetli birtakım kanaat önderlerinin ve politikacıların zaman zaman yaptıkları akla mantığa uymaz açıklamalar bu tanım kapsamında değerlendirilmesi gerek planlı ve organize yalanlardan sayılmalıdır. Aslında aldatma üzerine kurgulanan ticari reklamları da bu kapsamda ele alabiliriz.
Çoğunlukla hastanın dikkat çekerek odak noktası haline gelme amacıyla söylemeye başladığı yalanlar zamanla hiçbir sebebe gerek duymadan devam eder. Duygu ve güven eksikliğinden kaynaklanan ve tedavi edilebilir bir hastalık olan mitomaniye yakalanan hastalıklı kişilerin söyledikleri yalanları bu yüzden baştan itibaren konu dışında tuttum.
Benim üzerinde durmak istediğim sağlıklı ve normal olarak yalan söyleme alışkanlığı olmayan kişilerin, çevresel baskılar ve başka birtakım zorunluluklar sebebiyle istemedikleri ve doğru bulmadıkları halde yalan söylemeleridir.
Normal şartlarda insanlar yalan söylemezler. Buna gerek duymazlar. Özellikle de çocuklar neredeyse hiç yalana başvurmazlar. Buna ihtiyaç hissetmezler. Yalana alışma çevresel etkiler ve öz çıkarların zarar göreceği endişesiyle zamanla gerçekleşir. Her şeye rağmen durup dururken diyebileceğimiz bir şekilde yalan söylemek istemez insanlar. Çünkü yalanın yalanı doğuracağını bilirler. Yine yalanlar üzerine kurulu, sahte kimlik ve kişiliklerin hâkim olduğu bir dünyanın ne kadar tatsız tuzsuz olacağını kolaylıkla tahmin edebilirler.
Fakat bu farkındalık insanı bir yere kadar koruyabilir. Sonuçta insan sosyal bir çevrede yaşamak zorunda olan bir varlık. Aynı zamanda bütün canlılarda olduğu gibi içgüdüsel olarak benliğini korumak zorunda… Diğer canlılardan farklı olarak insan aynı zamanda toplum içindeki sosyal statüsünü yani başka bir ifadeyle karizmasını da korumakla yükümlü hisseder kendini.
İnsan yaşamını sürdürdüğü çevrede varlığını ve sosyal statüsünü tehlikede gördüğü an doğal bir sevki tabiiyle yalana başvurmaktan çekinmez. Hatta bu olmazsa olmaz bir zorunluluk olarak çıkar karşısına. Bu da yalanın, söyleme isteğinden çok, söylenmeye zorlanması sonucu ortaya çıktığını göstermektedir.
Birine siyasi görüşünü, dinsel tercihini, hayat görüşünü, hatta tuttuğu futbol takımını istemediği ve açık cevap verdiği takdirde kendisini tehlikede ya da zararda göreceği bir ortamda sormaya kalkarsanız, duyacaklarınız büyük ihtimalle yalan olacaktır. Ve bu yalan masumiyetini beraberinde taşıyacaktır. Normal şartlarda söylenmeyecek bir yalanı söyletmek zorunda bıraktığınız için asıl suçlu siz olacaksınız.

Kuruntu ve takıntılardan uzak özgür düşünebilen, geleneksel ve dinsel etkilerin tetiklediği bastırılmış duygulardan arınmış, akılcı ve hoşgörülü bireylerden oluşan topluluklarda yalana başvurma ihtimali genelde düşük olmaktadır. Çünkü bu tip toplumlarda kimse birbirinin inanç, görüş ve kişisel özelliklerini sorgulamaz. Aynı zamanda böyle toplumlarda kimse kimseyi kendi doğru sandıkları için değişmeye zorlamaz. Ticaretten bürokrasiye, eğitimden inanç sektörüne kadar her alanda bireyler eşit şartlarda hak ettiğiyle yetinir. Toplum üyeleri arasında çıkarlardan kaynaklanan çatışmalar neredeyse hiç yaşanmaz. Böyle olunca da yalan söylemeye doğal olarak gerek kalmaz.
Yalanın, sahtekârlığın ve bu sürecin doğal bir sonucu olarak ikiyüzlü münafık bireylerin en çok görüldüğü toplumlar, genelde dış dünyaya kapalı, ideolojik yanı ağır basan ve değer yargılarının kesin inançlarla sınırlandığı, bu yüzden de insanı müstakil ve karar verebilen saygın bir varlık olarak kabul etmeyen sosyolojik yapıya sahip topluluklardır.
Kendi kendine dünyaya yön verme görevi yüklemiş politik oluşumlar ve mistik cemaat yapılanmaları ile birtakım taraftarlıklar etrafında birleşen kişilerden oluşan sosyolojik gruplarda insan, bağımsız birey olamaz. Ortama uymak zorunda kalır. Otomatik pilota bağlanmış uçak gibi sürdürür hayatını. Robottan farksızdır. Bu durum grup üyesine düşünmeden, kafa yorma zahmetine katlanmadan huzur içinde yaşama imkanı sağladığı için genelde tercih edilmektedir. İnsan görünümlü bu varlık ne olursa olsun alıştığı ve kolayına gelen bu rahatı kaybetmek istemez. Bu da başı dara düştüğünde, yani çıkarlarının zarar göreceğini hissettiği anda yalana başvurması sonucunu doğurur.
Bütün sosyal gruplarda grup psikolojisi hakimdir. Modern ve uygar toplumlarda bu durum baskı unsuru olma özelliğini kaybetmiş sayılır. Ancak geleneksel özelliklerini kaybetmemiş ve bireysel anlamda karar verme bağımsızlığına kavuşmamış; zaman ve teknoloji açısından olmasa bile zihniyet ve anlayışta geri olan ve medeni gelişmeleri yeterli seviye ulaşmamış toplumlarda değişik oranlarda olmakla birlikte büyük çoğunlukla dayanılmaz düzeydedir. Böyle toplumlarda bireyler toplumsal statülerini kaybetmemek ve ötekileşmemek adına yalan söylemek hatta yalanı kurumsallaştırmak zorunda kalır.
Kendiniz de dahil olmak üzere insanlarının söylemleriyle eylemleri arasındaki derin fay kırıklarının tek sebebi budur. Özü sözü bir olmayan insanların içine düştükleri anaforun bundan başka bir açıklaması olamaz.
Demek oluyor ki elde olmayan birtakım fizyolojik ve psikolojik rahatsızlıkların dışında insan keyfinden yalan söylemiyor. Sonuçta yaşadıkları ve karşılaştıkları karşısında savunma içgüdüsüyle çıkarlarını korumak ve eşit olmayan şartlarda hukukunun ihlal edilebileceği endişesiyle yeni avantajlar elde etmek adına bu yola sapıyor.
İddiamızın ne derece doğru ya da yanlış olduğunu başta kendiniz olmak üzere, en yakın çevrenizi alıcı gözle incelemekle saptamanız mümkün. Bu konuda ciddi ve samimiyseniz emin olun çok kısa bir zamanda somut kanıtlara ulaşabilirsiniz.
Şimdiye kadar çevrenizde çıkarlarını kotarmak için güçlüden mesela hükümetten yana olmaya çalışan kraldan çok kralcı ama ciğerini okuduğunuz için aslında böyle olmadığını bildiğiniz insanlar yok mu? Eğri oturup doğru düşünün ve tarafsız konuşmaya çalışın. Siz de zaman zaman boyunuzu aşan bir engelle karşılaştığınızda hükümete yakın ensesi kalınlar arasından arakablosu kullandığınız olmadı mı? Bunu bir süreç olarak kabul edersek başlangıçta göz boyamak adına hükümete ya da içinde bulunduğunuz topluma egemen dünya görüşüne paralel hareket etmek zorunda kaldığınız, sürecin sonunda elde ettiğiniz çıkar adına hiç inanmasanız dahi davranış dilinizle egemen güçlerin güdümünde göründüğünüz hiç olmadı mı?
Hayır diyorsanız kusura bakmayın ama biz bizeyken bile yalan söylediğinize göre ya bir şeylerden korkuyorsunuz ya da özeleştiri yapamayacak derecede uygarlık değerlerinden mahrumsunuz. Bu bile yalanın dışsal etkenlerle söylendiğini kanıtlamaya fazlasıyla yeter. Onun için çevrenizde kanıt aramaya gerek yok. Kendinize bakın ve şeffaf olun yeter.
Böyle bir şey nasıl ve neden olsun ki diyebilirsiniz. Kabul edilebilir bir tepki. Ama olaya bir de şöyle bakmayı deneyin, bakalım neler göreceksiniz. Diyelim ki içinde yaşadığınız toplumun egemen ideolojik ya da inanç yapılanmasına sıcak bakmıyorsunuz. Bunu açıkça belli ettiğiniz takdirde başınıza neler gelebileceğini tahmin edebilir misiniz?
En iyimser ifadeyle açıkça bir baskı ya da işkenceye maruz kalmasanız bile en azından çıkarlarınızın tehlikeye girmesi kuvvetle muhtemeldir. Böyle bir şeye izin vermeniz mümkün mü? Asla mümkün değil. Bir kere buna içgüdüsel savunma mekanizmanız izin vermez. Sonuçta her canlı gibi yaşamak, hatta en mükemmel şekilde yaşamak üzere programlanmış olan psikolojik yapınız buna izin vermez. Yani yalana başvurur.
Artık bu aşamadan sonra kimsenin keyfinden yalan söylemeyeceğini kabul edersiniz sanırım.  



Serdar Adem



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6182
2 Firari Fırtına 4249
3 Mustafa Ermişcan 3463
4 Hasan Tabak 3328
5 Nermin Gömleksizoğlu 3025
6 Uğur Kesim 2921
7 Sibel Kaya 2750
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2515
9 Enes Evci 2451
10 E.J.D.E.R *tY 2220

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1418 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com