Hikayeler

Kutup Yıldızı
Okunma: 54
Nuh Portakal - Mesaj Gönder


Annemin rahmine izinsiz girişim yetmezmiş gibi doğum anında annem nerdeyse kan kaybından ölüyormuş. Henüz yedi yaşımdayken bana anlatılanlar korkunç bir masal gibi gelse de, zaman zaman annemin ziyaretine gelen ve kan kardeşi olduğunu söyleyen adamlar yaşanılanların gerçek olduğunu kanıtlar gibiydi. O kadar zor bir doğum olmuş ki, annem kendi kanında boğulabilirmiş. Doktorlar ya çocuk ya anne diyerek seçeneği sunmuşlar ve doğal olarak annemi kurtarmayı seçmişler. Tabi ki ‘babam’ orada değilmiş. Resmi olarak hiçbir zaman da annemin eşi olmamış zaten. İzinsiz yerleşme ve sancılı dünyaya gelme hikayem bu kadar. Yedi yaşıma geldiğimde annemin okuduğu moda dergilerine bakar, oradaki mankenler gibi olacağım günü hayal ederdim. Daha doğum anında hatta rahmine yerleştiğimi öğrendiği andan itibaren benden nefret eden annem dergilere baktığımı, modellerin başı yerine kendi fotoğrafımı yapıştırdığımı görünce dergiyi öfkeyle elimden alır, rulo haline getirir ve döverdi. Okula göndermeyip odamda kilitli tutacağını söylese de, evde bulunmayışım işine geldiği için biraz geç de olsa okula gönderdi. Kendi başıma gider ve dönüşte servise binmezdim. Böylece eve gidişlerim yaklaşık bir saati bulur ve tabi ki bu da annemin işine gelirdi. Babamı hiç görmedim. Evde tek bir fotoğrafı bile yoktu. Günün birinde okul öğleden sonra tatil olmuştu ve bu nedenle eve erken dönmem gerekiyordu. Bu beklenmeyen bir durumdu ve istemesem de erkenden eve gitmek zorundaydım. Reklam panolarındaki modellere bakarak mağazalardaki pahalı elbiseleri giyip yürüdüğümü hayal ederek eve vardım. Evimiz dördüncü kattaydı ve girişte annemin otomatiği açması için zili çaldım. Bu beklenmedik zil sesi onu şaşırtmış olmalıydı ya da ben öyle düşünüyordum, ‘kim o?’ sorusunu bugüne kadar hiç duymadığım kadar kibar bir ses tonuyla sormuştu. Ben olduğumu öğrendiğindeyse yine o eski haline geri dönüp öfkeyle: - Ne işin var bu saatte? Neden okulda değilsin? - Tatilmiş anne. - Ne tatiliymiş bu? Yalan söylüyorsan tüm hafta sonunu dolapta geçirirsin. - Öğretmenimizi arayabilirisin anne. Dövmesinden daha ağır olan ve en sevdiği ceza beni o dolaba kapatmaktı. Küçük, karanlık ve sessiz. En küçük bahanesiyle nerdeyse her hafta sonunu orada geçirirdim. Dolapta sessizce beklerken eve gelip gidenler olur, az da olsa sesleri işitirdim. Aylarca biriktirdiğim paramla küçük bir el feneri almış ve bu cezaya her an hazırlıklı olmak için cebimde taşırdım.  Apartmanın giriş kapısından itibaren yolumu uzatmak gibi bir şansım yoktu çünkü geçen her saniye annemi daha da öfkelendirirdi. Merdivenleri sayarak inmeyi çok severdim ama sayarak hiç çıkamadım. Asansörden inip kapının önüne geldiğimde sanki yabancı bir evin zilini çalacakmışım gibi korkuyordum. Zaten çalmama da gerek kalmadan hışımla kapıyı açtı: - Gir hadi. Ayakkabımı aceleyle çıkartıp ne yapmam gerektiğini bilemeden öylece durdum. Uzun zamandır bu saatlerde evde olmuyordum. Ya dolapta ya da okulda. Şanslı bir hafta sonumsa odamda kilitli olurdum. O mutfağa geçmişti. Bende onu takip etmem gerektiğini düşünerek arkasından gittim. İçeri girdiğimde gömleğinin önleri açık, saçları jöleli, annemden büyük olan ve bıyığının altından sigara içen bir adam sandalyeye oturmuş annemle karşılıklı konuşuyordu. Ayakkabılarımı çıkartırken fark etmemiştim ama annemde de sadece geceliği vardı. O yaşta belki anlayamazdım ama annem gerçekten güzel ve cazibeli bir kadındı. Genç yaşta beni doğurmuş ve bedeni henüz çirkinleşmemişti. Bu güzellik ve cazibe tabi ki daha çok erkeklerin beğeneceği şekildeydi. Ama o yaşta bunları bilmezdim. Beni orada gördüklerinde ikisi de biraz şaşırmış gibiydi. Annem adeta kükreyerek: - Neden geldin buraya seni küçük şeytan? Adam: - Kızın olduğunu bilmiyordum. Hem de bu yaşta? Annem: - Kızım olduğunu kim söyledi? O benim yüküm. Hayatımın laneti, başımın belası. Adam: - Gel buraya küçük hanım. Bu çirkin adam seni korkutmasın. Kaç yaşındasın sen? - 12 Sandalyede duran ceketinin cebinden çikolata paketini uzatmıştı. Bunlardan yemeyeli ne kadar olmuştu? Ya da okulda başarılı olduğumda öğretmenimin verdikleri dışında hiç yemiş miydim? Anneme aldırış etmeden hemen aldım ve iştahla orada yemeye başladım. - Teşekkür ederim. Annem: - Hadi odana. Hala yüzüme bakıyor. Yürüsene be. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyordu. Annemin öfkesi daha fazla artmasın diye nerdeyse koşarak odama gittim. Kapımı kilitlememe izin yoktu. Okul elbiselerimi çıkartıp yatağa uzandım ve içerdeki adamın babam olabileceğini düşünmeye başladım. Hem kibar hem de yakışıklıydı. Tamam, biraz çirkindi ama yinede babam olabilirdi. Yaşımı sormuştu hem. Belki yıllardır görmediği için unutmuştu. Yataktan kalkıp sessizce kendi kapımdan seslerini duymaya çalışıyordum. Adam bir şeyler anlatıyordu ama ne dediğini seçemiyordum: - Hoş kadınsın ama artık buraya gelmem ben. Annem: - Neden bu kadar fazla para verdin o zaman? Kesinlikle babamdı ama neden bir daha gelmeyeceğini söylüyordu. Belki sadece para vermek için uğramıştı. Annemde bu saatte uyuduğundan geceliğiyle karşılamıştı. Adam bağırarak konuşmaya başladı bu kez: - Al kızını alışverişe götür. Pisliğin içine batmış olsam da benimde bir kızım vardı eskiden. Değerini bil. - Ne diyorsun sen be? - Al paranı ve çeneni kapa kadın. Adam ya da babam başka bir şey demedi. Gidiyor olmalıydı. Kapımı yavaşça kapatıp tekrar yatağa uzandım. Annem onu gönderdikten sonra hışımla kapımı açtı: - Seni küçük illet, bir müşterimi kaybettirdin bana. Kim dedi sana mutfağa gel diye? Kim? Cevap versene geri zekalı? Günlük tokatımı attıktan sonra odadan çıktı ve kapımı dışarıdan kilitledi. O hafta sonunu en azından dolapta geçirmedim. Sayamadım ama birçok gelip giden olmuştu eve. Sadece yemek için odadan çıkartıyor hatta mutfakta tek başıma yiyordum. Üçüncü sınıfa geçmiştim. Okulun ilk günleriydi. Dersler bittikten sonra eve giderken yanlış yola sapmış ve bir süre kaybolmuştum. Yürümeye devam ettim. Biraz ilerde dört beş kadar kadının beklediğini gördüm. Annemin yaşlarında olmalıydılar. Hava serindi ama hepsi kısa kısa etek veya şort giymişti. İkisinin üzerinde kolları kesilmiş kot yelekler vardı. Yanlarına gitmeye utandığım için biraz bekledim. Yolun karşısında onlar gibi giyinmiş ama onlardan daha da güzel olan bir kadın daha vardı. Siyah bot, sanki kendi pantolonunu kesip yaptığı bir şort ve üzerinde deri bir yelek. Saçları nerdeyse beline geliyordu. Annem benim saçlarımı hep kısacık keserdi. Kadın sigara içiyordu ve beni görünce gülümsedi. Bundan cesaret bulup yanına gittim. Önümde diz çöktü: - Merhaba tatlı şey. Ne yapıyorsun buralarda? Tam cevap verecekken lüks bir araba yanımızda durdu. Güneş gözlüğü takmış, kravatlı adam pencereden bir zarf uzattı ve: - Akşam görüşürüz Kutup Yıldızı. Zarfı alıp içindeki paralara baktı. Sonra tekrar bana döndü ve cevabımı bekledi. - Şey kayboldum da. Eve gidiyordum ana caddeyi bulamıyorum. - Buradan geri dönüp dümdüz gidersen bulabilirsin prenses. Yaşım o zaman küçük olabilirdi ama onun kadar güzel birinin bana prenses diye seslenmesi beni utandırmıştı. Belki de kimseden duymadığım içindi. Bir anda kendimi tutamayıp: - Prenses değilim ki ben. Sensin o asıl. O da şaşırmıştı bu cevabıma: - Nedenmiş o? Yaşımdan büyük konuşmaya çalışıyordum: - Ben prenses değilim işte. Prenses olan sensin. Prensesler kadar güzel ve onlar kadar zengin. Ama adın neden öyle değişik. Hiç duymamıştım. Aslında öğretmenimiz coğrafya dersinde o yıldızdan bahsetmişti ama isim olduğunu bilmiyordum. Bir solukta konuşmuştum ve gülümseyerek dinlemişti. Ellerimi tutup alnımdan öptü. Annemin hiç öpmediği yerden. Annem beni hiç öpmezdi ki zaten. - Ah canım benim. Güzel sözlerin için teşekkür ederim ama sen daha güzel ve tatlısın. Ben bazı insanlara gidecekleri yeri gösterdiğim için bu adı kullanıyorum. - Ama o adam sana bir yer sormadı ki. Bu cevabımı duyunca kahkaha attı. Sonra ona ana caddeyi sorduğumu fark ettim ve: - Benim hiç param yok ki ama söz öderim. Ben konuştukça gülüyordu. Sigarasını söndürdü ve önümde tekrar diz çöktü: - Henüz çok küçüksün. Büyüyüp güzel bir kız olduğunda bu anlattıklarımı hatırlarsan hepsini anlayacaksın. Senin sorduğun gibi sorular değil onların sordukları. Hepsi gideceği yeri bilir zaten. Ben sadece rehberlik ederim. Bak oradaki kadınlarda benim gibi ama sen şu an anlayamazsın. İlerde bir gün anlarsan beni sakın hatırla tamam mı? Zarftan çıkardığı bir miktar parayı cebime koydu. Almak istemediğimi annem görürse çok kızacağını söyledim. Bunun aramızda bir sır olarak kalacağını ve anneme göstermem gerekmediğini söyledi ve yolu tekrar tarif edip gözden kayboluncaya kadar bana baktı. Eve vardığımda masadaki yemeği yedim. Odama geçerken annem o alıştığım ses tonuyla akşam yemeği için arkadaşlarına gideceğini ve geç geleceğini söyledi. Üzerinde yeni aldığı şık bir elbise vardı. Evden çıktığında elbise dolabımdan en sevdiğim pantolonumu çıkardım ve makasla kesip şort yaptım. İlerde bende insanlara gidecekleri yönü söyleyip çok para kazanmak istiyor ve öyle kıyafetler içinde nasıl görüneceğimi hayal etmeye çalışıyordum. Büyüdüğümde böyle kısa şeyler giymekten utanmayacağımı düşündüm çünkü biraz utanmıştım. Bunları düşünürken kapı açıldı ve annem beni o halde görünce adeta çıldırdı. Bağırarak ve hakaretler savurarak yanıma geliyordu. O gün aşırı cesur olmalıydım ki koşarak mutfağa gittim. Aramızda masa vardı ve yakalayamıyor, giderek daha da sinirleniyor ve küfürler ediyordu. O yaşta o küfürler bir anlam ifade etmese de ağlamama yetiyordu. - Yakaladığım zaman o bacaklarını kıracağım. O pantolonu nasıl kesersin göreceksin. Aslında onun düşündüğü verdiği paraydı. Daha fazla dayanamayıp ilk kez ona bağırdım: - İlerde bende bir Kutup Yıldızı olacağım. Sadece nasıl olduğunu merak ettim. Ondan kestim. - İyice aptallaştın sen. Ne demek bu? Cevap versene. Ağlayarak konuşuyordum: - Okuldan dönerken yanlış sokağa girdim. O sokaklardan birinde böyle giyinmiş kadınlar vardı ve hepsinin yanına lüks arabalar gelip duruyordu. Hepsinin çok parası vardı hem. Büyüdüğümde bende çok para kazanmak istiyorum, merak ettim sadece. - Bu salak kafanla üçüncü sınıfa kadar nasıl geldin anlamıyorum. Çabuk odana dön ve o salak hayallerini orada kur. Dışarı çıktığını bir görürsem mahvederim seni. Telefonunu unuttuğu yerden alıp tekrar dışarı çıktı. Ağlayarak aynanın karşısında kendime baktım. Ne zaman büyüyeceğim diye boşluğu konuşuyordum. Sadece bir an önce büyümek istiyordum. Hepsi bu. Liseye kadar hayatım bu şekilde sürüp gitti. Liseye geçtiğimde yani büyüdüğümde çocukluğumu daha iyi anlamaya başladım. Geçmişi, insan ondan uzaklaştıkça daha iyi anlıyordu. Hafta sonlarını ya dolapta ya da odamda neden kilitli geçirdiğimi, evdeki lüks eşyaların nasıl alındığını, annemin o pahalı elbiseleri nasıl aldığını artık biliyordum. Lise sona kadar hep derslerimle ilgilendim. Fakat hayalini kurduğum gelecek derslerle ulaşılamayacak kadar uzaktaydı ve bu canımı sıkıyordu. Annemin ‘bir şekilde’ kazandığı paradan bana hiç vermemesi ve davranışları artık daha da bunaltıyordu. Lisede ikinci sınıftayken sigaraya başlamıştım. Bazı geceler o uyuduğunda, aslında sızıp kaldığında, buzdolabındaki içkilerden anlamayacağı şekilde içerdim. Bir gece, yanındaki adamı gönderdikten sonra tam anlamıyla sarhoş olmuş ve iki şişe alkol ve sigarasını masada unutup odasında uykuya dalmıştı. İçkileri ve sigarayı alıp balkona çıktım. İçkileri bitirdiğimde sarhoş olmaya başlamıştım bile. Yıllar önce konuştuğum Kutup Yıldızı’nın sözleri aklıma geldi. Her şeyi anlıyordum artık ve işte onu unutmamıştım. Odama dönüp yıllar önce yaptığım gibi pantolonumu kestim ve giydim. O zamanlar utanmıştım ama şimdi umurumda bile değildi. Kağıt kalem alıp tek bir cümle yazıp masaya bıraktım. “ARTIK BENDE BİR KUTUP YILDIZI OLACAĞIM.” Sendeleyerek ve sessizce evden çıktım ve bir daha geri dönmedim. O gece 18. yaş günümdü. Okulu da o gece bıraktım. Kutup Yıldızı’yla karşılaştığım sokağa gittim ama o orada yoktu. Yeni bir sigara yakıp beklemeye başladım. Çok geçmeden lüks bir araba yanımda durdu ve orta yaşlarda biri camı açıp: - Merhaba güzelim. İlk kez görüyorum seni burada. Yeni misin? - Fark eder mi? - Yaşın kaç senin? - Bugün doğum günüm. - Kaçıncı? - 18. - O zaman atla da kutlayalım. Hiç düşünmeden arabanın ön koltuğuna geçtim. İçerde çalan müzik beynimde yankılanıyordu. Bacakları arasındaki şişeyi bana uzattı ve alıp hepsini içtim. Şişeyi boş olarak geri uzatırken sordum:  - Nereye gidiyoruz? - Fark eder mi? Şehrin biraz dışındaki evine geldik. Adamın parmağında yüzük yoktu. Belki de çıkartmıştı. İçeri geçtik. Salondaki aynada kendime baktım ve bir an gerçek Kutup Yıldızı’nı gördüm. Söylediği gibi kocaman güzel bir kız olmuş ve onunla aynı dünyanın parçası haline gelmiştim. O gece ilk paramı kazandım. Sabah güneş doğarken beni aldığı yere geri bıraktı. Orada çok beklemeden yeni bir araba yanımda durdu. Diğer kadınların öfkeli ve şaşkın bakışları içinde o arabaya da bindim. O günün sonuna kadar küçük el çantamı dolduracak kadar para kazanmıştım. Akşam saatlerinde tekrar beklemeye başladım. Daha önce gördüğüm bir araba yanımda durdu. Lüks sayılmazdı. İçindeki adam camını açmadı. Yüzünü seçemiyordum ama yabancı değil gibiydi. Hiçbir şey demeden yavaş yavaş uzaklaşırken arka camdan görünen ders kitaplarına baktım. O an o şehirde daha fazla duramayacağımı anlayıp terk ettim ve bu şehre yerleştim. Şimdi 22 yaşımdayım. Kendime ait bir evim var. Evden ayrıldığım o geceden sonra annemi bir daha görmedim, görmekte istemedim. Geçen yıl Kutup Yıldızı’nın uyuşturucu komasına girip öldüğünü öğrendim ve adımı Kutup Yıldızı koydum. Seçtiğim bu hayattan pişman değilim. İzinsiz geldiğim bu yaşamda, beni yıpratarak yolun yarısına gelmeden öldüreceğini bildiğim bu işi yapmak sizler için bir utanç tablosu olsa da benim için herhangi bir anlam ifade etmiyor ve hayalini kurduğum geleceğin çocukluğumla beraber yok olup gittiğini biliyorum. Gurur duymuyorum ama utanacak da değilim. Bu dünyada utanç ve gurur asla olmaz zaten. Çok yakında bende sönüp gideceğim. Aklınızdan geçenleri biliyorum. Ama hiç kimse bu hayattan kurtulup sizin tabirinizle ‘temiz’ bir sayfaya başlayamaz. Buna sizler izin vermezsiniz. Suçlanan her zaman bizler olacağız ve küfürleriniz içinde adımız hep anılacak. Geçmişimiz, çevremiz ve sizler en masumlar olacaksınız. Tartışıp kapıyı çarpıp çıkan eşlerinizi bizler dinleyecek, sizin yerinize küfürleri bizler işitecek ve hatta dayaklarınızı biz yiyeceğiz ve biriktirdiğimiz hikayelere yenilerini ekleyeceğiz. Bizler bu dünyanın yüz karası, utanç tabloları olarak bir başımıza öleceğiz ve cesetlerimiz tıp fakültelerinde sizin doktor olmaya çalışan çocuklarınız için parçalanacak ama içimizdeki hikayeler etrafa saçılmayacak. Bu sadece benim hikayem. Hepsi bu. Şimdi gitmem gerek. Kapı çalıyor…



Nuh Portakal



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6182
2 Firari Fırtına 4249
3 Mustafa Ermişcan 3463
4 Hasan Tabak 3328
5 Nermin Gömleksizoğlu 3025
6 Uğur Kesim 2921
7 Sibel Kaya 2750
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2515
9 Enes Evci 2451
10 E.J.D.E.R *tY 2220

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1411 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com