Hikayeler

Kedi
Okunma: 27
Nuh Portakal - Mesaj Gönder


KEDİ
- Oğlum kalk hadi.
Yine her ay olduğu gibi kendi irademle değil de, annemin sesiyle uyanıyorum. Alarmın çalmasına henüz bir saat var üstelik. Eğer soru içeren bu sese karşılık vermezsem birazdan gelip kapıma dayanacak.
- Uyandım. Geliyorum.
Kahvaltı hazır. Annem içim şehirli kahvaltısı sayılan bir masa. Sayılı dilimlerde peynir, salam, ekmek. Babamın işlerinin iyi gitmesiyle şehre taşındık. Aslında onlar taşındı demeliyim. Ben buraya ayda sadece bir kez geliyorum. Babam şoför. Büyük bir kamyonu var. Önceden bir adamın yanında aylıklı olarak çalışırdı. Ben küçükken. Ama artık kendi kamyonu var ve iki tane de çalıştırdığı adam. Ayrıca şehirdeki bu ev. Bense ortaokul bittikten sonra hep şehir dışında okudum. Şimdi 400 km uzakta başka bir şehirde üniversite son sınıftayım ve bir işte çalışıyorum. Henüz maddi olarak pek fazla katkısı olmasa da bölümümün adı: radyo ve sinema.
- Yesene oğlum şu peynirden, salamdan. Yola çıkacaksın.
Yine kendi iradem dışında yönlendiriliyorum. Sabahları kahvaltı yapmadığımı söylesem en az üç saat nutuk dinleyeceğimden eminim. Hele bir de kahvaltı yapmadan sigara içtiğimi duysa, ki bunları korktuğum için değil, saygı saçmalığından hiç değil, kafam ağrımasın diye anlatmıyorum. Aslında pek bir şey anlattığım söylenemez buraya geldiğim zaman. Buraya geldiğim zaman tek düşündüğüm: 400 km uzakta beni bekleyen sevgilim. Evet, bunu da anlatmadım onlara. Üç yıldır beraber yaşadığımızı da anlatmadım.
- Parmağına ne oldu yine?
- Tıraş olurken jilet kesti.
Oysa sakallarım hala duruyor. Daha iyisini bulabilirdim ama annemin o kadar da dikkat edeceğini sanmıyorum.
- Otobüsün kaçtaydı oğlum?
- Daha dört saat var anne.
- İyi iyi. Kahvaltını güzelce bitir de geç kalma işte.
Zorla da olsa birkaç lokma yiyorum. Önümde bitirmem gereken üç saat kırk dakika var. O kadar süre burada kalmaya dayanamayacağım için sigaramı içip, sırt çantamı alıyorum ve vedalaşıp evden çıkıyorum. Vedalaşırken iki robot gibi sarılıyoruz. Sarılırken hiç bir şey hissetmiyorum. Bazen onlarında benim gibi düşündüğüne inanıyorum. Hiç çocuk sahibi olmadıkları için benim onlar için bir deneme sürümü olduğumu düşünüyorum. Evet ben evlatlık biriyim. Bunu tabi ki en istemedim. Seçme şansım olsaydı, ailem yani gerçek ailem kaza yaptığında annemin rahminde doğmadan ölmeyi seçerdim. Ama iyi niyetli doktor annemi değil de beni kurtardı. Beni evlatlık alan aileme karşı her hangi bir öfkem yok. Ama kendimi bildim bileli onlara hiç ısınamadım. Zorla sarıldım, zorla ellerini öptüm ve şimdi bir nevi borç gibi zorla ziyaret ediyorum. Lise ve üniversiteyi neden başka şehirde okuduğumu da şimdi anlamış oldunuz. Üniversite başladıktan sonra ziyaretlerimi ayda bire indirdim.
Otobüs terminaline gidip daha erken saatte otobüs olmadığını öğreniyorum. Henüz üç saat olduğu için yürümeye karar veriyorum. 400 km’lik yolu yürüyerek gitmeyeceğim tabi ki. Yarım saat kadar yürüdükten sonra şehri az da olsa arkamda bırakıyorum. Bariyere oturup sigaramı yakıyorum ve filmlerde yaptıkları gibi baş parmağımı kaldırıp gideceğim yöne doğru uzatıyorum. Tam bir hippi tipim olmasa da üniversiteli olduğu rahatça anlaşılabilir. Korna çalanlar, gülenler, boş kola kutusu atanlar. Kimi araçlar uzaktan yavaş yavaş gelirken beni görünce hızlanıyor. Evlatlık bir çocuk olduğumu bilseler dururlar diyorum. Ama bugüne kadar hiç kimseye anlatmadım. Aksine gizlemek için elimden geleni yaptım. Kız arkadaşım bile bilmiyor. Normal bir aileye sahipmişim gibi biliyor. Sevgilime karşı söylediğim tek yalan bu. Ama böyle bir yalan yeni yalanları beraberinde getiriyor. Neden ayda bir kez gidiyorum, neden hiç telefonla aramıyorum? Bütün cevaplar yalanlarla dolu.
- Aşkım ailenle aranda ne var? Onlara kırgın mısın? Onlar mı sana kırgın? Bana anlatabilirsin, asla yargılamam. Söylediklerinin yalan olduğunu söylemiyorum ama başka şeyler hissediyorum. Benimde ailemle sorunlarım var ve sen biliyorsun.
Sende mi evlatlıksın diye sormak geliyor içimden. Ailemle aramda olanları bilmese de farklı bir şey olduğunu hissediyor bunu söylüyor ve bende öyle hissettiğini biliyorum. Ona karşı kötü olduğumu düşünmeyin asla. 25 yıllık hayatımda ilk kez birini seviyorum, birini özlüyorum, biri için ağlıyorum. Bunlar klişe gibi değil mi? Ama emin olun içi boş değil. Birbirimiz için ilkiz. Evli insanlardan daha öteyiz.
Üç yıl önce üniversiteye başladığım ilk günlerde tanışmıştık. Okula giderken çöp konteynırının yanında bir kedi yavrusu görmüştüm. Açlıktan nerdeyse tek boyutlu gibiydi. Elimdeki simitten önüne koyup yemeye çalışmasını izliyordum. O da yoldan geçerken kediyi ve beni görmüş, evde pasta yapmak için aldığı sütten birazını kediye vermiş ve beraber içişini izlemiştik. Sütünü içerken yavrunun annesi de gelmiş ve sütün tümünü vermek zorunda kalmıştık. Yavru bembeyazdı ve ismini “Süt” koymuştuk. Henüz birbirimizin ismini bile bilmezken. Her gün orada karşılaşıyor ve kedileri besliyorduk. Zamanla başlayan bu arkadaşlık aşka dönüşmüş ve ikinci sınıfta beraber eve çıkacak kadar ilerlemiştik.
Bir kamyonet yanımda duruyor.
- Atla evlat. Hızlı kapat kapıyı ama biraz arızalı.
- Arkaya geçsem de olur amca.
- Bin şuraya hadi. Hava soğuk.
Hani bazı günler her şeyin üst üste geldiği olur. Ya da şansın yeni bir şansı getirdiği günler. Aksiliklerin üst üste gelmesi gibi. Sanırım benim içinde böyle bir gün olmalıydı. Tanışıyoruz önce. İsmi Cengiz. Mobilyacılık işindeymiş. Neden öyle bir gün olduğunu düşünme sebebim ise arkada duran poşetinin bile sökülmediği bisiklet.
- Kerata derslerinde çok iyiymiş. Geçen öğretmeni söyledi. Çok başarılıymış. E böyleyse bende bir dediğini iki eder miyim hiç? Sürpriz olacak.
- Ne güzel.
O an bana da sormasını istiyorum. Hayatım boyunca anlatmayıp içime attığım hikayemi anlatmak istiyorum. Belki de bir daha karşılaşmayacak olmamdan dolayı böyleyim.
- Sen nereye böyle?
- Üniversiteye. Gençlik işte, farklılık olsun diye otostop çektim. Bir de otobüsün gitmesine daha üç saat var.
- Bekleyen biri var anlaşılan?
- Evet. Benim sürprizim de bu işte.
- Buraya neden geldin? Aile ziyareti mi?
İşte beklediğim soru geliyor. Cevabım ‘aslında’ ile başlayacak ve ben 400 km boyunca 25 yıllık hikayemi hatırladığım ve biriktirdiğim kadar anlatacağım. Benim ‘babamın’da bir zamanlar böyle küçük bir kamyoneti olduğunu ama hiç kasasında bisiklet getirmediğini anlatacağım. Sigaramı çıkarıp uzatıyorum. Önce gerçek ailemin kazasını anlatıyorum. Gözleri doluyor. Beni evlatlık almalarını anlatmaya geliyor sıra. Hiç bisikletim olmadığını ama buna o zamanlar üzülmediğimi, şimdi son model bir motorum olduğunu ama havaların soğuk olmasından dolayı onunla gelmediğimi anlatıyorum. Gözlerinden evlatlık olduğumu nasıl öğrendiğimi sormak istediğini görüyorum.
15-16 yaşlarında ikinci ailemden hiç o sıcaklığı alamadığımı fark etmiştim. Babamın tütün kokusunu özlemiyordum. Annemin kokusu ciğerlerimi normal bir oksijen gibi doluyordu sadece. O yaşlarda bir gece rüyamda annemi gördüm. Yani annem olan bir kadını. Bir dere kenarında duruyorduk. Birden büyük bir sel gelip alıp götürüyor ve babam da kurtarmak için peşinden gidiyor ve asla geri dönmüyorlardı. O sabah uyandığımda onlara o soruyu neden sordum bilmiyorum. Belki ergenliğin verdiği cesaret belki de gerçekten hissetmiş olmamdan dolayı. Gözlerindeki telaştan ve alınlarına biriken ter damlalarından cevabı almıştım ama daha fazlasını öğrenmek istiyordum. Anlattılar. Her şeyi anlattılar. Kızdım. Onlara değil. Kime kızdığımı bilmeden öfkeyle doldum. Eksikliği öğrenmemden dolayı belki. Kapıdan çıkarken bağırmıştım: “Beni alacağınıza bir kedi alsaydınız daha iyi olurmuş.”
Anlattıkça sessizliği çoğalıyor, sigaramızı sigarayla yakıyoruz. Her şeyi anlattım o yol boyunca. Hafifledim. 25 yıllık bir yükü sırtımdan indirdim. Evime vardığımda ilk iş olarak sevgilime de anlatmaya karar verdim. Tek yalanım buydu ve artık anlatmaya hazırdım.
Hikayem bitince bir tesiste durduk. Çaylarımızı içip tekrar yola koyuluyoruz. Bu kez onun hikayesini dinliyorum. Şehre giremeyeceğini ama bir durakta indirebileceğini söylüyor. İnerken kabul etmese de bir miktar parayı zorla uzatıyorum. O yoluna devam ediyor bende tramvay bekliyorum.
Eve nerdeyse iki saat erken geliyorum. İki gündür evimden ve sevgilimden uzaktayım. Beni bu saatte beklemediğini biliyorum ve bir demet çiçek ve o ilk tanıştığımızda söylediği pastadan alıyorum. Kapıyı çalıyorum. İçerden sesleniyor:
- Kim o?
Cevap vermiyorum. Tekrar çalıyorum ve delikten baktığını biliyorum. Tek gördüğü pasta kutusu. Kapıyı açıyor ve sımsıkı sarılıyor. Geceliği hala üzerinde.
- Ben mi uyandırdım?
- Sen yokken erken kalksam ne fark eder ki. Yataktan çıkmak istemedim hiç.
Bir daha sarılıyor ve öpüşüyoruz. Kokusunu içime çektikçe iki günlük eksikliği dolduruyor ve kanımın yeniden dolaşmaya başladığını hissediyorum. Yanaklarını avucuma alıp yüzüne bakıyorum. Bir terslik var. Gözleri fazla uyuyunca bu kadar şişmez.
- Neden ağladın hayatım?
Gözlerinden öpüyorum. Ağlamaya başlıyor.
- Ne oldu söylesene? Kötü bir şey mi oldu?
- İki ay önce ne yapmıştık?
- Ne bileyim hayatım, sabah ne yediğimi unuttum sensizlikten.
- Of, düzgün cevap ver.
- Tanışma yıldönümümüzdü ve belgelerle, ailelerle evlenmeyeceğimiz için parmağımıza isimlerimizi dövme yaptırmıştık. Yoksa dövmecide hepatit mi olduk? Bir de arkadaşımız olacak.
İki gün sonra gelip onu bu halde görmek içimi acıtıyor. Daha fazla cıvıklaşmadan konuşuyorum
- Canım benim, seninle tanıştığımız günden beri ne yapıyorsak hepsi bu hastalıklı kafanın içinde. Ömrümün sonuna kadar da seninle her yaptığımızı oraya kaydedeceğim. İki ay önce yaptığımız deliliği, ne kadar sarhoş olduğumuzu ve neler olduğunu da hatırlıyorum yani.
Ciddiyetimi görünce gözlerini siliyor ve sımsıkı sarılıp nerdeyse fısıldayarak konuşuyor:
- Sen ailenin yanına gittiğin gün midem çok bulandı. O gün pek önemsemedim. Üşüttüğümdendir dedim. Dün yine bulanınca doktora gittim. ‘Belki’ dedim ondandır, hem bir de görünmüş olurum dedim.
Yine sesi kesiliyor ve ağlıyor. Anlam veremiyorum. Yüzünü avuçlarıma alıyorum ve gözleri kapalı konuşuyor:
- ‘Belki’ dedim. Meğerse ben asla çocuk sahibi olamazmışım zaten. Korkuyorum işte. Ama anlarım da seni ve asla kızmam. Yemin ederim.
- Bırakıp gideceğimden mi korkuyorsun yani? Bunun için?
Başıyla onaylayıp tekrar sarılıyor. Hayatımı düşünüyorum. Acaba ikinci ailemde böyle bir an yaşamış mıdır? Sırf komşular ne der diyerek mi beni evlatlık aldılar acaba? Hiç anne-baba sevgisi hissetmeyen -vermeye çalışanlara lafım yok, ama ben hissetmedim hiç- biri için belki de bu hayatın bir sürprizidir. Hiç almadığım bir şeyi nasıl verebilirdim ki? Saçlarından öpüyorum:
- Ağlama artık. Sana bir hikaye anlatacağım. Benim hikayem. Ayrıca çocuk sahibi olmak isteyen kim? Bir kedi alırız daha iyi olur işte.



Nuh Portakal



Yorumlar (2)
Huseyin CAN 7.10.2018 13:53
Dostum genel olarak yazdıklarının hepsini okudum, şiirlerin ve bu hikayen de dahil. Sende bir şeyler var, yazmaya üretmeye devam et. Yolun açık kalemin kuvvetli olsun. Bir gün kitabını imzalatırım umarım.

Nuh Portakal 8.10.2018 17:53
Çok teşekkür ederim gerçekten söylediklerin için. Umarım öyle bir gün gelir.


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6182
2 Firari Fırtına 4249
3 Mustafa Ermişcan 3463
4 Hasan Tabak 3328
5 Nermin Gömleksizoğlu 3025
6 Uğur Kesim 2921
7 Sibel Kaya 2750
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2515
9 Enes Evci 2451
10 E.J.D.E.R *tY 2220

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1428 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com