Denemeler

Kırmızı Biber Acı mıdır?
Okunma: 1988
Verda Pars - Mesaj Gönder


Doğadaki tüm canlı organizmalar iç güdüsel olarak acıdan kaçınma ve hazza ulaşma çabası içindedirler. Bu, onların varoluşu için temel içgüdülerden biridir. Bitkiler, yüzlerini ve yapraklarını güneşe dönerler, hayvanlar ise kendisine acı duygusunu hissettiren şey yada ortamlardan kaçınmaya çalışırlar.

Doğada acıdan kaçınma düsturu edinmemiş belki de tek canlı türü insandır. İnsan türünün ise, yapay mı yoksa doğal bir tür mü olduğu tartışılmaktadır.

İnsan için doğal bir tür demek pek yadırganabilecek bir tez değildir. Peki yapay bir tür olma ihtimali de var mıdır?

Bilim adamları ve filozoflar yüzyıllardır felsefe ve antropoloji alanında bu konuyu tartışmışlardır. Yapay bir tür olduğunu savunanların tezi şöyledir: İnsan iki ayak üzerinde doğrulmuş canlı sınıfına dahil olarak fiziksel özellikleri nedeniyle doğada tek başına ve yardımcısız varolabilmesi mümkün olmayan bir türdür. Ne çok hızlı koşabilirler, ne çeneleriyle avını parçalayabilirler, ne de soğuktan tek başlarına korunabilirler. Aslına bakıldığında yüzyıllar öncesinden, milyonlarca tür gibi doğal seleksiyon sonucu yok olmaları gerekmektedir. Ancak insan türünün yok olmamasını sağlayan tek bir yeteneği vardır ki; o da taklit edebilme yetisidir. İnsan taklit edebilmektedir ve tüm diğer canlılar gibi içgüdüsel bir yok olmama savaşı vermektedir. İnsanın taklit yetisi öğrenmeye, bu da beyninin daha fazla çalışmasına neden olmuştur. Dolayısıyla insanın fiziksel yetersizlikleri, onun beyin kaslarını daha çok çalıştırmak zorunda bırakmıştır. Bu nedenle insanın beyni, diğer tüm canlılara nazaran daha çok büyümüştür. Bunun doğal sonucu ise insanın, diğer türlerden farklı olarak doğaya uyum sağlamak yerine doğayı kendine uydurmaya yönelmesi olmuştur. İnsan kendi kendini var etmek zorunda kalmakla, kendini yaratan dolayısıyla yapay bir tür haline gelmiştir.

Bu durumun çeşitli dezavantajları yada başka bir değişle bedeli olmak durumundadır. Kendini yaratabildiğini gören insan, her zaman daha fazlasını ister. Daha fazlasının olabileceğini bilmek onda tatmin edilemez hırslar ve farkındalık yaratacak; bunun doğal sonucu ise acı olacaktır. İnsan türü kendi varlık sebebi olan acıdan bu nedenle kaçınamaz. Doğu felsefesi başta olmak üzere diğer tüm felsefi metinler, düşünce tarihinin başlangıcından beri insanı, bu kendini yaratmak pahasına düşürdüğü paradokstan kurtarmaya çabalamaktadır ki içlerinde nispeten doğru tahlil yapabilmiş tek felsefi sistem, doğu felsefesinden gelmektedir.

Doğu felsefesinin temeli acıyı yok etmeye dayanır. Bunun yolunu ise hırslardan arınmakta bulurlar. İnsana temelde gerekli olan şeyleri sıralar ve gerisinin sadece acı kaynağı olduğunu savunurlar. İnsanı bir tür doğallaştırma çabasıdır bu.

Bu hırslar, daha çok para, daha yüksek bir mevki gibi kapitalizmin değerlerinden tutun da, daha başarılı olma, daha yararlı olma, daha iyi anne, baba olma gibi görünürde masum ve yüce duygulara kadar uzanmaktadır.

‘Daha’ olmama hali, özünde bir kısılmışlık, bir boğulma duygusu yaratır ki sanıyorum acının tanımlaması bu olmalıdır. Bu duygu durumu, insanın fiziksel boyutuna dahi yansımaktadır. Psikolojide hipokondriya olarak adlandırılan hastalık hastalığı, kendine fiziksel acı çektirme eğilimi hep bu tatminsizlik duygusundan kaynaklanan, kendinden öc alma isteğinin bir sonucudur ki sadece bu bile insanın, (içgüdüsel olarak acıdan kaçınması bir kenara kendini acının içine atması) onun yapay bir tür olduğunu kanıtlamaktadır.

Acı hakkında son olarak değinilmesi gereken bir diğer kavram, ‘farkındalık’ kavramıdır. İnsan, çevresinde olan bitenin farkındadır. Herşeyden öte insan, ölümlü olduğunun farkındadır. İlkel çağlardan bu yana ölen bir canlının tekrar kendisi gibi davranamadığını gözlemleyebilmiş ve bilinçaltında yatan, anneden kopma duygusunu (doğma) ölümle özdeşleştirmiştir. İnsan, doğduğu için ölümden korkar çünkü doğmak, ait olduğu yerden bilinmeyene doğru koparılmaktır. Ölüm ise hayattan koparılma. Bu nedenle ölen canlıları görmek insan zihninde dehşet yaratır. Kendinin de öleceğini bildiği için. İnsanlık tarihinin başlangıcından beri tüm dinler ve düşünce sistemlerinin ölümsüzlüğü vurgulaması bundandır. İnsan hayata doyamaz ve ölümsüz olmak ister. Kimileri bunun yarattığı anksiteden dinler yardımıyla, kimileri yazılarını, müziğini, resmini gelecek kuşaklara aktararak, kimileri ise üremeye soyunun/kendinden bir parçanın devamı anlamını yükleyerek ölümsüzleşmek ister ki sonsuza kadar yaşama hırsı belki de çözülmesi en zor acı kaynağıdır.




Verda Pars



Yorumlar (2)
Nermin Gömleksizoğlu
çok düşündürücü ve faydalı buldum.teşekkürler.

Hasan Basri ESGÜN
Güzel bir deneme yazısı olmuş, elinize sağlık. Acı hakkında ben de bir şeyler eklemek istiyorum:

Acıyı daha çok kimler tüketir ve işe yarar mı?
Acı alışkan yapar mı?

Çok sıcak ya da çok soğuk ülke ya da bölgelerde acı tüketimi de orantılı olarak fazladır. Yapılan araştırmalar acının çok soğuk ya da çok sıcağa karşı vücuda direnç verdiğini göstermektedir. Bunun yanında biberler, içerdikleri antioksidan ve diğer maddelerle bedenin birçok kanser türüne ve kalp hastalıklarına yakalanma rizikosunu azaltır; felç geçirme ve katarakt illetine tutulma tehlikesini en aza indirger.

C vitamini yönünden zenginliği sayesinde biberler, bedenin hastalıklara direncini artırır, soğuk algınlığının ilk aşamasında iyileştirici olur.

Biberler, içerdiği yüksek orandaki lif nedeniyle pekliğe (kabızlığa) iyi gelir.

Özellikle acı biberler akciğerlerin ilacı olur: Balgam söktürücü işlevleri vardır; kronik bronşit ile anfizemi önler ve hafifletir; solunum zorluklarını giderir.

Gene acı biber, damarlarda pıhtılaşmış kanı çözer, ağrı geçirir ve hastaların kendisini iyi duyumsamalarını sağlar.

Ayrıca tüm biberler mideyi uyarır, sindirim salgılarını artırır. İştahı açar ve sindirimi kolaylaştırır. İdrarı artırır, tüm bedeni uyana olurlar (Alıntıdır-ansiklopedi.turkcebilgi.com).

Hayvanlar içerisinde de sağlıkları için acı ya da "kötü" yiyeceklerin tüketilmesi bilinen bir durumdur. Eski Dünya maymunları olarak adlandırılan Afrika maymunları tadı güzel olduğu için yedikleri ve kuvvetli bir zehiri olan bir ağacın yapraklarından hemen sonra çamur yerler (National Geograpy'de izlemiştim). Yine kedi ve köpeklerin karın ağrıları için hiç de hoşlanmadıkları (bizdeki acı gibi) ot yedikleri biliniyor.

Bir de acının alışkanlık yaptığı (alkol gibi) biliniyor.

Saygılar,







İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6340
2 Firari Fırtına 4401
3 Mustafa Ermişcan 3789
4 Hasan Tabak 3506
5 Nermin Gömleksizoğlu 3156
6 Uğur Kesim 3023
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2899
8 Sibel Kaya 2870
9 Enes Evci 2580
10 Turgut Çakır 2277

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:587 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com