Hikayeler

KİMSEYE SÖYLEME
Okunma: 57
Kerem TEĞİN - Mesaj Gönder


          Aradan altı yıl geçmemiş olsa ve başka şehirlerde olmasak herhalde bu öyküyü anlatamazdım. Zira sen gücenirdin, utanırdın, kırılırdın. Ama bence şimdi tam sırası.
 
 
            Hayatımda onun kadar iyi birine hiç rastlamadım. Yani nasıl oluyor da bu dünyada iyi kalmasını başarıyor gerçekten enteresan. Otuz iki yaşında, bir seksen boyunda, oldukça yakışıklı ve sportif. Ömrümde gördüğüm en akıllı insan. Hani bazen birini övmek için söyleriz ya akıllı diye, bu öyle biri değil. Cidden akıllı. Oldukça da ağırbaşlı. Ama her daim mütebessim. Onu bir kere bile çatık kaşlı görmedim. Birinin yardıma ihtiyacı olur, o hemen orda, akıl danışılacak bir durum varsa mutlaka ona danışılır. Yahu sen nesin be abi? İn mi, cin mi? Gayet entelektüel ve donanımlı biri. Ne zaman zor bir iş olsa ve biz altından kalkamasak o mutlaka üstesinden gelirdi.Taraflı tarafsız herkesin aşık olduğu bir kişiliği vardı. Hep derin derin düşünür, ara sıra gözleri dalar giderdi. Özel hayatıyla ilgili bir tane şikayet duyamazdınız ondan. Çok yakışıklıydı. Kızlar etrafında pervane... Ama otuz küsür yaşına rağmen evlenmekten söz bile açmazdı. Bir kere olsun bir bayan hakkında en ufak bir söz sarf etmemişti. Ailesinden hiç bahsetmezdi. Yalnız yaşıyordu. Ailesi memleketteydi. Evinde çok misafir ağırlardı. Ama hiç bekar evine benzemezdi evi. Ev hanımları bile onun eline su dökemezdi. Çok severdim onu. Benden dört yaş büyük olmasına rağmen bir abi gibi değil baba gibi severdim. Evine her gidişimde ise çok heyecanlanırdım. Hani bakanın evine misafir olsam çekinmem de onun evine her gidişimde elim ayağıma dolaşırdı. Nedenini hala bilmiyorum.
            Yağmur çok fena yağıyordu. Onun adetiydi yağmurlu havalarda arabaya atlayıp şehir dışına sürmek. Tesadüf işte! O gece beni de götürmüştü. Bir yarım saat hiç konuşmadan teypten dinlediğimiz türkü ve yağmurun sesiyle yol aldık.  Şehri yukarıdan gören tepeye çıktık. Koltuğu iyice geriye yaslayıp yağmuru ve şehrin ışıklarını izlemeye başladık. Sonra teypten  eşek sesini andıran, -rap diyemeyeceğim çünkü rap'e haksızlık olur- acayip acayip bağıran bir şarkıcı başladı anırmaya. Yani kimsenin sanatına laf söylemem ama hani şu sadece içtikleri esrarı, içkiyi anlatıp hayatın sillesini yediklerini söyleyip duran şarkıcıların küfürlü, rap'e benzer şarkıları var ya, onlardan biri çalmaya başladı. İçimden " Ambiyansın içine etti." dedim. Bir iki saniye bekledim ancak o şarkıyı bir türlü değiştirmedi. Chopin'in Vivaldi'in, Mozart'ın taş plaklarını arşiv yapan bir adamın böyle bir şarkıyı neden değiştirmediğini anlamadım. Herhalde benden bekliyor diye düşündüm. Elimi teybe uzatıp değiştirmek isterken elimi tuttu. "Sakıncası yoksa bunu dinleyebilir miyiz?" dedi. Öylesine şaşırmıştım ki hiçbir şey diyemedim. Canım ne var bunda demeyin sakın! Baklavanın üzerine nar ekşisi sıkmak gibi bir şey bu. Yahu adam anırıyor diyorum size! Yok kız vefasızmış da yok bulursa öldürecekmiş de yok esrarı ilaçmış da... Bu gibi bir sürü aptal söz. Gözleri yağmura daldı gitti. Bir şey diyemedim. Ben olan biteni anlamaya çalışırken torpido gözünü açtı ve içinden bir paket sigara çıkardı. Yemin ederim alacakaranlık kuşağında  gibi hissettim. Gözlerim fal taşı gibi açıldı. "Abi sen sigara mı içiyorsun?" diye sordum. Çakmağıyla sigarayı yakıp bir nefes aldı. Yan taraftaki camı hafifçe indirip dışarıya üfledi. "Ayda, yılda bir iki kere. Yalnızca yağmurlu havalarda." Öylesine şaşkındım ki o gece hiçbir şeyi anlamadım. En son deniz atının erkeğinin doğum yaptığını öğrendiğimde bu kadar şaşırmıştım. Tüm cesaretimi toplayıp "Ya abi sende bir şey var. Bu eşek anırmasını neden dinliyorsun, neden sigara içiyorsun? Bir sıkıntın mı var?" diye sordum. Bana baktı. Derin bir nefes çekti. "Bak kardeşim, bunu bugüne kadar kimseye anlatmadım." derken ben hemen dedim kendi kendime. Kimseye anlatmadı ama bana anlatacak. Çünkü beni sever. "Sana da anlatmam." demesin mi?  O kadar bozulmuştum ki ne yapacağımı şaşırdım. Hayır yani nedir bu gizem? Bir sevdiğin var belli ki. Söyle de kurtul di mi?  Onu tanımasam belki fazla umursamazdım ama bu oydu ya o. O herkesten farklı, iyi biri.İnsan bunu öğrenmeden nasıl durur yerinde. Tam yarım saat çene çaldım anlatsın diye. Ama anlatmadı. Yarım saat sonra yağmur şiddetini iyice arttırmışken sarı sokak lambalarının ışığında çok ağır ilerliyorduk. Göksel Baktagır'ın Masum Aşk'ı çalmaya başladı teypte. Arabayı durdurdu.Ben ona bakarken birden hızla açtı kapısını ve yolun ortasına doğru koştu. Yağmur o kadar şiddetliydi ki hemencecik sırılsıklam olmuştu. Ben ani bir refleksle peşinden koştum ancak ne yapmak istediğini anlamadım. Şehre iki üç kilometre uzaklıktaydık. Kimsecikler yoktu. Sokak lambasının ışığına dönüp var gücüyle bağırdı. O sesten anlaması zordu ama hemen arkasında duruyordum. Hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve bağıra bağıra şu sözleri söylüyordu.
Mapushane içinde üç ağaç incir
Elimde kelepçe boynumda zincir 
Zincir sallandıkça her yanım sancır
Yatarım yatarım gün belli değil
 
Mapushane içinde mermerden direk
Kimimiz on beşlik kimimiz kürek
İnsanın zulmüne dayanmaz yürek
Düştük bir ormana yol belli değil
 
Sonra diz üstü çöktü ve ağlamaya devam etti. Ben donmuş kalmıştım. Ne yapacağımı hiç bilmiyordum. Ne tuhaf bir geceydi! O aptal şarkı, sigara, bu anlamsız şiir ve tepki... "Yahu abi ne oldu sana da bunları yapıyorsun, ne attın içine de bu kadar acı veriyor sana?"  diyemedim. Demeyi çok istedim ama diyemedim. İliklerimize kadar ıslandıktan sonra eve gittik. Daha doğrusu beni eve bırakıp kendi evine gitti. Ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi geldi işe. Hiç konuşmadı. Ben de hiç sormadım. Merakımdan öldüm ama sormadım.Dört ay sonra ayrıldık. Farklı şehirlere savrulduk. Ve yıllar sonra gördüğüm en yakışıklı en efendi insanın neden hiçbir bayana yanaşmadığını ben bugün öğrendim. Her güzelin gönülde bir aslan yatar ya her yiğidin gönlünde de bir sultan yatarmış. O nasıl bir sultan ki otuz iki yaşındaki koca adamı sokak ortasında hıçkıra hıçkıra ağlatıyor? Beraber otururken radyoda ilk çalan şarkı bizim olsun demişsiniz. Ve o aptal şarkı çalmaya başlamış. Sizi bir gülme tutmuş ama sözünüzü bozmamışsınız. O aptal şarkı sizin şarkınız olmuş. Sonra Göksel Baktagır'ın Masum Aşk' ı çalmaya başlayınca bu da ikinci şarkınız olmuş. Kıza ne oldu, yolda okuduğun şiir ne anlama geliyor hala bilmiyorum. Merak ve üzüntü içimi kemiriyor ancak senin acın hiçbirine benzemiyor. Özlem hakikaten burnun kemiklerini sızlatıyormuş. O kadar kapalıydın ki senden geriye aptal bir şarkı ve önemini hala anlayamadığım bir şiir kaldı. Bu dünyada seni hıçkıra hıçkıra ağlatan şey her ne ise umarım ona kavuşursun.
Ölüm sana hiç yakışmadı ama yine de rahat uyu. 
 
             



Kerem TEĞİN



Yorumlar (1)
Ateş Bey 2.11.2018 02:02
Ağır geldi. Sen nasıl taşıdın bu yükü..


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6206
2 Firari Fırtına 4268
3 Mustafa Ermişcan 3486
4 Hasan Tabak 3351
5 Nermin Gömleksizoğlu 3045
6 Uğur Kesim 2937
7 Sibel Kaya 2770
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2604
9 Enes Evci 2472
10 E.J.D.E.R *tY 2227

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:3739 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com