Hikayeler

Yollar
Okunma: 34
Faruk koç - Mesaj Gönder


Gecenin siyah kanatları yavaş yavaş kaybolurken Osman
elindeki votka şişesini son damlasına kadar içiyordu.Üzerinde bir uyku hissi
giderek ağırlaşıyordu.Daha az önce Meltem ile konuşmuştu.Saçları düz ela gözlü
kız…
  Aniden bir uğultu
Osman’nın kulaklarını  sarıverdi.Ezan
sesleri minarelerden yankılanıyor Osman ise ayılıyor gibiydi.Hemen kaldığı beş
katlı yurdun odasından dışarı cıktı.Yangın merdivenlerinin olduğu bölüme
geçti.Sesler kulağında giderek ağırlaşıyor cebinde kalan son sigarasına
bakıyordu.Yurdun karşı binasındaysa genç bir bayan onu izliyordu.Uzun bir
süredir edep denen şeyden mahrum kalan Osman ezan sesiyle şereflenmiş gibi
ezanın bitmesini bekliyordu.
 Kısa bir süre sonra Osman
sigarasını yaktı ve sigarasını solurken gözleri karşı binaya dikiliyordu.Sanki
bir şeyler anlatmak istiyordu fakat sarsılan ruhu henüz sakinleşmemişti.Derin
derin düşünmeye başladı.Şimdi insanlar sırf inançları uğruna uyanıyor peki ya
ben ne yapıyorum?Kendine sorduğu bu soruyla yüzleşiyor bir yandan da sigarasını
rüzgarın azizliğine bırakmıştı.
 Osman olduğu yere
yıkılıverdi.Kendisiyle yüzleşme zamanı başlamıştı.Uzun bir yolculuktan dönmüş
gibi ruhunun ve kalbinin sesini karşılamaya başlamıştı.Karşı binadaki bayana
ise artık bakmıyordu.Bakışları yere saplanmış geçmişine gidiyordu.Önce
kendisinden nefret etti sonraysa umarsızlaştı.
  Hava ağır ağır
açıyor şimdiyse ne rüzgar esiyor ne kuş uçuyordu.Osman olduğu yerden kalktı ve
karşısındaki camda kan çanağı gözlerine baktı.Belliki hayat ona kendisiyle
yüzleşme fırsatı sunmuyordu.Karşı binadaki bayan ise odasına gitmişti.Osman da
ağır adımlarla odasına geçti.Odasında Alaaddin hariç diğer arkadaşları
uyuyordu.Osman usulca Alaaddin’in yanına oturuverdi.
   Alaaddin kendisine
marjinal bir müzik açmış müziğini dinlerken Osman’a bakarak:
-Dostum bence bu parçayı çalmalısın,dedi.Osman ise şuan
böyle bir şeyle ilgilenecek durumda değildi.İçinde açılmış puslu yolun gizemini
farkkettirmeden:
-Olur dostum sonra çalariz,dedi.Osman’ın umarsamaz tavrına
sinirlenen Alaaddin sesini yükselterek:
-İyi, hadi hayırlsı, dedi.Alaaddin’in sitemkar çıkışını
anlayışla karşılayan Osman kendi yatağına geçti.İçtiği votka yavaş yavaş
etkisini hissettiriyor,tüm sinirleri gevşiyordu.Biraz sonraysa uykuya
daliverdi.
  Osman  uyandığında güneş batmak üzereydi.Bedeninde
hafif bir ağırlık hissediyor seher vaktinde neler yaptığını hatırlamaya
çaşılıyordu.Hala içinde garip bir yol özlemi vardı.Bu konuyu kimseyle
konuşamıyor içten içe pişmanlık duyuyordu.Alaaddin’in sigara paketini aldı ve
odasından koridora çıkıverdi.Sigarasını içerken tekrar sinirleri gevşiyor ve
derin derin  kendi ölümünü düşünmeye
başladı.Böyle düşünmesinin tek sebebiyse yalnızlıktı.Çıktığı garip yolda garip
kalcaktı.Birgün yalnız ölecek,yalnzı dirilecek,yalnız hesap verecekti.Nice
aşıklar,dostlar,sevgililer bu tefekkürü ile yandılar,piştiler.
  Aradan yıllar
geçmişti dışarda yağmur kül rengi bulutlardan olabildiğince hızlı
boşalıyordu.Osman ise geceden kalma iş elbiseleriyle yatıyordu.Üzerindeki
elbisenin güzelliğine pek önem vermezdi.nasıl olsa birgün ölecektik,yanımızda
en fazla bir kefen götürektik zannına sahipti.Büyük velilerin birsinden
öğrenmişti:’’Ana rahminden geldik pazara bir kefen aldık döndük mezara.’’Bu söz
onu derinden etkilemişti.Oyüzden giyim kuşamına fazla özen göstermez fakat
cahillerin laf edecekleri kadar da tutarsız giyinmezdi.
    Sabahleyin abisi
kerem ile görüştü.Kerem devletin iş bulma kurumunda çalışıyordu.Osman ise
üniversite okumuş mimarlık fakültesinden mezundu.Bir zaman Osman iş bulmuş
fakat bulduğu işi beğenmemişti.Şimdiyse işsiz kalmış kendi dalından olmayan
geçici bir işte çalışma kararı vermişti.Osman sadece kaçırdığı fırsatlara
üzülüyordu fakat başka bir işte çalışma hakkında hüznü yoktu.Koca yıllar kendi
bölümünde okumuş emek sarfetmişti.Şimdiyse başka bir işte çalışmak ona ağır
gelmiyordu.Ona göre burası bir leş haneydi.Bu hanede kıymetli olan şeyse
gönüldü.En çok oranın temiz tutulması gerektiğini düşünürdü.Biz ise oraya
dünyayı yerleştirdik yani haktan gayri her şeyi.
   Dışarda yağmur
giderek şiddetleniyordu.Osman,Kerem’in düzenlediği işte çalışmak için aklından
planlar geçiriyordu.Herkes gibi paraya ihtiyacı vardı lakin çılgın bir hırsı
yoktu.Hayallerinin çoğunu para üzerine inşaa etmemişti.Ona göre yardım edilmesi
gerekilen insanlar ön plandaydı.Onların varlığı kendisi için bir nimetti.Bu
şuurla çalışmayı istiyor ,sebebler aleminde sebebin peşinde değil hikmetin
peşindeydi.
  İşe başlamak için
gerekli presedürleri anlatan hanımefendiyle görüştü ve anlaştı.Ertesi gün ise
yeni işine başlamıştı.Bu seferki işi unlu mamülleri bölümünde pastacılıkla
uğraşmaktı.Aylık fazla bir ücrette almıyordu.Pastaların yapıldığı bölümde dört
ustayla beraber çalışıyordu.Kendisiyse ustaların yanına yardımcı eleman olarak
alınmıştı.
    İşin ilk günü
hızlı başlamıştı.Tanıştığı ilk usta Adem ona neler yapması gerektiğini
gösteriyordu.Adem hızlı bir mizaca sahipti.Eline aldığı bıçakla eklerleri
hızlıca kesiyor,Osman’ın da böyle yapmasını istiyordu.Osman ilk başta biraz
zorlandı.Daha sonra yavaş yavaş elleri ekler bıçağının nasıl tutulması
gerektiğini iyice kavrıyordu.Birkaç gün sonraysa  eklerleri hızlaca kesiyor,kremasını
dolduruyor ve eklerlerin üzerini çikolatalı sosa bandırıyordu.Uzun bir süre günleri
bu işi yapmakla geçti.Ustalarla fazla konuşmuyordu.Yüreğinde taşıdığı hüzün tüm
bedenine egemen olurdu.Onu kendi haline bıraksalar hiçbir iş
yapmayacaktı.Universite yıllarında da böyleydi.Arkadaşlarının çoğu eğlence
peşindeydi.Onlar hüzünlarini eğlenceler peşinde saklayabiliyorlardı.Belkide
hüzünleri bedenlerinin her uzvuna hakim olmuyordu.Oysa Osman durağandı.Zaten
üniversite yıllarında samimi olduğu dostu Alaaddin de böyleydi.İki dost uzun
bir süre beraber güzel anılar geçirmişti.Alaaddin üniversiteyi bitirememiş
pişman bir şekilde memleketine dönmüştü.O zamandan bu yana bu iki dost fazla
görüşemedi.
  Çalıştığı iş
yerinde işlerin gidişatını günleri peşi sıra gelmesi gibi kavrayan Osman artık
ustalarıyla diyolağa başlamıştı.Ustalarında en çok Sami ustasıyla
konuşuyordu.Sami usta ona daha cana yakın  
geliyordu.Sıcak sıcağı nasıl çekerse Osman’ın yüreğide hüzünlü kişileri
kendisine doğru çekiyordu.Sami usta inançları uğruna çoğu şeyi yapmamanın
pişmanlığını yaşardı.Kendisi bilgin birisi olmasına rağmen kendisine laf
geçiremezdi.Birgün ustalar pasta yaparlarken radyoda ünlü bir sanatçının  güzel sesini dinliyorlardı.Sami usta Osman’a
bakarak :
-Ah bu sesi güzel adam Keşke kur’an okusaydı Osman, dedi.Osman
,Sami ustasına hak vererek:
-Evet, keşke usta,dedi.Osman,Sami ustasının bu manalı
sözleri karşısında tevazu elbisesine bürünüyordu.İnsanı insan yapan kalbi ve
diliymiş.Böyle öğrenmişti büyüklerinden.Şimdiyse Sami ustasını daha çok
seviyordu.Aslında hepimizin bir yanı eksiktir.Tamamlanmasını bekler.Bu kimisi
için bir sevgili yahut bir dost.Kimisi içinse başka bir alemdir.Herkesin bir
hayali vardır.Sürekli özlemini kurduğu.İşte Sami ustanınki de böyle bir şeydi.Dilinin
altında özlemleri gizliydi.Ustelik genç yaşta evlenmiş üzerine hayatın
sorumluluklarını almıştı.Bazı günler evinden yakınır bazı günlerse suskunluğa
gömülürdü.
  Osman zamanla Sami
ustasıyla daha fazla kaynaşmıştı.Diğer ustalarla fazla konuşmuyordu.Özellikle
Sercan ustasına çok acıyordu.Sercan usta tasavvufa karşı birisiydi.Belki bir
allah dostunun varlığına inanırdı fakat bu zamanda bir Allah dostunun olduğunun
ihtimaline inanmazdı.Sırf bu ümitsizliğine Osman çok üzülüyordu ama Osman’nın
elinden bir şeyde gelmiyordu.Sami ustaysa eski büyüklerin hallerinden bahseder
bazen saygıyla karışık iç çekerdi.Osman da anlatılanlardan çok
etkilenirdi.Hergün biraz daha birşeyler öğrenmek istiyordu.Hayatttan daha
öğrenecek çok şeyi vardı.Aslında beşikten mezara ilim ile emrolunmuştuk fakat her
zaman bir bahanemiz olmuştur.Öğrenmeyi ikinci plana atmışızdır.Osman’ınsa
kendisinie göre öğrenecek çok şeyi vardı.Hayat bir imtihandı.Öğrenmek ise onun
yol göstericisi….
  Yaklaşık altı ay
sonra Osman pastacılık işini de bıraktı.Bu sefer bir sınava
hazırlanıyordu.Devlet dairesinde çalışmak istiyordu.Bu amaçla sınav başvurusunu
yapmıştı.Hergün evinde sınava hazırlık yapardı.Sınav günüyse ailesi ile
birlikte sınav salonuna gitmiş ve sınavı atlatmıştı.Bundan sonraysa bir zaman
beklemek gerekiyordu.Osman ise boş zaman geçirmemek için başka bir işte
çalışmaya karar verdi.
    Bir üniversitenin
bünyesinde temizlikçi olarak çalışmaya karar vermişti.Başvuru yapmak için
gittiği yerde Mehmet Beyle tanışmıştı.Kendi durumundan biraz bahseden Osman,sırası
nerden mezun olduğunu söylemeye gelince Mehmet Bey duyduklarına çok şaşirdı ve
Osman’a kendi üniversiteleri bünyesinde mühendis olarak çalıştırmaya karar
verdi.Osman hayatın karşısına böyle bir fırsat çıkarmasına çok
seviniyordu.Zamanla yeni işine alışmıştı.Arkadaşlıklar kurmuştu fakat dostu
Alaaddin’le uzun süre görüşmemenin yaratttığı özlemi gidermek istiyordu.
   Birgün Alaaddin’i
aradığında müsait olmadığını öğrenmişti.Sonra görüşeceklerdi fakat Alaaddin
geri dönüş yapmamıştı.Bu durum Osman’ı çok üzüyordu.İçindeki özlemi dile
getirmek isteyen Osman lise arkadaşı Emrah görüştü ve Emrah’ın gitarını
alıverdi.Yıllar önce Alaaddin’in kendisine dinletiği marjinal parçayı çalmaya
başladı.Parça eskilerden rock bir parçaydı.Parçaya da biraz kendi yorumunu ve
sözlerini katan Osman parçaya yeni bir düzen katmıştı.Kısa bir süre sonraysa parçayı
Alaaddin’le paylaşmıştı.Osman biliyordu ki Alaaddin kendisine geri dönüş
yapmayacaktı.Hayat insanı değişiriyordu.Belki de Alaaddin artık Osman’ın
samimiyetine güvenmiyordu.En son ayrıldıklarında Alaaddin kendisini anlamayan
bir dost gibi uğurlanmıştı.Çünkü Osman artık inançları uğruna bazı şeylerden
vazgeçmişti.Alaaddin ise henüz böyle bir şeye hazır değildi.Belli ki artık
anlaşamıyorlardı.Baştan yollar ayrılmıştı.Şimdiyse bir geri dönüş olsa bile
yollar farklıydı.
 Farklı bir yol
aramak isteyen Osman gece yarısı evden cıktı.Giderek bir yalnızlık cukruna
yuvarlanıyordu.Ne konustğu arkadaşlardan bir tat alıyor ne çalıştığı isten.bir
parkta gece yarısı ay ışığında bir yerde oturuverdi.hayatından yine bir kesiti
sorgulamaya başladı.Bu sefer Meltem’i düşünüyordu.Bir zamanlar onunla hoş
vakitler geçiriyordu.Şimdiyse o evlenmişti.Herkes sarsılan ruhunu hayatın
perdeleriyle örtmeye çalışıyor gibiydi.Zaman gittikçe ilerliyor ay giderek
yükseliyordu.Bir zamanlar ay yüzlüm demişti.Artık Melteme dönüp bakmak istemedi.Kendisi
rastgele defolup gitmek istiyordu ama mecali yoktu.Gece yarısı olduğu yere
sızıverdi.
Sabah olduğunda ezan sesleriyle uyandı.Gece yaşadığı
içindeki  savaş henüz bitmemişti.Emrah’ı
aradı gitarını alıverdi.İçinden bir parça çaldı.Bunu sırf Meltem için yapmıştı.Onunla
paylaşmak istiyordu fakat bazı şeyler artık geç kalmıştı.İçinde bir pişmakla
Emrah’ın yanına gitti.Çaldığı parçanın kim için olduğunu söyleyince Emrah:
-Dostum sen bu sevgiyi gönlünden atalı yıllar oldu
sanıyordum şimdiyse tekrara onu severken görüyorum!dedi.Emrah,Osmandaki bu
çelişkiye başta bir anlam veremedi ama merakla onu dinlemeye başladı.Osman:
-Yanlış görmüyorsun dostum,geçmişten yarım kalan bir
şeydi.belkide bu sevginin tek sebebi sevginin yarım kalmasaydı.dedi.Emrah bu
sefer onu  kendisiyle baş başa bırakmak
ister gibi:
-Madem geçmişten yarım kalan bir duygun var bunu artık
bitirmelisin dedi.Osman :
-Haklısın dedi.Emrah:
-Baksana ne anlatacağım iyi dinle!dedi.Osman once şaşırdı
sonra heycanla dinlemek ister gibi:
-Peki dinliyorum dostum,dedi.
Emrah:
-Dostum aslında geçmiş bir
döngüdür.Orada mühim olan ibret almaktır.İbret alki burada hayırlı bir iş
yapasın!dedi.
 
Osman biraz zaman geçtikten sonra yarım kalan sevgisindeki ibretlik
alabileceği şeyleri düşünmeye başladı. Aklına çektiği acıdan başka bir şey
gelmiyordu.Biraz daha çektiği acılar üzerine yoğunşlaştı.Bu sefer karşısında
farklı birçok duygu buldu.neler yoktu ki:yalnız kalmak korkusu,kıskançlık,sevgisine
karşılık görememek…O düşünürken Emrah dostunu anlar gibiydi.Birşeyler demek
istiyordu fakat onun konuşmasını daha uygun görüyordu.Osman gülerek:
-Bunun hayırlısı benim
evlenmemmiş diyiverdi.İki dost birden kahkahalara boğuluverdi.Aslında Osman’ın
durumu yasak bir sevgiden ibaretti.Koruluğa çekilmiş yasaklı bir bölgeye
girmemesi gerekiyordu fakat farkında değildi.Sonucuysa biraz trajik olmuştu.

Ertesi gün iş başı yapan Osman biraz daha kendine güveniyordu.Kenti
sabah güzel bir hava sarmıştı.Doğan güneş karşısında insanlar askerler
gibi  koşuşturuyordu.Belli ki hava öğlene
doğru ısınacaktı.Kuşlar sabahleyin aç uyanmış tok olma derdine
düşmüşlerdi.Osmansa yeni gününde sıradan elbiseleri giyinmişti.onun için
bugünde bir cihat günüydü.Öyle ya ölüm bize bir bahaneyle yaklaşabilirdi.Bazen
de başkalarına tebessüm edebilirdi.Zaten bu insanlar,ağaçlar ,taşlar  hep bir hakkın yansıması değil mi?her biri bir
ayna vazifesi görmüyor mu?Ölüm de hakkın diriltmekte.
 
Hak uğruna yeni bir güne başlanmalıydı.Osman da bu şuurla iş yerine
gidiyordu.Cihat sahasında yaralılar,kaçanlar olacaktı ama mertçesine
çarpışanlarda.Osman metçesine çarpışmak istiyordu.Gücünün yettiği kadarıyla.her
zaman ki gibi arkadaşlarıyla fazla konuşmuyordu.Yapacak bir iş arıyordu fakat
fazla bir iş yoktu.Boş zamanları çok oluyordu.Doğal olarak kendisiyle
fazlasıyla yüzleşiyordu.

Tıpkı bir asker gibi günleri geçiriyordu.Zaten günler,geceler,ay,güneş
bir emir altında değilmiydi.Osman’ın da aldığı emirler sorumlulukları
vardı.Bazen sorumluluklarını yerine getirmediğinde bir ceza korkusuyla yaşar
bazen de huzur içinde.Artık derdini kimseye açmak istemiyordu.Çünkü derdini
dostuna anlatsa üzülürdü.Onu sevmeyenler anlatsa sevinirlerdi.Beni en iyi
yaratan bilir şuuruyla yaşıyordu.Uzun bir süre böyle çalıştı.Ta ki  bir gün Gül’le karşılana kadar…
 
Osman bir gün işten erken çıkması gerekiyordu.İş çıkışındaysa iki imza
atılıyordu.Oysa o ilk imzasını atmıştı.Geriye bir imzası kalmıştı.İmzayı atmak
için odaya girdiğinde karşısındaki gül hanıma gülümseyerek:
-Bugünkü ilk   imzamı erken attım şimdi ki imzamı atıp çıkmak
istiyorum.dedi.Gül hanım Osman’ın gülüşüne şaşırmış ve:
-Peki niye gülüyorsun?
Dedi.Gül,Osman’ın kendisini kandırdığını düşünerek:
-Adın ne senin? Dedi.Osman,sadece
tebessüm etmek istemişti.Böyle bir durumla karşılaşınca :
-Sözlerime bak,gülüşümü boşver
dedi.
Ne çare ki gül hanım ikna
olmamıştı.Bu sefer bilgi almak için gerekli yerleri aramış fakat yine ikna
olmamıştı.Gül,Osman’a gözlerini dikerek :
-Ya beni
kandırıyorsan,dedi.Osman,Gül’ü ikna edemeyeceğini anlayınca odadan çıktı.Onu
kendi haline bıraktı.
Ertesi gün Osman,Gül’le
karşılaşıyor anlamlı bazen de anlamsız
bakışıyorlardı.Çalıştıkları işyerinin mutfağında büyük bir ses
kirliliğinin içinde sohbete başlamışlardı.Gül okuduğu bölümden iş bulmadığını
yakınıyor diğer iş arkadaşlarıysa neşeli bir şekilde kahvaltı yapıyorlardı.o
kadar neşeli olacaklardı ki artık Osman’ı Gül’e yakıştırarak imalı bakışlarda
bulunuyorlardı.Osmansa kendisinde bir güvensizlik hissediyor ve bir köşeye
çekilip oturmaya başladı.Elini çenesine götürüyor o ses kirlliğinin içinde
düşünmeye çalışıyordu.ne yazık ki düşüncelerini toplayamıyor o kirliliğin
içinden kaybolup gitmek istiyordu.
             Kısa bir
süre sonra sessizlik dindi ve o yalnızlığın hırçın türküsünü dinlemeye başladı.Öyle
bir türkü olacaktı ki tüm gece boyunca sürdü.Seher vaktine yakın dışarda bir
sigara yaktı.Kentte yıldızlar gökyüzünde az seçiliyordu ancak birkaç büyük
yıldız hariç.Peki neydi kendisini küfür gibi huzursuz eden şey?Tüm günün bu
sorunun cevabını aramakla geçti.
    Zaman geçtikçe
özlemi artıyordu.Artık kendisinden kaçmaya başlamaya karar verdi.Sabahleyin
erkenden eski çalıştığı pastane bölümüne gitti.Arkadaşlarıyla özlem
gideriyordu.Öyle bir giderecekti ki artık terlemeye başlıyordu.Pastanedeki
ustalar her zaman ki gibi işlerini yapıyorlardı fakat paralarını
alamadıklarından yakınıyorlardı.Ülkede ekonomi bozuktu.Herkes suçu birine
yıkmak isterken nedense kendimize dönüp bakmayız.Eğer biz düzgün olsaydık
başlarımızdakiler de düzgün olurlardı.Osman bunun farkında olarak fazla konuşmuyordu.Ustaları
dinliyordu.Sami ustası yine bıraktığı gibiydi.Kendisine Gül’den bahsetmek
istiyordu fakat bir türlü içinde ki garip özlemi dile getiremiyordu.Geceleri
yatamadığı için ustalarına dönerek:
-Geceleri beni için dua etmelisiniz ,dedi.Ustaları  sebebini merak edince Osman cavap
vermedi.Sami ustası ona dönerek :
-Osman sakın dürüstlükten vazgeçme,dedi.Sanki onu anlıyor
gibiydi.Osman usulca başını salladı.Daha fazla ustlarının yanında kalamazdı.İçindeki
sesi bir türlü susturamıyor onu dindirmek için başka bir adrese yöneldi.Busefer
eski ilkokul arkadaşını ziyarete gittti.Yıllardır onu görmüyordu.Evlerine
vardığında eli boş gitmenin pişmanlığını yaşıyordu.artık çok geçti.Kapıyı
çaldığında karşısında onu görmedi.Kardeşiyle karşılaşmıştı.Kardeşi kısa bir
süre Osman’ı seyretti. Onu en sonunda gözlerinden olacaktı ki tanıdı.İlkokul
arkadaşının kardeşinde bir tebessüm belirdi:
-hoş geldin abi.dedi.Osman’ı içeriye davet etti.Az sonrada
ilkokul arkadaşı Ufkun ile karşılaştı.Osman,Ufkun’a bakarak :
-Kardeşlerin değişmiş bir tek sen
değişmemişsin,dedi.Ufkun’un yüzünü gülücükler sarmıştı.Çok seviniyordu.Hemen
Osman’ı evin baş köşesine oturttu.Osman aradan yılların getirdiği boşluktan
utanarak Ufkun’a bakamıyordu.Ufkun:
-Ula neyin var senin?Biraz rahat ol,dedi.Bu sefer Osman
gülmeye başladı ve gözlerini ufkundan kaçırarak :
-Yok bir şey,dedi.Aradan yıllar geçmişti fakat dostluktan
değişen bir şey yok gibiydi.Ne de olsa kişi sevdiğiyle beraber
değilmiydi.ırakta ve yakında olmuş ne fark eder.İki dostun aralarında manevi
bir sevgi bağı vardı.Osman,Ufkun’nun neşeli olduğunu görünce onun kardeşleriyle
ilgilenmeye başladı.En küçük kardeşleri Bekir çok değişmişti.Ufkun ve ailesi
Bekir’den yakınınca Osman dikkatini onun
üzerine yoğunlaştırdı.Halini hatrını sordu.Biraz da eski günlerden
bahsetti.Kısa süre sonra Bekir dışarıya çıktı.Evdeki herkes-Osman
hariç-telaşlanmaya başladı.Osman sebebini Ufkun’a sormak ister gibi
baktı.Ufkunsa cevap vermedi.İki dost evden dışarı çıktıklarında Osman:
-Bekir’in nesi var?dedi.Ufkun:
-Ula ne olacak;ailesine eziyet ediyor.dedi.Meraklanan Osman:
-Nasıl yani?dedi.Ufkun ivedi bir şekilde Bekir’deki tüm
kirli halleri sayınca Osman durgunlaştı.Bekir daha küçüktü fakat
nişanlanmıştı.Yaptığı kirli işlerin güzellikle ailesi örtmeye çalışıyordu fakat
kolay olmuyordu.Bekir  sağlam bir inancı
olmasına rağmen kendisine laf geçiremiyordu.Uyuşturucuya bulaşmıştı.Bir türlü
bırakamıyordu.Ailesini hem madi hem manevi çok zorluyordu.Bu durumdan artık
usanmış olan Ufkun’a ,Osman bir sigara uzatıp verdi.Ufkun yine eskisi gibi
sigarayı ivedi bir şekilde içerek bitirdi.İki dost kısa ama öz konuşarak
dışardaki yolculuğu bitirdiklerinde Osman,Ufkun’a bir sigara daha uzattı ama
Ufkun almadı ve gülerek:
-Ula babam seni böyle bir görse varya…dedi.iki dost yine
gülümsemeye başladı.
Osman evine vardığında artık sadece kendisi için geceleri
dua atmeyecekti.Bunun hüznüyle içinde bulunduğu çıkılmaz durumu aşmaya
çalışıyordu.Bir şair “İnsafımız, irademiz, namahremden ırak duruşumuz, Allah
korkumuz, adaletimiz, şefkatimiz… sayısız, saymakla bitmez ve
şecaatımız.”bunlar aslanlarımız diyordu.Cokta haklıydı.Osman,Gül ile
ilgilendiğinden beri bir aslanını kaybetmişti.Kendisiyle yüzleşmekten
korkuyordu.Belki de Gül için bir ayna gibiydi;kendisine bakıldığında onu
anlatan,onu yaşayan biri.
   Osman kendisiyle
barışalı dostlarının derdine düşüverdi.Kendisini Gül’den sonra en çok Bekir
düşündürüyordu.İnsan iradesi ne kadar da zayıftır şehvetler karşısında.Peki bu
iradeyi şehvetlere karşı ne güçlendirirdi?Bunu insanı ele almakla başladı
Osman.Aklı asrı saadete gitmişti.Kendi kız çocuğunu diri diri gömen adamlar
O’nu görünce karıncayı bile incitmezlerdi.Evet O Nebiyi görenler hertürlü
günahtan hicret ederlerdi.Onu öldürmek için gelen kara ruhlu O’nun sohbetine
nail olunca hür bir ankla kuşu kesiliverirdi.Aşk diyarında manen dolaşırdı.Bunun
sırrı yaratılıştan geliyordu.Nurlar aleminde doğan güneş ruhlar alemine
yansımış tüm karanlıkları aydınlığa çevirilmiş,insan onuru ayaklar altından  kaldırılmış.
  Bekir’in tövbe
suyundan kana kana içmesi gerekiyordu.Belki de bir dostun nazarları altında
büyümeliydi.Kim bilir hayat ne sunardı.
 Çok geçmedi
yalnızlık Osman’ı büyütüyordu.Yine çok geçmeden çürütüyordu.O da iradesini
güçlendirmeliydi fakat kendisine laf geçiremiyordu.



Faruk koç



Yorumlar (2)
Ateş Bey 5.11.2018 02:26
Hikaye tek kalem için biraz uzunmuş şimdilik yarısını okuyabildim saat biraz geç devamını okuyacağım lakin ivedilikle belirtmek istediğim birkaç nokta mevcut. Fiili niteleyen kelimelere biraz fazla yükleniyorsun, misal "Daha sonra yavaş yavaş elleri ekler bıçağının nasıl tutulması gerektiğini iyice kavrıyordu." Nasıl kavrıyor? Yavaş yavaş. Nasıl kavrıyor? İyice. Bunlardan birinin atılması cümleyi daha temiz bir hale büründürür. Bir diğer konu -iverdi -everdi gibi ivedilik belirten ekleri yanlış veya gereksiz yere kullanıyor olman. Örnek "Osman usulca Alaaddin’in yanına oturuverdi." oturuvermek çabucak yapılacak bir eylem, bu fiili usulca(yavaş ve sakin bir şekilde anlamında) kelimesi nitelemek yanlış olur. Doğrusu "Osman usulca Alaaddin’in yanına oturdu." olmalıdır. Bunlar dışında hikaye üçüncü şahsın gözünden anlatılıyor ama ara ara bu duruma uygun yüklem ekleri yanlış kullanılmış durumda. Bu da akıcılığı bozuyor maalesef. Fakat şimdilik güzel giden bir hikaye, devamını okuduğumda bir daha eklerim. Yazmaya devam..

Faruk koç 5.11.2018 09:50
eyvallah kardeşim,yorumlarını beklerim:)


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6206
2 Firari Fırtına 4268
3 Mustafa Ermişcan 3486
4 Hasan Tabak 3351
5 Nermin Gömleksizoğlu 3045
6 Uğur Kesim 2937
7 Sibel Kaya 2770
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2604
9 Enes Evci 2472
10 E.J.D.E.R *tY 2227

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:89 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com