Denemeler

Son Saatler Bölüm 18 / Cesur ve Güzel 8 - Seçilmişler 3 -
Okunma: 41
Huseyin CAN - Mesaj Gönder


Asame sağ elini kalbinin üstüne doğru koydu ve başını eğerek selam verdi;
– Hoş geldiniz sefa getirdiniz.. Buyurun benim çadırıma geçelim.
 Cemil araya girdi;
– Asame dostum 3 gündür yıkanmıyorum. Üstüm başım at pisliği. Ben bir temizlensem ?
– Ne demek Cemil, bizim için at boklarının içinde kaldın.
 
Cemil yavaş yavaş oradan uzaklaşırken Asame diğer ikisine yolu gösterdi;
– Buyurun böyle gidelim.. Siz gazeteciydiniz değil mi ?
İkisi birden;
– Evet, gazeteciyiz..
– Peki Cemil’i nereden tanıyorsunuz ?
Merve soruya cevap verdi ;
– Ben şahsen Cemil’i tanımıyorum. Diğer arkadaşımsa onunla daha önce aynı evde kalmışlar bir süre.
– Ben ondan bahsetmiyorum, buraya gelmeniz için Mednan beyin ricası vardı. Size Cemil’i gönderdi yardımcı olması için.
– Yani ? Anlayamadım ne demek istediğinizi ?
– Demek istediğim bayan, benimle röportajı aslında Mednan bey ayarlattı. Peki siz Mednan beyi nereden tanıyorsunuz ???
– Mednan bey çalıştığım haber ajansının ortaklarındandır. Sadece bize bu haberin yapılacağı ve görevlendirildiğimiz söylendi.
– Ve siz böyle tehlikeli bir yere gelecektiniz ama hiç itiraz etmediniz. Pek bir cesurmuşsunuz.
– Bizim için bir fırsattı, değerlendirmek istedik.Dünyanın en tehlikeli bölgesinde Ruslara kafa tutan, onları korkutan bir mücahidle röportaj yapmak büyük bir iş…
– Hmm, rusları korkutan mücahid… Sevdim bunu.
 
Bu konuşma esnasında Asame ve ikisi bir çadırın önüne geldiler. Asame eliyle Serdar ve Merve’ye ” içeri buyrun ” işareti yaptı. Çadıra girdiler. Çadırın içinde iki tane ak-47, bir piknik tüpü üstünde kaynayan çay demliği ve yere serilmiş bir halı vardı. Asame dışarı çıktı, on saniye sürmeden üç tane bardakla döndü elinde. Demlikteki çayı bardaklara doldurdu ve ikisine ikram etti. Kendisi de elindeki çay bardağıyla yere oturdu ve konuşmaya başladı ;
– Evet, şimdi hanginiz bana soruları soracak ?
Serdar cebinden bir not defteri çıkardı, sayfaları çeviriyormuş gibi yaptı. Bir kalem aldı eline ve ilk soruyu sordu;
– Neden Afganistan’a geldiniz ? Aileniz Büyük Kral Emirliği’nde çok varlıklı ve önemli bir figür. Aldığımız duyumlara göre siz Afganistan’da savaş patlak verince bütün işinizi gücünüzü bırakıp, hatta kaçarak, buraya geldiniz. Neden peki ?
– Evet doğrudur, ailem çok zengin ve önemli bir aile. Fakat beni onlardan ayıran şey;  Din kardeşlerim burada katledilirken zulüm görürken kendi ülkemde rahat rahat yaşayamazdım. En azından beni böyle yetiştirmediler.  Aslında ailem ne bana ne de yaptıklarıma karşı değil ama içinde bulundukları iş ilişkilerinden dolayı geri plandalar. Zaten Kral Emiri’mizde bize destek veriyor. Dolaylı yoldan da olsa yaptıklarımızı onayladığını ve destek olduğunu biliyorum. Kendilerinden Allah razı olsun.
– Ailenizin iş ilişkileri derken ? Bu yaptıklarınızla adınızı duymayan kalmadı neredeyse, ailenize zarar verdiğinizi düşünmüyor musunuz hiç ?
– Benim ailem dünyanın en büyük petrol şirketlerinin birinin ortağı. Ayrıca Kral Emiri’mizle de iyi ilişkileri var. Şöyle düşünün ; Dünyada enerji ihtiyacı var ve bu enerjinin çoğu benim ülkemden çıkıyor. Sence aileme zarar gelir mi ? Bugün petrol en büyük güç. Ayrıca dünyanın en büyük silah sanayicisi olan Mednan Bıçakcı’nın da ortakları. Sence onlara mı zarar gelme ihtimali yüksek yoksa bu bataklıkta bana mı ?
– Anladım… Peki ailenizin bu ilişkilerini hiç kullandınız mı ?
– Kullanmadım dersem yalan söylerim.
– Anlatabilir misiniz biraz ?
– Şu anda olmaz.
– Tamam, diğer soruma geçelim o zaman.
– General Zakarov’u siz mi öldürdünüz ?
– Ah evet General Zakaroovv… Aslında ben değil de biz öldürdük diyebilirim… Yani biz mücahidler…
– O geceyi anlatabilir misiniz biraz ?
– Anlatacak birşey yok. Gece bir konvoya saldırı düzenledik, ” Şans !!! ” eseri o da oradaydı. Yapılması gerekeni yaptık.
– Şans derken üstüne bastınız biraz.
– Bir posta güvercini şans eseri bizim kampımıza kondu.
– Talih kuşu yani ?
– Evet öyle diyebiliriz.
– Asame bin Maden, buraya gelmeden önce hiç eğitim aldınız mı ?
– Hayır, bildiğim her şeyi burada öğrendim.
– Sizi kim eğitti peki ?
– Bunları sonra öğreneceksin zaten.
– Sonra derken anlayamadım ?
 
O anda Cemil içeri girdi;
– Ooo, beyler başlamışsınız bile.
Asame cevap verdi;
– Bekletmek istemedim, hem çay da demlenmişti, uzun yoldan geldiler biraz soluklansınlar istedim.
Serdar araya girdi;
– Hadi devam edelim.
 
Bu esnada Merve çadırdan içeri giren Cemil’i süzüyordu. Biraz önceki çirkin adam gitmiş, yerine hafif kır saçlı, uzun boylu yapılı bir adam gelmişti. Cemil’in saçları hafiften uzundu, kulaklarının altına kadar geliyordu. Kirli sakallarında hafif beyazlıklar vardı, keskin yüz hatları ona ciddi bir görünüm veriyordu. Birkaç saniye kadar Cemil’e bakakaldı ama Cemil’in bunu fark etmesiyle gözlerini Asame’ye çevirdi. Serdar tekrardan röportaja başladı;
– Eğitim derken, iki sorum olacak. Birincisi ; Cemil’le nereden tanışıyorsunuz ? Ve ikincisi de Cemil’i siz mi eğittiniz buralarda yaşayabilmesi için ?
Asame ve Cemil gözgöze geldiler, Asame cevap verdi;
– Cemil’le tanışmamız 4 sene öncesine gider, uzun ve karmaşık bir hikaye bu. Ama kısaca diyebilirim ki Mednan beyin sayesinde oldu. İyi ki de olmuş.
– Neden iyi olmuş ?
– Yeni tanıştığım biri tarafından hayatım kurtarıldı.
– Cemil sizin hayatınızı kurtardı demek.
– Sadece benim değil, direnişin diğer önemli lideri Şah Esud’u da kurtardı aynı gece.
– Enteresan… Peki ikinci soruma cevap alabilir miyim ?
– Neydi ikinci sorunuz… Hayır, Cemil’i ben eğitmedim, buraya geldiğinde zaten eğitimini tamamlamıştı.
– Efendim okul eğtimi değil kastım, diğer eğitim.
– Ben de onu diyorum ya ! Aslında biraz o bizi eğitti diyebiliriz…
Cemil araya girdi;
– Yüzbaşı’yı unutma Asame…
Asame konuşmaya devam etti;
– Ha evet… Bir de yüzbaşı var. ” Çakal “…
– ” Çakal ” derken ?
Cemil tekrar araya girdi. Saatine bakarak;
– Birazdan burada olur ” Çakal ” ve sürüsü. O zaman anlarsın.
Serdar Merve’ye döndü;
– Konuşulanları sen de not alıyorsun değil mi ?
Merve o esnada yine Cemil’e bakıyordu. Serdar’ın seslenmesiyle elindeki kalemi düşürdü;
– Ha ? evet alıyorum merak etme.
 
Serdar Merve’nin nereye baktığını görmek için başını çevirdi. Karşısında Cemil’i Merve’ye bakarken yakaladı. Biraz gerildi, kaşları hafiften çatıldı. Biraz sert bir ses tonuyla sormaya devam etti
– Anlatır mısın Cemil, sen neden buraya geldin ?
– Konu ben değilim sanyordum.
– Evet konumuz Asame ve direniş ama sen de bu direnişin bir parçasısın anladığım kadarıyla. Hem biz eski arkadaşız, bana yardımcı olmayacak mısın ?
– Sen sorman gerekenleri Asame’ye sor, daha sonra zaten konuşacağız.
– Anladım, herşeyi sonraya bırakıyorsunuz.. Herneyse, Asame bin Maden, siz efendim hiç esir düştünüz mü ?
– Evet bir kere düştüm ama uzun sürmedi. Mücahidler bizi kurtardılar sağolsunlar.
– Peki Asame bin Maden… Şimdi esas soruyu sorayım; Bu silahları ve lojistiği sağlayacak gücü nereden buluyorsunuz ? Yani parayı…
Asame ve Cemil birbirlerine baktılar. Asame’nin yüz ifadesi ve ses tonu sertleşti;
– Seni neden ilgilendirsin ki bu konu ? Bu bilgileri söylemeyeceğimi sen de biliyorsun, aslında tavsiyemi dinlersen bu soruları hiçbir zaman hiçbir yerde sorma. Benim yanımdasın, daha doğrusu Cemil sizi getirdiği için ve Mednan beyin ricası üzerine buradasın. Yoksa şimdiye çoktan ölmüştün…
– Merak etmeyin ben kendimi korurum. Esas bu soru için geldik buralara… Bence Mednan beyin bir alakası var bu işle. Hem de iki taraflı !!!
– Ne demek istiyorsun sen !! İki taraflı ne demek !!!
– Bence Mednan Bıçakcı iki taraflı oynayan bir kapitalist. Anlamadığım tek nokta şu; İki tarafa da silah sağlayan bu adam size niye para versin ?
Asame’nin sesi daha şiddetli çıktı;
– Ne diyorsun sen !!! Hem sana ne bundan kimden nereden ne aldığımız ? Belki ailem belki vatanımdaki din kardeşlerimiz veriyor, sanane bundan !!
– O kadarını biliyoruz zaten, kendi ailenin ve devletinin verdiği gayri resmi destek var… Ama Mednan Bıçakcı bunun neresinde tam oturtamadım…
– Siz Mednan beyin ortağı olduğu bir ajanstan geldiğinizi söylüyorsunuz ama ne yapmaya çalışıyorsunuz ? İnsan ekmek yediği kaba pisler mi hiç !!! Mednan beyin size böyle sorular sormanızı söylediğini hiç tahmin etmiyorum !!!
– Ben gazeteciyim, banane mednandan !!! Ben gerçeğin peşindeyim !!!
– Bu arayış seni öldürtecek birazdan !!! Fazla şey biliyor gibisin !!!
 
Asame bin Maden belindeki tabancasını çıkartıp Serdar’ın yüzüne doğrulttu. Serdar bir anlık refleksle Asame’yi bileğinden tutup elini ters çevirdi ve tabancasını aldı. Çadırdaki herkes ayağa kalktı. Bağrışmaları duyan çevredeki mücahidler çadırın önüne doluştular. Çadırın girişine üç gerilla geldi, ellerindeki ak-47’leri Asame’nin yanındakilere doğrulttular. O esnada Cemil bağırdı;
– Durun durun !!! Herkes sakin olsun, bir yanlış anlaşılma var… Asame adamlarına söyle uzaklaşsınlar. Serdar sen de elindekini bırak… Artık yeter, ikiniz de dengesizsiniz bu konuşma biraz daha ileri giderse birbirinizi vuracaksınız.
Asame Cemil’e döndü;
– Cemil duymuyor musun neler söylüyor !!! Bence bunlar ajan, yok edelim ikisini de !!!
– Asame ben sana hiç yanlış yapar mıyım ? Bana güvenmiyor musun ?
– Sana güveniyorum da, bu adam bana hiç gazeteci gibi gelmedi zaten !!!
– Aslında değil… Evet haklısın o bir ajan, yanındaki de.
– Nasıl yani ?
 
O esnada çadırın dışından biri konuştu;
– Daha birbirinizi vuramadınız mı dostum ?
Cemil’den cevap geldi;
– Hayır sizi bekliyorduk. Siz ne yaptınız, kendinizi öldürtemediniz mi ?
– Yok başaramadık bu sefer de. Ama Tanrı’nın yanına birkaç tane rus gönderdik..
 
İki üç saniye kadar sonra içeri Serdar ve Merve’nin yolda karşılaştığı rus giyinimli Yüzbaşı James girdi. Cebinden bir puro çıkardı ve ateşledi. Derin bir nefes çektikten sonra bir iki saniye etrafını süzdü. Herkes gergin görünüyordu, gerginliği bozmak için konuşmaya başladı;
– Beyler bu puro da güzelmiş gerçekten. Afgan tütünü içmekten beynim yanmıştı. Asame bence sen de bir daha afgan tütünü içme, bak sonra şimdiki gibi gergin oluyorsun.
– Siz Amerikalılar…
– Ben artık Amerikalı değilim dostum, dünyalıyım sadece, biliyorsun bunu.
– Bana göre hala daha Amerikalısın.
– Bana göre sen de pis bir çöl bedevisisin !!!
– Seni pislik adam !!!
 
Asame James’e bir yumruk salladı ama James atikliği sayesinde yumruktan kaçtı. Cemil araya girdi;
– Hadi artık beyler sakin olun. James ekibi çağır istersen, ” Özel Röportajımız ” var.
– Bu kıç kadar çadırın içine sığamayız ama.
Asame tekrar atıldı;
– Boklarla dolu hücrede ben uyumadım ama.
– Orası sensizse buradan daha iyidir arap uşağı.
– James bir gün gerçekten seni patlatacağım, yemin ederim…
– Yaşarsan yaparsın hhahaa !!!
Cemil tekrar araya girdi;
– Tamam yeter artık. Asame karargaha geçsek iyi olur. Uzun bir konuşma olacak çünkü.
– Bu getirdiklerin gelecek mi peki ?
– Zaten esas konumuz bu. Ekibe katılacaklar galiba.
– Galiba derken ?
–  ” Dayım ve Bilgeler “in isteği. Ama durumu değerlendirmemiz lazım. Belki bir tanesi gelir.
–  Dayın ve ihtiyarlarının isteği demek. Öyle olsun ama bak ben bu adamı hiç sevmedim. Sanki biraz, ne bileyim, ukala !!!
 
Serdar Asame’yle göz göze geldiler ama birşey demedi. Bu esnada Jack ağzında purosu çadırın içindekileri izlemekteydi. Merve bütün olan biten boyunca Cemil’e bakıyordu ve James bunu fark etti. James Cemil’in kulağına eğilerek;
– Dostum galiba daha büyük bir problem çıkacak. Eğer seni tanıyorsam kesin çıkacak.
– Noldu James, bir problem yok. Sadece psikoljik bir gerginlik var o da geçecek birazdan herşeyi açıklayınca.
– Dostum bence fazlası olacak, hissediyorum. Ve ben ne zaman birşey hissetsem kötü oluyor…
– Yaa yine başladın 6. his durumlarına.
– Hayır bu öyle birşey değil, gözler yalan söylemez.
– Ne gözü James ? Yoksa o puronun içine afgan tütünü mü karıştırdın ?
– Hayır adamım, şu kız var ya… Ben içeri girdiğimden beri belli etmeden sana gözlerini dikmiş seni izliyordu.
– Biliyorum farkındayım ama öyle birşey olmaz. Arkadaşımın eşi o…
– Sen de ona bakıyordun çaktırmadan, bunu da fark ettim…
– Senin kesin kafan güzel…
– Kes sesini Cemil…
 
Bu sırada çadırın dışından biri seslendi ;
– Oh mon dieu, siz içeride ne yapıyorsunuz öyle !!! Açlıktan öleceğim burada, sabahtan beri birşey yemedim. Ah keşke şimdi bir kruvasan olsa…
 
Konuşmayı duyan Cemil çadırdan dışarı çıktı. Arkasından da çadırın içindekiler teker teker çıktılar. Dışarıda 2 kişi vardı, bunlar binbaşı Nigel Heart ve başçavuş Fred Price’tı. Çadırdan en son Merve çıktı, Merve’yi gören Nigel hemen onun yanına gitti ve elini öptü;
– Oh mon dieu, çölde bir gül gördüm… Merhaba hanım efendi, tanışabilir miyiz ? Bendeniz Binbaşı Nigel Heart…
– Memnun oldum, ben de Merve Gül.
Serdar bu yabancı adamın Merve’ye karşı davranışından rahatsız oldu, tam üzerine yürüyecekken Cemil Serdar’ın kolundan tuttu ve kulağına fısıldadı;
– Serdar yapma bırak… O adam biraz şey işte…
– Ne Cemil ne ? Ulan herkes benim eşime mi asılacak ?
– Serdar o adam biraz farklı. Kadınlarla pek ilgisi yok onun.
– Ney !!! Ne yani o adam… Ama baksana izbandut gibi herif…
– Herkesin görüntüsüyle tercihleri bir değil. Saygı duymak lazım.
– Yok kardeşim ben böyle birine saygı duymam, mümkünse uzak dursun !
– O adam bizi kaç defa kurtardı…
 
Nigel bu arada Merve’yi bırakıp Serdar’a döndü. Elini uzattı;
– Merhaba mösyö, nasılsınız ? Ben binbaşı Nigel Heart… Tanıştığımıza memnun oldum.
Serdar Nigel’in elini sıkmakla sıkmamak arasında tereddütte kaldı. Cemil kulağına yine fısıldadı;
– Dostum adamın elini sık. O da bizden biri, kardeşlerimizden biri. Saygılı ol.
 
Serdar Nigel’in elini olabildiğince gücüyle sıktı. Bir nevi güç gösterisi yapmak istedi ama Nigel’in yüzünde acıya dair hiçbir ifade oluşmadı. Nigel Serdar’ın gözlerinin içine bakarak Serdar’ın elini hafif kuvvet vererek sıktı. Serdar dayanamadı;
– Mem…Memnun…oldum binbaşı. Elim bana lazım olacak bıraksanız iyi olur.
– Ben de memnun oldum. İsminizi söylemediniz ?
– Serdar Yılmaz.
– Meşguliyetiniz nedir ?
Cemil ikisinin arasına girdi, Nigel’in elini bıraktırdı ve konuştu;
– Hadi millet karargaha girelim, bu Nigel aç olunca kendini kaybediyor. Hem birşeyler atıştırırız hem de gerekenleri konuşuruz. Bilgeler’den biri de gelecek galiba. Asame bize yolu gösterir misin ?
 
Asame ” gidelim” dedi. Cemil ve yanındakiler birşey konuşmadan Asame’yi takip etmeye başladılar. Bu esnada en arkada yürümekte olan kızılca bıyıklı orta boylu asker konuştu;
– Canım fena halde iskoç viskisi çekti bee !!!
Serdar’ın yanında yürüyen James arkasına laf attı;
– İskoç her zaman her yerde iskoçtur işte..
Serdar James’e başını çevirdi ve sordu;
– O kim yüzbaşı ?
– Deli ve ayyaşın biri… Boşver yemekte konuşuruz.
– Ben de içkiyi severim biraz.
– O zaman tam adamını buldun. Matarasında su yerine viski taşır bu pezevenk, çatışmanın ortasında bir matara dolusu viskiyi aldığı yarayı temizlemek yerine kafasına dikti bu manyak.
– Sonra ne oldu peki ?
– 10 kişiyi bacağında şarapnel parçası olduğu halde temizledi.
– Tam benlikmiş.
– Orasını göreceğiz ilerleyen zamanlarda.
Bu konuşma esnasında Merve yavaşça Cemil’in yanına geldi. Karargaha doğru yürüyorlardı. Merve Cemil’le konuşmak için fırsat arıyordu;
– Hiç de düşündüğüm gibi çıkmadınız Cemil bey…
– Nasıl çıkmadım Merve hanım ?
– Sabahtan beridir tiyatro üstüne tiyatro kuruyorsunuz. Bu kadarını anladım da daha neden uzatıyorsunuz ? Sonuçta Serdar’ı dayınız seçti, sizin yapmanız gereken onu eğitmek…
– Ben de öyle yapıyorum işte. Önce psikolojik eğitim.
– Bence böyle yaparak onun hafif kırık kafasını daha da karıştırıyorsunuz..
– Şu ana kadar fena değildi, birkaç şey haricinde…
– Dayınız size bu kadar mı güveniyor ?
– Güven değişik bir olgudur bayan. Sadece bir kişinin sana güvenmesi yetmez, bazen bin kişiye bile güvenemezsin ayrıca…
– Sizi anlamadım.
– Boşverin çoğu zaman ben bile anlamıyorum kendimi.
– Anlıyorum.
– Bunu anladınız ama.
– Ben de böyleyim çoğu zaman. Size bir sır vereyim mi ?
– Tanımadığınız insanlara sır verilir mi ?
– Sır da bu zaten… Ben sizi ve ekibinizi çok iyi tanıyorum.
– Bunu bildiğinizi de ben biliyorum.
– Bilmediğiniz şeyse benimle daha önce karşılatığınız.
– Yok daha neler !!!
– Bir tek seni yetiştirmediler Cemil bey…
– Anladım…
 
Cemil ve grubu karargahın önüne geldiler. Asame tam kapıyı açacakken kapıyı içerden başka biri açtı… Herkesin gözleri fal taşı gibi açıldı. Kapıdakini gören Cemil şok olmuştu;
– Dayıııı ???
(Devamı gelecek)



Huseyin CAN



Yorumlar (1)
Ateş Bey 5.11.2018 01:58
Dayıyı tanıyalım bakalım... :)


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6206
2 Firari Fırtına 4268
3 Mustafa Ermişcan 3486
4 Hasan Tabak 3351
5 Nermin Gömleksizoğlu 3045
6 Uğur Kesim 2937
7 Sibel Kaya 2770
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2604
9 Enes Evci 2472
10 E.J.D.E.R *tY 2227

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:3761 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com