Hikayeler

Ses
Okunma: 291
Ekrem Naif TEK - Mesaj Gönder


O gün kalktığında bugünün diğer günlerden farklı olmasını, olabilmesini umuyordu. Tıpkı daha önce de uyandığı ve geçmişin sayfalarına karalanan diğer günlerde de olduğu gibi. Biçare bir eda ile banyonun yolunu tuttu. Hayatındaki tek düzenli olan şey belki de her sabah yapmış olduğu bu banyoydu. Duşunu aldıktan sonra siyah perdeli, siyah çarşaflı, siyah halılı ve gri duvarlı buram buram kasvetin ezgileriyle uğuldayan odasına geldi. Saat tam 10:00'da ofisinde olması gerekiyordu çünkü oldukça önemli bir dava alabilirdi bu sefer. Fakat kendini bir türlü toparlayamıyordu. Kahvaltı yapmayı bir sonraki güne erteledi. Kuruduktan sonra hızlıca gardırobunu açtı. Ne giyeceğini düşünmesi gerekmiyordu. Çünkü zaten kıyafetleri iki renkten ibaretti. Nitekim bir pantolonu zar zor geçirebildi bacağından. Tek ayak üstünde durmaktan nefret ederdi ve bunu ilkokul sıralarına borçluydu. Ütülü, gri gömleğini de giydi, kravat takmadı. Kravat takmayı da hiç sevmezdi. Bunu da ortaokul sıralarına borçluydu.Perdeyi açtı, gün ışığı bir hışımla girdi içeri ve zaten sönük lambasının ışığını gölgede bıraktı. Bilakis bu savaşın kazananının lamba olduğunu da hiç hatırlamıyordu.
 
Kapıyı çekti ve son anda, anahtarlarının içeride kaldığını fark etti. Kapıya bir tekme savurdu ancak kapı daha hızlıydı. Kapandı. Kapının hızına paralel olarak sağlam bir küfür savurdu.
 
Ofisine geldiğinde saat dokuzu kırk yedi geçiyordu. Eviyle ofisi arasında renklerden başka hiçbir ortak özellik yoktu. Bu iki yerde aynı insanın yaşadığına inanmak oldukça zordu. Ketılı çalıştırmak için ilerlerken gözü boy aynasına ilişti. Karşısında duran adama bakmaya başladı. Orta boylu, ince, çenesini seyrek bir biçimde kaplayan kirli sakallı, yüz hatları sert, çene kemikleri belirgin, mat siyah gözlü ve kumral saçlı bir adam. Sanki sorguladıkça boşluğa kayıp giden bu orta yaşlı erkek kendisi değildi. Mutlu görünüyordu. Bu mutluluğun sebebini merak ettiğinden kendi gözlerine takıldı kaldı gözleri. Yine mi kendisiyle kavga etmeye başlayacaktı?
Saat ona beş kala gelmişti müşterisi. Sormadan bir kahve de ona koydu. Karşısında ufak tefek, kumral, suratı bir bebeğinki gibi yumuşak ve güzel görünen bir kadın vardı. Davasını almak istediği şirketin sekreteri olduğunu kadın söze başlayınca anladı. Yarım saat sonra davayı almış, elinde bir yığın dosyayla öylece oturuyordu ofisinde. Karnının acıktığını hissetti, her zamanki gittiği bir yer olmadığı için rastgele bir pastaneye girdi. Kahvaltısını yaptı. Ardından bir kahve daha söyleyip sigarasını yaktığında uçan dumana bakıp, beraberce uçup uçamayacaklarını sormak istiyordu. Fakat bu öylece olmazdı ki. Uzaklara uçup gidebilmesi için önce yanması gerekiyordu. Yaptığı çocukça felsefeye içten içe güldü ve eksik olan şey için bir gülümseme daha belirtti suratında. Acı gülümsemesiydi bu, kimileri öyle derdi. Ağlamak ? Ağlamak acısını hafifletebilirdi fakat acısının o yakıcı güneşi çoktan kurutmuştu gözlerindeki okyanusu. Yalnızca yakıcı tuzları kalmıştı ve gözlerini kızartıyordu. Karadan ve tuzdan ibaretti artık. Onu gördü. Gülümsedi. Acı bir gülümseyişti.
 
İşte bugün pazardı. En sevdiği işi yapmak için can atıyordu. Olta takımını toparlamadı çünkü arabasının bagajından hiç indirmiyordu. Duşunu aldı ve hızlıca arabasına koştu. Saatine baktı, on birdi. Zamanın göreceli olduğu teoremine bir kez daha hak verdi ve nihayet gelmişti. Kayığını, sevgilisini okşayan genç bir delikanlının heyecanıyla okşadı.Kayığına bu zamana kadar neden bir ad koymamış olduğunu düşündü, yan taraftaki kayıkların ismini görünce. Hemen sol taraftaki kayığın ismi "ışık"tı. O kadar da estetik olmayan bu kelime onda hemen hemen büyük bir hayranlık uyandırdı. Kendi kayığına isim düşünmeye başladı. Nitekim "ses" isminde karar kıldı. Çünkü kendini en iyi duyabildiği yer burasıydı.
 
Motoru çalıştırmadı. Kürek çekmeyi seviyordu. Açıldı, açıldı. Öğlene doğru kovasını iyice doldurmuştu. Sıcak bastırınca şemsiyesini arandı fakat kıyıda unuttuğu geldi aklına. Arabasının anahtarını kıyıya doğru savurdu. Başına gelecekleri sana anahtarlarım anlatsın diye haykırdı, şemsiyesine. Yaptığı espirivari şeye gülmedi, onun yerine -sara nöbeti geçirir gibi- bir anda düşüncelere daldı. Denize doğru bakıyordu. Dalmış gibiydi. Ses'in içinde hiçbir şey duyamıyordu. Donmuş kalmıştı öylece. Onu görüyordu, güneşin suya çarptığı yerde. Ayağa kalktı. Atlayacaktı. Fakat yüzme bilmiyordu.
 
Atlamadı. Kendine hayatın sesini duymak için bir şans daha verdi. Bir martı seslendi kayığın yanı başından. Gülümseyerek cevap verdi. Atladı.



Ekrem Naif TEK



Yorumlar (4)
uykulu salyangoz 16.11.2018 18:55
Umutsuzluk ve umudun süregelen iç içe döngüsünü ,bir insanın yaşamına bakıp; ne kadarını görüp ne kadarını göremediğimizi tekrar gözler önüne serdiniz.Güzeldi.Teşekkür ederim :)

Umut belki siyah duvar, siyah çarşaftı
Umutsuzluk ise bir martı çığlığı

Ekrem Naif TEK 22.11.2018 00:19
Teşekkür ederim. Hikayeyi açıklamanız benim tarafımdan oldukça doğru görünüyor. Eleştirinizin nokta atışı açıkcası beni heycanlandırdı ve mutlu etti.
İki mısranız sanki hikayenin bir parçasıymış gibi.
Sevgilerle.

Özgür Yazar 22.11.2018 15:35
Karakterin varoluşşsal sancılıarını güzel bir şekilde gözler önüne sermişsiniz bu yönden beğendim ,kaleminize sağlık.
Yalnız aklıma takılan şey araba anahtarını kıyıya savuracak kadar yakın iken kayığı atlaması bir intihar mı değil mi onu anlayamadım.

Ekrem Naif TEK 26.11.2018 19:13
Öncelikle teşekkür ederim.
"Arabasının anahtarını kıyıya doğru savurdu." bu cümleden bahsetmişsiniz sanırım fakat kıyıya savurdu değil kıyıya doğru savurdu diyor. Karadeniz dört yüz beş yüz metre gibi mesafelerden yüzme bilmeyen bu adamı boğacak kadar derin ve isteklidir.
Sevgilerimle.


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6291
2 Firari Fırtına 4355
3 Mustafa Ermişcan 3722
4 Hasan Tabak 3440
5 Nermin Gömleksizoğlu 3114
6 Uğur Kesim 2989
7 Sibel Kaya 2832
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2814
9 Enes Evci 2540
10 Turgut Çakır 2247

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:397 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com