Hikayeler

ÇEKİRDEK ALMAYA KONYA'YA GİTMEK
Okunma: 147
Kerem TEĞİN - Mesaj Gönder


Herkesin hayatında dibe vurduğu zamanlar vardır. Kimine göre basit bir sorun bir başkasını intiharın eşiğine getirebilir. Zevk alamaz hayattan, zombi gibi dolaşır ortalıkta. Üniversite hayatımın dörtte üçü bu şekilde geçmişti. Ama geriye dönüp baktığımda beni ben yapan en büyük olaylar o zamanda olmuştur. Her neyse konumuza dönelim. Beş arkadaşız, üniversiteliyiz, beş parasızız ve fena halde bekarız. Hepimiz pısırık yetiştirilmiş, kendine güveni olmayan çocuklarız. Yaş gelmiş ama biz karşı cinse değil teklif etmek bakmaya korkuyoruz. Her gün eve geldiğimizde “Bugün otobüste bir kız iki kere dönüp bana baktı. Kesin bana aşık.” hikayeleriyle birbirimizi yiyoruz. Arkadaşlarımdan biri her gün sakal tıraşı oluyor, pahalı elbiseler alıyor, bizim on liraya olduğumuz saç tıraşını kırk liraya oluyor, süsleniyor, püsleniyor ve ve ve kanepeye uzanıp battaniyeyi üstüne çekiyor. Yok şaka değil. Yav bu kadar şeyi yaptın çık dışarı kısmetini kovalasana! “Ben utanırım ya.” diyip duruyor. O zaman bu kadar para harcama diyorsun. “ Ya kısmet kendi ayağıyla gelirse? O zaman hazırlıklı olurum en azından” diyor. Bir diğeri var. Sürekli ağzında aynı cümle” Acaba benim evleneceğim kadın şu an ne yapıyor?” Bunu istisnasız her gün söylerdi. Bana gelince, ben hepsinin ortalaması sayılırdım. Hepimizin tek istisnası vardı: Gülperi. O kim mi? O çölde bir vaha, o okyanusta güvenli bir mercan adası, o çatlamış topraklara yağmur… Uzatmayayım, Gülperi apartmandaki yaşıtımız olan tek kız ve evdeki herkes- ben de dahil- ona fena halde yanığız. Balıketli, aşırı makyaj yapan ve ne hikmetse sürekli kırmızı kazak giyen yüzünü görmek için balkondan düşme tehlikesi geçirdiğimiz apartmanımızın gülü. Üniversitedeki her on kızdan doku Gülperi’den güzel ancak eve gelince çok kıymete biniyordu adı batasıca. İşten dönüş saatlerini kim duyarsa “Geliyor prenses!” dedi mi herkes kendini balkona atardı. Bazen çöp boşaltma bahanesi ile dışarı çıkıp onunla göz göze gelmeye çalışsak da Gülperi hiçbirimize bir kere bile bakmadı. Okuldan eve geldiğim bir gün arkadaşlarım salonda sigara yakmış oturuyorlardı. Gözlerime inanamadım çünkü hiçbirimiz sigara içmezdik. Hepsinin yüzünden düşen bin parça. Ne oldu diye sordum. Cevap korkunçtu. “Gülperi’nin bu akşam nişanı var.” Platonik aşkımız elimizden bu şekilde uçtu. Nişanı apartmanın bodrumunda yaptılar. Bodrumda nasıl nişan yaptılar diye sormayın çünkü bizi davet etmedikleri için bilmiyoruz. Ama müzik sesleri her birimizi daha da üzüyordu. İnşallah mutludur şimdi.
Cumartesi Pazar günleri o zamanlar özel bir kanalda yayınlanan türkü filmleri vardı. Bir türkünün hikâyesini film yaparlardı. Her hafta bir türkünün hikâyesi çekilirdi. Fakir çocuk ağanın kızına aşık olur, ağa kızını vermez. Hep aynı hikâye. Belli bir izleyici kitlesi de vardı. Biz mi? Biz hayranıydık o filmlerin. Hatta bir tanesini o kadar sevmiştim ki filmin çekildiği yere –Zonguldak- gitmiştim. Hafta sonu iki gün de saat dokuzda çay koyulur, çekirdek alınır, bilgisayar kurulur ve film izlenmeye başlanırdı. Her hafta sonu biri giderdi çekirdek alamaya. Diğerleri çayı, bilgisayarı ayarlardı. O filmleri izleyip izleyip köyden kız alacağız diye yeminler ederdik. Evde gömlekle yelekle dolaşmaya başlamıştık. Ara sıra birbirimize filmlerdeki isimlerle hitap ediyorduk. Neyse günlerden cumartesi. Çekirdek alma sırası bende. Ben de ruh gibiyim ama niye öyleydim hatırlamıyorum. Çay hazırlandı. Yanına bisküvi falan kondu ama kimseden çıt çıkmıyor. Ben de hiç konuşmadan montumu giyip evimizden yüz elli metre ötedeki ana yolun karşısında bulunan çerezciden beş liralık ay çekirdeği, üç liralık kabak çekirdeği alacağım. Ellerim cebimde soğuk havada yürüyorum. Dükkânın önüne gelmiştim ki bir otobüs firmasının acentesi önünde görevlinin sesini işittim. “Konya yolcusu var mı, var mı Konya’ya giden?” Çekirdekçi dükkânıyla yan yanaydı acente. Benim ilgimi çekti. “Ne kadar bilet?” diye sordum. Kırk liraymış. Hemen şimdi servis kalkıyormuş. Otogara gidilecekmiş, sonra da hemen kalkacakmış otobüs. “Versene bana bir bilet!” dedim. Servise atladığım gibi doğru otogara. Çevre yolundan etrafı izliyordum. Gökte ayaz havada daha çok parlayan yıldızlara, pos bıyıklı servis şoförüne, önündeki iki kızı süzen delikanlıya herkese her şeye baktım. Müzik çalarımı çıkarıp müzik dinlemeye başladım. On dakika sonra otogardaydık. Servis direkt otobüsün önüne yanaştı. Hemen bindik ve otobüs hareket etti. Normalde bu arabalar hep gecikir. Eğer gecikseydi ben de dolmuşla eve dönerdim ama çok dakikti. Nevşehir’e vardığımda neden o arabada olduğumu sordum kendi kendime. Neden binmiştim ve orada ne yapacaktım? Kimseye haber vermeden Konya’ya gitmek de neyin nesiydi? Cevabını hala bilmiyorum ama bence bir cevaba gerek yoktu. Zor zamanlar geçiriyordum ve bazı şeyler mantıksızca gelse de sizi rahatlatabiliyordu. Sabahın erken saatlerinde Konya’ya indim. Adını bilmediğim bir restoranda kahvaltı yaptım. Sonra Alaaddin Tepesi’ne çıktım, Mevlana’ya gittim. Hiç bilmediğim Konya’yı karış karış dolaştım. Sonra saat dört buçukta tekrar Kayseri’ye dönmek üzere arabaya bindim. Gelirkenki tüm yaşadığım şeyleri tekrar yaşayarak çerezcinin yanındaki acentenin önünde indim. Beş liralık ay çekirdeği ve üç liralık kabak çekirdeğini alarak eve geldim. O gün pazardı ve cumartesi yaptığımız aktivitenin aynısını o gün de yapıyorduk. Her cumartesi pazar vazgeçilmezimizdi. Çay koyulmuş, bilgisayar kurulmuş, herkes kanepelere uzanmış çekirdeğin ve son kişinin gelmesini bekliyordu. İçeri girdiğim an aklıma geldi. Giderken onlara haber vermemiştim. Beni merak etmiş olmalıydılar. Ama onlar da hiç aramamıştı. Selam verip odaya girdim. Çekirdeği tabağa boşaltıp kanepeye uzandım. Film açıldı ve izlenmeye başlandı. Hayır, hiçbir yeri atlamadım. Kimse bana nerden geldiğimi, dün gece nerde kaldığımı sormadı. Hadi beni boşver çekirdeği niye getirmedin diyen bile olmadı. İşte o dakika çok güldüm. Haykıra haykıra, gözümden yaş gelinceye kadar güldüm. Evet, ben tuhaf biriydim. Çekirdek almaya Konya’ya gidiyordum. Ama onlar benden daha tuhaftı. Ne olduğunu hiç sormamışlardı. Beni sevmedikleri için sormamış olduklarını düşünebilirsiniz. Ancak öyle değildi. Biz birbirimizi çok seviyorduk. Kardeş gibiydik ve hala öyleyiz. Ama hepsinin sıkıntıları vardı ve hepimiz depresyonun dibini yaşıyorduk. Bu yüzden onları anlıyordum. Sonunda ne mi oldu? Hepsi evlendi. O türkü filmlerindeki gibi eşler buldular kendilerine. Çok mutlular. Ben mi? Beni boşverin.



Kerem TEĞİN



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6340
2 Firari Fırtına 4401
3 Mustafa Ermişcan 3789
4 Hasan Tabak 3506
5 Nermin Gömleksizoğlu 3156
6 Uğur Kesim 3023
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2899
8 Sibel Kaya 2870
9 Enes Evci 2580
10 Turgut Çakır 2277

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:529 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com