Denemeler

Eğitimde Kördöğüşü Manzarası
Okunma: 249
Serdar Adem - Mesaj Gönder




Yazıya sadece kör döğüşü değil aynı zamanda mesela yaz boz arenası ya da babanın çiftliği gibi başlıklar koymuş olsaydım hemen hemen aynı kapıya çıkardı. Yıllardan beri devam edegelen öyle kronik, öyle ciddi ve öyle akıllara ziyan sorunlar var ki eğitim camiasında… Hangi birini anlatmasam, hangi birinden başlasam kestiremiyorum.
En büyük sorun aslında eğitim teşkilatının menkul kıymetler borsası mantığıyla yönetilmeye çalışılması. Yani hiçbir şeyin sabit olmaması. Facianın boyutlarını anlamak isteyen öncelikle son otuz yılda eğitim teşkilatında yapılan değişiklikleri gözden geçirmelidir. Özellikle son yıllarda hızlı bir ivme kazanan bu yazboz düzenlemeleri yüzünden idareciler artık gelişmeleri takip edemez hale geldiler. Bunun nasıl bir açmaz ya da başka bir ifadeyle nasıl bir çıkmaz olduğunu en iyi sistemin içindekiler bilir. Yani öğretmen ve öğrenciler.
Mezun olan öğrencilerden iki yıl üst üste aynı ders yükünü alan öğrenciye neredeyse rastlayamazsınız. Bu durum eğitimi nadasa bırakılmış tarlaya çevirdi. Hangi öğrencinin hangi bilgi ve donanımla karşınıza geldiğini ve kendisinden iş hayatında nasıl yararlanacağınızı bilmeniz mümkün değil artık.
En basit örnek haftalık ders yükü ve çeşitliliği noktasında ortaya çıkmaktadır. 2010 yılından itibaren haftalık otuz saate indirilen ders yükü bütün okulları imam hatipleştirme planı çerçevesinde seçmeli din dersleri ekleyebilmek adına 35 saate çıkarıldı. Seçmeli ders olayı da tamamen göz boyamadan ibaretti. Seçmeli ders havuzuna uzay bilimleri, kamu yönetimi gibi öğretmeni ve ders kitabı bulunmayan derslerin konması yine diğer derslerin de mevcut derslerle aynı adı taşıması sizce ne anlama gelir? Hiçbirinin seçimi öğrenciye bir katkı sağlayamayacağı için zorunlu olarak din dersleri seçilmeye başlandı. Bunda mülakatla gelen idarecilerin diyet borçları da hesaba katınca okulların nasıl imam hatibe benzediği görülür.
Okullar imam hatibe benzedi de işler düzene mi girdi? Döviz aldı başını gitti. Satılacak fabrika kalmadığı için sıcak para akışında sıkıntılar yaşanmaya başladı. Adı İMF olmayan (Tanrı’ya şükür(!)) dış piyasalara takılan milyarlarca dolar dış borç altından kalkılamaz hale geldi. Demek ki okulları imam hatipleştirerek aslında Tanrı’nın da takdirini kazanmış değiliz.
En kötüsü de eğitim noktasında bir karar alınmak istediğinde öğretmen ve öğrencilere danışılmaması olmalı. Acı ama gerçek bu. Olaya dışarıdan bakanlar belki inanmayacaklar ama ne yazık ki yıllardan beri yapılan ve artık müzminleşen bir durum bu.
Ömürlerinde belki bir gün bile öğretmenlik yapmayan, mesleğe atıldıkları andan itibaren en güzel koltuklara tüneyen, öğrencilikleri de ensesi kalın ebeveynlerinin gölgesinde geçen mülakatlı idareciler neredeyse yirmi milyonluk eğitim teşkilatının bütün köşe başlarını kadastro etmişler. Sınavla ya da hakkaniyetle bir yere gelmek imkan ve ihtimali yok denecek kadar azalmış. Burunlarından kıl aldırmayan yöneticiler arkalarını siyasi ya da ekonomik birtakım üstün güçlere dayadıkları için kendilerini yaptıkları yanlışlardan münezzeh sanmaktalar. Tanzimat’tan bu tarafa uygulanageldiği için kemikleşen bu sistem yüzünden kimse bu üstün idari kasta yaptıkları yanlışlardan dolayı hesap da soramamış. Bu kafayla soramayacak da. Hal böyle olunca eğitim teşkilatı da içine düştüğü keşmekeşten kurtulup da düze çıkamamış.
Bugün yaşanan ya da yaşanmakta olan bütün olumsuzlukların birinci sebebi eğitime siyasi bakış açısıyla yaklaşılması ise ikincisi de torpilli idareci atamalarından kaynaklanmaktadır. Balık baştan kokar sözü boşa söylenmemiştir. Ama son zamanların meselesi olarak da algılanmamalı. Tanzimat’tan beri neredeyse gelenek haline gelmiş bir sosyal hastalığın ifadesidir başımıza gelenler. Bu kafa değişmediği müddetçe uzaya koloni kursak da değişen bir şey olmayacaktır.
Vatandaşın umurunda mı derseniz, vallahi de billahi de değil derim. Vatandaş afyon içmiş meczup gibi kulağına periyodik aralıklarla verilen fon seslerinin hipnozuna girmiş. Algı operasyonlarının kobayı haline gelmiş… Ne kendi öz evladını düşünür ne memleketin geleceğini. Düşünür gibi olunca kulağına yine fön rüzgarı gibi hipnotik sözler üflenir yandaş basın ve medya tarafından:
‘Ya ezan Türkçe olsaydı, ya camiler kapatılsaydı…’





Serdar Adem



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6538
2 Firari Fırtına 4568
3 Mustafa Ermişcan 4050
4 Hasan Tabak 3703
5 Nermin Gömleksizoğlu 3321
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3217
7 Uğur Kesim 3151
8 Sibel Kaya 3032
9 Enes Evci 2726
10 Turgut Çakır 2388

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2209 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com