Hikayeler

ÜNİVERSİTE DURAĞINDAKİ KIZ VE BENİM MALİHÜLYALARIM
Okunma: 97
Kerem TEĞİN - Mesaj Gönder


Bu bir aşk öyküsü değildir. Öncelikle bunu söyleyeyim. Ama aşk derecesinde beni kendine bağlayan bir tutkunun hayatımın belli bir dönemine yayılmasını ve iç dünyama yaptığım yolculuğun tezahürünü görebilirsiniz. Malum üniversitedeyiz, öğrenciyiz ve genciz. Arkadaşlarımın aksine gayet iyi burs alıyorum. Ama onu da aileme gönderdiğimden klasik bir öğrenci hayatı yaşıyorum. Doktorun :” Oğlum durumun ciddi, kendine dikkat etmezsen seni kaybedebiliriz.” cümlesi sonrası hayatın zorluklarının ölüm karşısında aslında o kadar da zor, önemli şeylerinin o kadar da önemli olmadığını anladığım zamanlar... Hiçbir zaman dindar olmadım ama ölümün soğuk nefesinin ensenizde gezindiğini hissettiğinizde Yaratıcı’ya olan bağlılığınız ve O’na bebek gibi muhtaç olduğunuz hissi sizi biraz daha manevi bir iç yolculuğa çıkarıyor. Bu bir riyakarlık mı? Galiba öyle. Sadece O’na ihtiyacınız olduğunda O’nun emirlerine uymaya çalışmak bence de iki yüzlülük. Ama O’na muhtaç olmadan geçen bir saniye bile bilmiyorum ben. Neyse gelelim duraktaki kız meselesine. Fen-Edebiyat Fakültesinin önünde eve gitmek için otobüs beklediğim yağmurlu bir gün. Fiziki durumumdan bahsedeyim de konuya öyle döneyim. Siz de merak edin azıcık. Fena halde hastayım. Kırk dokuz kiloyum ve üç aydır hiç uyuyamayan yirmi iki yaşında bir gencim. Major depresyon ve insomnia teşhisi sonrası nasıl olduğunu hala bilemediğim siğiller... Ellerimin her yerinde! Hani beni tanımayanlar cüzzamlı zannedebilirlerdi. İstisnasız ellerimin her bir santimetresinde siğil var ve bir türlü geçmediği gibi her geçen gün çoğalıyor. Dut ağacı sütü, incir ağacı sütü, ve metroda tanıştığım bir abinin tavsiye ettiği Üfürükçü Nihal Abla’nın tükürüğü dahil hiçbir ilaç geçiremedi o siğilleri. Peki hala duruyor mu o siğiller? Yok hiçbiri kalmadı. Nasıl gittiklerini hikayenin sonunda söylerim. Göz altlarımda torbalar oluşmuş ve her ikisi de mosmor. Sürekli içtiğim antidepresanlar uyku yapmadığı gibi başımı da fena halde ağrıtıyor. Ağrı kesici almaktansa annemin yöntemini uygulayıp kafama bandaj geçirmek bana daha iyi geliyordu. İşte kafamda bandaj elimde kitaplarımla durakta beklediğim yağmurlu bir günde şemsiyesiz, montsuz ben yaşlarda bir kız geldi durağa. Öyle baş başa falan değiliz. Durak tıklım tıklım. Üşümüş ve ıslanmış hali ona acımama neden olsa da ona bakmaktan başka bir şey yapmadım. Saçları kıvırcıktı, at kuyruğu yapmıştı. Elleri, yanakları ve dudakları soğuktan soyulmuş, makyajsız yüzü ve benimki kadar büyük burnu -benim burnum çok büyüktür- ile “Her kadın güzeldir.” sözüne inat baya çirkin duruyordu. Zaten duraktaki hiçbir erkeğin dönüp ikinci defa bakmadığı bir kızdı. Dost başa düşman ayağa bakar derler ya ben ayakkabılarına bakıyordum. Çok eskilerdi. O sıralar gereksiz yere ulu orta ağlamamı hastalığıma bağlayan doktorumun sözünü doğrularcasına gözlerimden yaşlar boşaldı. Ama durağın köşesinde durduğum için başımı başka yere çevirmek ordakilerin bana bakmasını engellemişti. Yoksul insanlara dayanamam. Zira yoksulluğu çeken bilir. Ama ne bileyim bir bayanın yoksul olması erkeklik iç güdüsünden midir nedir beni daha da üzüyordu. İki elini kemer hizasında birleştirmiş, sağ eliyle üşüyen sol elini ovalıyordu. Duraktaki makyajlı ve pahalı montları, botlarıyla arz-ı endam eden diğer kızlar gözümde o kadar çirkinleşmişlerdi ki kendimi tutmasam hepsini dövebilirdim. Oysa hiçbir suçları yoktu gariplerin. Hayatımda tanımadığım kadınlara bırak elimi kaldırmayı sesimi bile yükseltmedim. Hatta üniversite yıllarımda üç kere sevgili kavgasına dalmış, üçünde de kızı dövmeye çalışan erkeği tutmuş, birinde yumruk yemiş ikisinden de yara almadan kurtulmuş birisiyim. Her tuza hıyar olmak konusunda üstüme yoktur. Aslında hep doğru yaptığımı düşündüm ama sonuncusunda o kadar dayak yiyen kızın ben çocuğu yere itekleyip kavgayı ayırdıktan sonra sevgilisine “Aşkım iyi misin?” diye sorması sonrası bu da sana ders olsun Kerem diyip uzak durmaya çalıştım bu tür şeylerden. O kızın fakirliği ve diğer kızlardan çirkin olması benim gözümde adaletsizlikti. Böylece otobüsü kaçırmamak için tesbihatını yolda yaptığım ikindi namazının hayrı da içimden Allah’a yaptığım bu isyanla tuzla buz oluyordu. Sabah namazlarında samimi olduğum Çınar Camisi imamı Abdullah Hoca’ya “Hocam bütün kızlar nasıl güzel oluyor? Şu da kadın, şu da. Nasıl ikisi de güzel oluyor?” –Kimleri örnek vermiştim hatırlamıyorum- diye sorduğumda gülümsemiş:
-Genelde imamlara bu soruları sormazlar ama ben senin için dilim döndüğünce cevap vereyim. Allah’ın yarattığı her şey güzeldir. Allah Teala her insana Kendi nefesinden üflemiştir, can vermiştir, onu eşref-i mahluk olarak dünyaya göndermiştir. Biz insanların bilgileri, yetileri kısıtlı olduğu için sadece gözümüzün gördüğünü yorumlarız. Oysa Allah her şeyi görür. Sadece kadınlar değil, her şey güzeldir.
Öyleyse bu kız için üzülmeme gerek yoktu. O da güzeldi. Gerçi her sabah aynaya baktığımda “Tipine tüküreyim Kerem!” dediğimi var sayarsak ben de çirkindim. Ama insan işte, başkasında kusur bulmaya daha meraklı! Her neyse, demek ki o kız çirkin değildi, hatta ben de çirkin değildim. Otobüs gelmiş ve hiçbir erkek o kız için centilmenlik yapıp buyrun siz önden binin dememiş, tıkış tıkış otobüse bindikten sonra da ayakta gitmesine kimse aldırmamıştı. Ben mi? Ben de ayakta gidiyordum. İki sene boyunca farklı zamanlarda karşılaştık o kızla. Bir kere bile konuşmadım. Zaten tipimi gören benle konuşmak istemezdi. Frankstein gibi dolanıyordum ortalıkta. Bir gün üşümesin diye ona aldığım eldivenleri kış mevsimi bitene kadar cebimde taşıdım ona vereyim diye. Ama nasip olmadı. Yo, onu gördüm görmesine de veremedim bir türlü. Ya kendini ezik hissederse, ya yanlış anlarsa, ya ona aşık olduğumu düşünürse, ya her havuzun dibi aynıysa... Ben de bizim berber çırağı Kasım!a verdim. Günler günleri kovaladı ve okul bitti. Bir daha göremedim onu. İnşallah okulu kazasız belasız bitirmiştir ve işi gücü, evi barkı, çoluğu çocuğu vardır. İnşallah mutludur, mesuttur. Gerçekten karşılıksız bir muhabbetti benimki ve tamamen kendi hayatımın izlerini gördüğüm birisiydi. O hiç bir zaman bunu bilmeyecek, hiç haberi olmayacak. Hatta bu yazıyı görse bile üzerine alınmayacak. Umarım hayat ona hep gülümser. Ha siğiller mi? Hiç bilmiyorum, bir sabah uyandım ve hepsi gitmişti. Ciddiyim



Kerem TEĞİN



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6279
2 Firari Fırtına 4343
3 Mustafa Ermişcan 3705
4 Hasan Tabak 3430
5 Nermin Gömleksizoğlu 3105
6 Uğur Kesim 2982
7 Sibel Kaya 2824
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2795
9 Enes Evci 2531
10 E.J.D.E.R *tY 2244

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:490 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com