Denemeler

harbi günlük hesabı (beni merakla okuyanlara itafen)
Okunma: 1506
Enes Evci - Mesaj Gönder


Selam sevgili Özgür Roman tayfası. Bu aralar pek fazla aranızda değilim. Para kazandığım mesleğimin genelde müzisyenlik olduğunu biliyorsunuz. Ve yine bilirsiniz ki böyle yazılar pek yazmam, ama işte insan bir haber etmek istiyor yinede. Öncelikle kısaca bir şey diyeceğim; sanırım mailim yayılmış artık arkadaşlar ordan iletişime geçiyor. Ve bu sitenin mesajlaşma bölümünden de bir dolu teşekkür ve tebrik gelmiş bunların hepsine büyük bir “ben teşekkür ederim-bilmukabele” demek istedim. Bir arkadaş bayağı bir kıvranmış mail adresim için (siyah.kukla@hotmail.com) budur mail adresim. Facebook dan beni merak edenlerde aynı adresle sanırım aratınca bulabiliyor.

Gelelim böyle başı bozuk bir günlük yazma sebebime. Dedim ya müzisyeniz ve mevsimlerden yazdayız. Konserler bol bol oluyor, şenlikler falan. Ve biz müzisyenler bu sektörde ilahla çalacağız yada söyleyeceğiz kuralı ile para kazanmıyoruz. Mensubu olduğum organizasyon firmasında sahne tasarım ses ışık falan işleri de yapıyor.

Şimdi ben mümkün olduğunca hayatım boyunca (ki şurada “hayatım boyunca” dediğim sanki bin yıldır yaşıyormuş gibi oldu ama neyse) siyasetten gerçekten uzak durmak isteyen bir adamım. İnandırıcı değil dimi  Tamam sitede parlarım gürlerim falan ama bilen bilir özünde humanist duyguları tavan yapmış özü sözü direk bir adamım. Neyse ne diyorduk? Siyasetten uzak durmaya çalışıyorum ya, bizim firma sen git Ak Parti’nin referandum süresince bütün miting işlerini al.

E bize de = “başbakan nereye giderse ondan önce gidip sahnesini kurmak kalıyor”

Tabi hal böyle olunca muhabbetin başındaki konuya tekrar geliyoruz bayadır sitede ondan pek görünemiyorum. Tam sırasını bilmesem de Elazığ, Malatya, Balıkesir, Aydın, Antalya, İzmir, Sakarya illerini tavaf ettik ve daha da edeceğiz böyle gittiği taktirde.

Şimdi yediğim içtiğim bana kalsın gördüklerimi anlatayım mı size? Paranoya hakkında yazdıklarımı okudunuz mu? Bak bu paragrafın cümlesi de öyle oldu. Kendi kendime konuşuyor gibi size soru soruyorum, neyse!

Elazığ: Şimdi bende bir doğu modeli vardı tamam mı, ama şu kardeşiniz Hakkari’de askerlik yaptığı için bir nebzede olsa gördü oraları falan ve baba tarafı da Malatyalı olduğu için hani biliyoruz doğunun ince detaylarını. Ne nedir, nasıl olur, ne yapmak gerekir falan. Ama şunu demeliyim Elazığ öyle bir yer değil, gündüz vakti gittiğim Elazığ’da Kara Yollarının misafirhanesinde kaldım. Aga balkon işlek bir caddeye bakıyor, hani kızlar geçiyor görsen! Yani amacım öyle sapıkça bir kıyaslama değil yanlış anlaşılmasın ama gayet her kızın kolunda paso dövme vardı, işte piercingler gothic giyinmeler falan hak getire. Şaşırdım, dur len çıkıp dolaşayım dedim. Misafirhaneden çıktım köşeyi döndüm ve hayatımın 3.kız tacizine orda uğradım. Bir paket sigara alıp geri lojmana döndüm. Şimdi koskoca Elazığ’dan bize anlatacağın bu mu? Demeyin, evet bu. Diğer bilgileri kartpostaldan googledan falan bulursunuz zaten aga.

Malatya: Şimdi ben her ne kadar İzmir’de büyüsem de babam Malatyalı olduğu için bende oralı sayılırım bir nebze. Doğunun Paris’i derler ya, yalan. Ankara’dan sonra doğuya yaklaştığınız her şehir için bunu diyorlar. Şehre girerken devasa bir köprü çalışması sonlandı sonlanacak, inşallah siz gittiğinizde sonlanmış olur. Tabi iki elin üstünde bir tutam kayısı olan taş heykel var. Malatya dedin mi duracaksın. Elma kadar kayısı vardır orda, bide kaysı öyle bir tanede değil, pekmezi, çekirdeği, kurutulmuşu, pestili falanı filanı bir ton çeşidi de var. Belediye yönetimi Çinli bir heykel ustasını getirmiş demiş ki “çan çin çun” yani “çalış koçum sağa sola yardır” adamın DNAsında var çalışmak, yardırmak. Oda şehrin hemen hemen en işlek her yerine heykel çalışmaları yapmış Güzelde yapmış hani hakkını yememek lazım. Sonra bide Abdullah Gül Parkı var. Güzel yer. Yani deniz olmayınca şehirde parka bahçeye güzel diyorsun. Ben çocukluğumda gitmiştim en son Mişmiş Park vardı böyle bolca suyla havuzla bezeli bir yer, o aralar orası gözdeydi. Şimdi duyduğuma göre orası tecavüzcüsü ile balicisi ile meşhur olmuş. Malatya insanı misafirperver gerçekten. “Yabancı olduğumu nerden anladılar” dedim bana bir avuç kayısı uzatan köylülere, sonra aklıma geldi. Malatya da hiçbir erkek sol kulağına 3 halka küpe takmaz, uzun keçi sakal bırakmaz, hadi bunları yaptı saçını arkadan 5 karış örüp kuyruk uzatmazdı. Hippiyiz mippiyiz ama bizde Malatyalıyız problem çıkmadı geç fark etsem de bu imaj meselesini.

Sılah i Rahim denen bir şey vardır arkadaşlar. Nedir bu Sılah i Rahim’i anlatayım: Halit b. Zeyd (Ebu Eyyüb el-Ensarî) hazretlerinden rivayet edildiğine göre bir adâm Hz. Peygamber'e gelerek: "-Yâ Rasûlallah; beni Cennete sokacak bir ibadet söyler misiniz?" dedi... Rasûlüllah şu cevabı verdi:
"Allah'a ibadet eder ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılar, zekât verir ve sıla-i rahm edersin" (Buharî, Zekât, 1).
Peygamber Efendimizin bu kadar önemle üzerinde durduğu ve yapıldığı zaman müslümanların Cennete girmelerine sebep olacağını haber verdiği sıla-i rahim; her türlü hayır işlerinde akraba ve yakınların görülüp gözetilmesidir. Gerek âyetlerde, gerek hadislerde, bunun, namaz, zekât gibi farz ibadetlerden hemen sonra zikredilmesi, İslâmdaki önemini göstermektedir. Alimler sıla-i rahimde bulunmanın vacib olduğu görüşündedirler. Bunun, terkedilmesi, yani akraba ve yakınlarla olan ilgisinin kesilmesi, büyük günâh sayılmıştır. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
"Allah'tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının" (en-Nisâ, 4/I);
"Onlar ki Allah'ın gözetilmesini emrettiği hakları gözetirler (akrabalık bağlarını devam ettirirler ve iyilikte bulunurlar); Rablerine saygı beslerler ve kötü hesaptan korkarlar..."
Hani memleketimize geldik dedemin mezarı da bu şehirdeydi şehre girerken ve çıkarken bi ruhuna okudum üfledim. (Çok pis okur üflerim) İşimin yoğun olması sebebi ile akrabalarımı göremedim ama bir Sılah i Rahim eyledik kendimizce, bu sebepten dolayı iyi oldu.
Bu arada malatyanın en işlek caddesinde tam şehrin göbeğinde alt geçit gibi bir çalışmadan dolayı şehir tadilatta ve Malatya’ya gidene kadar otoyollar yapımda olduğu için biraz zor gidiliyor o taraflara bilginize.

Balıkesir: Balıkesir kendine has bir sıcaklıkla karşıladı bizi. Diğer şehirlerde sıcaktı ama oranın sıcağı İzmir’den hırsızlık yaptığı için daha bir güzel sıcaktı. Balıkesir Aydın gibi İzmir esintileri olan denize de komşuluk yapan bir şehrimiz bildiğiniz üzere. Bak bu arada şuan bu yazıyı yazarken saat 04:11 gecenin bir körü ve sen hala bu abuk subuk deneyimlerimi paylaştığım yazımı okuyorsan teşekkür ediyorum ve doğuda mutlaka et yemeği yiyin onu söylemeyi unuttum. Yine unuttuğum şeyler olursa yazacağım böyle ara ara. Neyse ne diyorduk? Balıkesir? Evet. Başka bir şehirde olduğunu ilk başta dolmuş, otobüs, taksi trafik direkleri gibi şeylerden anlıyorsun ilk önce. Şimdi Balıkesir’de konaklayacağımız yere giderken böyle taksi görünümlü dolmuşa bindik, rahat ve ucuz olmasını takdir ettim. Devlet Su İşlerinin misafirhanesinde kaldık. Buradan bir kez daha o misafirhanedeki resepsiyon müdürüne küfür ediyorum. Bir sürü boş odası vardı bize 3 kişilik bir oda verdi. Normalde herkes tek odada kalır ve biz üç kişiyiz ve ve ve aramızdan birisi deliler gibi horluyor, horlamıyor hatta kükrüyor bağırıyor. O gece bitmedi zaten. Bak o geceyi düşününce Balıkesir için söyleyeceklerim bitti biliyor musun? Güzel şehir nihayetinde Balıkesir gidin görün demiyorum ama güzel şehir, olurda giderseniz hele ki DSİ Misafirhanesine giderseniz o adama beni söyleyin bide küfür edin şerefsize.
Aydın: Aydın var ta tam yandan yemiş İzmir, tek farkı daha düzenli ve yanlış aklımda kalmadıysa Aydın’a tepeden baktığınızda bir düzen görüyorsunuz. Tüm ana caddeler meydan gibi bir yere çıkıyor. İlk şehir düzenlemenin başarılı olduğu merhum Adnan Menderes’in şehri. Güzel şehir. Böyle sağda solda eski musluklar hayratlar ve belediyelerin yaptırdığı heykelimsi yapıtlar ve yeşillik insana yaşadığını anlatıyor bir kez daha. İzmir’de böyle merkezi yerlerde beleş su içeceğin çeşme doludur. Bunu neden diyorum? Beleşçi olduğumdan değil ben Ankara’ya İzmir’den geldiğimde çok aradım valla böyle eski Osmanlıdan kalma çeşmeleri falan, büfeden su almakta koyuyor Osmanlı çeşmelerinden su içip büyüyen bir adama. Neyse nihayetinde bak Balıkesir’e demediğim şeyi Aydın’a derim. Modern bir kasaba tadında fena turistik yerleri olan bu şehri gidin görün. Ben tam göremedim siz görün.
Antalya: Anlatmama gerek var mı? Hadi “var” dediğinizi kabul ediyorum ve birkaç anekdot söyleyeyim aklıma takılan. Şimdi sıcak aga onu demeyeceğim. Ama var ya harbiden sıcak. Bak şehre hep klimalı ortamda geldim. Bak adımı attım ya! Adım var ya? Onu attım. Nedir dışarı adım atma süren? 3 saniye olsun en fazla. Direk kolum, suratım, ensem falan yapış yapış ve bu esnada saat akşam 11. Neyse otelimize gittik. Oteli İranlı hatunlar basmış. Şimdi iki muhabbet falan resepsiyonu kafaladım hemen. Bu benim öncelikli taktiğimdir. Resepsiyonu yada çalışanı kafalarsan rahat edersin. Resepsiyondaki ismini unuttuğum abi “bak” dedi. İranlı kızların pasaportlarını gösterdi hepsi karaçarşaflı. “Ulan” dedim “bunlar bunlar mı?”, “bunlar bunlarsa bunlar kim?” merak ettiniz dimi mevzuyu? Kızın elinde efes ekstra (reklam olmaz dimi bu? Neyse) ağızda bir fahişenin içebileceği şekilde bir sigara, üzerinde elbise yok desem yeridir ve gürültülü kahkahalar. Tamam ne yaparlarsa yapsınlar bizi ırgalamaz ama işte insan yadırgıyor. Yurdum kızı ne güzel diyor. Sonra işte kale male gezdik oralarda ayıptır söylemesi tekne turu yapacak kadar vaktimizde vardı yüzme falan onu da yaptık. Güneşte yanıp tüm iş günlerimin rezil olmasını istemediğimden yüzmedim güneşlenmedim yinede yandım o ayrı bir olay. Geceleri Antalya tam bir fuhuş şehri. Sokaklarda orospular, fahişeler, travestiler falanlar filanlar ve şunu fark ettim ben gittiğimde turların aynı zamana denk gelmesinden sanırım İranlı doluydu. Alayı İranlıydı. Şu kardeşinizin zamanında Ürdün’lü bir sevgilisi olma ihtimali olduğundan çat pat Arapça kelimesi vardı cebinde onları sarfettim. Look at me “Be hibbik” ile girdiğim cümleleri “ya ammura” ile süsledim. Bunların Türkçesi ne Enes? Demeyin araştırmacı olun biraz, tembellik iyi değildir.
Arkadaşlar Antalya da insanlar fazla yaşamıyormuş aşırı nemden dolayı. Yine resepsiyondan öğrendim bu bilgileri sakın Antalya dan 2.el araba falan almayın çürük olurmuş valla ben diyeyim. Öyle her denilene de kanan bir adamım anında inanırım. Ki inanırım 3 saniye içinde yapış yapış oldum, o araba o hararetle tabi çürür. Neyse neler dedik? İranlı kızlar, sıcak, gezdik tozduk, geceleri fuhuş cehennemi Antalya işte daha ne anlatayım zaten biliyorsunuz bu şehir hakkında bir dolu şey. Geçelim İzmir’e.

İzmir: Şimdi bakın ben bu şehre aşık bir adamım. Neden? Çünkü İzmir de büyüdüm. İlk kavgamı burada yaptım, ilk dayağımı burada yedim, ilk burada aşık oldum. Hatta bak sizle paylaşayım ilk aşık olduğum kız Yekta Öncel şuan meşhur oldu. Ferhat Göçer abimizin “gül ki sevgilim gül ki gözlerin” falan filan olan şarkısının klibinde oynayan kız. Ayrıca sonralardan duydum ama izleme fırsatım olmadı Arka Sıradakiler dizisinde de oynuyormuş. Neyse işte ilklerimin şehri. Bide benim bulduğum bir şey sanırım şimdi size diyeceğim; elinize bir dünya küresi alın İzmir’den bir iğne batırın arkadan Hawaii den çıkacak. Yani neredeyse İzmir’de ada olsa aha size o çok konuşulan Hawaii. Bunu neden dedim? Çünkü kıyaslama yapacağız şimdi. İzmir güzel şehir, kızı güzel falan derler yalan güzel olan kızlar göçmen kızlarıdır. Ki onlarında hepsi mavi gözlü sarı saçlı olduğu için genetik olarak böyle bir basma kalıp laf vardır. Ama siz yinede oranın kızını güzel bilin. Şimdi İzmir’de 10 yıldır metro yapılacak hala yapılacak, İzmir’in gözdesi bir teleferiği vardır ki bir minik arızadan dolayı durdurulmuş. “e normal abi!” demeyin. 3 yıldır hala duruyormuş öyle ne arıza gideren var ne bakan. Ve böyle bir dolu eksik. Şimdi benim şehrime bu yakışıyor mu? Tabiî ki yakışmıyor. Bir çevre düzenlemesi bir kıyı şeritlerine el atsa bu kamil chpli belediye başkanları ölürler mi? Evet ölürler. Ama bu gittiğimde dedim ki “İzmir müstahak çeksinler”
İzmir insanı da tüm Türkiye insanı gibi misafirperverdir. Ama işte bazen yapacak bir şey kalmaz ya. Buda öyle bir şey. Miting alanı Alsancak’daydı yani deniz kenarında. Bu çok meşhur saat kulesinin (Konak) hemen altında. Benim işim bitti yaktım denize karşı bir sigara “dey gidim dey büyüdün len Enes” dedim kendime. İyi geldi ama oradaki çimlere uzanmak denize nazır sigara içmek falan. Sonra Kemeraltı’na gittim. Kemeraltı toptancı doludur tam bir çarşıdır ve İzmirli tanıdığınız varsa sorun bu dediğimi onaylayacaklar. Oranın yabancısı iseniz oraya girmeyin, labirent gibidir zor bulursunuz yolunuzu tekrar çıkmak için. Ama hemen girişte Kızlarağası Hanı adında eski bir han vardır, Osmanlı kokar. Kokusu da şifalıdır  Kapalıçarşı gibidir, içi incikci boncukcu doludur. Hadi bide kıyak geçeyim size, hanın içinde en işlek dükkan Safa Silver benim çocukluk arkadaşımdır ismimle giderseniz indirimin kralını yapar size. Ve mutlaka size, ona ufakken attığım kazıkları anlatır. Sonra İzmir’de konaklama yerimiz olan Balçova Termal Tesisleri Oteline geçtik. Termal harbi termal, bir şifalı sıcak suya gireyim dedim, yok aga sigaradan ölmüşüz biz. Kalp krizi geçirecektim, çok şifa artık beni bozar anladım. İmitasyon yemekler yemeliyim ben, dışarıdan beslenmeli sigara içmeliyim. İşte arada sırada spor falan dengeliyorum. Ha bide süt! Bak bu önemli çok severim. Süt ve Sigara. Denediniz mi? Denemediniz hadi bunu da ben söyleyeyim bak yemin ediyorum buda benim icadım. Sigara içenler denesin mutlaka süper oluyor. Sigara içmeyenler ise sadece süt içsin ne bileyim içine bal katsın falan. Geçelim mi Sakarya ya? Hadi geçelim.
Sakarya: Bak şuan saat 04:48 uyku fena geldi ama bu yazının tadını bozmamak adına devamını yarın yazarım demedim azim ettim bitireceğimde. Şimdi var ya gittim Sakarya’ya nem %90 mahvetti beni. Depremzede Sakarya da evler hep 2 katlı öyle kocaman evler pek yok. Ve gün içinde gezerken ne dedim biliyor musunuz? “Ben burada yaşamalıyım”. Süper ötesi yeşillik, halkı muhafazakar bir halkmış ki bu iyi. Çoluğum çocuğum Antalya gecelerinde travestiler arasında büyüyeceğine Sakarya’nın fındık tarlalarında büyüsünler. İnsanları da yardım sever. Gerçi şimdi siz benim yardım sever yada gıcık dememe inanmayın şimdi biz Ak Parti VİP aracı ile gezdiğimiz için partizan sevenlerden oluyor olabilir. Olabilir değil hatta mutlaka ondandır. Olsun ilgi iyiydi. Çok güzel yeşilliği var, ve çok villa var. Şekli güzel çelik duvarları olan 1 ayda yapılmış sağlam villalar. Bak ticarete atılacak olan varsa Sakarya güzel şehir. Ben düşünmüyor değilim. Gıda üzerine ise hele aklınızdaki tam yeri. Zaten deprem yaralarını sarması ve hızlı gelişmesi için büyükşehirlik verilmiş. Hani hızlıda toparlanmış hemşerilerim. En baba yerdeki ev kirası 600 kağıt. İçimden dedim “ulan Ankara’nın neredeyse en dandik yerinde zamanında 450 kağıda oturdum 3-4yıl adalet mi lan bu?” şimdi Marmara iklimi olan bu yerde maki bitki örtüsü, yok yok şaka şaka, ne makisi len? :d maki falan yok. Nem çoktu ama ben diyeyim. Merkezi bir yerde “sherlock holmes” filminden ismini alan bir cafe var. Orda ayıptır söylemesi tremisu yedim tavsiye ederim. Öyle kolay kolay beğenmem ha tremisuyu. Ama adamların menüsü zaten ansiklopedi gibiydi. Dışarıdan her ne kadar tavuk dürümcü gibi gözükse de içi güzeldi. Öğrencinin geliştirdiği bir yer Sakarya böyle girer girmez kocaman kavak ağaçları karşılıyor sizi, öyle Kaş’a falan gitmeyin otantik yer aramak için. Sakarya çok güzel şehir. Bak ilerde size oradan yazabilirim şimdiden söyleyeyim.

Neyse yazımın sonunda bayağı bir uykum geldi, kül tablası izmarit cennetine döndü zaten. Şimdi aklıma “çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?” lafı geldi. Bu lafı ortaokulda seminer hazırlamıştık. Orda sınıfça “çok okuyan bilir” tarafını savunmuştuk. Karşı düşman sınıf yani 8/a “çok gezen bilir” savunmuştu. Tabi bende Çingen çenesi olduğundan bizim sınıf ezmişti. Çocukları konuşturmamıştım bile. Konuşamamışlardı neden? Kitap okumuyorlar iki cümleyi bir araya getiremiyorlardı. O zaman ne diyeyim şimdi ben? Çok gezen bilir lakin anlatamadıktan sonra kim okuyacak onun gezdiği yerleri? Çok okuyan bilir, lakin gezmedikten sonra üç satır ile iki resim görmesi yetecek mi ona? Biz yinede bol bol okuyalım varsa imkan gezelim. Bakmayın böyle gezgin edasıyla yazdığıma iş işte, hem geziyoruz hem çalışıyoruz. Paylaşmakta saklı ya mutluluk ondan yazayım dedim. Bide şimdi en başta dedim ya mail falan geliyor diye, orda bana ulaşanların yarısı demiş ki “abi birazda mutlu şeyler yaz” bu yazıda onlara gelsin işte. Enes Evci’nin gündelik dilinden üç beş şehirde aklına takılan meseleleri okudunuz. Saat 05:03 Selamet ile.

Son not: Bak bunu günlük olarak yazacaktım, yazılar alt alta gelir diye yine Denemeler bölümüne koyuyorum, kim bilir ne zaman yayınlanır ve bu yayınlanana kadar ben kim bilir kaç şehir daha dolaşırım, belli mi olur senin yaşadığın şehre de gelirim, hatta aynı sokaktan geçerim omzuna omzum çarpar. Teğet geçen hayatlar işte, işimiz bu ;)



Enes Evci



Yorumlar (7)
Enes Evci 19.08.2010 13:36
Bak okuyucularım dediki "yeter ulan güzel neşeli bir yazı yaz öldük bittik" bende aha yazdım böyle bir gezi rehberi tadında.

su kara 19.08.2010 16:59
evettt güzelce döktürmüşsün arkadaşım beğenim sonsuz... Antalya da yaşayan birisi olarak ne bilim Antalya nın hakkını yemişsin gibi geldi, tamam sıcak ve nemde ve iranlı kadınlar konusunda (diğer yabancılarıda unutmamak lazım) haklısın! Fakat Işıklar Caddemizi,Kapalı Yolumuzu, Cumhuriyet Meydanını,Güllük Caddemizi (insanlar en çok buralarda gezer) yazmamışsın.Antalya usulü köfte piyazı tahinli kabak tatlısını(offf süperdir) yemeden gitmemek lazım Antalya dan ki sen inş bunları yemişsindir.
Evet yazını okuyorken tatile gideceğim yer hakkında bilgi almak istediğim bi rehberlik sitesine bakıyormuşum gibi hissettim buda şahane bişey oldu..
Sevgiyle kalman dileği ile ...

... ... 19.08.2010 19:05
Mail adresini isteyen her kimse ona özel mesaj yollasaydın olmaz mıydı?Bilmiyorum biraz antipatik bence.
Yolladığın(yollanan) mail ne bilmiyorum ama bilenler birşeyler anlamıştır sanırım Birde neden teşekkür ediyorlar onu anlamadım

Enes Evci 19.08.2010 19:22
@su kara = ilk başta dedim ya yediğim içtiğim bana kalsın gerisini anlatayım diye. Şimdi tabiki üstün körü sokak ağzı ile anlattım. yoksa her bir şehire yüzlerce sayfa yetmez anlatmaya, öyle tozunu aldık diyelim:)

@merve ağanoğlu = onca badirelere rağmen sonuna kadar geldiğin için teşekkürler, işte fırsat gelince geliyor. gezmek için grup kurmana birşey diyemem ama sanatla daha çok uğraşmanı teşvik etmek için mutlaka bir enstruman çalınması taraftarıyım. Öneririm, teşekkürler.

@Dilşhad = şimdi Dilo şöyle özetleyeyim genel çerçeveyi ben sana. "Yok mu güzel yeni üyesi az bir site?" dediğimde bundan yıllar önce :D bir arkadaşıma, bu siteyi önermişti oda yeni üyesiydi. Gel zaman git zaman sende şahitsin ki işte müdavimi olduk özgürromanın. Oysa çevrede bir dolu profillli, bloglu, resimli, flörtü bol sitelerin olduğunu hepimiz biliyorken. Burdan çok klas arkadaşlıklar edindim, edineceğimde. Ben, yazdıklarını/düşündüklerini sevdiğim kişiler ile hemen iletişime geçen bir adamım. Benle irtibata geçenlerinde aynı düşünce içinde olduğunu düşünüyorum. Çünkü ortada bir eser var ve sen "vary be ne güzel, bunu yazan ile irtibata geçsem konuşsak fikir alış verişi yapsak iyi olur" diyebiliyorsun kimi zaman. Tabikide sana uyup şimdi ben kimin benden mailimi istediğini falan deşifre edecek değilim. Ama ben bunları ve daha fazlasını bu sitede yaşıyorum. (tel no isteyenler, maili, rüyasında görenler vb. bir sürü) bunları dediğim gibi tabiki nicklerini falan burda söylemem uygun olmaz. Ve bu siteden bende msni olan sanırım bir 30 kişi var, mütemadiyen hergün/haftada bir uzun uzuna konuştuğumuz. Neyse amacıma ulaştığımı zannediyorum ve gevezeliği kesiyorum. Okuduğun için sanada teşekkürler:) "okumasaydım etmeyecek miydin?" dersen yine teşekkürler;)

... ... 19.08.2010 19:33
wuuuuu ! :) yorum bak
Öncelikle şunu belirteyim ben kimseyi deşifre etmeni istemem,sonuçta sana özel gelen mesaj bu.Ayrıca karşı değilimde benim görüştüğüm çok özel insanlar var bu sitede, sadece sanki amacından çıkarırlar diye yazdım(Sakın bunu üstüne alınma)diğer sitelere benzemesin tedirginliğim bundan

Enes Evci 19.08.2010 19:38
Yok birşey olmaz. Hemen çökerim tepesine ben o tiplerin merak etme:)

elif öztürk 21.08.2010 02:48
Malatyayı görmek nasip oldu sadece eşimin memleketi olduğundan ama çok sevdim.Söylediğin park konusunda haklısın soluklanmak için bile oturmak mümkün değil.Zaten beni cezbeden şehir merkezinden çok kayısı bahçeleri oldu.Altın sarısı ağaçların arasında gezinmek,nefes alabildiğini hissetmek ve dinlenmek,dadandığım ağaçların sayısını hatırlamıyorum bile...Gezemesek de okuyarak görmeye çalışıyoruz çoğu yeri,ve birçok şeyi.Yazın mükemmel olmuş.sağolasın...


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6320
2 Firari Fırtına 4382
3 Mustafa Ermişcan 3760
4 Hasan Tabak 3470
5 Nermin Gömleksizoğlu 3137
6 Uğur Kesim 3009
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2864
8 Sibel Kaya 2854
9 Enes Evci 2564
10 Turgut Çakır 2262

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2619 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com