Hikayeler

Emin eller
Okunma: 84
Bengisu BENGİ - Mesaj Gönder


Ne diyor bu adam? Uzun ince parmaklı, esmer eliyle ileri işaret ediyor sanırım. Ama söylediklerinden hiçbir şey anlamıyorum.
Adam en son eliyle bir hareket yapıp arabasına bindi. Arabası küçüktü. Ama biz de sığabilirdik. Lakin adam almadı. Kendini gösterdiği yere doğru gitti.
Anneme döndüm. Yıpranmış şalı ile gözünü siliyor. Daha on gün önce pamuk gibi elleri vardı. Şimdi ise şişmiş kesilmiş durumdalar. İşaret parmağında tırnağı kırılmış.
Gözlerine bakıyorum annemin. İri gözleri dolu dolu. Okuyamıyorum gözlerin. İçinde birden fazla duygu var çünkü.
Annemin kucağındaki kardeşime baktım. Sol kolu üstünkörü sarılmış, yüzü kesiklerle dolu. Kahverengi saçları dağılmış, küçük burnunun sol deliğinden gelen kanın kurumuş kalıntıları var. Gözlerimin dolduğunu hissettim.
Babama döndüm. Şahin burnunu kıvırmış, güçlü ellerini keskin gözlerine siper etmiş ileriyi tarıyor. Kafasında 4-5 santimlik bir yara var. Elleri soyulmuş. Ama dert etmiyor.
Evimiz başımıza yıkılmıştı. Bombalardan birinin hedefi olmuştu. Küçük kardeşimi son anda babam bulmuştu.
Şimdi ise bu kuru, ağaçsız toprak üzerinde giden adamın arkasından bakıyorduk. Babam coğrafya öğretmeniydi. Bu yüzden ülkeleri bilir. Ona güvenmekten başka çaremiz yok.
Biz çok acele etmiştik. Neredeyse 1,5 gündür yol alıyorduk. Babam hemen su bulmuş, yola koymuştuk. Babam:
- Şu kayanın dibinde bekleyelim. Tek yolumuz Türkiye. Ama yol uzun. Diğerleri bize yetişinceye kadar yetecek suyumuz var.
Hissetmiştim. Gözlerinden okuyamamıştım belki ama hissetmiştim işte. Korkuyordu fakat kendisi için değil, bizim için korkmuştu.
Kayanın dibi biraz daha serindi. Kardeşimi yatırdı ve koluna baktı annem. Kanıyordu. Yarasını görünce tekrar gözlerim doldu.
Bir süre sonra uyumuş olmalıyım. Uyandığında 30-35 kişilik bir kafile babamla oturmuş, konuşuyordu. Birkaç çocuk da yanımda uyumuştu. Güneş yeni yeni yükseliyordu. Anlaşılan gece boyunca uyumuşum. Babam:
- Şu an Türkiye'ye gitmeliyiz. Ama her yerde asker var. Olabildiğince hızlı yol almalıyız. Ne kadar çok can kurtarırsak o kadar iyi olur.
Etraftaki herkes onay verdi. Bir saat sonra yola çıkmıştık bile. Kardeşim babamın kollarında hafif hafif inliyordu. Ben de bu yüzden dolan gözlerimin sürekli yırtık şalımla silmek zorunda kalıyordum.
Bir an sonra kardeşim titremeye başladı. İniyor, ağlıyordu. Kahverengi hayat dolu gözleri yaşlarla dolu, yarı açık; kahverengi saçları dağılmış, ince dudakları acıyla buruşmuştu. Yol boyunca çok kan kaybetmişti.
Herkes öleceğini söylüyordu. Ellerim yavaşça yumuşak kahverengi saçlarına gitti. Dudaklarımı hafiften alnına değdirdim. Onu son kez görecek olmanın verdiği endişe ile gözlerimi üstünden ayırmıyordum. Annemin burnunu çektiğini duydum.
Cılız bir ses geldi kulaklarıma:
- Abla...
- Ablam... Meleğim... Çok mu acıyor?
- Hım... Gibi tuhaf bir ses çıkardı.
Gözleri boşlukta dikilip dondu. Başı sağa kaydı. Sağ eli yanına düştü. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Annemin iç çektiğini duydum. Babamsa arkasını döndü.
Kardeşim ölmüştü...
Zaten küçük olan vücudu iyice küçülmüş, perçemlerinden bir tutam gözünün önüne gelmişti. Teninin rengi beyazlamış, cansız gibi yatıyordu.
Cansız gibi değil. O zaten cansızdı.
Son kez baktım ona. Onu bu kadar çok sevdiğimi bilmiyordum. Daha dört yıl olmuştu. O minik beden ile tanışalı dört yıl olmuştu.
Daha sonra beyaz bir elbise ile sardılar onu. Ellerle kazdıkları çukurun içine bir harç koydular. O an kum ve su ile yapmışlardı.
Daha sonra kardeşimi gömdüler. Orada bir mezar olduğunu bilsinler diye, bir daha parçasında yeşil bir şal taktı annem ve mezarının başına dikti.
Yaklaşık yarım saat sonra biz Türkiye'ye gitmek için yola çıkmıştık. Arkamızda birini bırakarak...
Korku ile yola devam ettik. Bazen mola veriyor, bazen de uyuyorduk. Annem her gece ağlıyordu. Eski babam bize gitmiş, yerine başka biri gelmişti. Sürekli susuyordu. Ben ise her saniye:
Bu yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz!
Sınıra yaklaştığımızda, uzaktan beyaz çadırlar gördük. Babama göre bunlar Türklerdi. Demek ki sandığım kadar aceleci davranmamışız. Çünkü en az bin kişi var burada.
Birden midem bulanmaya başladı. Başım zonkluyordu. Gördüğüm cesetler... Zevk için öldürülenler... Dışarıda ağlayan onlarca insan...
Ölen kardeşim...
Hemen sağımda duran babama yaslandım. Babam ne olduğunu anlamadan, yere doğru düşmeye başladım. Birden ellerimi sıcak eller tuttu. Başımı kaldırdığımda, mavi şal takmış, yeşil gözlü, sol yanağında minik bir ben olan sevimli bir kadın bana sıcacık gülümsüyordu.
Yavaşça arkamı döndüm ve:
Ben emin ellerdeyim kardeşim diye bağırdım.
 



Bengisu BENGİ



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6279
2 Firari Fırtına 4343
3 Mustafa Ermişcan 3705
4 Hasan Tabak 3430
5 Nermin Gömleksizoğlu 3105
6 Uğur Kesim 2982
7 Sibel Kaya 2824
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2795
9 Enes Evci 2531
10 E.J.D.E.R *tY 2244

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:504 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com