Hikayeler

BİR AYRILIĞIN ANATOMİSİ
Okunma: 102
Kerem TEĞİN - Mesaj Gönder


Hayır! Öldüğüne üzülmedim. Kahroldum. Dünya ayaklarımın altından kaydı sanki. Nasıl desem? Her şey büyük bir boşluğa aktı ve ben bir anaforun içinde sürüklenip duruyormuşum gibime geliyordu. Bir babanın ölümünü hangi kelimeler ifade edebilirdi ki? Gece vakti ay ışığının vurduğu, toprak kokan, sürülmüş, sonsuz bir tarlada ayakaları çıplak bir şekilde bilinmeze yürüyormuş gibi garip ve ıssız bir duygu. Veya zindanda ömür çürütmüş bir mahkumun cigarasından aldığı öksürüklü her nefesin hapsolduğu kadar kasvetli bir odanın havası kadar boğucu. İnanın, bir süre sonra ağlayamıyorsunuz. Göğsünüz o kadar şişiyor ki her an patlayacak da siz de fezaya uçacakmışsınız gibi sıkıntılı. Evdeki ölü havası, herkesin kan çanağına dönmüş gözleri ve bembeyaz suratları bir mezarlığı andırıyor sanki. Bitmek tükenmek bilmeyen taziyeler ve sizin acınızı yaşamaya fırsat bile bulmadan gelenlere dağıtmaya başladığınız ikramlar. Kahrolası adetler! Siz bir parçanızın kaybolduğuna üzülüyorken “Aman oğlum adettir.” diyenlerin telkinleriyle uğraştığınız boş işler. Ailesine çok düşkün, memuriyetinin yanında oto tamirinden de anladığı için haftasonları Aydın Usta’nın yanında çalışan ve iki çocuğunu yurt dışında dil eğitimine gönderecek kadar çok çalışan, mahallenin en sakin abisiydi babam. Kendine bir şey aldığını görmezdiniz. Anneme, diğer üç kardeşime hatta mahallenin delisi Fiko’ya bile ne lazımsa alırdı. Ancak kendisini unutmuş bir adamdı. Daima gülümserdi, ama bir kere bile kahkaha attığını görmedim. Hep bir mahzunluk vardı üzerinde. İşinde çalışkan ve tertipli, her sorunu sakince çözen ve bir kere bile bağırmayan, sabırlı ve uysal adam... Anneme karşı kibar ve sevecen tavırları, bize düşkünlüğü ve elli beş yaşında yenildiği akciğer kanseri... Hayatında bir kere bile sigara içmeyen adam, gençliğinde verem, ölümünden önce ise akciğer kanserine yakalanmıştı. Hemen her şeye üzülebilirdi. Başka kıtalardaki savaşlara,fakirlere, sokak hayvanlarına, herkese ama herkese... Taziyeye gelen herkesin öve öve bitiremediği mükemmel insan. Bu taziye işi o kadar uzun sürmüştü ki ancak bir hafta sonra babamın alet erdavat odasına girebilmiş ve yıllardır hiç haberimiz olmadan tuttuğu günlükleri o zaman bulmuştum. Ondan başka kimse girmezdi oraya. Orada oyalanırdı çoğu zaman. Sürekli bir şeyler tamir ederdi. Meğerse günlük de tutuyormuş. Böyle bir huyu olduğunu hiç bilmiyordum. Gözyaşları içinde altı adet kalın defteri okumaya başladım. Öldüğüne üzülmek bir yana artık ne demek gerekirdi bilmiyorum. Ama bu günlükleri okuduğumda babama kızayım mı acıyayım mı bilemedim. Babam başka birine aşıktı. Günlüğün ilk tutulduğu tarihe bakarsak otuz küsür sene öncesine ait bir aşk. O sakin, o sevecen adamın üzüntü ile yazdığı çok belli olan satırları şaşkınlık içinde okudum. Kime aşık olduğu yazmıyordu. Ama her satırında onu unutmayacağını, onu her zaman seveceğini yazıyordu. Bir cümlesi vardı ki beni çok üzmüştü: “ On çocuklu anne-babalar da olsak ben hep seni seveceğim. “ Kim bilir annem öğrense ne kadar üzülürdü? Anneme hiç kötü davranmamış, ona prensesler gibi bakmıştı. Hiçbir özel günü kaçırmaz, ev işlerinde yardımcı olur, daima kibar ve romantik bir erkek olmuştu. “Abdurrahim Karakoç için Mihriban, Sezai Karakoç için Mona Roza neyse Zeki Karakoç (babam) için de sen osun. “ Babam günlüğünde bahsettiği insanlar gibi kavuşamamıştı adını bilmediğim sevdiğine. Ben ağlıyor, okuyor ve şaşırıyordum. “Eşimi o kadar seviyorum ki dünyalara değişmem. Bana dört tane evlat, dört tane mücevver verdi. Ne zaman gözlerine baksam sevilen bir erkeği, kendimi görüyorum. Onu çok seviyorum ama hiçbir zaman sana aşık olduğum gibi aşık olamadım ona. Bu da beni kahrediyor. Radyoda çalan bir türküde, of çeken bir aşığın nefesinde, gözlerimin daldığı her anda sen varsın. Sen benim bu dünyada imtihanım, katilim ve aşkımsın. Seni unutmak ne mümkün?” Yaşadığım şoku anlatmanın imkanı yok. Elli beş yaşında dört çocuklu bir adamın otuz sene evvel kaybettiği aşkını unutamamasına saygı mı duymalıydım, üzülmeli miydim bilmiyorum. Ben dalmış okumaya devam ederken annemin yanı başımda durduğunu çok geç fark ettim. Heyecanla defterleri saklamaya çalışırken annem:
-Telaş yapma oğlum o günlüklerden otuz yıldır haberim var, dedi.
Ben ne olduğunu anlamamışken annem gözlerimin içine üzüntü ve kederle bakıyor, elindeki mendille burnunu siliyordu. Yanıma oturdu. Elimi tuttu.
-Babanız hiçbir zaman bana aşık olmadı. Hiçbir kadının yaşamadığı mutluluklar yaşattı bana. Sevdi beni, gerçekten sevdi. Değer verdi, hiç kırmadı, bir kere bile küsmedi, bağırmadı. Ama hiçbir zaman bana aşık olmadı. Ben bunu bilerek yaşadım hep. Aramızdaki üçüncü kişinin varlığına rağmen babanı hep sevdim. O, bu duruma çok üzülüyordu. Onu unutmak için elinden geleni fazlasıyla yaptı. Ama olmadı. Geceleri bu odada onun hıçkırık sesleriyle çok kez uyandım. Onun imtihanıydı unutamamak. Benim imtihanım ise ikinci kadın olduğumu bilerek yaşamaktı. Otuz yıl geçti, otuz koca yıl. Ama olmadı, aklından çıkaramadı onu. Bir kez olsun beni aldatmadı. Bırak aldatmayı aklından bile geçirdiğini sanmıyorum. Aşık olduğu kadın yaşıyor mu onu bile bilmiyordur. Sadece unutamamanın ızdırabını yaşıyordu. Bana karşı çok mahcuptu. O yüzden hep utangaçtı bana karşı. Ben babanızdan razıyım oğlum. Başka bir erkek beni bu kadar mutlu edemezdi. Ben ikinci kadın olsam da ondan razıyım, Allah da razı olsun.”
Hüngür hüngür ağlayarak anneme sarıldım. Babam o kadar dertliydi ki aşkından önce verem oldu sonra kanser. Ve çok erken dediğimiz bir zamanda daha fazla dayanamadı kalbi aşk acısına. Peki ya annem? Böyle bir şeye insan nasıl dayanırdı? Sen nasıl bir kadınsın böyle? Ne kadar sevdin babamı da böyle bir şeye otuz yıl katlandın? Efsanelerde okuduğum aşkları bir kere bıraktım. Benim için dünyada iki tane gerçek aşık var. Dört çocuklu mutlu mesut yaşarken bile otuz sene önceki aşkının acısına dayanmayan babam ve bu aşkı bile bile kocasından vazgeçmeyen annem.



Kerem TEĞİN



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6306
2 Firari Fırtına 4369
3 Mustafa Ermişcan 3741
4 Hasan Tabak 3454
5 Nermin Gömleksizoğlu 3125
6 Uğur Kesim 2999
7 Sibel Kaya 2843
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2839
9 Enes Evci 2551
10 Turgut Çakır 2255

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1401 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com