Romanlar

NEFES AL, 17 AĞUSTOS (1)
Okunma: 113
nur gül boyar - Mesaj Gönder


Donuk gözlerimde, gecenin lanetlediği anılar zihnimin içinde dönüp dolaşan bir hayalet gibiydi. Hastanenin koridorunda, kimsenin fark etmediği, fark etse bile acıyan bakışlarını göz bebeklerine gömdüğü veya umursamadıkları halimin ölü bir bedenden farkı sadece nefes almasıydı.

Şimşek çaktı, hatıralar karardı. Gözlerimin önünde kayıp giden gece, sanki depremlere gebeymiş gibi bedenimi sallandırdı.

Sustum, hiç konuşamamıştım ki.

''Her şey senin yüzünden oldu!''

Sesindeki beni suçlayan o tını, göğsümün içinde bir şeyleri titretti. Bedenim zihnimin yarattığı depremlere dayanamadı... Dalgalandım, dalgalandım.. Göz pınarlarım doldu ve hastanenin ruhu olan o koku içimin en derinliklerine gömülürken, hastanenin dümdüz duvarına sabitlenmiş görüşüm titredi. ''Hayır..'' Bu daha çok dudaklarımdan dökülen, durağanlığın seline uğramış belirsiz bir kabul edemeyiş, yakarıştı. Kelimeler ağzımdan çıkıyordu ama hastanenin ruhu kaç haykırış duymuştu ki? Bu anın gerçekliğini kabul etmeyen beynim, depremini daha da arttırmıştı. Vücudum titremeye başladı, kasıldım. ''Hayır!'' diye bağırmak istedim ama sadece benim duyabileceğim bir çığlıktan fazlası çıkmadı ortaya. Yutkunmak istedim ama boğazım el vermedi.

Hastanenin soluk duvarına tutundum, ayakta durmaya çalıştım ama bedenim benden bağımsız bir şekilde koridora doğru savruldu. Akciğerlerimi yakan bu acı karşısında nefes almaya çalışırken, yaşlı gözlerimin ardından saçları toplu bir hemşire gözüktü. ''İyi misiniz..'' derken sesi boğuklaştı, görüşüm bulanıklaştı. Tavandaki ışıklar bulanık bir süzme halini aldı. Nefes almak istedim, bağırarak ağlamak istedim ama ne nefes alabildim, ne de gözyaşlarımın sessiz bir şekilde akmasına mani olabildim.

''Çünkü senin o bencil ellerin her zaman daha fazlasını istedi!''


Birkaç kişi beni kaldırdı, ışık büyüdü, büyüdü ve karanlıkta kaldım. Son kez acı ile nefes alırken, haykırışım bu oldu. Çığlığım kurak topraklarda bile yayılsın istemiştim, ama ben kimdim?

Çığlığım kurak topraklarda bile yayılsın istemiştim, ama ben kimdim?
 
1999 Senesi, İstanbul
 
Bir zihnin içinde zaman geriye doğru aktı. Bir kum saatindeki kumların akma hızına sayfalar yetişemedi. Yazgının kitabı geriye doğru açılırken, bir sayfada duruldu. Hatıraların acı gerçeklerine dolanmış bir satırın başında, bütün gerçeklerin ortaya serildiği bir paragrafın içinde, noktasının nereye konulduğu bilinen ama ruhu diğer cümlelere sıçramış bir cümledeydi. Babasına doğru baktı. Babası parmaklarının arasındaki pipoyu tutarken, gözleri oğlunu bulduğunda bütün sır perdesi aralanmak üzereydi. Demir Bey babasının bir deniz kenarına ait yosun rengi gözlerine bakıyordu. Şevket Bey ağzına piposunu götürdü. Zihnindeki düşüncelerin yansıması bakışlarına düşüyor, etrafta dolanan piponun dumanı bakışların ardındaki düşünceyi gizliyordu.

Bakışlarını oğlunun gözlerine dikti. Şevket Bey'in bakışlarından bir şiirin dizeleri düşerken, Demir Bey'in bakışlarından emir cümleleri yağıyordu. Bakışlar savaşsaydı eğer, kazanan sadece bakışların yer ettiği zaman olurdu.


''O kadının güçsüz olduğunu sana söyledim.'' Şevket Bey'in gözleri oğlunun gözlerinin üzerine dalgın bir şekilde bakıyordu. Hayatının neredeyse biteceğini düşünen bir adamın yazgının satırlarını umursamazlığı vardı üzerinde. Omuzlarına almak istemediği bir yükü taşımak zorunda olmasının tek sebebi, oğlunun içinde olduğu durumdu.

Demir Bey'in gözlerinden çıkan öfke dolu bakışlar salonun köşesinde duran vazonun üzerinde durdu. Bakışlarının kıyılarından öfke kendini yavaş yavaş çekerken, yüreğinde hissettiği sıcaklık öfkenin daha sert bir şekilde kıyıya vurmasını sağladı. ''Esen hakkında böyle konuşma demiştim sana.''

''Ben de sana bana emir verme demiştim.'' Şevket Bey'in bakışlarından Levent Bey'in ruhuna dolan soğukluk, kıyılarındaki bütün dalgaları dondurmuştu. Hayatında büyük bir yer kapladığı gibi zihninde de büyük bir yer kaplayacak olan kadını babasıyla tanıştırma anını hatırladı.

Esen Hanım'ın koyu kumral rengindeki saçları beline kadar uzanıyordu. Kalın kaşlarının üzerine gelen ince kâhkülleri vardı. Uzun zamandır kendisini iyi hissetmemesinin nedenini tahmin edebiliyordu. Sadece bunu gerçeklere dökecek kadar cesaretli hissetmiyordu. Aşık olduğu adama doğru baktı. Demir Bey'in yüz hatlarından gerildiğini görebiliyordu. Birlikte Levent Bey'in isminin altınla yazılı olduğu ahşap kapıya doğru baktılar. Demir Bey'in içindeki gerginlik, Esen Hanım'la birlikte içinde daha öğrenilmeyen bir gerçekliğe de yayılıyordu. Esen Hanım sevgi dolu bir şekilde gülümseyerek Demir Bey'in soğuk, ince ellerini tuttu. Demir Bey'in içinde esen soğuk rüzgâra sevginin ışığı karıştı. Avucunun içinde hissettiği sıcaklık omuzlarındaki ağırlığı alıyordu.

Esen Hanım, Şevket Sakınç'ı karanlığın gökyüzünü örttüğü akşamın şefkatin göbeğinde, aşık olduğu adamın soğuk ve ince olan parmakları koyu saç tutamlarının arasından geçerken dinlemişti. Demir Bey'in onu uyutmak için hikayeler anlatmasına alışıktı. Demir Sakınç, Şevket Sakınç'ı anlatırken ağzından çıkan kelimeler eski bir klasikten dökülen paragraflar gibiydi.

Şimdiyse Demir Bey'in anlattığı bir hikayenin içinde gibiydi. Şu ansa, aşık olduğu adamın ince parmaklarını sıkı bir şekilde tuttuğu gerçeği kadar gerçekti. Demir Bey kapıyı çaldı. Esen Hanım'sa heyecandan nefesini tutmuştu. Kapı açıldığında, yazgının sayfalarını dolduracak bir kalemin ucundaydı. Bilmiyordu.

"İlk bakışta anlamıştım." dedi Şevket Bey bir noktaya sisli gözlerle odaklanarak. "Onunla bir gelecek kuramazsın, bunu sen de pekâla biliyorsun oğlum."

Soğuk avuçlarının içinde sevdiği kadını isteyecek kadar âşık, babasının söylediklerinin gerçek olduğunu bilecek kadar aklı yerindeydi. Dizi istemeden yerinden oynuyor, parmaklarını ellerine geçirmiş bir şekilde dudaklarına götürüyor ve avucuna sıcak nefesini üflüyordu. Gözlerini kapadı, yüreğine bir ateş kıvılcımı düştü. Esen'in gülüşü düştü ilk önce, sonra gülünce ortaya çıkan gamzeleri, kurgularının iskeletlerini ördüğü koyu tutam saçları. Demir Bey gözlerini açtığında, yüreğindeki yangınla göz çevresinde oluşan yanma hissini hissetmişti.

Demir Bey âşıktı. Aşık bir adam vazgeçmezdi, o da öyle yapacaktı. Vazgeçmeyecekti.

Konuştukları konu hallolmuş gibi önündeki başka bir davanın dosyasına bakan babasına doğru baktı. Bu konu birkaç dakikanın içinden geçen, ruhsuz kelimelerin rol aldığı bir konuşma değildi. Bu konuşma sevdiği kadınla alâkalıydı ve zamanın kelimelerin ruhunda rol aldığı bir konuşmaydı.

"Ondan vazgeçmeyeceğim. Onu seviyorum baba."

Şevket Bey burnuna kadar indirdiği kemik gözlüklerin üzerinden, içi boş, yeşil gözlerle oğluna doğru baktı. "Bu konuyu geçmemiş miydik?"

"Hayır." Demir Bey öfkeli gözlerle babasına bakıyordu. Şafak bölgesinde belli olan damarlar öfkenin kendisiydi. İçindeki öfke taştı, taştı. Artık durduramayacağı kadar dilinin ucunda duran kelimeler, içindeki yangınla boyanmıştı.

"Gözlerini kör etmiş. Hiçbir şeyi göremiyorsun."

"Asıl şimdi görebiliyorum."

Şevket Bey küçümseyici gözlerle kemik gözlüklerini gözlerinden çıkararak, ellerindeki davanın dosyasını kapattı. ''Göremiyorsun.'' dedi oğlunun öfke patlayan gözlerinin içine doğru bakarak. Oğlunun ona çabuk itaat etmesine alışık olan Şevket Bey, bir kadın için onun karşısında duran oğlunun gözlerine doğru baktı. Onun dünyasında duygulara yenilmek yoktu. Oğlu şu an bir duyguya yeniliyordu.

''O kadının senin yanında neden durduğunu göremiyorsun.''

Şevket Bey'in bakışları hipnotize edecek kadar kuvvetliydi. Oğlu babasının gözlerinin içine bakıyor, babasının tekrar onun düşüncelerini zihninin kıyısına çekmesine izin veriyordu.

''Para, oğlum. Şu sahip olduklarına bir bak.'' diyor kollarını açarak. ''Hangi kadın senin yanında olmak istemez ki zaten?''

Yanlış düşünüyordu. Dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesine o kadar alışmıştı ki, dönmesini engelleyecek kişi oğlunun aşık olduğu kadın bile olsa kendi ekseninden atmasını çok iyi bilirdi.

Demir Bey nefesini ağır bir şekilde vererek gözlerini kapattı ve parmaklarını birbirine geçirdi. Babasının söylediklerine sinirlense de, içinde bir yerlerde babasını haklı çıkartacak düşüncelerin tohumları filizleniyordu.

O filizlenen tohumlar soğuk bir iklimde açacak, kızını soğuk bir iklimin topraklarında yetiştirecekti. Bilmiyordu.



Zihnimin içinde hayaletlerin hayal yollarımda gölgesi

Babacığım, ben o satırlara sığdıramadığın cümlelerin bekçisi.

Bak, içimin sokaklarında beni arıyor; Bir acının gölgesi

Soğukluğunuz içimin sokaklarında hiç bitmeyen bir ninnin melodisi.

Bir el zihnime dolanmış, elinde hayallerimin ölü cesetleri

Anneciğim, anneciğim söyle bana

Bu hangi zamanın hikayesi?



Baba,

İçimin sokaklarında; içindeki öfkenin acıya bulanmış mürekkebiyle, ölüm ninnisini yazmak isteyen bir adam tanıdım.

Eski sandığım bir hikayenin kıyısında, zamanın soğuk iklimlerine hapsettiği bir hikayenin boğazındayım.

O adamın zihninde bir hayalin gölgesi,

Yüzümde gördüğü bir hayalin kırık gölgesi.

Ellerimde zamansızlığın kopuk işaretleri

Söyle babacığım, zamanın zihninde var mı yeri?
 
27.03.19 
 



nur gül boyar



Yorumlar (4)
-quk book 27.3.2019 21:36
pesimistlik havası sezdim pek tarzım değil ama genel olarak güzel buldum, daha da gelişeceğine eminim. bol mürekkepler...

nur gül boyar 27.3.2019 21:44
Genel olarak romanda karakterler arasında iyi olaylar olmayacak ve baş karakter iyi şeyler yaşamayacak. Genel olarak pesimistik bir hava olduğunu biliyorum ama umarım yazdıkça hem daha iyi olurum, hem de bir nebze o havayı dağıtabilirim umarım. Eleştirin için teşekkür ederim.

-quk book 27.3.2019 21:54
ben depresifken yazarım ve gerçekten iyi gelir, emiinim sana da iyi gelecek. bi kitapta okumuştum ölmek isteyen yazar kitabında birilerini öldürür. eleştiri için önemli değil. bol mürekkepler tekrar.

nur gül boyar 27.3.2019 22:05
Buna katılmıyorum. Yazmak bir insana iyi gelecekse iyiyken de yazar, kötüyken de; çıkmazda da, çıkmazın içindeyken de, çıkmaz görünürken de. Hangi ruh halinde olursa olsun, yazan kişi kurgudaki ruhu toparlamak zorundadır. Diğer türler için de ayrı tabii. Yani kalemimle birilerini öldürüyorsam bu benim ölümü istediğimi göstermez bence.
Teşekkür ederim. Size de bol mürekkepler.


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6281
2 Firari Fırtına 4345
3 Mustafa Ermişcan 3708
4 Hasan Tabak 3431
5 Nermin Gömleksizoğlu 3106
6 Uğur Kesim 2983
7 Sibel Kaya 2825
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2798
9 Enes Evci 2532
10 E.J.D.E.R *tY 2245

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1306 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com