Hikayeler

KALEMİN KAĞITLA DANSI
Okunma: 88
nur gül boyar - Mesaj Gönder


 Not: Bu hikayeyi 16 yaşında yazmıştım. Yazmaya ara vermiştim ama zihnimde birileri yaz diyordu sanki. 
 
''KALEMİN KAĞITLA DANSI''

Piyano sesleri kulaklarını doldururken, kapatmış olan gözleriyle bir kere daha gülümsedi. Vay canına! , diye geçirdi içinden, bu adam cidden çok güzel çalıyordu. Gözlerini açmak istemiyordu. Sadece bu anın büyüsüne kapılarak, piyano tuşunun kendine verdiği sakinliği düşlemek istiyordu. Yılların gürültüsü kadının bedenine hapsolmuştu. O da bir uğraş istiyordu kendince. Bir şeyler konusunda, iyi yerlere gelmek istiyordu kadın. Bir şeylerle uğraşmak istiyordu mutlaka. Ama nereye döneceğini, ne yapabileceğini bir türlü bilemiyordu. Kime danışacağı konusunda sürekli bir tereddütteydi.

Piyano sesleri susmuştu. Kadının ise hala gözleri kapalıydı. Kendi kendine, kafasının içinde yarattığı bu dünyadan ayrılmak istemiyordu. Bir kaç çocuk sesi duyulsa da, bunları boş vermek istiyordu. Kendisini o piyanonun tuşlarındaymış gibi hissediyordu. Kulaklarının etrafındaki gürültü, sessizliğe bürünürken kafasını arkaya doğru uzatarak gülümsedi. Kendini o piyanonun tuşlarında hayal etmekten son derece büyük bir zevk alıyordu.
 
Kimsenin onu şu an rahatsız edemeyeceğini düşünüyordu. Aynı zamanda onu görebilecek olanlara uzaklaşmaları için içten içe yalvarıyordu. Yine sessiz, yine umutsuz, yine fazla hayalperest bir şekilde. Gözlerini kapattığı anda kalmak istiyordu. Kendini zihninde bir yere götürüyordu, bütün sesler susuyordu ve harfler onun gözleri önünde şaha kalkıyordu. Görüntülerin yüzünde oluşturduğu gülümsemeyi annesi hariç, kimse için kullanmadığı geliyordu aklına. Sonra, tekrar gülümsedi. Kahkahaya dönüştürmek istiyordu bu gülümsemesini. Bazı zamanlar aynaya bakıyordu. ''Cidden mi?'' diyordu içten bir şekilde gülümseyerek, ''Cidden bu yüzümde olan gülümsemeyi tek annem için mi kullandım?''
Bir an, kendisinden tiksinmişti. Taşları koyamıyordu yerine kadın.
 
''Hanımefendi?''
 
Kendi yansımasını düşündüğü hayalinden gözlerini açmaya çalışırken, içini yumuşacık yapan adamın sesini sadece dinlemek istedi. Dünya'nın bütün müzisyenlerinin piyanoya yaptığı baskı bir yana, bu adamın sesini bütün ömrü boyunca dinleyebilirdi. Gözlerini yavaşça açtı ve adamın dağılmış kumral saçlarında göz gezdirdi. Kahverengi gözler ilk önce bir endişeli bakarken, kadının ona şaşkınca bakmasıyla kısıldı gözleri adamın. Sustu. O da sadece susmak istiyordu. ''Şey,'' dedi kadın elleriyle ona gereğinden fazla yakın olan adamı geriye doğru iterek. ''Ben sadece biraz yorgundum da.. Affedersiniz.''

Piyanoya baskı yapan ellerin sahibinin onun üzerinde olduğuna inanamamıştı. O piyano tuşları, o güzelim piyano tuşlarını sahiplenişi hala aklındaydı. Hayalinde kalan bir kaç buğulu görüntü, onu güldürüyordu. Bu adamın yanında fazla labuali kaçmak istemediğinden kendini tuttu. ''Peki.'' dedi adam kumral saçlarını geriye doğru çekerken, ''Önemli değil.''
Bilmiyordu ki adam, kadının kalp kırıklıklarını. Hayatına bir cevher sokup, onu haksızlığa uğrattıklarını.
 
''Aslında,'' diye sesini yükseltmişti kadın. Sesinin ilk defa böyle yüksek çıktığının farkındaydı. Sinirini kusarken de böyleydi. Bunu hatırlamak istemediğinden dudaklarını birbirine bastırdı. Adam, dağılmış takımıyla kadına doğru dönerken, kadınsa ağzından çıkacak sesli kelimelerin heyecanıyla parmaklarıyla oynamaya başladı.
 
''Ben piyano çalmak istiyorum.''
 
Adam, kadının bu sözlerine karşın gülümsedi.
 
''Ders alabilirsiniz.''
 
''Denedim. Ama, sizin kadar güzel piyano çalan birinin öğrettikleriyle, normal bir öğretmen nasıl kıyaslanabilir?''
 
Adam, nefesini sesli bir şekilde dışarı vererek, sahnede duran, tuşlarının üstü kırmızı bir bezle kapatılmış olan piyanoya doğru baktı. Yorgundu. İçinde belli belirsiz bir his vardı ayrıca. Yazdıkları yazıları kimseye göstermemişti. Kadına doğru baktı. Kadın, yorgundu. Adam, yorgundu ama şükrediyordu. Bir şeyler sezmişti bu kadında. Ona kendini yakın düşündürecek bir şeyler.. O yüzden bu kadar rahattı belki de.
 
''İlk öncelikle teşekkür ederim ama yoğun bir insanım.''
 
''Nasıl başladınız?''

Adama bu soru hançer gibi inmişti. Nasıl başladığını hatırlıyordu. Yarası kalbinde kazılıydı ve her geçen gün büyüyen bir acıyla nasıl katlanabilirdi ki bu işkenceye? Hatırlamak istemiyordu. Bu yüzden çaldığını düşündü belki de. Geçmişi katlayarak, piyanonun tuşlarında geçmişini saklamak için.
 
''İşim var bayan, üzgünüm.''
 
''Nasıl başladınız bayım?''
 
Kadının inatçılığı, adamı geriyordu.
 
''Kağıt ve kalem.'' diye sırıttı adam kadına dönmeden. Kadına doğru dönerek, onu baştan aşağı gözleriyle süzdü. ''Bir kağıt ve kalem alın. İçinizden gelenleri yazın.''
 
''Bu ne için gerekli ki?''
 
''Kalem kağıtsız yaşayamaz. Notalar da kağıtsız yaşayamaz. Kalem ve notalar aynı işlevi görür ama kağıda notalar işlenirken kalemin, kağıdın üzerinde dans edişi sonucunda olur her bir şey. Kağıt ve kalem. Bu kadar, bayan. Yazın.''
 
Adam ilerlerken kadın, adamın yanına koşarak ilerledi.
 
''Peki size nereden ulaşabilirim?''
 
''Buraya gelin, tekrar.'' derken rahat bir şekilde ellerini ceplerine soktu. Ukala bir sırıtışla kadına doğru dönerek, ''Ben size ulaşırım.'' diyerek kadına doğru bir kağıt uzattı. Bir kahve dükkanının adresi yazıyordu. ''İki gün sonra bayan. Görüşmek üzere.''
 
Kadın, adamın yüzündeki gülüşten rahatsız olsa da, dediklerini ciddiye almak istiyordu. Kalem ve kağıdın dansını ona gösterecekti. Bunun müzikle olan bağıntısını pek çözemese de, anlamak istiyordu. Akşam evine dönerken, her zamanki caddeden geçerken adamın dediklerini düşündü. Ne yazabilirdi ki? O kağıda ne geçirebilirdi? Yazabilirdi, ama bomboştu. Eve girdikten hemen sonra, üstüne rahat bir şeyler geçirdi. Boş kutulardan, defterleri doldurduğu kutulardan boş bir defter aldıktan aldıktan sonra, kalemi eline aldı. Işıkları kapattı, gece lambasını açarak kağıda baktı. Şimdi.. yazma vaktiydi.
 
Kalemi kağıda doğru götürerek, nefesini dışarı verdi. Kalemin ucunu kağıda doğru götürdü ve bastırdı. Pilot kalemin mürekkebi kağıdı boşu boşuna damgalarken, yutkundu. Olmuyordu. Bir sonraki gün tekrar denedi. İşten geldi, giyindi ve dünki bıraktığı kağıtlara ve defterlere geri döndü. Kafasını zorladı, kaleme uzunca baktıktan sonra, kağıda doğru baktı. Beceriksizim, diye geçirdi içinden, ben tam bir beceriksizim. Gözlerinden yaşlar akarken, ne götüreceğini bilememişti adama.
 
Bir gün geçmişti. Oysa hala bir şey yazamamıştı. Damgalayamamıştı kelimeleri kağıda. Arkasına yaslandı ve saçlarını geriye doğru ittirdi. Nefesini verdi ve yutkundu. Kafasını kaldırdığı gibi karşıdaki kitaplıkta görünen kitaplara doğru baktı. Bir şeyler yazmak için, bir şeylerin okunması gerekiyordu. Ellerini kitaplıkta gezdirdi. Bir Oğuz Atay kitabına denk gelirken, bir cümleyi düşündü.

''Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü beni öldükten sonra kimse okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.''
 
Ne güzel söylemişti Oğuz Atay sözlerinde. Anlaşılmadığını düşündü kadın. Anlamıyorlardı onu. Kimse anlamıyordu. Sadece adamın kağıt ve kalem hakkında söyledikleri beyninde yankılanıyordu. Belki de, kadının öldükten sonra anlaşılması gerekiyordu. Gece lambasının yanına geçerek, açtığı kitabı okumaya başladı. Bazen gülümsedi, bazense öfkeyle kaşlarını çattı, bazense sustu, sadece kelimeleri izledi. Hüzünlendiği zamanlarsa yine sustu. Acıyı, yutkunamayışını boğazında hissetti. Acı, hissedilmek isterdi. O da öyle yapıyordu. Acıyı hissetmek istiyordu.
 
Bir günün sonunda daha uyandı ve etrafına baktı. Bomboş kağıttan başka bir şey yoktu. İşe gitmedi. Telefonunu kapattı ve sadece kalemi kağıtta, adamın dediği gibi dans ettirdi. Yazdı, sadece yazdı. Kalemin kağıtta oluşturduğu derin darbeleri seyretti. Bazen, Cem Adrian'ın dediği gibi, sessiz harfler aktı gözlerinden. Yazdı, yazdı. Elleri yorulduğu zaman kalktı ve kendine bir sıcak kahve molası verdi. Kahvenin kupaya verdiği sıcaklıkla gülümsedi. Sıcak kahvenin dumanı burnuna değince gülümsedi. Rahatlamıştı. Piyano tuşlarının en güzel seslerini sergileyen adama, bomboş gitmeyecekti. Daha sonra da hep yazmıştı. Kelimeler yerine boşluğa sürdürürken, korkmuştu. Yazmamaktan korkmuştu. Bir inatla başlamıştı. O adama bir şeyler götürmek istemişti ama korkmuştu. Kalemin kağıtla dans etmemesinden korkmuştu.

Akşam daha önce gelmediği gibi geliyordu kadının gözü önünde. Akşam yaklaştıkça korkuyordu. Adamın, duygularını beğenmemesinden korkuyordu. Kaleminin kağıtta bıraktığı derin darbeleri anlayamayacağından korkuyordu. Korkunun ecele faydası yoktu. Hazırlandı. Normal giyinmişti. Adamın takım elbise giymesinden korkuyordu ama abartmayacaktı. Abartmadı da. Giyindi, aynaya baktı ve gülümsedi. Makyaj yapmak yerine sadece bir koku sürdü. Yazdığı defteri aldı ve çıkmadan önce içeri geri dönerek kalemi aldı. Çantasına defterini attı ve kalemle bir kaç kere oynadıktan sonra onu da çantasına attı.
Adımlarını caddeye doğru sürüklerken, adamın ona verdiği adresi bildiğini fark etmişti. Bu, her zamanki gittiği bir kahve dükkanıydı. Sıcak bir kahvenin üstüne koyulan ezilmiş ceviz kırıntıları.. Bunu hiç bir şeye değişmezdi. Caddeye çıktıktan hemen sonra adımlarını dükkana doğru ilerletti. Yağmurun gri taşlara yaptığı basınç onu tetiklemişti. Islanacaktı. Adamın yanına sırılsıklam dönmemek için dükkana doğru koşmaya başladı. Dükkanın içine girmişti ama nefes nefese kalmıştı. Öksürürken sessizliği fark etti. Kafasını içeriye doğru döndürdüğünde ise, bütün herkesin ona doğru baktığını fark etti. Akşamın yağmurla birlikte getirdiği gri bulutlardan nefret etmişti. Aslında yağmurlu havaları severdi, ama sevmemişti bu sefer. Aksine nefret etmişti bu bulutlardan. Tamam, diye geçirdi içinden, sen kesin bittin kızım.
 
''Eee, şey..'' dedi eliyle saçlarını karıştırırken, ''Ben, bir arkad..'' derken, sözleri yarım kalmış, göz kapaklarını açmadan önce, sürekli duymak istediği ses araya girmişti.

''Hanımefendi?'' demişti adam elini kaldırıp. Kahretsin, takım elbise giymişti. İnsan nasıl olurda kahve içmeye gelirken bile takım elbise giyerdi ki? Şimdi yanında kendini çirkin ıslak gibi hissedecekti. Kadın, garsona gülümseyerek adama doğru ilerledi. Şaşkın bakışlarla adama bakıyordu. Adamsa, kadının aksine, kadının gözlerinin içine gülümsüyordu. Çantasını masanın üzerine bırakarak, paltosunu sandalyesine astı genç kadın. Adamın üstündeki takım elbiseye bakıyordu. Rezil olmuştu. Makyajsızdı. Bu adamın karşısında tam bir küçük kız gibi duruyordu. Gözlerini adamın takım elbisesinden ayırarak, ıslak saçlarında ellerini gezdirdi. ''Afedersiniz,'' dedi saçlarını geriye doğru ittirirken, ''Yağmur işte.'' diye devam etti kısa bir şekilde gülümseyerek. Adamsa elini garsona doğru kaldırdı ve sıcak bir şeyler ikram etti. Kadınsa, açtı. Gece zaten fazlasıyla kahve içmişti, ama adama söylemeyecekti. Yeterince gergindi. Yazılarını karşısında okumasını bile istemiyordu. Arkasına yaslandı ve ellerini belinde birleştirdi. Buraya bir erkekle geldiğine inanamıyordu.
 
Adamsa, onun gözlerine bile bakamayan kadına baktı.. Sadece baktı. Kollarını masanın üzerinde birleştirerek kadını süzdü. Yağmurda ıslanmış saçları önüne doğru gelirken, saçlarını elleriyle ittirmek istedi. Kadın adama baktı, adam kadına baktı.
 
''Yazdınız, değil mi?''
 
''Şey..'' dedi kadın çantasını açarken, ''O kadar da iyi değiller. Sadece yazdım. Ne yazacağımı bile bilmiyordum ve sonra kitap okudum.'' Konuştuğu kelimelerin bile gerildiğini hissediyordu kadın. ''Sonra, bunlar çıktı işte.'' derken defteri adama uzattı. Sonra, bir ıslaklık fark etti. Adam, tam defteri alacakken, defteri adamdan geri çekti. ''Çok özür dilerim.'' dedi kadın defteri telaşla açarken. Pilot kalemin, kağıtla dans ettiği anlar, yağmur damlalarının verdiği zararla mahfolmuştu. Siyah pilot kalemin damgaları beyaz kağıdı biçimsiz bir şekilde kirletmişti. Kadın, gözlerinin dolmasına engel olamıyordu. Yağmur.. Gri bulutları dinlememişti. Gri bulutların verdiği yağmur haberini dinlememişti. İnatlaşmıştı. Doğayla inatlaşmıştı. ''Ben, yazmıştım.'' dedi tekrar tekrar defterin sayfalarını karıştırırken.
Adam, kadının defterini heyecanla karıştırması karşısında hem eğleniyor, hem de hüzünleniyordu. Ağlayan insanlardan nefret ederdi. ''Önemli değil.'' dedi yumuşak bir sesle. Genç kadın, adamın aksine bağırdı. ''Önemli! Onlar benim yazdıklarımdı. Önemliydi..'' En sonunda defteri elinden sinirle masaya doğru bıraktı. Yutkundu. Yutkunmaya kendisini zorluyordu. Keşke hayal olsaydı bütün bunlar diye geçirdi içinden, keşke hayal olsaydı da kalemimin kağıda bıraktığı darbeler bir yağmurun iziyle silinmeseydi.
 
Kadın göz yaşlarını silerken, adamsa kahkaha attı. Kadının hüzününü görmüyor gibiydi. Kadın, sinirlendi. İstemiyordu. Kendi yazdıklarına bu şekilde hakaret edilmesi hiç ama hiç hoşuna gitmemişti. Adamın kahkahalarına karşın kaşlarını çattı. ''Siz,'' dedi yutkunurken. Küçük bir çocuk gibi çıkmıştı genç kadının sesi. ''Siz çok kötüsünüz bayım.'' Adam, kahkahalarını kestiğinde, garson da masaya kahveleri bırakıyordu. Garsonun yüzünde bile gülümseme görmüştü kadın. Rüya görüyor olmalıydı. Bu kadar komik ne olabilirdi ki?
''Ölümün olduğu dünyada, hiç bir şey çok da ciddi değildir aslında.''
 
''Franz Kafka'yla gelmeyin bana bayım.''
 
Kadın, hala üzülüyordu.
 
''Peki. Carl Bard'la devam edeyim o zaman.'' Adamın bu kadar rahat oluşuna sinirleniyordu kadın. ''Kimse geçmişe gidip, yeni bir başlangıç yapamaz, ama bir gün başlayıp, yeni bir son yazabilir, demiştir Carl Bard. Sizden sadece yazmanızı istedim. Ve, şunu da düşünüyorum bayan. Sokakta oturduğunuz sırada yanınıza aniden bir adam gelerek, size yazmanızı söylediğinde bu kadar çok ciddiye alacağınızı düşünmezdim. Normal bir öğretmenle, beni karşılaştırmanız gibi.'' Ukala, diye geçirdi içinden kadın, aynı zamanda adamın cümlelerindeki özgüveni kıskanıyordu, merak ediyordu. ''Yazmanızı istedim, çünkü yazmalıydınız. Yazmanızı istedim, çünkü bir yerlere içinizdeki boşluğu akıtmalıydınız. Bir kalemin, bir kağıtla dansını örnek verdim. O dans nereden geliyor sanıyorsunuz? Yaşadıklarınız, hayatınız, kaderinizde olan, tek sizi değil, bütün insanlıkta var olan bu şey.. Kalabalıkta kendimizi daha iyi gözlemleyebildiğimizi söylemiştir Kafka. Peki siz? Yazdığınızda belki o kadar rahatladınız ki, belki de o yüzden bu göz yaşı, bu sitem. Ve,'' dedi adam kahvesinden bir yudum alıp, ayağa kalkarken. Paltosunu giydi ve genç kadına doğru baktı. ''Sizin müziğe ihtiyacınız var, ama yazarken. Piyano sadece bir yol gösterdi. Piyanoyu öğrenmeyi istemeniz sizin yolunuzu çizdi. Ve, tekrar ve.. İlk kitabınız çıktığında, ilk imzanızı kendime isteyeceğim.''
 
Adamı dinledi kadın. Her yağmurun ıslattığı deftere baktığında, içinde tekrar bir şeyler canlandı. Yazdı, yazdı, yazdı. Kalp kırıklıklarını hançerledi kağıda. Sonra kaleme baktı. Sadece bir kişiye okutturmuştu yazdıklarını da. En son kurgusunda karar kılarak yazmaya başladı. Adamı koydu kitabının içine, kumral saçlarını koydu, piyano tuşlarının ellerinde süzülüşünü koydu. İçinde kitap çıkarmak için farklı bir adrenalinin salgılandığını düşündü. Ve o adrenalinin kitabını eline alana kadar çözünemeyeceğini düşündü.
 
Ve, nihayet kitabı çıkmıştı kadının. İlk imza gününü, adamla birlikte buluştukları kahve dükkanında yapmıştı. Bir kaç adam ona yaklaşmaya karar verse de, o geri durmuştu. İçtiği kahveyle arkasına doğru dönüp, kitabı imzalamak için gelen o kalabalığa doğru baktı. Hayır, ilk imzasını o adama verecekti. Piyanoyu çaldığı sahneye kadar afiş astırmıştı. O adam, buraya gelecekti. Yoksa iptal ederdi kadın bütün yaptıklarını. Etraftan geç kalmayla ilgili sinirli cümleler gelmeye başladığında, nefesini sesli bir şekilde dışarı doğru vererek, kahvenin bardakta kalan son yudumunu içti.
 
''Tamam,'' dedi bir kaç kişinin olduğu kalabalığa doğru dönerek, ''Geliyorum.''
 
''Hayır.'' dedi o yumuşak ses. Şaşkınlıkla arkasına doğru dönerken, adamın elinde olan kitabına doğru baktı. Adamın kumral saçlarını izliyordu. Camın görünen kısmından dışarıya doğru baktı. Gri bulutlar yine onları bulmuştu. Adam, dişlerini göstererek gülümsedi.
''Tebrikler, genç bayan. Çok güzel dans ettirmişsiniz. Kalem ve kağıdı dans ettirirken, kendinizin dans etmediğinden şüpheliyim açıkçası.''
 
Kadının yüzünde istemsiz bir tebessüm belirmişti.
 
''Kelimeler kağıtla buluşurken, hiç bu kadar güzel dans etmemişti bayım.''



nur gül boyar



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6306
2 Firari Fırtına 4369
3 Mustafa Ermişcan 3741
4 Hasan Tabak 3454
5 Nermin Gömleksizoğlu 3125
6 Uğur Kesim 2999
7 Sibel Kaya 2843
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2839
9 Enes Evci 2551
10 Turgut Çakır 2255

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1379 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com