Hikayeler

ÇARESİZLİĞİN ELLİ TONU
Okunma: 138
Kerem TEĞİN - Mesaj Gönder


Sabah erkenden kalkar, şehrin sessiz karanlığı içinde çöp kutularını kurcalardı Veysi Abi. Plastik, karton, şişe...Satabileceği ne varsa toplardı. Bir at arabası ve o arabayı çekerken kemikleri görünen zayıf ve çelimsiz atı ve kendisi hayalet misali gezinirdi Tarsus’un ihtişamlı çöplüklerinde. Sabah namazı çıkışında vakti varsa bir çayımı içer yoksa uzaktan el sallar giderdi. Atı gibi kendisi de zayıftı. Yanakları içine çökmüş, yatak yorgan altmış kilo ya var ya yok. Bulabilirse bir sarma tütün sigarası tüttürür, bulamazsa türkü söyler. Çok fakir, çok gariban bir adamdır Veysi Abi. Bir karısı iki çocuğu var. Kızı on yedisinde, oğlan beş yaşında. Karısı nerden bulur o kadar çamaşırı bilmem ama sürekli çamaşır yıkar. Şehrin çıkışında otoban kenarında bir çinkolu ev yapmış kendine ama ev demeye bin şahit lazım. Kışın damı sürekli akar, yazın Tarsus’un sıcağında çinkolu evde terden sırılsıklam olur. Otoban kenarı olduğu için geçince görürdük. Çoluk çocuk evin önüne atarlar yataklarını dışarda yatarlar yazın. Evi yok, gücü de yetmez kira ödemeye. Klimayı söylemiyorum bile. Garibim başka ne yapsın? Küçük oğlu arabaları izlemeye bayılırmış. O yüzden buraya yapmış evi. Hem şehrin dışı diye rahatsız olan da olmuyor. Kafaları rahat olurmuş en azından. Böyle diyordu Veysi Abi. Sabah erkenden gelir gün kararıncaya kadar bütün çöplüklere bakar. Bizim dükkanda birikmiş karton veya plastik varsa biriktirir ona veririz. Böyle günlerden birinde aldık kötü haberi. Veysi Abi evine gitmek için otoban ile E 5 karayolunun birleştiği yerden geçmek zorundadır. Gece evine giderken iki yüz kilometre hızla gelen lüks bir araba Veysi Abi’yi geç fark ediyor ve at arabasına çarpıyor. Veysi Abi arabasından fırlayıp yolun kenarına düşüyor. O ağır yaralı, zavallı at oracıkta ölüyor. At arabası desen haşat. Çarpan aracın şoförü iyi, yalnız arabasının ön tarafı paramparça olmuş. Hastaneye kaldırdılar Veysi Abi’yi. Beş gün kendine gelemedi. Çoluk çocuk perşinan. Ben baba yadigarı arabayla eşini çocuğunu hastaneye götürüp getirdim birkaç gün. Bir hafta sonra ağrılı sızılı da olsa taburcu ettiler Veysi Abi’yi. Karakola uğramasını söylediler. Beraber gittik. Çarpan adam da ordaydı. Göbekli, saçı önden kel bir adam. Sürekli de terliyor. Eline bir bardak kola vermişler. Bir yandan onu içerken bir yandan da mendiliyle sürekli başını siliyor. Veysi Abi’nin eşi Zeliha Abla ve çocukları adama öyle nefretle balıyorlardı ki hani polislerden korkmasalar adamı orda parçalayacaklardı. Başkomiser, at arabasıyla yola girmenin yasak olduğunu, kazaya kendisinin sebep olduğunu bu yüzden de parçalanan arabanın sahibine tazminat ödemesi gerektiğini söyledi.
-İş mahkemeye düşerse hapis de yatabilirsin. En iyisi sen bu beyefendinin zararını karşıla. İş uzamasın. Hem beyefendiden rica ettik. Şikayetçi olmayacak sağolsun. Toplamda on iki bin lira gibi bir masraf var galiba. Kendi aranızda anlaşın, bu para ödensin, biz de kazma kürek işleriyle uğraşmayalım. Zaten tonla iş var.
Bu nasıl işti böyle? Bu adam hayatında on iki bin lira görmemişti ki! Günlük kırk lira kazanırsa bayram ediyordu. On iki bin lirası olsa öyle döküntü bir evde yaşar mıydı? Veysi Abi’nin dudakları titredi.
-Ama komiserim o bana çarptı. Hem çok da hızlıydı. Atımı da katletti.
-Başlatma lan şimdi atından. Sen otoyola girmememen gerektiğini bilmiyor musun? Devlet o yolu senin uyuz atın için mi yaptı? Burda sana insanlık yapıyoruz, senin söylediklerine bak, dedi Başkomiser.
Adam ise koladan bir yudum daha aldıktan sonra iki eliyle sandalyeye iyice yaslanarak
-Yok komiserim, bunun gibilerine iyilik yaramaz. Siz bırakmadınız ki şunu mahkemeye vereyim.
Yenge ağlamaya başladı. Onu gören çocuklar da zırıl zırıl ağlayınca komiser odadaki memura dönerek
-Ya burayı panayıra çevirdiniz. Salih, çıkar şu kadınla çocukları burdan.
Yenge çocuklar çıkınca komiser sanki babacanlık yapıyormuş gibi
-Oğlum gel inat etme. Hapsi boylayacaksın bak, dedi.
Ben komiser ve adama uzun uzun Veysi Abi’nin durumundan bahsettim. Bu parayı ödeyemeceğini, durumunun zaten çok kötü olduğunu söyledim. Bu anlayışsız, Nuh diyor peygamber demiyordu. Paramı hemen istiyorum dışında ağzından tek farklı cümle çıkmadı. İçimden boğazına sarılıp boğmak geliyordu ikisini de. Biz hararetli hararetli konuşurken arkadan bir gürültü duyduk. Arkamı döndüğümde Veysi Abi’nin yere düşmüş olduğunu gördüm. Adam hastaneden yeni çıkmıştı ve kimse ona oturacak bir sandalye vermemişti.
Bir ay sonra mahmekeme Veysi Abi’nin evnine haciz gönderdi. Ancak memurlar alacak bir şey bulamayınca mahkeme borcuna karşılık Veysi Abi’nin tutuklanmasına karar verdi. Sekiz ay hapis yatacaktı. Hala gece yattığında kırık kaburgalarının üzerine dönünce inim inim inleyen adamı cezaevine gönderdiler. Ailesi bir hafta bizde kaldı. Annem, eşim ne dediyse Zeliha Abla bir türlü sakinleşmiyor, sürekli ağlıyordu. Onu gören çocuklar da ağlamaya başlıyorlardı. Bir iki defa parka götürdüm onları. Çocuklar biraz olsun rahatlamışlardı ama Zeliha Abla hep aynıydı. Kızı Ayla on yedisindeydi ama koca kadınlara taş çıkartıcak olgunlukta ve hamaratlıktaydı. Sabah herkesten erken kalkar, gün boyu çalışırdı. Çok güzeldi. Kaderine inat çok güzel bir yüzü vardı. İki haftada bir cezaevine ziyaretine götürüyordum onları. Mahkumiyetinin üçüncü ayında belediye Veysi Abi’nin otoban kenarındaki barakasını yıktı. Zaten iki üç çulu, bir iki tabak çanağı vardı garibanların. Onları da alıp bize geldiler tekrar. Veysi Abi’ye söylemedik olanları. Zavallı içerde iyice zayıflamıştı. Bir türlü de iyileşmemişti. Bir gün Ayla’yı istemeye geldiler. Urfalı bir aile... Biz nezaket gereği bir şey demedik. Yoksa bu yaşta kızı elbette vermez annesi. Biz de izin vermezdik. Ama Ayla hepimizi şaşırttı. Aile başlık parası veririz diyince Ayla babasını hapisten çıkaracak kefaleti ödemek ve ailesine bir miktar para vermeleri karşılığında evlenmeyi kabul edeceğini söyledi. Çocuk yirmi dokuz yaşında esmer iri kıyım bir şey. Ben eşim, annem, babam, onun annesi ne dedikse Ayla’yı ikna edemedik. “Vermezseniz kaçarım.” dedi. Bir hafta kanser etti bizi evde. Aile, parayı biraz fazla bulsa da kabul ettiler. Zaten zengin bir aileymiş. İmam nikahını hemen kıydılar. Nişanı da yaptılar. Babası hapisten çıkarsa mutlaka kızar diye o çıkmadan her şeyi hallettiler. Küçücük kız allı pullu telli duvaklı gelin oldu. Yaşı gelince resmi nikahı da kıyacaklarmış. Damadın ailesi Tarsus’ta oturuyor ama kendisi Urfa’da galericiymiş. Ayla’yı Urfa’ya götürecekmiş. Zeliha Abla salya sümük ağlaya ağlaya verdi kızını. Dünürleri teselli ediyor Urfa şiveleriyle “Biz de insanız baci. İstedigin zaman seni götürürük gızının yanina.” diyorlardı. Veysi Abi hapisten çıkmayı beklemiyordu. Tahliye haberini alınca ne düşündü bilmem ama cezaevi çıkışında eşini, oğlu Ahmet’i, kızı Ayla’yı ve tanımadığı damat ve dünürlerini görünce şok olduğunu tahmin etmek zor değil. Ben gitmedim karşılamaya. Gidemedim daha doğrusu. Gitsem ne diyecektim ki adama? Üç ay bakamadık ailene diyemezdim ya! Ben çok ağlayan birisiyim. Veysi Abi’nin ağladığını hiç görmedim. Bazı insanlar içine ağlarmış. O da içine ağlıyordu galiba. Ya da göz pınarları çoktan kurumuştu. Bu dünyanın adaletsiz bir yer olduğu kesin. Ama bir yerlerde, ne bileyim belki Everest’in zirvesinde veya Himalayalarda, Atlas okyanusunun dibinde, Harran Ovası’nda içersinde merhamet barındıran insanlar kalmadı mı? Çaresizlik, yokluk, yoksulluk ne kötü şeylermiş. Babam hep derdi:” Aşk acısı da neymiş oğlum, sen hiç evine ekmek götürememek ne acıdır bilir misin?” Evine ekmek götüren, götüremeyen tüm koca yürekli babalara...



Kerem TEĞİN



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6329
2 Firari Fırtına 4392
3 Mustafa Ermişcan 3776
4 Hasan Tabak 3481
5 Nermin Gömleksizoğlu 3146
6 Uğur Kesim 3016
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2884
8 Sibel Kaya 2863
9 Enes Evci 2573
10 Turgut Çakır 2269

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1602 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com