Denemeler

Yenilmez
Okunma: 61
Tolga Emrah ÖZCAN - Mesaj Gönder


Kendine güveni tamdı. Hiç kimse onu yolundan döndüremezdi. Tabi ki seçtiği bir yol hatta birkaç yolu vardı bu hayatta. Tutturduğu yol, Evreşe yolu gibi dar da değildi üstelik.

Geniş daha doğrusu rahat bir adamdı. Dünya yıkılsa umurunda olmazdı. Bu
yüzdendir ki 36 yaşında olmasına rağmen 25 bile göstermiyordu. Bir de keçi
sakalını kesse hepten 18’lik delikanlı gibi görünecekti.
 
Gamsızlık da bir yere kadar. Nereye kadar diye sormaya kalkmayın, yanıta vakıf olabilmek için yüzlerce kilometre yol kat edebilirsiniz. Kahramanımızın vurdumduymaz olduğunu
söylemiştik. Söylemiştik ama hesap etmeye kalkmayın büyük pişmanlık yaşarsınız.

Bir de havalı ki sormayın. Küçük dağları ben yarattım diye bas bas bağırıyor adeta. Allah’tan platolara ve ovalara da talip olmuyor. Yetinmeyi az biraz biliyor neyse ki. Kendine aşırı
güvenmenin kimi zaman zararlarını görse de iş bitiriciliğine diyecek söz yok
doğrusu.  
 
Talihli mi? Şanslı olduğu yadsınamaz elbette, lakin her şeyi de şansa bağlamak ne kadar doğru? Adam küstah, burnu havalarda, düşüncesiz belki, ama şunu kabul etmek gerekir ki
işini çok iyi yapıyor.
 
Bir kere, sağlamasını yapmadan hiçbir şeye onay vermiyor. Eşeğini sağlam kazığa bağlıyor yani. Ekibiyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. Huylu huyundan vazgeçmez misali kimi
kıllıklar yapıyorsa da gönül almasını iyi biliyor. Biraz da şeytan tüyü var kendilerinde
üzerinize afiyet.
 
Tüm problemleri, sorunları, dertleri, aksilikleri kendisinin çözeceğine yönelik bir iyimserlik
taşımıyor. Süperman, Batman ya da Örümcek Adam olmadığının bilincinde. Belki de
bu yüzden başkasının kotarabileceği işi kendi üstüne almıyor. İş bir saat
gecikmişmiş kimin umurunda, o uğraşmadı ya varsın geciksin. Hem onun da
başkalarına kıyasla yavaş kalacağı tonla iş var, bu da dert mi yani?
 
Bakıyorum adamın rahatlığı hoşuna gitmeye başladı. Demek ki önyargılı olmamak gerekiyormuş. Ha bir de olan bitenin nasıl anlatıldığı kısmı var. Empati kurabileceğin şekilde
dile getirdik gerçekleri, adamı tümden antipatik de gösterebilirdik. İki üç
kelimenin yer değiştirmesine ve mübalağa sanatının hakkını vermeye bakar iş. Amacımız
ürün toplamak, bağcıyı dövmek ya da bağı tamamen yakmak değil.
 
Kötü niyet beslemek, birilerinin tekerine çomak sokmak zor bir iş değil. Halbuki iyi niyetli olmak epey zor. Çünkü insan kıskanır, haset eder, çekemez, hep kendisi ön planda
olsun ister. Hemen herkesin hamurunda var bu. Kimi zamanla yenebiliyor bu
illeti, kiminin ise işine gelmiyor aksi şekilde davranmak.
 
Ahkam kesmiyorum, o senin hüsnü kuruntun. Ahkam kesene kadar iki tane dana keserim o sürede. Kasabım evet, hem de 17 yıldır. Mesleğe geç atıldık yoksa genç gösterdiğim falan yok.
 
Türlü maceralardan sonra en karlı işin kasaplık olduğunu anladım. Felsefe mezunlarının bu memlekette aç kaldığını geç anladım. 
 
Şimdi kazancımız yerinde Allah’a şükür de mevzu o değil. Kan ve yağ görmekten içim bunalıyor yeminle. Alıştık, alışmamış olsak halimiz nice olur, düşün. 
 
Düşünmek pek iyi gelmiyor aslında. O böyle olsa, şu şöyle olsa diye diye kafa yorarken başka diyarlara uçuyorsun adeta. Beraberinde kaygılar da geliyor peşi sıra. O gamsız
adamın rahatlığını bu yüzden kıskanıyorum işte.
 
Çırak da var kalfa da. Gel gör ki bana sorsan ikisinin de aklı bir karış havada. Kazın ayağı öyle mi peki? 47 yaşındaki adam, 16-17 yaşındaki çocukların da kendisinin gibi eline
çabuk ve maharetli olmasını bekliyor. Kendisi 17 yaşındayken su faturasını ödemeyi
bile beceremediğini çabuk unutuyor.
 
Felsefe okuduk, ama empati yapmayı öğrenememişiz değil mi? Aslında durum o kadar basit değil. Hayatın içindeyken en bariz gerçekleri göremiyoruz. Burnumun ucunu göremediğim zamanlar da oluyor, olmuyor değil. Gel gör ki o, iki tek’i beş tek’e çıkarmaktan ileri
geliyor. Benim gönlüm sarhoştur yıldızların altında sendromu yani.
 
Varille içtiğim dedikodusu yalandan başka bir şey değil. Bir kere o kadar çok para kazanmıyorum. İkincisi midem o kadar sağlam değil, elliye yaklaştı yaşımız. Üçüncüsü hakiki dost mu kaldı her akşam iki tek atacak? Ayda bir ya da iki kere kendi çapımızda
efkar dağıtıyoruz. Sonuncusunda, birkaç kere daha olduğu gibi, durumu az biraz
abartmışız o kadar.
 
Kimi hususlarda zaman zaman ipin ucunu kaçırmadıkça hayatın tadı mı kalır allasen, yeter ki
alışkanlık olmasın. Alışkanlıklardan vazgeçmek hiç de kolay olmuyor çünkü. Vazgeçme gerekliliğine kadar gelmişse iş, kişi hemen destek almalı. “Kendim çözerim işi” derse, daha kötü şeyler yaşaması sürpriz olmaz. İradesini daha önceden test etmiş zaten, şansını
boş yere zorlamanın manası var mı? Gel de bunu Hasan’a, Veli’ye hatta sana ve
size anlat. Kendime bile anlatamıyorum kimi zaman, siz neden bahsediyorsunuz?
 
Kasaplık zor iş, felsefe yapmaya benzemiyor. Kesimden iyi anlaman gerek. Bir iki yanlış bıçak ve satır darbesiyle etin tamamını mundar edebilirsin. Hız da gerekli tabi. 2
saatte bir danayı kesiyorsan, müşteriyi ne zaman karşılayacaksın?
 
Gerçi şimdilerde bir tane bile hayvan kesmemiş kasaplar var. Makineler hallediyor her şeyi. Sorsan onlara, “kasabım” diyebiliyor. Olay, hayvanın canını almak değil tabi. Azrail
misin sen tövbe haşa. Mesleğin cilvesi işte. Hem duasız ve besmelesiz yapılmaz
bu iş. Birkaç yıldır ben de bıraktım hayvan kesmeyi, yorgunluğu üzerimden atmak
günler sürebiliyor çünkü. Neticede yolun yarısını geçeli 12 yıl oldu.
 
Ben ne mi anlatıyorum? Ahkam kesmekten söz açıldı, hayatımı özetledim iki dakikada valla. Biraz çenebazım üzerinize afiyet. Adamın genişliği daha doğrusu rahatlığının pek de
göze batan türden olmadığında hem fikir kalmıştık en son.
 
İşini biliyor. Menfaatleri doğrultusunda nasıl davranması gerektiğinin de farkında. Mutluluğun formülünü bulmuş da eşten dosttan gizleme telaşında. Herkes mutlu olduktan sonra kendisinin mesut bahtiyar olmasının ne ehemmiyeti var. O nazire kime yapılacak, sorarım size?
 
Adam birden bire gözünden düştü öyle mi!.. Halbuki herif tamamen pragmatik yaklaşıyor olaylara. Onu bunu şunu mutsuz kılmıyor ki, mutlu olmalarını da engellemiyor, sadece ona
buna yol göstermekten kaçınıyor. “Üzerime vazife değil” diye de düşünüyor
olabilir. Nankörlükle karşılaşmaktan çekinmesi gayet normal. Aslında şöyle bir
düşününce… Ne normali, elzem.
 
Kalp kırmak, şayet antika değilse vazo kırmaya benzemez. Telafisi mümkün olmayabilir. Hayır, adamın ya da kadının antika olduğunu iddia eden kim? Unutun vazoyu, kırılmadı
hatta hiç var olmadı farz edin. Örnek de veremeyeceğiz anlaşıldı. Ne değerli
vazonuz varmış arkadaş, kalp kırılmasını zerre umursamadınız. Sanırsın Çin hanedanının
eserlerini ele geçirdi adam…
 
Hal hatır soruyor, yardım ediyor, gönül bile alıyor yeri geldiğinde, ama bunların hepsini
çıkarları doğrultusunda yapıyor. Üç kuruşluk menfaati olmasa kılını dahi
kıpırdatmaz. Boşa harcanan çabayı anlamsız bulmasını neden yadırgıyorsunuz ki.
 
Hemen herkes bu şekilde davranıyor aslında. Kahramanımızın farkı, itiraftan sakınmaması. Davulla zurnayla ilan etmiyor elbette. Yüzleşme faslında inkara yeltenmiyor sadece. O
böyle çok mutlu, yargılayıp kalemi kırmak bize düşer mi orası muamma işte!..



Tolga Emrah ÖZCAN



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6307
2 Firari Fırtına 4370
3 Mustafa Ermişcan 3743
4 Hasan Tabak 3456
5 Nermin Gömleksizoğlu 3125
6 Uğur Kesim 3000
7 Sibel Kaya 2844
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2841
9 Enes Evci 2552
10 Turgut Çakır 2256

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:135 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com