Hikayeler

BİR CİNAYET SORUŞTURMASI: PARALEL HAYATLAR
Okunma: 83
Kerem TEĞİN - Mesaj Gönder


Seher Gelin’in karnındaki dört aylık çocuğuyla kendini astığı haberi gece saat üç buçukta geldi. Doğubeyazıt’ın düşünceleri bile donduracak soğuğunda lojmanda bir türlü ısınamamanın verdiği asabiyetle adliyeye gittim. Kalorifer peteğine sırtımı dayamış, üzerime bir battaniye çekmiş halde odamda otururken merkeze otuz üç kilometre uzaklıktaki Çurek köyünden gelen Bekçi Ragıp’ın adliyeye geldiği ve bir ölüm haberi getirdiği bilgisi ulaştı bana. Odama çağırdım. Öylesine üşüyordu ki elleri mosmor olmuştu. Gecenin o saatinde adliye bekçisi ve benden başka kimse yoktu. Adliye bekçisinden Bekçi Ragıp’a bir çay getirmesini söyledim. Karakol komutanı da onunla beraber gelmişti adliyeye. Abdal Musa’nın gelini Seher üç gün önce kendini ahırda asarak intihar etmiş. Üç gündür kar durmadan yağdığı için de yollar kapalı. Ne at çeker bu yolu ne kızak. Bekçi Ragıp gözüpek bir adamdır. Üçüncü gün sonunda dayanamayıp onca yolu tek başına, yürüyerek, donma pahasına gelmiş. Seher Gelin üç gündür asılı halde ahırda bekliyor. Savcı görmeden kimse cesedini indirmek istememiş. Karakol komutanı yarın sabah gidebileceğimizi söylese de ben kaymakamdan bir greyder isteyip yanıma bir manga asker ve sağlık ocağı doktorunu alarak Çurek köyüne doğru yola çıktım. Göz gözü görmeyen yolda yüzümün sol tarafı felç olmuş gibi ilerliyorduk. Üç gündür asılı olan bir ceset. Bir insan kendini nasıl asar ki? İntihar bir nevi kurtuluş sayılabilir ancak kendini asmak kolay bir şey mi ki? Kafasına silah sıksa, bir arabanın önüne atlasa onu anlayabilirdim. Ama ölümün yavaş olanı beni çok korkutuyor. İşimden nefret ediyorum. Birilerini hapse göndermek, sürekli ceset görmek, doyasıya gülememek ve sürekli mahkeme duvarı gibi bir surata sahip olmak bana göre değil. Babam bir üniversitede profesör, annem kalp damar uzmanı. Üç kardeşiz ve anne babam hepimizin kariyerli insanlar olmamızı istiyor. İşte bu yüzden abim avukat, ablam doktor ben de savcı oldum. Mesleğimin ekonomik ve sosyal getirilerini inkar etmiyorum ancak bu resmiyet, bu olayların içinde kalmak bana göre değil. Tam bir senedir, karın hiç eksik olmadığı, unutulmuş bu şehirdeyim. Nişanlımı en son sekiz ay önce gördüm. Artık görmek istiyor muyum emin değilim. Kaderi benimkine benziyor. Kariyerli bir ailenin çocuğu. O da bu yüzden uluslar arası bir şirkette yönetici. Asıl istediği şey bu mu emin değilim. Ama onunla konuşurken anne babamla konuşmuş gibi hissediyorum. Sürekli yükselmek, daha çok kariyer yapmak, daha çok kazanmak, sürekli bir şeylere hazırlanıp bir şeyleri elde etmekten bahsetmesi midemi bulandırıyor. Dindar biri değilim ama bu dünyanın bu kadar çabayı hak etmediğini düşünüyorum. İçim geçmişti ki karakol komutanının bana seslenmesiyle uyandım. Köye varmıştık. Yaklaşık yüz metre yürüdükten sonra Abdal Musa’nın evinin önüne geldik. Burda evler topraktan yapılma, ahırlar ise üstü naylonla kaplı. Kalabalık bir erkek grubu karşıladı bizi. Musa gelip elimi sıktı.
-Şöyle buyrun savcı bey, dedi.
Eve girip yanan sobanın yanında ellerimizi ısıttık. Musa’nın kızları elinde tepsilerle odaya girdi. Ben
-Ne oluyor ,diye sordum.
-Açsınızdır Savcı Bey. Yemek yiyin.
-Hayır! Ne yemeği? İşimiz var. Ahıra gidip bakalım, dedim.
Bekçi Ragıp yolu gösterdi. Ahıra girdiğimizde tavana asılı Seher Gelin’in üzerine bir yazma örtmüşlerdi. Musa’nın büyük oğlu Ramazan elinde bir fenerle aydınlattı ahırı. Karakol komutanı gelinin üzerindeki yazmayı kaldırınca Seher’in mosmor olmuş gözleri ve dudaklarını, kızarmış boynunu ve solmuş yüzünü gördüm. Midem ağzıma geldi ama böyle durumlarda kendimi tutarım. Ölülerden nedense herkesten çok korkarım. Ölüden korkan bir savcı! Ölüm ne garip! İşte karşımızda bir beden ama ne kıpırdıyor ne de ses çıkarıyor. Ahırdaki koyunlar sanki acı bir durum olduğunu biliyorlarmış gibi sessizce bize ve cesede bakıyorlardı. Ahırdaki tezek kokusu soğuk havada hissedilmiyordu. Cesedi indirmelerini söyledim. Doktor cesedi kaba taslak inceledikten sonra askerlerin yardımıyla ceset torbasına koydular. Ben, Musa ve çocuklarına neden intihar etmiş olabileceğini sordum. Önce kocasıyla konuşmak istedim. Karşıma bir delikanlı çıkardılar. Seher Gelin yirmi altı yaşındaydı. Bu çocuk ise on yedi yaşında. Buralarda kız erkekten büyük olmaz genelde. Dikkatimi çekmişti bu durum. Kocası da dahil kimse neden kendini astığını bilmiyordu. Sabah olmuştu ama kar hala lapa lapa yağıyordu. Seher Gelin’in anne babası da kendi köylerinden ancak gelebilmişlerdi. Onlara haber çok geç gitmişti. Annesinin kızın cesedini gördükten sonra kocasına büyük bir taş fırlatıp “Male te bışavıtı Mahmut!” demesine bir anlam veremedim. Bekçi Ragıp’a kadının ne dediğini, neden kocasına kızdığını sordum.
-Evin yansın Mahmut, diyor Savcı Bey. Seher çok güzel kızdır. Abdal Musa’nın tek bekar oğlu vardı: Bahattin. O da tonla başlık parası döktü, aldı Seher’i. Aslında Bahattin de istemiyordu evlenmeyi. Ama babasına söz geçiremez. Ne yaptı, etti, evlendirdi çocukları. Yoksa herkes biliyor Seher’in gönlünün kendi köylüsü olan Hüseyin’de olduğunu.
Ne zor bir durum? Bu dünyada neden kimse istediği şekilde yaşayamıyor? Neden birini sevmek suç iken birinden nefret etmek iyi bir şey oluyor? Açık söylemek gerekirse aklıma türlü türlü senaryolar geliyordu. Abdal Musa gelinine tecavüz etti ve kız bu ikilemde kalmamak için intihar etti. Ama Seher’in gönlünün başka birinde olması bu tezimden vazgeçmeme sebep oldu. Zira bir insan bir sevdiği varken sevmediği birinin çocuğunu doğurmak istemeyebilir. Konuştuğum kişiler ve benim kendi gözlemlerim Abdal Musa’nın böyle bir şey yapacak biri olmadığı kanaatindeydi. Sevdiği çocuk Hüseyin’le görüşmek istedim. Ama bu karda başka bir köye daha gidilmezdi. Herkes çok yorgundu ve cesedin morga götürülmesi gerekiyordu. İki gün sonra kar durdu ve kaymakamlık greyderi tüm köylerin yolunu açtı. Hüseyin’in köyüne haber saldım konuşmak için ama onun dağda hayvanların başında olduğunu söylediler. Köylüler uzak taraflarda büyük ahırlar yapar ve kışın hayvanlarını orada başlarında bir bekçi bırakacak şekilde beslerlermiş. Hüseyin bekliyormuş başını. Zaten Seher evlendikten sonra gelmez olmuş köye. Daha bir gün önce kardeşi haber vermiş Seher’in intihar ettiğini. Kendisine ulaşılınca haber verilmesini, yanıma mutlaka uğramasını söyledim. İki gün sonra haber geldi. Köylüler dağa çıktıklarında bütün koyunların kurtlar tarafından telef edildiklerini görmüşler. Ahırın kapısı açıkmış. Hüseyin’i ahırın arkasında kafasından vurulmuş halde bulmuşlar. Silahı da hemen yanındaymış. Karnı ve bacakları da -muhtemelen yabani hayvanlar tarafından- parçalanmış. Böylelikle aşıkların ikisi de ölmüş oldu. Hüseyin’in akıbetini bilmek için savcı olmaya gerek yok. Kahrından o da intihar etmiş. Büyüklerin inadı iki masum gencin canına kıymalarına sebep oldu. Galiba artık insanlardan nefret ediyorum.
Üç ay sonra istifa ettim. Mersin’deki yayla evimizde tarım ve hayvancılık yapmaya başladım. O kadar özelmişim ki toprağa çıplak ayakla basmayı, sebzelere dokunmayı, hayvanların başını okşamayı, geceleri pasparlak yıldızları seyretmeyi… İstifa sonrası anne babamla uzun süre konuşmadık. Kardeşlerimle aramız hep iyiydi. Nişanlımdan ayrıldım. Bence ikimiz de birbirimizi sevmiyorduk. Gerçi onu bilemem ama ben sevmediğime eminim. Kocası üç sene önce ölmüş olan Nermin’le evlendim. Benden altı yaş büyük ve iki kızı var. Biri on bir, biri yedi yaşında. Onunla çok mutluyum. Anne babam düğünümüze gelmedi. Gerçi düğün dediğime bakmayın. Çocukları da sayarsak sekiz kişiydik. Kalabalık olmasını istemedik. Kızları bana abi diyor. Bundan hiç şikayetçi değilim. Bir gece yarısı ormanlığın içine saklanmış evimin önünde oturup yıldızları seyrederken Seher Gelin’i, Hüseyin’i, Bahattin’i, Abdal Musa’yı tekrar tekrar düşündüm. Hayatımızın bazı bölümleri birbirine benziyordu. Ama keşke onlarınki de mutlu sonla bitseydi.



Kerem TEĞİN



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6292
2 Firari Fırtına 4356
3 Mustafa Ermişcan 3723
4 Hasan Tabak 3441
5 Nermin Gömleksizoğlu 3114
6 Uğur Kesim 2989
7 Sibel Kaya 2833
8 Ömer Faruk Hüsmüllü 2815
9 Enes Evci 2541
10 Turgut Çakır 2248

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2067 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com