Romanlar

KUM TANELER 2 _ KURABİYE HAMURLARI
Okunma: 71
derin gezmiş - Mesaj Gönder



Genç adam akşamın kör vaktinde dağ başı
sayılacak bir yolda karşısına çıkan kıza, polis kimliğini gösterdi.Turkuaz mavisi aracın bagajından çıkardığı
reflektörleri aracın önüne ve arkasına, olması gerektiği şekilde
yerleştirdikten sonra çoktan ön koltuğa kurulmuş yolcusuyla çıktılar yola.Kız, sürücünün yükselttiği ısıtıcıda artık
hissetmemeye başladığı parmaklarını ısıtmaya koyulmuştu.Soğuk bir gecede gürül, gürül yanan odun
sobası başına kurulmuş bir kedi gibi huzurlu ve güvenli görünüyordu şimdi. Bir
tek mırıltısı eksikti.
Bir süre böyle güven içinde sürüp giden
yolculuğun sessizliğini kızın dizlerinin üstünde duran telefonundan yükselen
melodi bozdu. Erkeğin kulağına tanıdık gelen, anımsayamadığı bir şarkının
melodisi…“Alo, babacığım…”Aceleci ve oldukça keyifliydi telefona
verdiği cevap.“Evet babacığım, hava
çok kötü. Bildiğin kar yağıyor buralarda. İstanbul nasıl?”“……….”“Yoo, merak etme sen. Yola devam etmiyorum zaten. Geceyi otelde
geçireceğim, sabah döneceğim İstanbul’a.”“………”“Tabi ki
karşılayacaklar otel ücretini.”“………..”“Evet babacığım. Röportaj
çok iyi geçti. Yazıyı gönderdim zaten dergiye. Seni seviyorum babacığım.”
Başlangıcından bitişine kadar abartısız
bir heyecan ve içten bir neşenin hâkim olduğu kısa sohbet bittiğinde küçük kedi
yavrusunun suratında huzurun yanı sıra mutlulukta hakimdi. Koyu kestane
gözlerde başka bir parıltı vardı. Hayatla ve kendisiyle barışık olan insanların
gözlerinde yanan bir parıltı.
“Gazeteci misin?”“Son senem…” diye cevap verdi, soruyu
alelade bir şekilde soran adamın ses tonundaki ilgisizliğe aldırmadan. Ve
anlatmaya koyuldu. Birkaç dakika öncesinde telefonda babasıyla sohbet ederken
sesinde dalgalanan heyecanın etkisi devam ediyordu sözlerinde.“Bir dergide yazıyorum şimdilik. Genelde
küçük şeyler, çoğunlukta tanıtım yazları. Ne garip bir şekilde karşılaştık
değil mi? Hava bir anda fırtınaya dönüyor, benim benzinim bitiyor ve siz yardım
etmek için duruyorsunuz.”“Farlarını
açmayı akıl edemediğin için durdum.”Omuz silkti genç kız, “Siz kadere inanır mısınız? Belki de polis
muhabiri olurum ben, ne dersiniz?”“Tabii…Çok
gereklisiniz?”Yine umarsız bir
şekilde mırıldanmıştı adam. Karşısında ki insanlara değer vermeyenlerin sahip oldukları
yoğun bir kibir yüklüydü ifadesi. Yol arkadaşı ise konuşmayı seviyordu belli
ki. Ve artık tümüyle güvende hissediyordu kendini.“Neden? Sevmez misiniz polis
muhabirlerini?”“Çok soru soran
insanları sevmem.”Aldırmadı genç kız
bu uzak ifadeye, soğuk kinayeye.“Yaa… Mesleğinizle ilgili bir durum olmalı. Normal sayılabilecek bir
durum hatta. Soru soran taraf her zaman siz olunca, garip geliyordur başkasının
da sorması elbette… Belki de sıkıcı ya da tahammül edilemez, ne dersiniz?”Cevap vermedi adam, genç kıza konuyu toparlama
ihtiyacı hissettirdi bu durum.“Benim
için fark etmez aslında… Öyle, illa ki de bu olacak diye düşündüğüm bir şey
yok. Babam çok istedi gazeteci olmamı… Gençlik hayaliymiş kendisinin, kısmet
olmamış hayat şartları yüzünden. Biliyor musunuz, bütün yazılarımı
saklıyor.”“Peki senin…Yok muydu
kendine dair bir hayalin, kısmet olsaydı eğer?”Adamın herhangi bir duygudan uzak
sözlerinde gizlenen iğneleyici soruyu düşündü genç kız. Sakin bir ifadeyle arabayı
kullanan ve gözlerini yoldan ayırmayan bu adamın, kendisini dinlediğinden bile
şüpheliydi oysa. Garip bir şekilde savunma ihtiyacı hissetti babasını.“Yanlış anladınız beni… Ben de çok
seviyorum bu mesleği. Yani, zorla değil ki… Fotoğraf çekmeyi çok seviyorum
mesela.Sadece fotoğraf çekmek için
doğduğumu düşündüğüm zamanlar bile olmuştur.”O kendine özgü neşeli, heyecanlı
ifadesiyle anlatmaya devam ediyordu ki durdu birden, aklına eskilerden bir şey
gelmiş gibi mahzunlaştı. Onun da peşinden koşmayı bıraktığı zamanla unuttuğu
bir gençlik hayali vardı kuşkusuz. Ne var ki daha mühimdi babası.“Babamın destekleri olmasa sınavı bile
kazanamazdım aslında. Ben daha çok evinde oturup yemekler hazırlayacak, ütü
yapıp çocuklarını okula götürecek, dönüşlerini beklerken kurabiyeler yapan bir
kadın olurdum sanırım.”
Evet, böylesi düşleri vardı büyürken. Fedakâr,
sevgi dolu ve özenli bir anne olmalıydı o. Sekiz yaşındaydı annesi evi başka
bir erkek için terk ettiğinde. Henüz sekiz yaşındaydı kimsenin cevaplamadığı
sorularıyla, tanımadığı acılarıyla ve anne özlemiyle kaldığında. Babası işe
giderdi o bir başına kalırdı evde. Kendi başına uyanır, okula hazırlanır,
yalnız dönerdi okuldan. Geldiğinde kimse olmazdı ona evlerinin kapısını açan.
Yalnız yemek yer, yalnız ders çalışırdı. Babasını beklerdi, genelde de uyuya
kalırdı beklerken. Erken giderdi işe babası, geç gelirdi her zaman. Çok
çalışıyordu babası, biliyordu... Anlatıyordu adam, okuyamamıştı. Hayat şartları
yüzünden, diyordu. Henüz anlayamadığı bu zor şartlar yüzünden çok çalışmalıymış
kendisi de. Babası böyle cahil bir adam olmasaymış, bırakmazmış annesi onları.
Bunu gibi şeyler de anlatırdı ara sıra babası.
***



derin gezmiş



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6320
2 Firari Fırtına 4382
3 Mustafa Ermişcan 3760
4 Hasan Tabak 3470
5 Nermin Gömleksizoğlu 3136
6 Uğur Kesim 3009
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2864
8 Sibel Kaya 2854
9 Enes Evci 2564
10 Turgut Çakır 2262

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2353 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com