Romanlar

KUM TANELERİ 1_ KIŞ GÜNEŞİ
Okunma: 86
derin gezmiş - Mesaj Gönder


                                                
               Bölüm 1
  
     Kış güneşi deyimi buradan geliyor
olmalıydı? İçten, sıcak ama yalancı bir gülümseme. Sabah evinden çıkıp
arabasına doğru yürürken yüzünü aydınlatan hatta hissedilir derecede tenini
ısıtan bu yalancı sıcaklığa aldanmıştı genç adam. Bu berbat havayı az da olsa
tahmin edebilseydi eğer hiç düşmezdi yollara. Hava kararmaya başladıkça tipi
iyice bastırıyor görüş seviyesi aynı oranda düşüyordu. Normal koşullarda en
fazla bir buçuk saatte alacağı yolu bu şartlarda gitmesinin imkânı yoktu.
Üstelik bu moral bozukluğuyla… Boşuna kat etmişti onca yolu. Üstüne bir de bu
hava muhalefeti… Daha Osman Gazi köprüsünü geceli ne kadar olmuştu ki?
   O gün, sabahın ilk saatlerinden öğle
sonrasına kadar aydınlık mavinin en güzel tonlarını taşıyan gökyüzünden bir
anda düşmeye başlamıştı beyaz kuş tüylerini andıran kar taneleri. Gökyüzünde
nazlı bir edayla dans etmeye başlayan bu doğa harikasını beklemiyordu ne
meteoroloji uzmanları ne de Hira Demir. Bu beklenmedik lakin mevsiminde
gerçekleşen doğa olayı saatler on yediyi gösterdiğinde artık gözle görülür bir
hıza ulaşmış ve bu zamanların kendi zamanı olduğunu ispatlarcasına kovmuştu
arsız parıldayan güneşi, kendi mevsiminden. Şimdi ise görüşü zorlayan ciddi bir
tipi ve gökyüzünde dans etmeye devam eden koca koca kar tanelerini savurup
birbirine karıştıran güçlü bir rüzgâr vardı. Mevsimine tam uygun bir şekilde.
    Yirmi dakikalık uzaktaki oteli hatırlıyordu.
Evet, en mantıklısı bu idi.  Gece otelde konaklayıp yarın sabah devam
edebilirdi yoluna. Bu hava şartlarında araba kullanmak, yoktu bir anlamı sebebi
de yoktu zorlu yola devam etmesinin. Otele gidip iki tek atsa… Hoşuna gitti
aniden aklına düşen bu fikir. Karar vermiş olmanın zihnine sağladığı belli
ölçüde bir rahatlamayla devam ediyordu yoluna.
Ediyordu da bir de şu önünde aheste, aheste ilerleyen araba
olmasaydı.  Acık mavi renkte küçük bir
otomobilde bu.  Bir zamanlar “Kız
arabası” denilen türde, tek kapılı. Sevimli belki…  Uzun zamandır yollarda böylesi küçük
arabalardan görmediğini düşündü. Kızlar da artık küçük şeylerle ilgilenmiyorlardı
zaten. Görüşü iyice daraltan şu yoğun tipi olmasa çoktan sollayıp geçecekti ya
ara sıra da olsa karşı taraftan çıkıp gelen bir otobüsün altında kalmakta vardı
işin ucunda.
    Otelde yapacağı sıcak banyoyu ve lobide
içeceği içkiyi düşündü tekrar. Mavi küçük araba biraz daha yavaşlarken sinyal
yakmaya başlamıştı. Sağa mı çekecekti şimdi? Neden? Artık iyice yavaşlamış olan
araç emniyet şeridine geçiyordu, o da yavaşladı.  Bir sorun var gibi görünüyordu. Arabanın
yanından geçerken göz attı içeri, bir kadın oturuyordu direksiyonda. Başka
kimse görünmüyordu araçta. Arabasını çekti sağa hiç düşünmeden, dışarı çıkıp
yaklaştı park halinde ki diğer araca. Hiçbir hareket yoktu içeride.  ‘Kadın işte…’ diye düşünüyordu genç adam.  ‘Sinyalleri açık tutmayı neden akıl
edemiyordu ki?’   Sert esen rüzgârın
savurup yüzüne çarptığı kar kristallerine aldırmadan yürüdü.  Henüz hiçbir yaşamsal kıpırtı göstermeyen
aracın burnuna kadar geldiğinde açıldı şoför kapısı. İncecik bir siluet süzüldü
dışarıya. Dizlerinin altına kadar uzanan beyaz paltosu iyice çökmüş karanlığı
yarıyor etrafında uçuşan kar tanelerine hemen uyum sağlıyordu bu haliyle. Böyle
kadınsı paltolar giyen bayanlar kalmış mıydı? Onlar şimdilerde askeri yeşil,
kahve tonlarda ya da simsiyah giyiniyorlardı.
Yok şimdi, bu kadar da yememek lazımdı haklarını. Ara sırada olsa
turuncu, sarı, kırmızı gibi canlı renkler giyen bayanlara da rastlamıyor
değildi tümden. Gerçi erkekler daha çok kullanıyordu artık bu canlı renkleri.
    İyice kararmıştı hava. Sürücüsünün on
metre kadar ileriye park ettiği aracın farları aydınlatıyordu etrafı.  Yaklaşan adamı bu sınırlı ışık ve etraflarını
saran beyaz örtünün yaydığı aydınlık sayesinde seçebiliyordu genç kız. Ağır
adımlarla gelip, arabasının önünde duran genç bir adam...
    Omuzlarına kadar dökülen simsiyah
saçlarının üstünde toz pembe şık bir beresi vardı genç kızın. Ve zarif beyaz
paltosuna sıkı sıkı sarıldığı görülüyordu. Halen aracın önünde dikilmeye devam
eden yabancıyı ürkek gözlerle süzerken bir elinde telefonunu tutuyordu.   “İyi
misiniz? Bir sorun mu var?”  Ellerini
fazla kalın olmayan koyu hâki renk ceketinin ceplerine sokmuş halde kızın
yüzünü inceliyordu genç adam.    “Şey…
Çalışmıyor…”    Gayri ihtiyari bir göz
attı adam mavimsi araca.   “Sorun ne? Bir
fikrin var mı?”     Sorusunun hemen
ardından zihninde itiraz etti kendine. Ne saçma bir soru olmuştu bu? Ancak
yirmilerinin başlarındaydı bu kadın, ne gibi bir fikri olmasını umuyordu
ki?     Kızın acık pembe rujla boyanmış
dolgun alt dudağını ısırdığını fark etti.  
“Benzinim bitti sanıyorum.”    
Gözlerini kapadı adam saklamaya gerek görmediği bir asabiyetle. Nasıl
bir aptallıktı bu?     “Yola benzinine
bakmadan mı çıktın? Adım başı istasyon varken mi sıfırladın bir de?”     Durakladı genç kız, zaten huzursuz olan
yüz ifadesi bu aniden karşısına çıkan adamın sert tavırları karşısında korkuya
benzer bir hal almıştı.     “Şirket
arabası… Söylemediler göstergenin bozuk olduğunu.”     Tane tane başladığı lafına hissedilir bir
aceleyle ekledi sıradaki kelimeleri.    
“Yol yardımını aradım ama, gelecekler onlar.”     “Yaa… Ne kadar sürermiş peki gelmeleri,
onu da söylediler mi?”     Bir kez daha
durakladı genç kız. Üşüyen ayak parmakları buz gibi olan havayı hatırlatıyordu.
Tipi, sert esen rüzgâr eşliğinde devam ediyordu ve yol kenarları çoktan bir
karış kar tutmuştu bile.     “Arabamın
içinde beklerim ben… Sorun yok yani, teşekkür ederim.”     “Evet…” dedi genç adam. Kızın çekingen
sözlerine kırık teşekkürüne aldırmadan. Aynı anda da başını sallıyordu, apaçık
bir stres yüklenmişti suratı.     “Farların neden kapalı peki? Bir kamyonun
altında daha kolay kalmak için mi? Isıtıcın da çalışmıyor tabii, kamyon
çarpmazsa soğuktan donarsın büyük ihtimal. Bir ihtimal de ormandan kurtlar
iner.”     Yutkundu genç kız. Oto yolun
iki tarafını da kaplayan uçsuz bucaksız ormana baktı. En yakın yerleşim yeri ne
kadar uzaktaydı acaba? Birazcık yürüse yol üstünde bir hane bulabilir miydi?
Kurtlar…   Sahiden kurt var mıydı bu
ormanlarda? Belki de sadece onu korkutmaktı amacı bu yabancının. Adamın
yaklaştığını gördü zaten yapışık olduğu aracına doğru geriledi vücudu. Kızın bu
korku kokan tepkisini görmemişti ya da aldırmadı yabancı.     “Bak ne diyorum… Arabanı bir şekilde
çalıştırsak bile bu havada yola devam etmen çok tehlikeli. Yakında bir otel
var, ben orada kalacağım bu gece. İstersen sen de öyle yap. Bu havada yol
yardımı falan gelemez, gelseler de senin için çok geç olur.”     “Ben… Beklemeliyim belki de…”     Neden böyle anlamsız ve rahatsız edici bir
teklif sunmak yerine onu bir benzin istasyonuna kadar götürmüyordu? Söylediği
gibi adım başı istasyon varken kendi güçlü arabasıyla, onun küçük aracını
rahatlıkla çekebilirdi herhalde?    
“Teşekkür ederim ilginiz için.”    
Adamın bakışlarında sahip olduğu kibrini hiç saklamayan bir ifade
dalgalandı.     “Dağın başında yalnız
kalmaktan korkmuyorsun da tanımadığın bir adamın arabasına binmekten mi
korkuyorsun? Ben siz modern kadınların korkusuz olduğunuzu sanıyordum.”
    İki seçenekten de fazlasıyla korktuğu
kesindi de daha fazla yabancının sert üslubundan tedirgin olmuştu. Çoktan buz
gibi olmuş arabasının içine göz attı. Üşümekten ziyade titremeye başlamıştı
artık elleri, ayakları ve bütün vücudu. Karar veremedi.     “Ben…”    
“Polisim ben! Gel artık, sen karar verinceye kadar ikimiz birlikte
donacağız burada.”
     Kızın kocaman acılan gözlerinde gördü o
an hayatı boyunca şahit olduğu en samimi mutluluğu. Konuşmanın başından beridir
çekingen, ürkek olan surat aydınlandı bir anda. Göz açıp kapayana kadar
arabasının içinden fazla büyük olmayan bir sırt çantasını kapmıştı bile genç
kız.  Siyah bakışlarında sahip olduğu
kibrin pek ötesinde sakin bir ifadeyle kendisini izleyen adama doğru iki adım
attı, durdu tekrar.  Kahve rengi gözleri
karmaşık bir ifadeyle bakıyordu şimdi.    
“Şey… Kimliğinizi görmek istesem kabalık etmiş olur muyum?”
                                                ***         



derin gezmiş



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6340
2 Firari Fırtına 4401
3 Mustafa Ermişcan 3790
4 Hasan Tabak 3506
5 Nermin Gömleksizoğlu 3157
6 Uğur Kesim 3024
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2900
8 Sibel Kaya 2871
9 Enes Evci 2581
10 Turgut Çakır 2277

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1312 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com