Hikayeler

Çakmak 1.Hafta
Okunma: 59
Shadow DDY - Mesaj Gönder


ÇAKMAK
İstermiş ki hep yaşasın
Başladığı gibi hayata
Tutmuş içine çekmiş
Ağzında saklamış nefesini
Uçup gitmesin diye…

Gördüğünüz gibi kötü bir şairdir Dr. Gölge, gerçi bu şiiri yazan kişiye Dr. Gölge demek ne kadar doğru olur bilemem ama yinede o hâlâ sarı şiir kitabını yanında taşır çünkü bilir ki bir zamanlar bunları yazan o idi.
Gölge zeki biriydi ama dersleri düşüktü ya da onun değimiyle ortaydı. Gölge birçok beceriye sahipti iyi bir keman çalgıcısıydı birazcıkta piyano biliyordu, iyi bir sporcuydu, şairdi, yazardı hatta güzel yemek dahi yapabilmekteydi ancak çok miskindi kendisi bile bu özellikleri nasıl kazandığını bilmiyordu. Çokta uykucuydu bu yüzden bu dalların hiçbirinde profesyonelleşememişti.
Henüz bir lise öğrencisiydi ailesi yoktu, onlara ne olduğunu hatta kim olduklarını dahi bilmiyordu sadece tek bildiği kaldığı öksüzler yurdunun artık kendisine bakmayacağı idi. Tek amacı güzel bir üniversite kazanıp az çalışacağı ve çok kazanacağı bir meslek sahibi olmak. İş fark etmezdi bu iki krateri sağladıktan sonra.
Tabi işler yolunda gitmedi ve yurtta yaptığı kavgalardan sonra yurttan atıldı. Gidecek kimsesi yoktu. Geceleri bazen kilisede, çok soğuk olunca ise devlet binasının ahırında geçirmekteydi.
Bence artık bu kadar yeter. Hikâyenin geri kalanını Gölge’nin gözünden okuyun. Korkmayın sizi fark etmez dedim ya çok miskindir.


1.Hafta
21-Haziran-1879/Osmanlı(Günümüz Roman’yası)
Pazartesi
Tanrım! Bekçi! Diye geçirdim içimden devlet binasının ahırında uyumaya çalışırken. Beni fark etmişti göz göze geldik, ne tepki vereceğini bekledim, eli yavaşça copuna doğru gidiyordu. Koşmaya başladım, izimi kaybettirmeye çalışırken bir başka ahır gözüme takıldı orda saklanmak iyi bir fikir gibi gelmişti. Oysa ne kadarda yanılmışım…
İzimi kaybettirmiştim ama sevinemiyordum hatta içimde pişmanlık dahi belirmeye başlamıştı çünkü bekçi beni yakalasaydı biraz tartakladıktan sonra en azından şimdiki kaldığı ahırdan temiz bir hücreye koyacaktı hatta biraz şanslıysam akşam yemeğine dahi yetişebilirdim. Ne diyorum ben, mahkûm olmak mı? Hah ölürüm daha iyi.

Salı
Bu iğrenç kokuda neydi? Domuza benziyordu ama tüm gece domuz kokusuna alışmıştım daha çok domuz pisliği ile sirke karışımı bir şeydi o an anladım ki bu barut kokusuydu hem de çok yakındaydı hemen gözlerim açıldı. Ulan! Yüzümde bir tüfek vardı. Tüfeği gömlekli, çizme giyen ve bir ayağı olmayan orta yaşlı biri tutuyordu. Kim olduğumu sordu. Evsiz olduğumu ve iş aradığımı söyledim. Beni bir Çingene sanmış o yüzden silahla uyandırmayı tercih etmiş. Birkaç dakikalık konuşmadan sonra hayatımda ki en kibar ve en zeki kişiyle konuştuğumu fark ettim. Yalnız yaşıyordu bana da iş verebileceğini söyledi:
-“Ben sakat bir savaş gazisiyim çiftlik işlerimde bana yardım edersen sana bir oda, bir temiz elbise, bir de sıcak oda veririm” Dedi. Her şey bir anda gelişmişti ama yinede kabul ettim. Yinede hâlâ adını sormamıştım sorduğumda ise
-“Watson, Dr. Watson” dedi. Demek doktorsunuz dedim.
-“Evet ama bir zamanlardı en azından savaş bitene kadar”. Savaş mı? Dedim. İyi de yakın zamanda hiç savaş olamadı ki.
-“Bu kadar soru yeter bundan sonra iş haricinde başka soru sormayacaksın” dedi. ‘Neden’ diye ekledim.
-“Hâlâ soru sormaya devam ediyorsun başka sorun varsa işsiz kalmayı göze alabilirsin, anlaşıldı mı?” Kafamı sallayarak onayladım. İçimden bana ne ya adamdan, bu gece tok yatacağım ya.

ÇARŞAMBA
Dr. Watson beni sabah altı gibi uyandırdı ve insafsızca hiçbir mola vermeden hava kararana kadar beni çalıştırdı. Sanki bana acı çektirmek istiyordu. İş bitiminde yorgun argın bir koltuğa oturup gizlice Dr. Watson’ ı seyrediyordum. O da koltuğa oturmuş müzik eşliğinde puro içiyordu.

PERŞEMBE
Dün o kadar yorulmuşum ki sabah saat on bir gibi kalkabildim. Hemen giyinip Dr. Watson’dan geç kalktığım için af dilenmeye başladım. Bana sakin olama mı söyleyip sadece Çarşamba günleri çalışacağımı söyledi. Bu garipti ama bana ne be zaten o bir günde diğer günlerin işini bile yaptım. Benimde kendisi ile birlikte kahvaltı etmemi istemişti.
Ancak masada iğlimi çeken çok şey vardı, birçoğunu hayatımda ilk kez görüyordum.
Kırmızı, yeşil renklerde ilk kez gördüğüm meyveler, değişik çaylar hatta masadaki ekmek dahi garipti. Çok düzgün kesilmişti, herhalde çok keskin bir bıçağı vardı. Hemen ekmekten bir parça alıp masanın ortasında ki tabaktan küp şeklinde kalıplara basılmış siyah fasulye ezmesi sandığım şeyi ekmeğe sürdüm. İlk ısırığı alır almaz öyle bir tat hazzı yaşadım ki yüzüme yansımış olsa gerek Dr. Watson gülerek:
-“Onun adı çikolata. Bu şey aramızda sır olsun, nede olsa onları Çingenelere kaptırmak istemeyiz dimi.” Ağzım tıka basa o şeyden doluydu sadece kafamı sallayabildim.
Gariplikler bitmiyordu Dr. Watson yine aynı koltuğunda purosunu içiyordu, duvarda asılı bir gramofon vardı çok inceydi ve ucunda ki büyük çiçeğe benzeyen kısmı yoktu, plağı ise biraz hızlı dönüyor olmasına rağmen ses kusursuzdu, içinde sadece bir tane plak görünüyordu anca birden fazla şarkı çalıyordu. Ha bir de müzikler cidden çok farklıydı, daha önce öyle sesler çıkaran bir müzik aleti duymamıştım yâda o tarzda müzik söyleyen birini. Çok geçmeden müzikten sıkılmış olsa gerek uzaktan eliyle yaptığı bir hareketle gramofonu kapattı. O da ney! O şey kapandığında hiçbir çıkıntı kalmadı ve tamamen siyah bir aynadan ibaretti. Bu adam bir büyücü olabilir miydi ki?

CUMA
Gece saat bir gibi korkunç bir kâbustan uyandım rüyamda Dr. Watson beyaz önlüğü ile beni garip bir yöntemle ameliyat ediyordu ben ise her acıyı hissedebiliyordum. Biraz sakinleştikten sonra aşağı kattan Dr. Watson’ın sesi geliyordu. Acaba gecenin bu saatinde kimle konuşuyor diyerekten gizlice aşağı inip odayı gözledim. Dr. Watson massının üzerindeki otantik bir süs eşyası sandığım şeye bir şeyler anlatıyordu ve sürekli adını anlayamadığım birinden bahsediyor ve onu kurtaracağına yeminler ediyordu.
Derken dikkatimi gramofon zannettiğim siyah ayna çekti. Üstünde farklı uzunluklarda çizgiler vardı ve ne zaman Dr. Watson sesini yükseltse çizgilerin boyu uzuyor, sesinin şiddeti azalsa kısalıyordu hatta Dr. Watson susunca çizgilerde kayboluyordu. Tüm gün bu olaylara anlam vermeye çalıştım ama bir sonuca ulaşamadım. Yinede o odaya bir şekilde girmeliydim.

CUMARTESİ
Eğer bir tanrı varsa benden yana olmalıydı çünkü günlerdir evden çıkmayan Dr. Watson dışarıya çıktı. Direk odaya daldım içerde sadece o siyah ayna iğlimi çekiyordu yinede korkudan yaklaşamamıştım. Dr. Watson’ın koltuğuna oturdum ve ne yapmam gerektiğini düşünürken koltuğun kenarına sıkıştırılmış olan ince dikdörtgen bir kutu gördüm üstünde siyah küçük kutucuklar vardı ve oldukça yumuşaklardı. Bunlardan birine dokunmuş olsam gerek gramofon sandığım o siyah aynanın üzerinde bir simge belirdi ve çok geçmeden siyah ayna artık mavi renkteydi. Çok korktum çünkü Dr. Watson her an gelebilirdi ve siyah ayna yani artık mavi renkte olan aynayı açık bir şekilde gördüğünde başıma gelecekleri düşünemiyorum bile. Hangi yumuşak kutucuğa bastığımı anlamak için rastgele kutucuklara basmaya başladım. Bir anda aynanın üzerinde bir insan belirdi. Hemen koltuğun araksına saklandım. Anladım artık bu kesinlikle bir çeşit büyüydü. Aynada ki kişi sanki koltuğun arkasından beni görür gibi bana dönüp bir şeyler anlatmaktaydı. Ama farklı bir dilde konuşmaktaydı ve bana cevap vermiyordu galiba beni fark etmiyordu. Derken aynada ki adamın yanında bir kişi daha belirdi mesafe uzaktı yüzlerini seçemiyordum. Daha net görebilmek için yaklaştım. Olamaz! Aynadaki kişi aynı bana benziyordu ve beyaz doktor önlüğü giymişti bir de yüzünde çift camlı bir şey vardı tam gözlerinin önünde. Yinede onun ben olup olmadığımı anlayamıyordum yanımda ki adam ise Dr. Watson’ın ta kendisiydi. Artık emindim, o bendim. Derken Dr. Watson eve geldi aynayı kapatamadan odama çıktım. Saat 11.54’tü, uyuyor gibi yapıyordum.

PAZAR
Saat 01.17’ydi daha henüz 1-2 saat önce yaşadığım hayatımın en garip olayını düşünüyordum ve her şeyi çözmüştüm. Dr. Watson bir büyücüydü ve insanları oraya yani siyah aynaya hapsediyordu. Tekrar düşününce ben buradaysam orda ki kimdi hem neden kendini hapsetsin? Of kafayı yiyeceğim… Yatakta öylece olanları düşünürken içeri Dr. Watson girdi çizme sesinden hemen o olduğunu anladım, of yine aynı koku hani şu ahırda gelen, domuz pisliği ile harmanlaşmış barut kokusu. Lan! Tüfek! Diye içimden bir çığlık atıp tam yataktan fırlıyordum ki, yüksek ama yarısını duyabildiğim bir ses ve hemen ardından gelen ışıkla beraber kafamın arkasında bir sıcaklık hissettim zaten o anda ne olduysa uykuya dalmışım.



İşte hikâyeyi Gölğe’nin ağzından dinlediniz. Dediğim gibi dimi çok miskin ve uykucu…











Shadow DDY



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6328
2 Firari Fırtına 4390
3 Mustafa Ermişcan 3773
4 Hasan Tabak 3480
5 Nermin Gömleksizoğlu 3145
6 Uğur Kesim 3014
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2880
8 Sibel Kaya 2861
9 Enes Evci 2570
10 Turgut Çakır 2268

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1059 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com