Hikayeler

Çakmak 2. Hafta
Okunma: 49
Shadow DDY - Mesaj Gönder


ÇAKMAK
Ben seni değil, sendeki beni
Sen beni değil, bendeki seni
Şahin kuşu
Kuzgun leşi
Sevdayla sevmiş
Aşk ile katletmiş…
Gördüğünüz gibi kötü bir şairdir Dr. Sî, gerçi bu şiiri yazan kişiye Dr. Sî demek ne kadar doğru olur bilemem ama yinede o hâlâ sarı şiir kitabını yanında taşır çünkü bilir ki bir zamanlar bunları yazan o idi…

Dr. Sî başarılı bir ezacıydı ancak sancılı bir evlilik geçirmişti bu sebepten olsa gerek artık kadınlarla vakit geçirmekten uzak duruyordu. Dr. Sî’in sadece bir arkadaşı vardı adı Dr. Watson’dı. Hayattaki tek arkadaşı Dr. Watson kendisi gibi ezacılık bölümü mezunuydu ancak Dr. Watson fizik alanında da başarılıydı, bu alanda gösterdiği çalışmalardan dolayı ezacılık kariyerini başlatmadan bitirmişti. Anlayacağınız Dr. Sî yalnız kalmıştı, hedeflediği bir şey yoktu zaten çok miskindi. Uyumaktan doğru dürüst çalışamıyordu bile. Dr. Sî’in tek bir amacı vardı, tek bir hedef. Kanseri tamamen yenen bir ilaç çünkü hayatında ki tek yakını olan halası ‘S’ yi göğüs kanserinden kaybetmişti. Anlarsınız ya uyumaktan doğru dürüst çalışamıyordu. Derken bir pazartesi sabahı kapısı çaldı bu tuhaftı çünkü onun kapısını sadece çarşamba günleri gazeteci çocuk çalardı. Yavaşça yataktan kalktı ve kapıya yöneldi…

Bence artık bu kadar yeter. Hikâyenin geri kalanını Sî’nin gözünden okuyun. Korkmayın sizi fark etmez dedim ya çok miskindir.

10-Mart-2003/Türkiye-Gaziantep
Pazartesi
Kapı çalıyordu, saat 09.47 daha uyanamamıştım bile. Kalktım, kapıyı açtım. O da kim? Hayattaki tek dostum Dr. Watson, yıllar sonra tekrar kavuşmuştuk. Diret sarıldım, salona geçtik:
-Oda biraz dağınık kusura bakma. Bu ziyaretini neye borçluyum? İki gün sonra ki doğum günümle bir alakası olduğunu sanmıyorum. Ve hikâyesini anlatmaya başladı. Bana fizik alanındaki başarılarını ve ödüllerini gösterdi. Gösterişçi piç…
Daha sonra bir projesini anlattı, bu proje üstünde ki çalışmalarına yardım etmemi istiyordu. ‘Bakarız’ dedim.
Saat 11.24’tü dayanamadım bilgisayarı açıp, arama motoruna Dr. Watson yazdım. Gerçektende birçok ödül almıştı ama son paragrafta yazanları okuyunca şaşırdım. Bana anlattığı proje yüzünden Dr. Watson çılgın olarak adlandırılmış. Birkaç başarısız denemeden sonra projedeki sponsorlarda desteği kendisinden kesmiş. Ha bir de iki tane akli dengesi yerinde olmadığına dair raporu varmış.

Salı
Saat çoktan 00.17 olmuştu, eski dostum hakkında bu okuduklarım beni üzmüştü. Öğlen yemeğini laboratuarımda yiyorduk. Bana sonra geleceğini söyleyip çıktı. Akşam eve gittiğimde yoktu. Getirdiği kutulardan birini açtım, içinde değişik bir mekanizmaya ait küçük parçalar vardı. Meraktan olsa gerek parçaları birleştirmeye başladım. Bu parçaların elle yapıldığı çok barizdi, birkaç düzeltmeden sonra aleti tamamladım tamamlamasına ama nasıl çalıştığını anlayamadım. Ne yapsam nafile çalışmıyor alet. Oysa ne umutluydum. Bir kenara fırlatıp yatağıma yattım. O gece Watson eve gelmedi.

Çarşamba
Sabah erken kalkabildim hem de hiçbir yardım almadan. Saat sabah 06.05’ti odanın kapısını açınca aslında beni uyandıran şeyle karşılaştım evde çok ince, rahatsız edici bir koku vardı. Sanki birisi bir tabak bokun üzerine sirke dökmüştü. Salona doğru ilerledikçe koku şiddetleniyordu, salona vardığımda arkadaşım Dr. Watson yüzünde bir gaz maskesiyle bana doğru dönüp iyi ki doğdun sevgili dostum dedi ve güldü. Bu kokunun kaynağını sordum ‘Makinem’ yanıtını aldım ve ekledi:
-Bu cihazı çalıştırmak için yıllarımı harcadım her şeyi göze aldım hatta benle deli, çığlın diye dalga geçtiler. Ama sen, sen bir gecede çalıştırdın. Nasıl yaptın bunu?
-Birkaç tel yanlış bağlıydı ve birazcık daha ince yağ kullanınca iş çözüldü. Galiba bu kokunun sebebi de kullandığım yağ olmalı. Dedim.
Kendisine bu makinenin ne işe yaradığını sordum. Kendiside bilmiyormuş ama eski bir kütüphane kitabının arasında bulmuş hatta birde kullanma kılavuzu varmış ama şifreli bir yazıydı.
Dr. Watson: Şifreyi çözdüm Latin ve antik Asur medeniyetinin alfabeleri ile yazılmış. Günlük hayatta kullanılan kelimeler Latin alfabesi ile yazılır iken komplike bilimsel kelimeler Asur alfabesi ile yazılmış. Ha birde cümlenin başındaki kelimeyi sona ekleyeceksin, sondaki kelimeleri ise alfabetik olarak sıraya dizip paragrafın sonunu oluşturan cümleyi bulacaksın. Duyduklarım bile beni yormuştu. Her ne kadar o cihazın ne yaptığını merak etsem de bu işte olmadığımı söyledim. Zaten makine çalışır haldeyken çıkardığı o boklu sirke kokusuna dayanamıyordum. Ama beni nasıl kandıracağını biliyordu, şifreli kitapçığı çoktan çözdüğünü söylediğinde o kitapçığı okumak için sabırsızlanıyordum. Kitabı okumak istediğimde bir şart koydu, şart şuydu bu projeden kimseye bahsetmeyecektim ve kendisine yardım edecektim. Bu kararımı yarın vereceğimi söyleyip yatağıma gittim.

Perşembe
Sabah heyecandan erkenden kalktım ve şartlarını kabul ettim cihazın kitapçığını okumaya başladım ve şaşkınlıkla Watson’a dönüp bu şeyi hiç canlı bir organizma üzerinde deneyip denemediğini sordum. Bana gülerekten:
-Bende zaten ilk defa çalıştırabildim bu mereti, nasıl deney yapabilirdim ki? Anladığım kadarıyla bu molekülleri kontrollü bir şekilde ayırıp tekrar birleştiriyordu. Yani bu bir ışınlanma cihazıydı. Düşüne biliyor musunuz? Hemen birkaç cisim üzerinde deneyler yaptık. Koordinatları kusursuz bir şekilde yazdığımızda cisim mükemmel denilecek kadar az bozulmayla başka bir yerde beliriyordu. Kameramı kurup, notlarımı ve gözlemlerimi kaydediyordum ki arkamdan dostum Watson geldi.
-O şeyleri yayınlamayacaksın dimi? Dedi.
‘Elbette’ diye cevap verdim. Saat11.33’tü ama uykum gelmiyordu, dostum uyumam konusunda beni uyardı ve ‘yarın devam ederiz’ diye ekledi.

Cuma
Saat 01.09’du, korkunç bir kâbustan uyanmıştım, rüyamda Dr. Watson yatağımda yatarken beni kafamdan vuruyordu…
Tekrar uykuya dalmaya çalışırken cihazın çalışma sesi geldi. İçeri gittiğimde dostum Watson, bir fareyi ışınlamaya çalışıyordu. Sessizce izledim çünkü bende çok merak ediyordum sonucu. Fare ışınlandıktan sonra sanırım felç olmuştu, hiçbir kası kıpırdamıyordu. Bu kayda değer bir sonuçtu derken Dr. Watson çantasından çıkardığı neşterle fareyi kesmeye başladı ve farenin bazı iç organlarını deney tüplerine koydu, kanını da bir torbaya doldurdu. Zaten son hatırladıklarım bunlardı uyuya kalmışım. Sabah öğlen saatlerinde uyandım. Yüzümü yıkarken bir ses yükseldi salondan. Evreka! Evreka! Salona koştum, dostum Watson Arşimet gibi buldum! Buldum! Diyip duruyordu. Anlattıklarına göre daha önce ışınlanan canlılar felç gibi bir şey oluyor ve kısa süre içinde ölüyordu... Bunun neyine sevindin demeye kalmadan uzun bir ama çekti:
-…Ama başarısız ışınlanan bir canlının örneğin başarısız ışınlanan bir farenin mutasyona uğramış DNA’sını başka bir fareye geçirdiğimde, ikinci fare başarılı bir şekilde ışınlanabiliyor. Ona DNA meselesini nasıl hallettiğini sordum. Gülerek:
-Birde ezacı olacaksın, tabi ki kanla. Aynı kan gurubuna sahip farelerle DNA işini hallettim. Gerçi aradan yaklaşık olarak 6 saat boş bir şekilde beklemem gerekti ama buna deydi.
İşte o an bir kez daha onun tanıdığım en zeki kişi olduğunu anladım. Tüm günümüz bu cihazla deney yapmakla geçti ve yatağıma yatıp yarının bana ne getireceğini bekledim.

Cumartesi
‘Artık testler tamam’ dedim Watson’a dönerek. ‘Anlamadım’ diye cevap verdi ve ekledim:
- Artık testler tamam eminiz nasıl çalıştığından, onu şimdi dünyayla paylaşmalıyız.
‘Olmaz!’ diye çıkıştı, henüz insanlı deney yapmadığımızdan bahsetti. Ona insanın da fare deneyi ile aynı sonuç alacağını anlattım hem de bunun için bir insan öldürmemiz gerektiğini söyledim. Biraz utansa gerek yere bakaraktan ‘Tamam ama yarın’ dedi.
Saat 11.23’tü yarınki konuşmamızı hazırlamıştım çoktan. Uyumaya çalışıyordum.

Pazar
Saat gece 01.39’du uykumun gelmesi için dostum Watson’ın bilgisayarından resimlerine bakıyordum. Garip resimleri vardı, kimi resimde çiftçilik yapıyor kiminde ise savaş alanındaydı sahte resim olmaları konusunda kendimi inandırmıştım çünkü bir resimde Stalin Grand savaşındaydı. Bilgisayarında gezinirken birkaç günlük dosyası buldum, Stalin Grand savaşı sırasında ayağını kaybeden bir askerden bahsediyordu. Komik olansa bizimki kendi ağzından yazmıştı, boşuna deli raporu… Bir dakika bir koku geliyor hani şu bir tabak bokun üstüne dökülen sirke kokusu. Makine! Demeye kalmadan Watson makineyi bana doğru çevirip ateşledi…
Kendime geldiğimde gözlerim dâhil olmak üzere hiçbir kasımı kıpırdatamıyordum hissizleşmişim. Dostum Watson merak etme diyip duruyordu. Kolumdan soktuğu iğne ile bir torbaya kanımı doldurmaya başladı. Torba nerdeyse ağzına kadar dolmuştu kansızlıktan ölmek üzereyken Dostum Watson benim kanımı kendisine enjekte etmeye başladı ve makinenin karşısına geçti, şov başlıyordu. Bense bu şovu izleyemeden uykuma yenik düştüm.

İşte hikâyeyi Sî’nin ağzından dinlediniz. Dediğim gibi dimi çok miskin ve uykucu…



Shadow DDY



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6328
2 Firari Fırtına 4390
3 Mustafa Ermişcan 3773
4 Hasan Tabak 3480
5 Nermin Gömleksizoğlu 3145
6 Uğur Kesim 3014
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2880
8 Sibel Kaya 2861
9 Enes Evci 2570
10 Turgut Çakır 2268

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1039 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com