Hikayeler

Nükte Yüklü Fıkralar-9 (81 - 90)
Okunma: 64
İbrahim Faik Bayav - Mesaj Gönder


81) DENGESİZ BESLENMENİN SONUCU

Uzman bilinenler, dengeli beslenmenin öneminden bahsediyorlardı. Çocukların beslenmesi dengeli olduğunda, başarı seviyesi yüksek oluyormuş.

Bunu aklında tutan öğretmen, sınıfta başarısız gördüğü öğrenciye sordu:

''Sen, beslenmeni dengeli yapmıyorsun galiba Çocuğum!''

Çocuk, aval aval Öğretmenin yüzüne baktı. Öğretmen;

''Yani...'' diye devam etti. ''Eti, sütü, meyvayı, gerektiği biçimde yemiyorsun, değil mi?''

Çocuk, anlamıştı. Başını salladı. Baş sallanmasından sözünün anlaşıldığını gören Öğretmen;

''Beslenmeni niçin dengeli yapmıyorsun Çocuğum?'' diye sordu.

Çocuk, boynunu büktü. Mahçup bir edâ ile;

''Babamın dengesinin bozuk olduğundan, Öğretmenim!'' diyerek cevap verdi. ''Her akşam, bugün de hak ettiğim parayı vermediler diyerek eve geliyor!'' (31.08.1995)


82) EVDE KUZU...

Öğretmenin çağırması üzerine okula gelen veli, çocuğunun şikayet edildiğini duyunca;

''Benim çocuğum evde çoook... çok usludur Öğretmen Hanım!'' dedi. Hafif bir haşarılığa kalktığında, kaşlarımı çatıp bir 'hımmm' ettiğimde, neler olacağını kestirir, kuzu oluverir kuzu!..''

Öğretmen, şaşırdı. Kendi de, bir 'hımmm!'' yemiş gibi Kadın'ın yüzüne bakıp;

''Çok rica ederim Hanımefendi!'' dedi. ''Çocuğunuza izin verin de, evinizde biraz kurt olsun. Yoksa, burada, ne camlar, ne çerçeveler, ne de sıralar sağlam kalacak!'' (31.08.1995)


83) İNEK NEREDEN ÇIKAR?

Genç adam, gazeteci olmuş, İstanbul'ın lüks bilinen yerinde dolaşıyordu. O güzelim binaların arasında, bir ineğin, kuyruğunu sallayarak kendine doğru geldiğini gördü. Şaşırdı. Kendine gelememişti ki, diğer inekler de, ard arda köşeden döndüğünde, 'burası şehir mi, köy mü anlayamadım ya hu' diye söylendi.

İneklerin en arkasında yürüyen eli değnekli adama yaklaştı Gazeteci. O'na;

''Nereden çıktı bu inekler Bey Baba?'' diye sordu.

Adam, gözü ineklerin üzerinde;

''Tabii ki!..'' diyerek cevap vermeye çalıştı. ''Analarının karnından!''


84) POLİTİKACININ KORKUSU

Politikacının biri, partisinin muhalefette kalmasını içine sindiremiyor, iktidara gelen partiyi freni patlamış kamyona benzetiyordu. Ara sıra da, dizlerini dövüp, 'durdurun şunu, durdurun' diye sızlanıyordu.

Dostları ona dediler:

''Sen de freni patlamışın önünde durma.''

Politikacı,

''Vallah, ben önünde değilim!'' diyerek cevap verdi. ''Ama, durdurulmazsa, nemalandığım ne kadar unsur varsa, çarpıp devirecek!''


85) GÜVENİLİR POLİTİKACILAR

Politikacı, güvendiği politikacılar arasında, mahrem bir konuyu dile getirmek istemişti. Onlara, ''Bakın ha, konuştuklarım burada kalacak'' dedi. Onay alınca da konuştu. Konuşması bittikten sonra arkadaşlarını bilgilendirmiş olmanın sevinciyle dışarı çıktı.

Ertesi gün, gazeteyi eline alınca, suratı asıldı Politikacının. Önceki gün beraber olduğu politikacı arkadaşlarının arasına dalıp;

''Yahu! Konuştuklarım aramızda kalmayacak mıydı?'' diye sordu.

Politikacı arkadaşları;

''Emin ol ki aramızda kalmıştı!'' diyerek cevap verdiler. ''Ama, bulunduğumuz yerin meğer kulağı varmış!


86) KAYDI ÜZERİNE DEĞİL

Devlet, fakir ve muhtaç vatandaşlarını çağırıyor, onlara, bir çok konuda iyilik olsun diye yeşil kart dağıtıyordu. Bir şehrin yarısından çoğu fakirim, fukarayım deyip geldi kartını aldı. Hastalanmıştı biri. Bedava muayene ve tedavi için hastahaneye geldi. Kartını doktora uzatıp, 'aaah!' diye sızlandı.

Doktor, bir kendine uzatılan yeşilkarta, bir de adama baktı. O'na;

''Kurban. Sen bu halinle buraya nasıl geldin?'' diye sordu.

Adam, camdan dışarıyı işaret edip;

''Aha şu cipimle, Doktor Bey!'' dedi. ''Kullanmayı da öyle beceririm ki!..''

Doktor, şaşırdı. Yeşilkarta iyice bir baktı. Kafasını iki yana sallayıp;

''Bu kart sana verilmemeliydi vatandaş'' dedi. ''Belli ki sen fakir değil, cip sahibi olacak kadar zengin birisin!''

Adam, diklendi;

''O dediğin, cipi üzerine kayıtlı olanlar içindir Doktor!'' diye karşılık verdi. ''Benim cipim ise, benim üzerime değil, dostumun üzerine kayıtlı!''


87) SÖZÜN SÜRESİ DOLDU

İstanbul halkı kap-kaç çetesinden el aman ediyordu. çetenin bir kısım mensubu yakalanıp mahkemeye çıkarıldı. Hakim, karşısında dizilenlerin suçlu olduklarını bilse de, delillerde yetersizlik gördüğünden onları hafiften ceza ile korkutmak istedi.

Çetebaşı, boynunu büktü hemen. Süklüm-püklüm vaziyette;

''Tövbe Hakim Bey, tövbe!'' diye sızlandı. ''Söz veriyoruz, bir daha kap-kaççılık yapmayacağız.''

Hakim, 'hımmm' etti kaşları çatık. ''Peki. Serbestsiniz'' deyip dosyayı kapattı.

Aradan bir zaman geçmişti ki çete, çetebaşının öncülünde yine Hakim'in huzuruna getirildi.

Hakim;

''Ya hu!'' diye söylendi. ''Siz, bana, tövbe. Bir daha kap-kaç yapmıyacağız dememiş miydiniz?''

Çetebaşı, çeteci arkadaşlarına baktı önce. Sonra Hakim'e dönüp;

''Evet Hakim Bey!'' diyerek tasdik etti. ''Emin olun ki biz, dediğimize uyduk. Ama, bir hafta geçti, verdiğimiz sözün müddeti doldu!''


88) KARAKEDİ 'MİYAV' DEDİ

Evleri aynı sokakta olan Temel ile Dursun, aralarından karakedi geçti diye birbirlerine küs idiler. Küslükleri o kadar eskiye dayanıyordu ki, ne biri diğerinin evine gidiyor, ne de biri diğerini evine davet ediyordu. Kapılarını da birbirlerine karşı sıkı sıkıya kapalı tutuyorlardı hani.

Karakedi etkisinin büyüklüğünden olsa gerek, Temel ile Dursun'un, birbirlerine kapı açacağını da kimse ummuyordu zaten. Günlerden birgün, bir sarsıntı oldu. Sarsıntının yüzünden Temel'in evi sağa-sola çalkalanırken, Dursun'un evi de durduğu yerde hop hop hoplamaya başladı.

Temel;

''Ula Dursuuun!'' diye bağırdı içeriden. ''Bu zancirtuyi senin yaptuğuni sanayrum da!''

Dursun, Temel'in evi yıkılacak diye elini oğuşturuyordu ama, o arada ya benim de evim yıkılırsa!.. tedirginliğinden de kurtulamıyordu.

Dursun kolu çevirip kapıyı araladı. Başını dışarı uzattı. Temel'e;

''Ula Temeeel!'' diye karşılık verdi. ''Ha bu zancirtunin benimle ilgisi yoktur da! İnanmazsan gel de bak, kapumi sana aralamişum!''

Temel, Dursun'un sözünün doğruluğunu anlamak için gitmeye bir adım attı. İkinci adımını atmıştı ki, 'miyaaavvvv!' sesiyle olduğu yerde kalakaldı.

Sesin geldiği yere baktı Temel. Kapkara kedinin, gözlerini kendisine çevirmiş olduğu halde tıpış tıpış önünden geçtiğini görünce;

''Ula Dursuuun!'' diye bağırdı. ''Benimle dostluk kurmaya heveslenme; aramizdan yine karakedi geçiyy!''


89) AYAKLAR BAŞ OLUR MU?

Ayaklar ile baş, aynı bedenin unsurları olsalar da, birbirlerini çekemiyorlardı. Birgün ayaklar, başa dediler:

''Ey baş! Bunca zamandır, sen üstteydin, biz altta. Bundan sonra sen altta ol, biz üstte!''

Baş hiddetlendi. Bakışlarını ayaklara çevirip;

''Hadi ordan siz de!'' dedi. ''Başın, ayakların altında olması görülmüş şey midir?!''

Ayaklar, sözün ağırlığı altında eğildiler. Birbirlerine dolanıp;

''Başın altında kalmak kaderimizmiş!'' diyerek sızlandılar. ''Bari başımızdaki baş, baş gibi baş olsa!''


90) GÜLMELİ Mİ?

Bir zaman, baş üstlerinde, sakince yürüdü ayaklar. Ayakların yukarıda olma isteği depreştiğinde başa seslendiler. Ona;

''Ey baş! İzin ver, birazcık da biz yukarıda olalım!'' dediler.

Baş, 'hımmm!' etti önce. Sonra ayakların gönlünü alırcasına;

''Peki o zaman!'' dedi. Haydi, biraz da siz yukarıda olun ben aşağıda!..''

Biraz sonra, ayaklar yukarıda oynaşırken, baş, aşağıda zorlanıyordu.

Baş, ayaklara sordu:

''Çevreden nasıl sesler duyuyorsunuz?''

Ayaklar cevap verdiler:

''Kahkaha üstüne kahkaha!''

İbrahim Faik Bayav
(08.08.1996) 



İbrahim Faik Bayav



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6328
2 Firari Fırtına 4390
3 Mustafa Ermişcan 3773
4 Hasan Tabak 3480
5 Nermin Gömleksizoğlu 3145
6 Uğur Kesim 3014
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2880
8 Sibel Kaya 2861
9 Enes Evci 2570
10 Turgut Çakır 2268

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1129 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com