Romanlar

KUM TANELERİ 7_SADAKAT
Okunma: 88
derin gezmiş - Mesaj Gönder


    
    İki hafta sonra,
         Bir kuyumcu açılışına davetliydi
Demir ailesi. Avukat Mahir Aydan, sevgili eşi Deren Aydan için özel tasarım
pırlanta takılar beğeniye sunabileceği (Bu sunum tabi ki özel cemiyet insanları
için olacaktı) bir mağaza açıyordu. Cemiyetin çok tuttuğu alışveriş merkezinde…
Zuhal Demir’in imzasını taşıyordu bu özel tasarımlar. Cemiyet de tanınan
varlıklı bir ailenin iyi eğitimli kızıydı Zuhal.  Peker Bey çok isterdi kızının kendi
sınıflarından biriyle evlenmesini, fakat Zuhal üniversite yıllarında tanıştığı Hira
Demir adındaki genç adama tutkuyla bağlıydı. Peker Beyin bu arkadaşlığın
ileriye gitmesi ihtimalini düşünüp şiddetli sıkıntılar çektiği dönemlerdi
polislik mesleğini seçen delikanlının zorunlu hizmet adı altında doğuya gitmesi.
Bu beklenmedik gelişmeyi bulunmaz bir fırsat bildi adam ve kızını Paris’e ünlü
bir tasarımcının yanına eğitim görmesi için yollamayı başardı, maddi ve manevi
harcadığı hatırı sayılır bir caba sonrası. Fakat yetmedi bu külfetli caba
gençleri ayırmaya. Kızı gidip iki sene yaşadığı Paris’te, bu arada değişik
ülkeler gezmiş dolu, dolu ve gönlünce geçirmişti bu iki seneyi, artık
unutmuşlardır birbirlerini diye düşündüğü sırada, Zuhal dönmüş ve Hira Demir’le
aldıkları evlenme kararını açıklamıştı ailesine.
    Cemiyet dünyasının sayılı insanlarını
ağırlıyordu açılış daveti. Lüks mücevher stantları, çok pahalı olduklarını
kendilerine hayran, hayran bakanların suratlarına bağırır gibi parıldayan
pırlantalar, etrafta durmaksızın dolanıp misafirlere sınırsız ikramda bulunan
şık garsonlar… Ve Zuhal…  Zuhal bütün
ilgiyi üstünde toplamayı başarmıştı her zamanki gibi. Hem yapmış olduğu
tasarımların görsel şöleniyle ve de kendi güzelliğiyle. Koleksiyonun en pahalı
parçasını göğsünde sergiliyordu bu akşam. Hayranlık dolu, imrenme dolu,
hasetlik dolu bakışlar geziniyordu süt beyazı gerdanında. Hemcinsleri imrenerek
bakıyordu hiç şüphesiz, irili ufaklı boy, boy pırlantalarla süslenmiş nadide
gerdanlığa, erkekler ise daha ilk içki kadehlerinde sarhoş eden bir zevkle
seyre dalmışlardı, derin dekoltenin cömertçe sunduğu gerdanı. İki taraf içinde
görsel bir şölendi kuşkusuz.  Ve bu
bakışlar Zuhal için zevkin doruğuydu elbette.
Hira birçok konuda tahammül edilemez bir erkekti fakat asla sınırlar
çizmemişti kadına. Ailesinden kalan küçük çaplı bir mirası karısının
ayaklarının altına sermiş, baba evinden alışkın olduğu hayatı aratmamıştı
Zuhal’e.  Severek yaptığı bu tasarım
işinden de iyi kazanıyordu şüphesiz kadın. Hira’dan asla büyük servetler içinde
yaşatılmayı beklememişti.  Onun sevdiği
şey buydu… Özgürce yaşamak ve Hira Demir’in karısı olmak. Erkek istediği kadar
çapkınlık yapa dursun ismini taşıyan karısıydı gerçek sahibi.  Böyle düşünüyordu Zuhal, kim bilir belki de
böyle avutuyordu kendini.
    İki büyük cam kapının açıldığı teras
tarafına geçmiş yaktığı sigaranın acı dumanını üflüyor, soğuk havayla buluşan
sıcak dumanın oluşturduğu anlamsız şekillere bakıyordu Hira. Karısının şen
kahkahaları geliyordu kulağına. Erkenden kaçmayı düşünüyordu bunaltan ruhunu
sıkan bu davetten. Başı ağrıyordu… Zühal için sorun olmazdı, beraber gelmişler
kolunda göstermişti cemiyetine kocasını. Bu kadar düşman çatlatmak yeterdi
kadına. Zaten Zühal’de sevmezdi öyle dip dibe. Ne demekse bu kelime de?
Gerçekten bir tatsızlık vardı bu gece üstünde. Başı ağrıyordu ve bu ağrı öyle
günlük hissedilen, çoğu zaman geçiştirilen ağrılardan değildi. İyi tanıyordu
yıllardır birlikte yaşadığı ağrısının rengini. Amcası yaklaştı, adamın sigarasını
yaktı sıkıntıyla elinde oynadığı, biraz önce bir garsondan aldığı ucuz plastik
çakmakla.
    Sungur Demir’de polisti. Bir kriminolog.
Yaşlı adam Hira’nın babasının tercih ettiği gibi aileden kalan gayri menkul ve
birkaç ticari araçtan oluşan mirası yönetmekle ilgilenmemişti. Karmaşık işlerle
uğraşmayı severdi Sungur Demir. Ve bu yaptığı iş tam ona göreydi. Düzce
depreminde göçük altında kalmıştı karısı ve iki kızı. Orada görev yaptığı
sırada yaşanmıştı acı bilançolu felaket. O denli ağır olaylara tanık olmuştu ki
deprem sonrası, karısı ve iki kızının cansız da olsa bedenlerine ulaşabilmiş
olmak, cenazeleri aile kabristanına layıkıyla toprağa verebilmek bile teselli
olmuştu adama. Yaşadığı tarifsiz acıların hissettiği çaresizlikle beslendiği
günlerden çıkabilmesi çok zorlu gecen bir yas dönemi sonrası mümkün
olmuştu.  Ardından tüm gücünü mesleğine
vermiş bu arada aile mirasındaki payını da yeğenine devretmişti.  Çok severdi Hira’yı. Ailenin tek erkek çocuğu
olduğu içindi belki de bu sevgi. Yeğeni de her zaman yakın durmuştu ona. Acı
içinde yaşamaya çalıştığı zor günlerde yalnız bırakmamıştı bir an olsun. O
zamanlar daha çok genç bir delikanlı olmasına rağmen bilinçli bir olgunlukla
yaklaşmıştı yaşanan acıya. Destek olmuştu amcasına elinden geldiğince.
    Yine de sevgisi, onayladığı anlamına
gelmiyordu genç adamı. İki yüzlü bir insandı Hira, çok iyi biliyordu bu hazin
gerçeği amca.  Kelimenin tam anlamıyla
iki ayrı karakter sahibiydi genç adam. Kibirli, bencil ve korkutucu derecede
acımasız bir ruha sahipti Hira. Birçok olayda şahit olmuştu bu duruma Sungur
Demir. Daha ilk gençlik yıllarında göstermeye başlamıştı bu yüzünü çocuk.
Saklamamıştı asla şimdi de olduğu gibi.
Yıllarca anlatmaya çalıştı kardeşine Sungur Bey. Biricik oğullarının
ağır bir depresyonun eşiğinde belki de ciddi bir kişilik bozukluğuyla karşı
karşıya olabileceğini. Anlamamıştı kardeşi… Ona göre gurur duyduğu Hira’sı (O
kutsal dağdan almıştı oğlunun ismini) adı gibi güçlü ve erişilmesi zordu
sadece. Kabullenmemişti kardeşi, oğlunda bir sorun olabileceğini… Ve Hira on
yedi yaşındayken gerçek en acı şekliyle göstermişti yüzünü. Baba oğul arasında
yaşanan bir olay sonrası anlaşmazlık büyümüş, kardeşi gözlerinin önünde günden
güne çökerken sebebini hâlâ kendi ve Safiye Hanımında öğrenemedikleri olay
yüzünden susmuştu Hira. Aslında her daim babasıyla arası iyi olan delikanlı
şimdi babasının ve diğer aile üyelerinin konuşma çabalarına tepki vermiyor, dahası
yüzüne bile bakmıyordu ıstırap içinde kıvranan adamın. Tek kelime etmemişti
çocuk günlerce, taş olsa çatlar, misali susmuştu öylece.
    Ta ki babasını ani bir kalp krizi sonrası
kaybedinceye kadar hiç konuşmadı Hira. Evde yiyip içmedi, odasına kapandı ama
uyumadı.  Yetişememişti kardeşine Sungur
Bey. O kadar ani ve beklenmedik yaşanmıştı ki her şey… Müdahaleyi yapan
doktordan dinlediler daha sonra, birkaç kelimeyle anlatmaya çalıştı doktor
acılı aileye, bildiği, duyduğu, gördüğü kadarını. Ambulansı Hira aramış,
yanında gelmişti babasının. Büyük bir caba harcadıktan sonra tekrar
çalıştırmayı başarmışlar hastanın duran kalbini. Daha gözlerini açamadan,
“Oğlum…” diye inliyormuş, kardeşi. O saate kadar, kendisine söylenilen yerde
bekleyen Hira içeri girerken, “Sadece birkaç saniye…” demiş doktor. Saniyeler
dakikayı gösterdiğinde kendisi de girmiş yoğun bakım odasına. Babasının
cenazesinin başında sessizce ayakta duruyormuş on yedi yaşındaki oğlu.
    Asla ağlarken görmemişti yeğenini Sungur
Demir. Ne cenaze sırasında ne öncesinde ne de sonrasında. “Nasıl oldu?” diye
meraklı ve müteessir soran akrabalara, yakınlara, tanıdıklara sakin bir
ifadeyle (Şimdi bile, yüzüne çok yakışan o maskeyi sıkça kullanıyordu) ve kısa
cümlelerle anlatıyordu yaşananları.  Eve
erken gelmiş o gün babası. Kimse yokmuş evde Hira’dan başka. Yorgun ve rahatsız
hissettiğini söylemiş, uzanmak istiyormuş. Ne yazık ki merdivenleri çıkamadan
yığılmış… Gerçekten rahatsız hissettiğini mi söylemişti, kardeşi? Konuşmuşlar
mıydı o zaman? Hira konuşmuyordu ki babasıyla haftalardır. Hiçbir zaman
öğrenemedi Sungur Demir, baba oğul arasında yaşanan sır olayı. Ara sıra düşündü
ama, Hira suçluluk duyuyor muydu babasının geçirdiği ani kalp krizinden dolayı?
    Her şeye rağmen iyi bir polis olmuştu
Hira.  Mesleğini yaparken asla aşırıya
kaçmıyordu. Öyle olduğunu söylüyordu şimdiye kadar onu tanıyan onunla çalışan
bütün meslektaşları. Hatta, Hira’nın kendi elleriyle kelepçeleyip emniyete
getirdiği bir suçlunun ağzından, bizzat duymuştu, “Allah senden razı olsun
amirim…” diye fısıldıyordu adam, etrafına duyurmamaya dikkat ederek. Bu içten
yapılan gizli dileğin arkasındaki gerçeği de öğrenemedi tabi Sungur Demir. Ne
olursa olsun güvenmiyordu Hira’ya. Yakışıklı yüzdeki sakin maskeyi tanıyordu.
Hayatında sadece kendine değer veren insanların acımasız ruhlarını saklamak
için taktıkları çeşitli maskelerden yüzüne en yakışanı seçmişti yeğeni.
Sükûnet…  
    Genç adamın polis olmasını istemmiş, akademiye
kaydını yaptırdığını öğrendiğinde başka bir meslek tercihi yapması için
konuşmuştu. Yeğeni hiçbir zaman elden bırakmadığı saygısını koruyarak sessizce
dinlemiş ve güçlü kibriyle gülümseyip, “Ben polis olmak istiyorum.” demişti.  Hira için hayatın anlamı olan iki kelime…
İstedikleri… İstemedikleri… Sadece kendi tercihleri. İstediği şeylere sahip
olur, istemediklerini görmezden gelir açıkça yok sayardı. Acımasız karakteri
karmaşık ruh haliyle birleşince her an patlamaya hazır bir bomba bekliyordu
yaşlı adam ve ölesiye korkutuyordu bu düşünce onu. Toplum içindeki taşıdıkları
sıfatları ne olursa olsun bir kişinin tutunduğu kayıtsız davranışların bedelini
masum olanlar öderdi her zaman.
    Hira’da severdi belki amcasını, sevmeyi
başarabilseydi eğer insanları. Yapamıyordu… Çok defalar denemişti çocukluğunda,
güvenmeyi istemişti ve sevilmeyi beklemişti en yakınlarından ümitsizce.
Karşılığında iki yüzlü insanların birbirlerini aldatışlarına şahit olmuştu. Riyakarlığı
iki yüzlülüğü tanımış, çıkarcı olmayı görmüştü insanlarda. Kimse sadakat
bekleyemezdi ondan. Sadık değildi çünkü hiç kimse.
                                           ***



derin gezmiş



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6331
2 Firari Fırtına 4392
3 Mustafa Ermişcan 3777
4 Hasan Tabak 3483
5 Nermin Gömleksizoğlu 3146
6 Uğur Kesim 3016
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2885
8 Sibel Kaya 2863
9 Enes Evci 2573
10 Turgut Çakır 2269

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:761 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com