Hikayeler

Nükte Yüklü Fıkralar-11 (101 - 110)
Okunma: 72
İbrahim Faik Bayav - Mesaj Gönder


101) SANA SIRA ZOR GELİR

Kalemligiller Ülkesinin Hakanı kalemi koyu yeşil olanların bam teline zaman zaman basıyordu. Yeşil kalemliler iyice darıldılar. Ona, ''Ölüm de var Hakanım... Bakalım öteki dünyada nasıl hesap vereceksin?'' diye laf attılar.

Kalemligiller Hakanı, düştü mü şüpheye! Öteki dünyada hesap nasıl veriliyor diye merak etti. Kaybolup, ortalıkta bir zaman görünmedi.

Tekrardan göründüğünde, yeşil kalemliler karşıladı Kalemligiller Hakanı'nı. O'na;

''Neredeydin Hakanımız? Bizi merakta bıraktın!'' dediler.

Kalemligiller Hakanı;

''Öteki dünyaya gitmiştim, geldim!'' dedi. ''Hesabımı vermek için bir zaman sıra bekledim!''

Yeşil kalemliler, ona biraz daha yaklaştılar;

''Hesap melekleri, sana, yaptıklarının hesabını sordular mı bari?'' diye sordular.

Kalemligiller Hakanı;

''Yok!'' diyerek cevap verdi. ''Dediler ki: Hesabı görülecek o kadar çok kişiyi bekliyoruz ki, sana sıra zor gelir!''


102) AMPULLÜLER

Kalemligiller Ülkesi'nde değişiklikler farkediliyor, aydınlanma gereci, mumdan kandile, kandilden ampule dönüşüyordu. Ampulün cazibesine kapılan yeşil kalemliler, ampul hep yanacak, ışığı hiç kesilmeyecek sanıyorlardı. Ampul ışığına o kadar çok kaptırmışlardı ki kendilerini, neredeyse, güneşin ışığının değerini unutacaklardı.

Kalemligiller Ülkesinin Hakanı, ''Şunlara bir ders vereyim'' dedi. Bir akşam, tozun, isin, dumanın etkisiyle şeffaflığını yitirmeye başlamış ampulün önüne geldi. Yeşil kalemlilerin meraklı bakışları altında ona, 'üfff', 'püfff' etmeye başladı.

Yeşil kalemliler;

''Uğraşma Hakanım söndüremezsin!'' dediler. ''Bizi de ampulün olmadığı zamana döndüremezsin!''

Kalemligillerin Hakanı;

''Sönmesine gerek yok ki!'' diyerek cevap verdi. ''Toz, is ve dumana bulanmışlığından, ampulün, size değil kendine bile hayrı olmayacak!''


103) SIRAT KÖPRÜSÜ

Kalemligiller Ülkesinin yeşil kalemlileri, öbür dünyadaki kıldan ince, kılıçtan keskin sırat köprüsünden bahsediyorlardı. Kendilerine dokunduran Hakan'a veryansın ediyorlar, onun, o sırat köprüsünden geçemeyip ateşe düşeceğini söylüyorlardı. Hakan düştüğü ateşte cayır cayır yanacak, onlar da ona bakıp ''oohhh!'' çekeceklermiş.

Birgün topluca göçtüler. Sırat köprüsünün başında, cayır cayır yakıcı ateşten geçmek için sıraya dizildiler. Koyu yeşil kalemliler, kendilerine tam güvendiklerinden, Hakan'ı geriye itip, köprüye ayaklarını bastılar. Ayağını köprüye basan iki adım atıyor, üçüncüde, langırt, aşağı düşüyordu. Böyle böyle cümlesi birden düştüler. Cayır cayır yanmaya başladıklarından bir zaman sonra, Kalemligiller Hakanı'nın şen şakrak sesini duydular. 'Bu da ne demek!' diye söylendiler. Sonra, Kalemligiller Hakanı'na seslenip;

''Nasıl oldu da biz ateşe düştük, sen karşıya geçtin Hakanım?'' diye sordular.

Kalemligiller Hakanı;

''Kıldan ince kılıçtan keskin sırat, canbazlar içinmiş!'' diyerek cevap verdi. ''Canbazlık bilmeyen bana ise, biraz ilerideki geniş köprüyü gösterdiler!''


104) UYGAR OLAN İLE UYGAR SANILAN

Uygarlığın ne olduğu konusu gündeme gelmişti. Uygar olanla uygar sanılan karşı karşıya geldiğinde, Uygarsanılan sordu:

''Uygarlık anlayışında ön plana çıkardığın nedir Arkadaş?''

Uygarolan;

''Ben, uygarlık anlayışımda, mutluluğu ön plana alırım Arkadaş'' dedi. ''Toplumda, iş ile işsizi, hasta ile ilacı, aç ile ekmeği, musluk ile suyu denk getiririm. O zaman, işsiz güler, hasta iyi olur, aç doyar, musluk güzelleşir!''

Uygarsanılan ilgi ile dinledi Uygarolan'ı. Başını hangi anlama geleceği belli olmayan şekilde sallayıp durdu.

Bu sefer Uygarolan ona sordu:

''Peki sen, uygarlık anlayışında hangi şeyi ön plana alırsın Arkadaş?''

Uygarsanılan;

''Emin ol Arkadaş, ben de mutluluğu ön plana alırım!'' dedi. ''İş ile işsizi, hasta ile ilacı, aç ile ekmeği, musluk ile suyu denk getiririm. O zaman iş biter, ilaç kullanılır, ekmek tükenir, su ise musluktan kah çamurlu, kah arsenikli akar gider.''


105) UYGARLIĞI BİTİRENLER

İki arkadaş, lüks bir otomobile binmişler, muntazam yapılmış asfalt yolda gidiyorlardı. Direksiyondaki;

''Bak Arkadaşım, bak!'' dedi. ''Uygarlık düzeyine gelmişik, yol ile tekerleği denk getirmişik!''

O neşeyle gidiyorlardı ki, canları sigara tüttürmek istedi. Yanda oturan kişi, cebinden çıkardığı pakete fiskeledi; çıkan uçlardan bir tane kendi ağzına, bir tane de direksiyondakinin ağzına tıkıp yaktı.

İki arkadaş, sigaraları içlerine çektiler çektiler, küçük izmarit hâline geldiğinde de, otomobilden dışarı parmak maharetiyle fırlatıp attılar.

Bir kaç dakika sonra arkalarında bir şeyler olduğunu hissetti iki arkadaş. Başlarını geriye çevirdiklerinde de otlardaki ateşin büyümeye başladığını gördüler.

Yanda oturan direksiyondakine sordu:

''Ne yaptık biz Babam?''

Direksiyondaki kişi, yüzünü astı. Otomobili durdurup;

''Sigara ile ormanı denk getirmişik be Babam!'' dedi. ''Uygarlığın, böylece canına okumuşuk!''


106) UYGARLIK YÜKSEKTE DEĞİL

Uygar bir ülkenin insanları uygar olmayan ülkeye uygarlık getirmek istemişlerdi. Bir beldeye başkan seçtirdiler. O başkana plan-proje yaptırdılar. Ve dediler ki, ''Kat kat yükselen binalarla beraber, binalardan atılanları götüren kanallar olsun.''

Başkan, ''Tamam'' dedi. Planı-projeyi uygulayıp denilenleri yaptıktan sonra, uygar ülkenin insanlarını denetime çağırdı.

Denetimciler hayran kalmışlardı Başkan'ın planları uygulamasına. Binalar ve binaların atıklarını götüren kanallar mükemmeldi. Derken bir feryat duyuldu. Yol ortasında toplanan bir grup insanın dövündüklerini gördüklerinde yaklaşıp baktılar. Anladılar ki, binanın atıklarını ileten kanallardan biri açık kalmış, çocuk da içine düşüp boğuluvermiş.

Uygar ülkenin denetimcileri sordular:

''Bu ne vaziyet şimdi Başkan?''

Başkan, boynunu büktü. Bedeni salık hâlde;

''Uygarlık getirmeye çalışmamın bedelil!'' diyerek cevap verdi. ''Gözüm yüksekte olduğundan aşağı bakmaya fırsat bulamamışım!''


107) HERKES İSTEMELİ

Makamına oturan yeni belediye başkanı, beldesinin uygarlaşmasını istiyordu. Beldesinde yol açıyor, yolu iki yanından ağaçlandırıyor, çirkinlik oluşmasın diye de tahsis ettiği arabalarla her akşam çöpleri toplatıyordu.

Bir gün müfettiş geldi. Gördü ki, kaldırımın taşları sökülmüş, ağaçlar hırpalanıp yan yatırılmış, evlerin önlerine kadar her taraf küçük çöp poşetleriyle kirlenmiş. Kuçu-kuçular ağızlarına kapabildiklerini oradan oraya taşıyor, pisi-pisiler de, aradığını bulmak için poşetleri pençeleyip duruyorlar.

Müfettiş;

''Bu ne hâl Başkan!'' diyerek sitem etti. ''Senin, bu beldeyi uygar etme görevin yok mu?''

Başkan;

''Var elbette Sayın Müfettiş, var!..'' diyerek karşılık verdi. ''Ama beldede, kuçu-kuçu ve pisi-pisilerden başkaları da kendilerini gösterirlerse!''


108) UYGARLIK ZENGİNLİKTEN ÖNCE OLMALI

Temel, ülkenin zenginlerine özenmiş, 'ben de zengin olmalıyım' demişti. Tanıdıklarına, nasıl zengin olunur diye sordu; zenginliğin yolunu gösteren kitaplar edindi. Maşallahı var hani, çalışma azmi olduğundan, fazla uzun sayılmayacak zamanda varlıklılar sınıfına adımını attı.

Aradan zaman geçmişti ki, zengin olmayanlara iyilik yapmak geldi Temel'in içinden. Bir kamyona tavuk ve hububattan oluşan poşetleri doldurdu. Muhtaç bilinenlerin bölgesine gelip, çevresinde toplananlara poşetleri atmaya başladı.

Uygarların arasında bulunmuş olan Dursun;

''Ayıp ediyorsun Temel ayıp!..'' diye çıkıştı Temel'e. ''Sende birazcık olsun uygarlık yok mu?!''

Temel durup ceplerini yokladı. Nakit destelerini çıkarıp;

''Vallah yok!'' diyerek cevap verdi. ''Onu kazanmak için hangi kitabı alayım?''


109) FRANSIZ'IN ŞANSI YOK

Bir Amerikalı, bir Fransız, bir de Rus ahbap olmuşlardı. Konu, girilen başka ülkelere özgürlüğün götürülmesi idi. Rus;

''Biz, bize ait olmayan bir ülkeye giriyorsak, oraya özgürlük getirmek içindir!'' deyip konuşmaya başladı. ''Ama yazık ki, tank, top, uçak göstermeden bu iş olmuyor!''

Amerikalı;

''Biz de, Arkadaş... biz de!'' deyip durumunu bildirdi. ''Biz de, bize ait olmayan bir ülkeye giriyorsak eğer, elbette ki oraya özgürlük getirmek içindir. Ama yazık ki, tank-top-uçaktan başka, bomba göstermek zorunda da kalıyoruz!''

Sıra Fransız'a geldiğinde, O;

''Yazık ki, bizim şansımız o kadar açık değil! diyerek cevap verdi. ''Çünkü o yere siz girdiğinizde, biz, çıkmak zorunda kalıyoruz!''


110) ERKEK GİBİ ERKEK

Nijeryada bir adam, evlilik üstüne evlilik yapmış, seksendört yaşına geldiğinde, seksen altı adet karısı, o karılardan da yüz yetmiş adet çocuğu olmuştu. Baskıya maruz kalmasa, karı üstüne karı almaya, çocuk sayısını arttırmaya devam edecekti.

Adam'a sordular

''Bu kadar çok kadın, neden senin karın olmayı tercih ediyorlar?''

Adam cevap verdi:

''Erkeğe benzer erkek beni gördükleri için!''

İbrahim Faik Bayav
(19.09.2008) 



İbrahim Faik Bayav



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6328
2 Firari Fırtına 4390
3 Mustafa Ermişcan 3773
4 Hasan Tabak 3480
5 Nermin Gömleksizoğlu 3145
6 Uğur Kesim 3014
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2880
8 Sibel Kaya 2861
9 Enes Evci 2570
10 Turgut Çakır 2268

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1142 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com