Hikayeler

Nükte Yüklü Fıkralar-12 (111 - 120)
Okunma: 65
İbrahim Faik Bayav - Mesaj Gönder


111) İKTİDARDA İKEN UNUTURLAR

Avrupa, demokrasi idaresine sahip ülkelerin birleştiği yer olarak biliniyordu. Türkiye de buna özeniyor, onlara dahil olmaya çalışıyordu. İktidardaki Politikacı, Avrupalı Politikacı'yla bir araya geldiğinde, Avrupalı Politikacı sordu:

''Demokrasiyle aranız nasıldır Ekselans?''

Türk Politikacı cevap verdi:

''Nasıl olduğunu unuttuk Ekselans!''

Avrupalı Politikacı, bu nasıl şey dercesine kafasını kaşıdı. Sonra;

''Peki ne zaman hatırlayacaksınız?'' diye sordu.

Türk Politikacı;

''En münasip zamanda Ekselans!'' diyerek cevap verdi. ''Muhalefete düştüğüğümüz zaman!''


112) POLİTİKACI NİYETİNDEN BELLİ OLUR

Bir politikacı, aynı kulvarda yürüyen diğer politikacının yanlışını hissetmiş, hissettiği yanlışın doğru veya yanlış olduğunun anlaşılması için, parti defterlerinin karıştırılmasını istemişti.

Yanlışı hissedilen Politikacı kükredi:

''Benimle ilgili defterleri karıştıranın... yanlışımı bulup dilleldirenin... dilini keserim!''

Politikacı'nın yanlışını hisseden diğer Politikacı da ona karşılık verdi:

''Asıl ben, yanlışı bulundu diye dil kesmeğe heveslenenin dilini keserim! Hatta, elini kolunu bile keserim!''

Avrupa, nasıl hazırlanıyorlar diye Türkiye'ye gözlemcilerini göndermişti. Gözlemciler, bu atışmaya şahit olduklarında, Mihmandar'a sordular:

''Bunlar kim?''

Mihmandar, utandı. Onlara;

''Avrupa Birliği'ne hazırlanan politikacılarımız!'' diyerek cevap verdi. ''Türkiye'yi Avrupa'ya bir güzel yamayabilmek için, kesme-biçme işinde deneyim ediniyorlar!''


113) AKILLANDI

Alkole alışkın adam, ''Alkollüyken direksiyona geçme'' sözüne önem vermiyor, ne kadar ikaz edilse de dinlemiyordu. Birgün yine kafayı çekti. Direksiyona geçti. Yaptığı hız yüzünden virajı alamayıp uçuruma yuvarlandı.

Adamı düştüğü uçurumdan çıkardılar. Sallaya sallaya götürürlerken, biri yanına yaklaştı.

Adam, onun bakışlarından ürküp;

''Vallahi de billahi de, bir daha alkollüyken direksiyona geçmeyeceğim!'' dedi.

Yanına yaklaşan kişi tebessüm etti ona. Gayet sakin edayla;

''Tebrik ederim. Çok güzel bir karar almışsın!'' diyerek karşılık verdi. ''Araban ve bedenin sende kaldıysa tabi!'' (1995)


114) MEN DAKKA...

Türkiye zırt pırt grev yapılan bir devreden geçiyordu. Bazen kere katılım sayısı hayli yüksek olan grev de olabiliyordu. Bu sefer tam 300 bin işçi çıkmıştı greve. Hükümet krizden krize toslayıp duruyordu. Durumu Fransız yetkiliye bildirdiklerinde, Fransız;

''Hah hah haaa!'' edip gülmeye başladı.

Aradan sadece iki hafta geçti. Fransa'da 5 milyon işçi greve çıkınca, devlet, felç illetine tutulmuşcasına bir uçtan diğer uca yamulmaya başladı.

Durumu Türk yetkiliye haber ettiklerinde, Türk;

''Hoh hoh hooo!'' edip karşılık verdi. ''Men dakka dukka bu biçimde oluyormuş demek!'' (1995)


115) HİZMET AŞKI

Ülkeleri yabancı iki kişi konuşuyordu. Biri;

''Benim ülkem, ülkesine hizmet aşkıyla yanan insanlarla doludur!'' dedi. ''Mesela politikacılarımız, bu aşk için, bir bakanlık koltuğuna oturacağı günleri beklerler!''

Diğer kişi, önce bir ''yaaa!'' çekti. Sonra;

''Peki politikacı olmayanlar ne yaparlar?'' diye sordu.

Birinci Kişi;

''Güçleri yeterse politikacı olacakları günleri beklerler elbette!'' diyerek cevap verdi. ''Güçleri yetmezse, politikacı gölgesinde yürüyecekleri günleri!..'' (1995)


116) SARHOŞ UTANAMIYOR

Memleketinden kalkıp İstanbul'a gelen Temel, bindiği taksinin şöförünün sarhoş olduğunu bilmiyordu. Arabanın hareket etmesinden sonra anladı. Şöförle dalaşma iyi olmayacağından, ''Vay başıma gelenleeeer!'' diye sızlanmaya başladı.

Şöför, serbest yolda hızını arttırdıkça arttırdı. Viraja geldiğinde hızını kesemedi. otoyol viyadüğünden uçup aşağıdaki bir evin üzerine oturdu.

Hışımla evlerinden çıktı ev sakinleri. Damlarının üzerinde taksiyi gördüklerinde bağırdılar:

''Evimizin tepesine konmaya utanmadın mı ahlaksız herif!''

Temel, şöföre baktı, ''uy anacuğuuum!'' dedi . Sonra başını camdan çıkarıp;

''Vallahi ben utanmişumdur ağabeylerum!'' diyerek karşılık verdi. ''Şöförün utanması için, ha bu sarhoşluk müddetinun bitmesi gerek!'' (1995)


117) DEVLET NERDE?

Politikacı, yönetime konmuşluğun rahatlığıyla ülkeyi geziyor, toplanan kalabalığa, ''Biz, tek bayrağız... tek vatanız... tek devletiz!'' diyordu. Bir vatandaş, ağır ağır Politikacı'ın yanına yaklaştı. Elindeki salladığı bayrağı gösterip;

''Bayrak bende... vatan, üstünde durduğum yerde. Peki, devlet nerde?'' dedi.

Politikacı, gülümsedi;

''Bazen yüzeyde, bazen derinde!'' dedi. ''Az derindekiler naneyi yedi; çok derindekilerin ise, keyfi yerinde!''


118) SONRA NE OLMUŞ?!

Seçimler sonucu yerleştiği koltukla ünsiyet oluşturan Politikacı, Memleket'in doğu illerinden birinde kendini halk'a göstermişti. Halk kendine sevecen davranıyor, misafirperverlik ruhuyla onu ağırlamaya çalışıyordu. Her politikacının ettiğini bu politikacı da etti. Halkın kendisini daha rahat görmesi için yüksekçe bir yere çıktı. Oradan;

''Milli gücü ve iradeyi en iyi şekilde ifade ettiniz, ey benim vatandaşlarım!'' dedi. ''Sizin için hazırlanan sandıkların önüne gelip, irademize ipotek konulamaz, dediniz. Yeter; söz de, karar da bizimdir, dediniz!''

Politikacı biraz soluklandı, Ön tarafta sessizce kendine bakanlara;

''Söylesenize. Öyle demediniz mi?'' diye sordu.

Öndeki vatandaş;

''He valla. Öyle demişiktir, Sayın Politikacı!'' diyerek karşılık verdi.

''Sonra ne oldu? Kim geldi başınıza?''

''Vatandaşlar, neşenlenmenin sırası olduğunu anlamışlardı. O vatandaş çekinmedi. Eliyle işaret yapıp;

''Kaç mumluk olduğu anlaşılmayan ampul!'' dedi. ''Biz elimizi dokundurmadan, bir yanıp bir sönüyor!''


119) ÇOK YÜKSELMİŞ

Uzun denebilecek süre yönetimde kalan Politikacı, ülkeyi iyi yönetemiyorsun suçlamasına uğruyordu. O buna aldırış etmedi. Birgün, Erzurum tarafına yolunu düşürdü. Meydanda toplanan Halk'a;

''Ben her zaman, karşımda yetmiş milyon kişinin bulunduğu, 786 bin kilometrekarelik bir toprak parçasını görüyorum!'' dedi. ''Başkası ne derse desin anlamam. Siz, benim arkamdan ne dersiniz?''

Vatandaşlar cevap verdi:

''Memleket'e tepeden bakan adam!''


120) YOL GÖRÜNDÜ

Politikacı, çıktığı halkın karşısında, muhaliflerine de laf kondurmaktan geri durmuyordu. Onları, kavganın, çatışmanın içinde olmakla suçladı. Onlar tarafından kendine iletilen sözleri hakaret belledi. Sonra da;

''Onlar, bana saygısızlıklıklarına devam etsinler, ben, işime bakacağım!'' dedi.

Halkın arasından ses duyuldu:

''Vur vur inlesin. Muhalif olanlar dinlesin!''

Politikacı, iki elini kaldırıp, ''Yok. Yok.'' deyip teskin etmeye çalıştı söyleyenleri. Sonra da kendinden emin;

''Benim onlara cevap yetiştirecek zamanım yok. Yolcu, yoluna gerek!'' dedi.

Kalabalık 'bir daha görebilir miyiz' mırıltıları çıkarmaya başladı. Eller havaya kalktı. Tutulan tempoyla karşılık verildi:

''Güle güle Sayın Politikacı. Güle güle...''

İbrahim Faik Bayav
(24.09.2008) 



İbrahim Faik Bayav



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6328
2 Firari Fırtına 4390
3 Mustafa Ermişcan 3773
4 Hasan Tabak 3480
5 Nermin Gömleksizoğlu 3145
6 Uğur Kesim 3014
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2880
8 Sibel Kaya 2861
9 Enes Evci 2570
10 Turgut Çakır 2268

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1127 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com