Hikayeler

Nükte Yüklü Fıkralar-13 (121 - 130)
Okunma: 86
İbrahim Faik Bayav - Mesaj Gönder


121) DİLDE KERAMET VAR

Temel'i politik arena hâline gelen memleketin başına yönetici yapmışlar, Dursun'u da ona yaver atamışlardı. Temel, yöneticiliğinin bir kaç zaman sonrasında, patırtılar, gürültüler, kargaşalar, isyanlar oyunuyla karşılaştı. Milliyetçilikten yana tavır alıp, kendine karşı çıkanları azarladı. En yüksekten çıkan sesiyle, ''Ancak benim dilimi anlayanlar, birliğe beraberliğe önem verirler'', deyiverdi.

Birlik-beraberlik hareketinin ne durumda olduğunu anlamak isteyen Temel, bir gün yaverini çağırdı. O'na;

''Hele beni bilgilendiresun Uşağum!'' dedi. ''Ha bu memleketun kuzeyi, benim dilimi anlamiş midur?!''

Yaver Dursun, başını aşağı yukarı iyice bir salladı. Gülecen tavırla;

''Elbette ki anlamişdur Sayın yöneticum!'' dedi. ''Çünkü ora halkı sendendur!''

Temel, bir 'oh' çekti oturduğu yerde. Sonra yaverine baktı. O'na;

''Beni bir daha bilgilendiresun Uşağum!'' dedi. ''Ha bu memleketun güneyi benim dilimi anlamiş midur?''

Yaver Dursun, baş sallamayı biraz yavaşlattı. Sevecen tavırla;

''Pek tabi ki anlamişdur Sayın Yöneticum!'' dedi. ''Çünkü ora halkı sendendur; misafirleri, Rusya'dan paralı gelenlerdendur!''

Temel, yine sordu:

''Ha bu memleketun batısı benim dilimi anlamiş midur?''

Yaver Dursun, baş sallamaya devam etti:

''Anlamişdur Sayın Yöneticum. Çünkü ora halkı eğlencedendur. Uykusu gündüzden, yaşantisu gecedendur!''

Temel, bir daha sordu:

''Ha bu memleketun ortası ve doğusu, benim dilimi anlamiş midur?''

Yaver Dursun, neşelenip cevap verdi:

''Anlamişdur Sayın Yöneticum. Çünkü seni... senin yapını... durmadan konuşmanı... sevenlerdendur!''

Temel, biraz durdu. Ellerini birbirine sürtüp yüzünü sıvazladı. Yaver'e;

''Beni son defa bilgilendiresun Uşağum!'' dedi. ''Ha bu memleketun gürültülü... patirtilu... çatirtilu bölgesinin halkı benim dilimi anlamiş midur?''

Yaver Dursun, 'cık' etti birden bire. Yüzünü asıp;

''İşte oradan sağlıklu bilgi alamayruz Sayın Yöneticum!'' dedi. ''Belki de, İmralı'dan yayılan cizirtidendur!''


122) KADINA VERİLEN AKIL

Kadın, kocasının baskısına uğruyordu durmadan. Ara sıra da kötek yiyordu tabi. Karakola gitti. Komiser'e;

''Kocamdan şiddet görüyorum Komiserim. Ne yapayım?'' diye sordu.

Komiser, biraz düşündü. Son zamanlarda dünyadaki bazı hocaların, buna dair fetvalarını hatırlayıp;

''Bokus yapmasını öğren Hanımefendi, bokus!'' dedi.

Kadın, boksun nerede nasıl öğrenileceği bilgisini alıp, karakoldan ayrıldı.

Aradan bir hafta geçmişti ki, Kadın karakola yine gelmiş Komiser'in karşısına dikilmişti. Sızlanıyor, yüzündeki şiş ve morartıları ona göstermeye çalışıyordu.

Komiser, Kadın'ın kocasından daha da ileri şiddet gördüğünü anlamıştı. Kadın'a;

''Sana, boks öğrenmeye git demedim mi Hanımefendi?'' diye sordu. ''Her halükarda nefsi müdafada bulunmaya senin de hakkın var!''

Kadın;

''Gitmek için hazırlandım Komiserim!'' diyerek cevap verdi. ''Ve birinci dersi kocamdan aldım!''


123) HUKUK VEYA GUGUK

İleri ülkeler seviyesine geleceğini sanan ülkelerden birinde, bazı kişiler ''seçildim'' deyip parlamentoya doluşuyordu. Doluşan bu kişiler, ard arda yasa yapıyorlar, bir zaman sonra da o yasaların mahkemece iptal edildiğini görüp pısıyorlardı.

İleri ülke temsilcisi, kendi seviyesine geleceğini sanan ülkeye gelip, yasa iptal eden mahkeme yetkilisine sordu:

''Seçilip parlamentoya doluşan kişilerin yaptıkları yasayı niçin iptal ediyorsunuz?''

Mahkeme yetkilisi cevap verdi:

''Hukuk devleti olduğumuz belli olsun diye. Çünkü çıkarmak istenen yasalar, topluma da, bize de bir fayda sağlamayacak!''

Temsilci, 'fayda sağlamayan yasa mı olurmuş' diye söylendi. Mahkeme yetkilisi'ne;

''Diyelim ki, iptal etmediniz; yasayı çıkardıkları gibi bıraktınız. O zaman ne olur?'' diye sordu.

Mahkeme yetkilisi, güldü. İleri ülke temsilcisi'ne;

''Guguk devleti olduğumuz anlaşılır, guguk!..'' diyerek cevap verdi. ''İnanmazsanız, iptal edilmeyen yasaların kaçının uygunlandığını görüp anlayın!''


124) GERİ KALAN ZANAAT APIŞIR

Polis, sahte paraların piyasaya sürüleceği ihbarını almış, belirli yerlere operasyon yapıp, şüpheli gördüğü yedi kişiyi göz altına almıştı.

Yedi kişi yan yana dizildi Komiser'in karşısında. Ceplerindeki paralar çıkartılıp masanın üzerine konduruldu.

Komiser, bir banknotu aldı eline. Evirdi, çevirdi; bıraktı. Diğerini aldı eline. Evirdi, çevirdi; yine bıraktı. Böyle böyle epey banknot evirip çevirdikten sonra;

''Ben, bu paralarda bir sahtelik göremiyorum ki ya hu!'' dedi.

Şüphelilerin önde geleni, hafiften koltuk kabartıp;

''Yarının bugünden ileri olmalı sözünü duymadınız mı Komserim!'' diyerek laf attı. ''Biz zanaatımızda ilerleme kaydettik, şimdi sıra sizde!''


125) KRİZ BİZİ TEĞET GEÇER

Amerika Birleşik Devletleri'nde kendini gösteren ekonomik kriz, bütün dünyayı dolaşmaya niyetli gibiydi. Dünya ülkelerinin yöneticileri korkuyor, etkilenmemek için kendilerince krizin önünü kesecek tedbirle uğraşıyorlardı. Birbirlerinin tedbirini öğrenmek isteyen ülke temsilcileri bir araya geldiler. Krizden etkilenmemek için ne yapılıyor sorusunu ortaya atıp, cevabını almaya çalıştılar.

Amerikalı Temsilci;

''Biz, büyük finans kuruluşlarını beslemeye çalışıyoruz efendiler'' dedi. ''Açgüzlülüklerini yatıştırırsak, krizin de önüne geçmiş oluruz!''

Avrupalı Temsici;

''Biz ise, işyerlerinden durmadan eleman çıkarmak istiyoruz!'' diyerek karşılık verdi. ''Büyük patronların masrafları azaltılırsa, krizin de cüssesi zayıflatılmış olur!''

Rus Temsilci;

''Gazı ucuzlatıp da satacağız galiba!'' dedi boynunu büküp.

Böyle böyle her ülke temsilcisi tedbirini söyledi. Sıra Yönetici Temel'e gelince, Temel;

''Uyy, tedbire gerek yok ki efendiler, kriz bizi teğet geçer!'' dedi. ''Bakar ki burada terör var... anarşi var... çeteler cirit atıyor, kalpazanlar para basıyor... 'bu onlara yeter' der de, bir tükürük atıp uzaklaşır cider!''


126) BABA OY KULLANAMAZ

Baba'nın çiftliğinde işler biraz karışık gidiyordu. Beldede seçim yapılacaktı. Yapılacak seçim için günler azalırken Baba'da hiç hareket görülmüyordu.

Durumu farkeden çiftlik sakinleri Baba'ya sordular:

''Seçimde oy kullanacak mısın Baba?''

Baba cevap verdi:

''Beni vatandaştan sayarlarsa, evet!''

Soruyu soranlar, kendilerine latıfe yapıldığını sandılar. Gülümseyerek;

''Etme Baba!'' dediler. ''Vatandaşlara bile baba sayılacak seni, vatandaştan kabul etmezler mi hiç?!''

Bu sefer Baba gülümsedi. Onlara;

''İyi o zaman!'' diyerek cevap verdi. ''Seçmen listelerinde adımın niçin olmadığını ben değil siz sorun!''


127) GÜNAHSIZ BABA

Baba, siyasi partilere sempatik davranan biriydi. Hele ki yeni kurulanlara. O partilerin yetkililerine zaman zaman görünüp tebessümde bulunuyor, adeta, 'arkanızda ben varım arkadaşlar, ben varım...' demek istiyordu.

Yeni kurulan bir partinin lideri bu hoşgörüden cesaret alıp baba'ya geldi. O'na;

''Ne olursun Baba. Seçim günü oyunu bizim partiye ver!'' dedi.

Baba;

''Tamam!'' dedi düşünmeden. Parti liderini gönlü hoş vaziyette uğurladı.

Ertesi gün, yeni kurulan bir başka partinin lideri Baba'ya geldi. Hoşgörüden cesaret alan evvelki gibi;

''Ne olursun Baba, seçim günü oyunu bizim partiye ver!'' dedi.

Baba, başını sallayıp, ona da;

''Tamam kardeşim!'' dedi. Sonra da hoş vaziyette yoluna uğurladı.

Hanım Sultan şaşırmıştı. Baba'nın karşısına dikildi. Gözlerini gözlerinin içine mıhlayıp;

''Sen ne ediyorsun Bey!'' diyerek çıkıştı. ''Seçimde iki partiye birden oy verilir mi?''

Baba, Hanım Sultan'ı teskin etti. O'na;

''Verilmez elbette ki Hanımım, verilmez!'' dedi. ''Vermeye niyet etsem de, sağolsun Devlet! Listelere almayarak, beni bu günahı işlemekten kurtardı!''


128) NİYE GÖTÜRDÜLER?

Baba, politika arenasına uzun zaman bulunmuş, arena yarışlarında ne zaman beğenilmeyen tavırlar ortaya koysa tutulup götürülmüştü. Bir kaç kez tekrarlanmıştı bu olay. Arena işletenler bir daha 'baba' tipinde bir oyuncuyla karşılaşmak istemiyorlardı.

Aradan yıllar geçti, Baba politika arenasına baka baka yaşlandı. Çiftliğinde sakin hayat sürmeye alıştığı anda çiftlik sakinlerinden biri nefes nefese huzuruna gelip:

''Senin mahdumu götürdüler Baba!'' dedi.

Baba böyle olacağını biliyor gibiydi. Ses etmeden öylece durdu. Çevresindekiler ise meraklandılar. Yavaşça;

''Senin mahdumu niye götürdüler ki Baba?'' diye sordular.

Baba;

''Anlamak istediklerinden herhâlde!'' diyerek cevap verdi. ''Oyunculuğum kalıtımsal olarak ona geçmiş mi geçmemiş mi, diye!''


129) SİVİLİNE GÖRE DEMOKRASİ

Hoca, sınıfında, demokrasi konusunu işliyordu. Sivil asker ilişkilerindeki yanlışlıklardan bahsetti. Askerlerin sivillere baskın gelecek şekilde gündem oluşturmalarının Avrupa'nın demokrat ülkelerinde kabul edilemeyeceğini dile getirdi. Sonra talebelere;

''Söyleyin bakayım çocuklar. Bu durumda bizim ülkemiz kaçıncı sınıf demokrasi oluyor?'' diye sordu.

Hoca, sivil asker işilişkilerindeki yanlışlığı çok canlı anlatmış olmalıydı ki, onun etkisinde kalan talebelerden çıt çıkmadı.

Hoca, daha fazla bekleyemedi. Biraz da canı sıkkın;

''İşte buna üçüncü sınıf demokrasi denir çocuklar'' deyiverdi.

Talebe yerinden kalkıp sordu:

''Bunu birinci sınıf yapmanın yolu yok mu Hocam?''

Hoca, başını yukarı aşağı sallayıp;

''Var elbette delikanlı, var!..'' diyerek cevap verdi. ''Birinci sınıf siviller kendilerini gösterdikleri zaman!''

130) DİRİDEN FETVA ÇIKMAZMIŞ

İnsanların dinden nasiplenmesini isteyen yazar, her ortaya çıkanın âlim sanılmasına onların fetva vermesine kızıyordu. Onlardan fetva alınmasına da kızıyordu. Dinden nasiplenmek isteyenlere çağrı yaptı. ''Gerçek âlimleri bulunuz efendiler, fetvayı onlardan alınız'' dedi.

Fetva alıp kendine düzen vermek isteyen Vatandaş 'Gerçek âlim kim ola' deyip başladı düşünmeye. Düşündü... düşündü... düşündü... Bulamayınca da kendilerini çağıran yazara sormaya karar verdi.

Yazar'ın kapısını çalan vatandaş, yazar kapıyı açınca;

''Gerçek âlim kim ola ki Efendim? Bir tanesini söyle de, gidip fetvamı ondan alayım!'' dedi.

Yazar, ''Maaşallaaaah!'' çekti vatandaşın sorusu üzerine. Ona çok tanınmış ama yıllarca önce bu dünyadan göçmüş birinin adını verip uğurladı.

Vatandaşın Yazar'ı ziyarete gittiğini bilen arkadaşları onu bekliyorlardı. Karşılarında gördüklerinde;

''Gerçek âlim kimmiş, adını ve yerini öğrenebildin mi?'' diye sordular.

Vatandaş;

''Öğrendim tabi ki!'' dedi suratı sapsarı olmuş şekilde. ''Gidip kapısını çalmaya kocaman yürek ister!''

İbrahim Faik Bayav
(17.04.2009) 



İbrahim Faik Bayav



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6328
2 Firari Fırtına 4390
3 Mustafa Ermişcan 3773
4 Hasan Tabak 3480
5 Nermin Gömleksizoğlu 3145
6 Uğur Kesim 3014
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2880
8 Sibel Kaya 2861
9 Enes Evci 2570
10 Turgut Çakır 2268

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1033 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com