Romanlar

KUM TANELERİ 10 ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİK
Okunma: 55
derin gezmiş - Mesaj Gönder



Öğrenilmiş çaresizlik…
Şerif bilgisayarının başına oturmuştu bile
her sabah olduğu gibi erkenden. Üç aydır aynı odayı paylaştığı bu delikanlının
çalışma disiplinine hayrandı Hira. Her sabah erkenden gelir çayını alıp
otururdu masasının başına genç komiser.“Günaydın Şerif.”“Günaydın Komiserim…”
derken ayağa kalktı delikanlı.“Çay
getireyim mi size?”“Yok Şerif, sağ
ol. Dışarısı çok hareketli bu sabah. Olay ne, haberin var mı?”Üstünde emniyetin armasının bulunduğu
fincanını da alıp yaklaştı genç adam. “Bu sabah, Küçükyalı da park alanında bir
ceset bulunmuş. Mafya işi diye konuşuyorlardı.”“Haftaya hızlı başladılar desene…”Fazla durmadı olayın üstünde Hira,
masasında bekleyen kendi dosyalarını karıştırıyordu.“Bizde ne var peki?”Şerif, Amirinin karşısında ayakta duruyor
iki elleriyle kavradığı fincanının sıcaklığını avuçlarında hissederken son
derece soğuk bulduğu işleri hakkında dersine iyi çalışmış öğrenci edasıyla
malumat vermeye hazırlanıyordu.“Gecen hafta gelen üç kayıp kadın olayı var öncelik…”Üst üste duran mavi dosyalara şöyle bir
göz attı Hira.Üçü de evli ve çocuk
sahibi olan kadınların dosyalarına… Aileleri hiçbir sebep yokken evden kaçtıklarını
iddia ediyorlardı.“Hiçbir sebep
yokken…”“Bir de yeni dosya geldi amirim. Anne
şikâyette bulunmuş, üç yaşındaki kızını vermiyormuş eski eşi. Velayet annede.
Sonra, Gülru Akça davası bildiğiniz gibi. Hiçbir ilerleme yok, ben aklıma gelen
herkesle konuştum. Yok kadın, sanki yer yarılıp içine girmiş… Bu arada eski koca
ve ağabeyleri fellik, fellik arıyorlar kadını. Bizden önce bulurlarsa hiç iyi
olmayacak korkarım.”Gülru Akça olayı
canını sıkıyordu Hira’nın da.
“Bir kadın olsan neden evinden kaçarsın
Şerif?”Gayri ihtiyari sormuştu bu
soruyu, biliyordu dosyalarda yazılmayan sebepleri elbette.Omuzlarını silkti Şerif.“Nedeni belli değil mi Amirim. Küçük
yaşlarda yapılan evlilikler, aile içi şiddet, geçim sıkıntısı, çocuklar…”‘Çocuklar…’ diye düşündü Hira. Bir aile
için sorun muydu çocuk?“Bazen de
başka bir erkek…” diye devam ediyordu genç Komiser. “Kadın geçim sıkıntısı çekiyor, kendisi
daha çocukken sahip olduğu çocuklarına bakmaya gücü yetmiyor, kocasından şiddet
görüyor.Psikolojik şiddet sayılmıyor bu
arada. Bir tokat attım Amirim, demişti adam bir keresinde.‘Dayak mı bu?’ diye sormuştu bir de…
Kemiklerini kıracak illa, ancak o zaman şiddet… Birde zaten hiçbir şeye
yetişmeyen parayı içkiye veren, başka kadınlara yedirenler var. Sonunda kadın
da başka bir erkeği umut olarak görüyor. O da genelde kocasıyla aynı vasıflara
sahip bir erkek oluyor. Yani, yağmurdan kaçarken doluya tutuluyorlar… Bir gün
anneme, öğrenilmiş çaresizlik diye bir şey varmış, demiştim ve şu köpekbalığı
akvaryum deneyini anlatmıştım. Biliyor musunuz bana ne söyledi annem?”
Dinlediğini gösteren bir ifadeyle bakıyordu
Hira, canı sıkılmış bir şekilde devam etti Şerif.“Elbet bize çaresizlik öğretecekler, çare
öğretecek olurlarsa kime dayak atacaklar?Ne kadar basit değil mi? O zamanlar lisedeydim, aklımız bir karış havada
tabi… Benim annem ancak ilk okul okumuş bir kadın, ne anlar psikolojiden,
sosyolojiden diye düşünmüştüm…”“Şimdi farklı mı düşünüyorsun?”Suratını buruşturdu Şerif anlamsız bir şekilde, “Siz söyleyin Amirim,
gerçekten öyle mi? Biz kadınlardan korktuğumuz için mi onlara, güçlünün biz
olduğumuzu öğretiyoruz?”“Belki
de…”Cevap sakindi. Kabullenilmiş,
su götürmez bir gerçeği anlatıyordu.“Öfkenin sağlıklı bir tepki olduğunu söyler bazı uzmanlar… Bence şiddet
öfkeyi göstermenin en aciz yoludur Şerif, öfke de zayıflığın göstergesidir.
Olayların karşısında ne kadar aciz hissedersek o kadar yoğun yaşarız öfke
duygusunu.”Düşünüyordu Şerif,
ciddi, ciddi düşünüyordu hem de.“Neden Amirim?” diye sordu samimi bir ifadeyle.“Kadın, erkeğin zaten malum olan gücünü
göstererek kırıp döktüğü şeyleri her seferinde yeniden toplamaya ve tamir
etmeye çalıştığı için mi zayıftır? Haklı o zaman annem, o cahil haliyle bizden
daha çok şeyler biliyor bu halde. Eğer kadına, erkeğin kırıp döktüğü hayatını toplamayıp
kendine yeniden bir hayat kurabileceğini, yaşamak için, çocuklarına bakmak için
erkeğe ihtiyacı olmadığını öğretirsek ne denli zayıf mahluklar olduğumuz ortaya
çıkar diye korkuyoruz. Bu arada olayın bir başka yüzü daha var elbette… Tüm bu
yaşanan çetrefilli hayatların içinde ve sonrasında çocuklara ne olduğu
düşünülmüyor çoğu zaman. Sosyal hizmetler haber alıp sahip çıkarsa bir nebze
kurtuluyor olayın tek masum tarafı. Bir sürü kötü haber işte… Domino taşları
gibi. Hani aynı sırayla düşermişler ya her zaman… Bilmiyorum denemedim hiç,
öyle bir şey işte. Yanlış kurulan
beraberlikler, yanlış yürütülen birliktelikler… Baştan sona yanlış yapılan
sıralamalar… Niye sabah, sabah kafanızı bunlarla ağrıtıyorsam, siz daha iyi
biliyorsunuz elbette bütün bunları.Yine
de işin en acı tarafı ne biliyor musunuz Başkomiserim? Çoğu zaman babaları
hatta anneleri tarafından öldürülen çocuklar.”
Arkasına yaslanmış ellerini ensesinde
birleştirmiş, genç Komiseri dinliyordu Hira.Şerif’in bu konularda oldukça hassas olduğu anlaşılıyordu.Geçmişten bugüne kadar taşınan güçlü bir
hassasiyet, çocuklukta yaşanan bazen ailenin farkına bile varmadığı ama çocuk
için büyük bir travma olan olaylar.“Bu halde evlilik hakkında pek iç acıcı şeyler düşünmüyorsun
Şerif?”Gözlerinin içi parladı aniden
Şerif’in. Bir süredir anlattığı olumsuz şeylerin etkisinden bir anda
çıkmıştı.“Yoo, tam aksine oldukça
iyi şeyler düşünüyorum aslında. Biliyor musunuz benim anne babamda boşandılar.
On beş yaşındaydım. Babam devlet memuru benim.Kültürlü bir insan olduğunu iddia ederdi hep. Ve annemi küçük görür
aşağılardı cahilliğinden dolayı. Annesi istediği için evlenmiş annemle ve kendi
hatasının bedelini anneme ödetti yıllarca.Ben anlamazdım o zamanlar, bir aile birlikteliğinde büyüyorsun ve
psikolojik şiddet nedir bilmiyorsun. Aç değildik açıkta değildik… Dövmüyordu ya
kocası, daha ne isterdi bir kadın? Görüyordum aslında ama algılayamıyordum
henüz. Bana bakarken gözlerinin içi gülen kadın eşi eve gelince balon gibi
söner, solardı. Çok kızmıştım o zamanlar anneme boşanmak istedi bizi bırakıp
dayımın evine gitti diye. Dayım destek oldu ona, iş buldu, iki odası olan
küçücük bir ev kendi evine yakın… Beni de çekip, ‘Erkek evlatsın sen, ananın
başında duracaksın…’ dedi, biraz sert şekilde. Dayıma da çok kızıyordum, neden
karışıyordu bize?Okula gitmedim, eve
gitmedim, anneme de gitmedim. Sokakta kaldım bildiğiniz… Aklımca ceza
veriyordum onlara, bir araya geleceklerdi tekrar böyle yaparsam ben. Annem
kıyamazdı bana. Polis buldu iki gün sonra, karakola götürdü. Annem, babam,
dayım içeride, Komiserin odasındalar… Annem ağlıyor, yalvarıyor, ‘Bulun
oğlumu,’ diye, babam hakaretler ediyor hep olduğu gibi, alçak bir sesle,
küçümseyen soğuk bakışlarıyla, ‘Senin yüzünden oldu… Cahilliğin ve aptallığın
yüzünden,’ diye. Gittim ve anneme sarıldım, döndüm babama, hiç unutmaz ne zaman
bir araya gelsek anlatır hala… Cahil ve aptal olabilir ama sana muhtaç
olamayacak kadar cesur benim annem, dediğimi.”Anlamlı bir şekilde gülmüştü Hira
Başkomiser. Hikâyenin sonunu beğendiği anlaşılıyordu, kısa bir nefes arasından
sonra devam etti Şerif.“Evlenmeyi çok
istiyorum Amirim. Bir aile kuracağım nasip olursa eğer. Zühal yenge gibi
kültürlü ve akıllı bir kadın bulur bulmaz hemen evleneceğim.”Hira’nın gülüşü dondu yüzünde, bakışları
masasındaki dosyalara kaydı.“Zühal
gibi kadınlar çocuk doğurmuyorlar Şerif…” diye mırıldanıyordu duyulur duyulmaz.Gülümsedi Şerif anlayışlı biraz da mahcup ve
utanmış.“Yani, bence bir taneye
ikna edilebilirler en azından… Ama şu yönden de bakalım, evlerinin önüne
oynasın diye bırakıp, dedikoduya, ocaktaki yemeğe dalıp ta çocuklarını da
kaybetmezler sokakta değil mi?”
Lal’i düşündü Hira.‘Çocuklarım…’diyen tatlı sesini, davetkâr
bakışlarını. Sabah dergiye gönderdiği kırmızı güllerin geri iade edildiğini
haber vermişti çiçekçi. Neden böyle yapmıştı kız? Oysa ne kadar içtendi
gülümserken bir şeyler anlatırken ve gözlerine bakarken… Nerede yanlış
yapmıştı? Hafife mi almıştı kızı, yoksa kendini ağırdan satmak mıydı bu? Çoğu
hemcinsinin yaptığı gibi, istemez görüyor zora koşuyordu aklınca. Başka bir
açıklaması olamazdı.Aniden açılan
kapıdan içeri giren Müdürlerinin neden olduğu gürültüyle sıyrıldı
düşüncelerinden, ayağa kalktı.“Günaydın
çocuklar, ne yapıyorsunuz?”Adam
heybetli gövdesiyle duruyordu acık bıraktığı kapının önünde her zaman acelesi
olan haliyle konuşuyordu.“Hira…” diye
devam etti, sorusuna cevap beklemeden.“Şu yeni gelen çocuk dosyası var. Ona sen git… Adam sinirli bir tipmiş,
sakin olmak gerek karşısında. El kadar çocuğu göstermiyormuş günlerdir… Sağlık
durumundan haber alalım ilk çocuğun.”“Emredersiniz Müdür Bey, ben şimdi çıkarım.”“Bir de şu kayıp kadınları bulalım artık
oğlum. Nedir bu ya? Bir haftada üç kadın birden evden mi kaçar?”Sessiz kaldı Hira, sakin ifadesiyle
dinliyordu Müdürü ve sadece olumlu cevaplar verip anlayışla baş sallıyordu. Bir
şeyler söylemek istedi Şerif, hep böyleydi Amiri. Asla olumsuz bir laf etmezdi,
kendilerini savunmak için bile. Şimdi kendisi cevap verse Müdür Beye… Kötü bir
şey yoktu bunda, çalışıyorlardı dosyaların üstünde, ellerinden geleni
yapıyorlardı… Savunmalıydı kendilerini… Vaz geçti son anda. Seviyordu Hira
Başkomiserle çalışmayı. Ve daha önce kaç yardımcısını işine karıştıkları ve söz
dinlemedikleri için yanından gönderdiğini dinlemişti arkadaşlarından. Amiri
gibi yapmaya karar verdi sessizce dinledi Müdürü.“Bir de Hira, Sungur’la konuşuyorduk
sabah… Akşam, Küçükyalı’daymışsınız?”“Evet…”“Şu cinayet sizin
olduğunuz yere çok yakın bir mesafede ve aynı saatlerde işlenmiş. Dikkatini
çeken bir durum olmadı değil mi?”“Hayır efendim.” Oldukça net
gelen cevap karşısında yüzünü buruşturdu adam hoşnutsuz.“Saçma bir düşünceydi zaten, işimiz ne
zaman o kadar kolay oldu ki? Neyse, cinayeti çözmek Harun Amirin işi, siz şu
kayıp kadınları evlerine döndürün.”
“Görende kadınları biz kaçırdık
sanır…”Müdür çıkıp kapıyı kapadıktan
sonra söylendi Şerif, daha fazla tutamayıp kendini. Bu arada Hira Müdürün
sözünü ettiği dosyayı almış göz gezdiriyordu. Düşünceleri Lal’e kayıyordu sık,
sık. Güller işe yaramıyorsa başka bir yol bulmalıydı kızın aklını başından
alacak. Masasına geçmiş hala bir şeyler mırıldanmaya devam eden yardımcısına
döndü.“Ben sinirli babayla tanışmaya
gidiyorum sen de şu çok masum kocaları al içeri.”Yanlış anladığını düşündü Şerif.“İçeri al mı dediniz Amirim?”“Döndüğümde nezarette olsunlar
Şerif.”“Nezarette…” diye
tekrarlıyordu Şerif, tereddüt dolu şekilde, Hira ona umursamaz bir bakış attı.“Amirim adamlara ne söyleyeceğim?”“Biraz araştır Şerif, eminim adamları
içeri almana yetecek bir şeyler bulursun. Unutma…”Amirinin yarıda bıraktığı cümleyi
tamamladı Şerif.“Kimse söylediği
kadar masum değildir.”
***



derin gezmiş



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6319
2 Firari Fırtına 4380
3 Mustafa Ermişcan 3757
4 Hasan Tabak 3467
5 Nermin Gömleksizoğlu 3135
6 Uğur Kesim 3006
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2860
8 Sibel Kaya 2853
9 Enes Evci 2562
10 Turgut Çakır 2262

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1403 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com