Romanlar

KUM TANELERİ 12 Buruk acı
Okunma: 51
derin gezmiş - Mesaj Gönder


     Buruk acı…
    Lal ilk önce babasından sonra işinden izin
aldı. Şubat tatilini annesinin yanında geçirmek istediğini söylüyordu.  Osman Bey pek bir anlam verememişti bu
duruma. Daha birkaç hafta önce iş bahanesiyle kaçamak yapmamış mıydı kızı
Antalya’ya? Hava alanında uzun, uzun sarıldı biricik kızına. Lal’in her zaman
pırıl, pırıl olan yüzünün bir anda solduğunu görebiliyordu yaşlı adam.  Hiçbir sebep bulamıyordu bu duruma, “İyice
dinlen…” diye tembihledi sıkı, sıkı.
    Annesi ikinci evliliğini yapıp Antalya’ya
yerleştiğinde sekiz yaşındaydı Lal.  O
zamanlar, çocuk aklıyla anlam verememişti annesinin ani gidişine. Çok sonraları
aklı erecekti, hiçbir gidişin göründüğü kadar ani ve sebepsiz olmadığına. Üvey
babası emekli bir öğretmendi. Hiç çocuğu olmamış bu yaşlı adam, çok değer
vermişti ara sıra tatillerde gelen bu güler yüzlü kıza.
    Bu gelişte bir farklılık var gibiydi. Bu
solgun yüzde, kirpiklerin ardında düşmeye hazır bekleyen damlalarda yeni bir
duygu gizliydi. Eskiden olduğu gibi neşe içinde yemiyordu Lal, eskisi gibi
gezmiyor, gülmüyordu. Genç kızla konuşup konuşmamakta kararsızlık yaşadı bir
süre. Sonunda Lal’in geldiğinin ikinci günü, karısıyla yaptığı telefon
görüşmesi sonrası çaldı kızın kapısını, içeri girmek için izin istedi.  Bugün odasından hiç çıkmamıştı Lal. Kahvaltı
için çağırdığında adam, istemediğini, yorgun hissettiğini söylemişti.
Pencerenin önündeki yatağının üstünde oturmuş dışarıyı seyrediyordu. Hafif bir
yağmur vardı sabahtan beridir. Dar bir sokağa bakıyordu penceresi. Yağmurla
ıslanan dar bir sokak, gelip gecen ıslak arabalar, ıslanmamak için koşuşturan
şemsiyesiz insanlar… Başka bir şey yoktu izlemeye değer, zaten o da izlemiyordu
aslında. Bakıyordu sadece, yağmura bakıyor ağlamak istiyordu. Düşünceleri
bambaşka yerlerde, fersiz bakışları usul, usul yağan yağmurdan başka bir şey
görmüyordu.    “Annen sonunda uçak bileti
bulmuş…” diyordu Ali Bey, elindeki telefonu göstererek.
    Kars’a bir arkadaşını ziyarete gitmiş
annesi. Kızı öyle aniden habersiz gelince, dönüş için bilet aramış bulamamıştı
bir türlü. Bu durum için de mahcubiyet hissediyordu Lal.     “Benim yüzümden gezisini iptal etti.”     Adam odadaki sandalyeyi çekip oturdu kızın
karşısına.     “Olur mu öyle şey? Çok
sevindi geldiğine. Sonra gider yine… Bilirsin, annen pek dile getiremez
duygularını.”
    Biliyordu Lal… Daha doğrusu öğrenmişti
büyüdükçe, anlaması kolay olmuştu seçtiği meslek sayesinde. Anlatamazdı annesi
düşüncelerini, anlatamamıştı üzüntülerini, kırgınlıklarını,
kızgınlıklarını…Belki de bu yüzden bitmişti evliliği.  Kadın anlatamamış, anlamamıştı erkek.  Sonuç, biten bir evlilik, anne eksikliğiyle
ve özlemiyle büyüyen bir çocuk.    
“Konuşmak ister misin?”     O
kadar yakın hissettiren bir duyguyla yapılmıştı ki bu teklif, konuşmak bir yana
dursun yaşlı adamın dizlerine kapanıp ağlamak istedi. Hüngür, hüngür ağlamak…
Bağıra, bağıra ağlamak… Ama ağlayamazdı ki Lal. Babası, ‘Ağlamayacaksın asla!”
demişti, yıllar önce.  ‘Seni bırakıp
gidenin peşinden ağlamayacaksın. Kimsenin karşısında ağlamayacaksın.”     Ağlamamıştı Lal asla.  Yaşlı adamın duygulu yüzüne bakıyordu şimdi.
İçi acıyordu ve bu acı hiç geçmeyecekmiş gibi geliyordu.      “Bilmiyorum…”     “Konuşmak iyidir Lal. İsmin Lal ama sen
dilsiz değilsin unutma. Allah bize konuşma yeteneği vermiş ki, dertlerimizi paylaşalım.
İçimizdeki acıyı ancak paylaşarak azaltırız.”     “Neden bu kadar çok acıyor içim? Hiçbir
sebep yok ki.”     Gülümsüyordu Ali Bey
müşfik.      “Kalbimizi her zaman
anlayamaz beynimiz. Kalp bir adım öndedir her zaman. Bir gülüşü, bir bakışı,
bir çift tatlı sözü daha beynimiz kavrayamadan, kalbimiz alır hapseder içine.
Sahiplenir…”     Sıcacık sesiyle, babacan
tavırlarıyla anlatan adama bakıyordu Lal. Doğru muydu bu? Kalbi o gülüşü, o
bakışı, o sesi mi sahiplenmişti? Aşık mı olmuştu kalbi?  Beyni kabul etmiyordu ama bu durumu. Böylesi
bir adamdan ne bekleyebilirdi ki? Ya kalbi? Sahip mi çıkıyordu şimdi aşkına, bu
hissettiği yabancı acıyı da mı sahipleniyordu kalbi öyleyse?      “Kime?” diye fısıldadı.     “Asla sevilemeyecek bir kişiye. Nasıl
yaparım böyle bir hatayı?”      
Gülümsüyordu adam, sıcak, müşfik, babacan. Belki de kendi öz babasından
bile babacan.     “Bunlar yaşanması
normal duygular Lal. Şu an öyle gençsin ki, elbette âşık olacaksın. İnsansın
sen, sevmek, sevilmeyi istemek doğamızda var. Korkma bu duygudan, korkma bu
yaşadığın acıdan. Bugün hiç geçmeyecekmiş gibi görünen bu kalp acını yarın
tatlı bir anı olarak hatırlayacaksın. Yaşamaktan korkma Lal. Bu hayat senin
bunu unutma.”
    İlk aşkı kalbinde buruk bir acı olarak
tanımıştı Lal. Ve tıpkı eski Türk filmlerinde olduğu gibi, kalbinde buruk
acısıyla hayatı öğrenmeliydi şimdi. İstanbul’dan kaçıp gelmekle hata yaptığını
düşünüyordu.  Gururuyla oynamak istemişti
erkek, ama o teslim olmadıktan sonra ne yapabilirdi Hira Demir? Evli bir erkekle
bir aşk ya da adı her ne ise düşünebilir miydi Lal? Yakıştıramazdı böyle bir
şeyi kendine. Ne o kadar onursuz ne de ucuz değildi.  Kabul etmezdi bunu, teslim olmazdı ne beyni
ne de kalbi. Hiç şüphesiz hoşlansa da erkekten, temiz duygular olarak kalmalı,
kirlenmede saklanmalıydı ilk aşkının anıları.
Üvey babası haklıydı, bu hayat onundu, yaşamaktan korkmayacaktı.
    İstanbul’da ise erkek bu ani gidişi
öğrendiğinde derin bir sessizliğe gömüldü. İstediğini elde edememiş olmanın
verdiği öfkeli bir azaptı bu sessizliğin sebebi. Zühal’de farkındaydı
bunun…  Ve kocasının huzursuz
sessizliğini büyük bir keyifle seyrediyordu. Sonunda Hira’da terk edilmişti. Bu
zaferin verdiği sarhoşlukla sundu kendini kocasına, bütün dişiliğiyle cömertçe.
Gecenin ilerleyen saatlerinde kocasının kollarında aşkın ve zaferin baş
döndüren sarhoşluğunu doyasıya yaşarken Hira Demir’in düşünceleri bambaşka bir
yerdeydi. İlk zamanlar onu çılgına çeviren bu terk edilişi zaman geçtikçe daha
sakin karşılıyordu. Kız aniden gitmekle büyük bir felaketten kurtarmıştı
kendini hiç şüphesiz. Çok iyi biliyordu içindeki ihtiras düşkünü şeytan kızın
sunacağı aşkı kısa sürede bitirecek terk edecek yüzüne dahi bakmayacaktı asla.
    Hira şimdi kollarının arasında yatan güzel
kadını düşünüyordu. On yıldır aynı yatağı paylaştığı kadını… Şimdiye kadar
tanıdığı bütün kadınlardan daha fazla aşkı ve ihtirası sunan, yaşatan karısını.
Aralarında güçlü bir bağ vardı. Kuşkusuz aşk denilemezdi adına ama Zühal
sadıktı kocasına. Ve bu Hira’yı elinde tutmasındaki en etkin sebepti.
Evliliklerini sürdürmekte kararlıydı mutlaka, bir gün olsun aksini gösteren
herhangi bir tutumda bulunmamış bir söz sarf etmemişti. Şimdi karısını ikna
etmeliydi o yanıp tutuştuğu çocuğu doğurması için. Bir çocuktu istediği tek
şey. Hakkı vardı bunu Zühal’den istemeye bir eş olarak. Zühal’de biliyordu
kocasının çocuk tutkusunu ve erkeği kaybetmemek için bu arzuya karşılık
verecekti mutlaka.
    Yattığı yerde dönüp kollarının arasında
uyuklayan karısının yüzüne baktı eğilip öptü dudaklarından. Kadının uzun
kirpikleri aralandığında gözlerinin içinde yeşil ışıklar parıldadı.
Gülümsüyordu erkeğine sarhoş bir işveyle.    
“Bir çocuk istiyorum…” diye fısıldadı kocası. Hiç olmadığı kadar sakin
ve samimi bir şekilde dile getiriyordu arzusunu. Işıldayan gülüşü bütün yüzüne
yayılırken başını diğer ayan cevirdi kadın. Yüzünün sol tarafını yastığına
gömüyordu.     “Uyumak istiyorum
Hira.”     Kocasının alev, alev nefesi, yanağında
gezinirken biraz daha gömdü yüzünü yastığına. Bu kez sert parmaklarını hissetti
kocasının, çenesini kavrıyordu. Başını çevirmesi için zorladı Hira, karısının
yeşil göz bebeklerine bakıyor, dolgun dudaklarının ateşini hissediyordu.    “Bence iyi düşün Zühal…”     Birkaç saniye öncesine kadar hüküm süren
samimi sükûnet şimdi yerini o tanıdık zalim ifadeye bırakmıştı.     “Kararını ver, istemiyorsan yapacak
başkasını bulurum. Bilirsin ben istediğimi alırım.”     Fısıltı halinde bitirdi lafını sırt üstü
döndü yatağında, huzurlu bir uyku için kapamıştı gözlerini.
    Zühal’in uyku sarhoşluğu da zafer
sarhoşluğu da aniden son buldu. Hira çabuk unutmuştu kaybettiği oyuncağını.
Başka bir hevesin, eski bir hevesin peşine düşmüştü çoktan.  
                                                   
***
                     


   Merak edip hikayeme zaman ayıran değerli arkadaşlar. Birer kelimelik eleştiri yazarsanız çok memnun olurum. olumsuz eleştiriler de kabulümdür. teşekkürler.
derin gezmiş



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6338
2 Firari Fırtına 4399
3 Mustafa Ermişcan 3787
4 Hasan Tabak 3501
5 Nermin Gömleksizoğlu 3154
6 Uğur Kesim 3022
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2896
8 Sibel Kaya 2869
9 Enes Evci 2579
10 Turgut Çakır 2275

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:4395 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com