Denemeler

Kur'an'da gelecek: Işınlanma (Makale)
Okunma: 42
İbrahim Faik Bayav - Mesaj Gönder


Kur'an'da gelecek: Işınlanma

Gençliğimde Risale-i Nur derslerine devam ettiğim günlerde, en çok Üstad'ın geleceğe dair görüşleri dikatimi çekti. Kesinlikle inanmıştım; o inançla Mucize-i Kur'aniye içindeki sırlara eğilmeye çalıştım.

İnternette 'Işınlanma mümkün' haberini okuduğumda, bir kaç gün önce yapılan CERN'deki büyük patlama deneyi hatırıma geldi. Anladım ki CERN'deki çalışmalar, insanoğlunun terakkisine yarayacak; uzak mesafelerin kısa zamanda aşılmasına öncülük edecek.

Üstad, Neml Suresi'nin 40'cı ayetinden nesnelerin ses ve görüntüsünün naklinin gerçekleştiğini, nesnelerin naklinin uzak mesafeden bir anda ulaştırılılabileceğini ise bir zaman sonra gerçekleşeceği hükmünü çıkarmış.

İnsan ister istemez merak ediyor: Ne zaman?

İnternetteki bu haber sebebiyle Neml Suresi'nin 38, 39 ve 40'cı ayetlerine tekrar baktım. Zihnimde sayılar oynaşmaya başladı. Zihnimde oynaşan sayıları ve bazı anlamları buraya aktarırsam doğru olur mu bilmiyorum. Ben deneyeyim, karar okuyanın olsun.

Ayet: 38 ve 39'da anlatıldığına göre, Belkıs, Hazreti Süleyman'nın davetine icabet edeceği haberini göndermişti. Hazreti Süleyman ise, o gelmeden onun tahtının kendisine getirilmesini istiyordu.

Neml: 40'ın meali şöyle: ''Kendinde kitaptan ilim bulunan kimse dedi: Ben, gözünün kapanıp açılması kadar kısa zamanda sana onunla gelirim''

Belkıs'ın, bulunduğu yerden Süleyman'ın bulunduğu yere ne şekilde geldiği, 'taht' denen eşyanın naklinin o devirde nasıl olacağı tasavvur edilsin.

Bir eşyanın, o devirde, alışılagelmiş normal süresinden önce bir yere nakledilebileceği çalışmasının tasarlandığı anlaşılıyor. Bu, orana vurulsa, beşte bir, dörtte bir veya yarı yarıya süre kısalması denebilir. Ayette bahsedilen 'gözün kapanıp açılacağı' kadar kısa zamanda tahtın getirilebilinmesi ne demek? Kur'an'ın geldiği zamanda, tefekkür ehli, bu ayetin içindeki sırrı mutlaka anlamak istemiştir. Sır, Bediüzzaman'ın kalem vurmasıyla 1900'lü yıllarda ortaya çıktı.

Ayetin geleceğe dönük anlamının açıklandığı eserde tarih görmedim. Zihnimde oluşan ''Ne zaman?'' sorusuna cevap aramaktan da geri duramadım.

Ene âtiike bihi kable en yertedde cümlesi, ebced hesabıyla 1291 (1874) ediyor.

Aleksandır Graham Bell, telefon adı verilen cihazla ilk defa 1876 yılında konuşmaları teller aracılığıyla nakletmeyi başarmış. Yani sesi bir yerden bir başka yere nakletmiş. Ayette görünen tarihle olayın gerçekleştiği tarih arasında 2 yıl fark var.

Bu cümleye 'ileyke' sözcüğü eklendiğinde 1352 (1933) ediyor.

İskoçya Kraliyet Teknik Koleji'nde elektrik dersleri alan Baird Glaskov'un 'Stokey Bill' adını verdiği cihazla BBC, 1929'da resimlerin nakledildiği ilk televizyon yayınını başlatmış. Bunun arasında 4 yıl fark var.

Bu cümlenin tamı, 'Ene âtiike bihi kable en yertedde ileyke tarfüke' şeklinde olunca, 1661 (2234) tarihi ortaya çıkıyor.

İşte bu, nesnelerin, sesiyle görüntülenmesini aşıp üç boyutlu olarak aynen nakledileceği tarih oluyor.

Yanlış anlaşılmaması için diyeyim: Nakil işlemi bu tarihten önce gerçekleşebilir. tesbit edilen tarih, nesnenin naklinin göz kapatıp açıncaya kadar olan saliselik zamandır. Bugün 'ışınlanma' diye kurguladığımız sistemin sınırını tayin eder.

Ayetteki birinci cümle olan ''Kendinde kitaptan ilim bulunan kimse dedi'' cümlesi ise, zihne ayrı bir anlam ulaştırır.

Nesnelerin nakil işleminin belirli ölçüde herkes tarafından bilindiği Süleyman-Belkıs devrinde, nakil işleminin daha çabuk bir zamanda gerçekleşebilmesinin kitaptan ilim edinenlerce mümkün olacağı iması var. Yani kitaba ne kadar değer verilecek, o nisbette insanoğlunun terakkisi gerçekleşecek.

Peki 'kitap' sözcüğü ne anlama gelebilir?

Ayette geçen ''Elkitâb'' ilk bakışta Tevrat ve Zebur anlaşılabilir. Çünkü Süleyman'ın kral olduğu zamanda itikat ve amelde toplumun ders aldıkları onlar idi. Eğer öyle anlaşılırsa, Kur'an'ın geleceğe dönük işaretinde, böyle bir olayı gerçekleştirecek olanların, o kitapların mensuplarından biri veya bir gurubu olduğu tahmin edilebilir. Yok eğer o değilse, o zaman 'kitap'tan kastın, ard arda oluşan fen ilimlerinin derc edildiği klasörlük sistem olabilir. Öyleyse nesnelerin göz kapatıp açıncaya kadar saliselik zamanda gerçekleşmesinin, ilme önem veren toplumca, milletçe veya devletçe olacağı anlaşılır.

''Ellezi ındehü ılmün'' ifadesi, 'lam' şeddesiz, 1010 (1601) dir. Şeddeli olarak ise 1040 (1631). Nesnelerin kısa zamanda nakil işleminin o tarihte düşünülmeye başlanacağını, bunun bilgisini edinen kişinin o zaman ortaya çıkacağını gösterir. Yalnız, 'ilm' sözcüğü nekre olduğundan bahsedilen ilmin nasıl bir ilim olduğu belli değil.

''Ellezi ındehü ılmün minelkitâb'' cümlesi 1554 veya 1584 (2130 - 2160) tarihini gösteriyor. Bu da, bütün fen ilimlerini ihtiva eden klasörün son şeklinden insanların istifade ettiren kişi veya kişilerin var olacağını anlayabiliriz.

İbrahim Faik Bayav
(05.04.2010 tarihinde yazıldı) 



İbrahim Faik Bayav



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6319
2 Firari Fırtına 4380
3 Mustafa Ermişcan 3757
4 Hasan Tabak 3467
5 Nermin Gömleksizoğlu 3135
6 Uğur Kesim 3006
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2860
8 Sibel Kaya 2853
9 Enes Evci 2562
10 Turgut Çakır 2262

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1393 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com