Denemeler

Yandaşın Kayyum Yanılgısı
Okunma: 60
Serdar Adem - Mesaj Gönder




               Günahların en büyüğü kul hakkı olduğu gibi ruhsal hastalıkların en büyüğü de yandaşlıktır. Bu hastalığa yakalanmış kişi asla hastalığını kabule yanaşmadığı için herhangi bir tıbbi müdahalede bulunmak mümkün değildir.
 
               Yandaş için doğru yanlış, iyi kötü ya da günah sevap diye bir ayrım asla yoktur. Yandaş için haklı haksız demeden nasiplendiği menfaatleri verenlerin kodlarıdır önemli olan. Onlar neye doğru demişse o, mutlak doğrudur. Aynı şekilde neye yanlış denmişse o da mutlak yanlıştır. Bu noktada ne toplumsal normların ne etik değerlerin ne de dinsel kuralların bir değer ve önemi asla yoktur. Belediyelerden yüzlerce ihale alan bir yandaş için helalin haramın, kul hakkının öneminin olmaması bu mantıkla gayet normal karşılanmalıdır.
 
               Yandaş hipnotize olmuş bir zavallıdır aslında. Hipnoz merkezi tarafından beyni nadasa bırakılan ve vicdanı kurutulan zavallılar, bilinçaltlarına yerleştirilen tılsımlı sembollerle istenen istikamete doğru sevk ve idare edilirler. Bu yüzden asla kendileri gibi olamaz hür ve müstakil düşünemezler. Gazete köşelerinde yer işgal etmeleri düşündüklerini asla göstermezler. Yapay zeka robotları gibi programlarında ne varsa onu yansıtırlar sadece. Dolar bir ara altı liradan beş liraya gerileyince aldığı emir ve bahşiş gereği üç liradan buraya geldiğini unutmuş gibi paramız değer kazanıyor diye sayfalar dolusu yazı yazanların düşündüğünü söylemek balığın uçtuğunu söylemek kadar akla aykırı.
 
               Yandaşlar belli zaman ve mekanla sınırlı değildirler. Her dönemin kendine ait tipik yandaşları vardır. Yandaşlar balık avlarken balıkları tuzağa düşürmek için kullanılan zokaya benzer birtakım maddi menfaatler kullanılarak ele geçerler. Hepsinin ciğeri aynıdır aslında. Tuzağa düşürülen zavallı zorla beslenen kaz gibi devletin bütün imkan ve nimetleriyle bir güzel beslenir. İyice semirene kadar… Bu arda vicdanı yağlanır, duyguları körelir. Bütün etik değerlerin ne kadar önemsiz olduğu anlayışı zihninin ve vicdanının derinliklerine bubi tuzağı gibi yerleştirilir. Bu haliyle iyi bir yandaş tam anlamıyla Mançurya kobayına benzer. Kendi gibi olamaz, kendini yaşayamaz. Doğru yanlış, iyi güzel ve sevap günah ayırımı yapamaz. Zorlarsanız saldırganlaşır. Çamur atmaya başlar.
               Yandaşın en önemli özelliklerinden biri de emdiği hortum çekildiğinde yüz seksen derece dönmesidir. Akıl ve mantığı zorlayan böyle bir şeyin nasıl gerçekleştiğini sorarsanız yaşadığı hafıza kaybı nedeniyle doğru dürüst bir cevap alamazsınız. En fazlasından aldandığını söyler. Kısadevre mantık oyunuyla işin içinden sıyrılmaya çalışır. Ta ki içinde bulunduğu yoksunluk duygusuyla yeni bir yandaşlık hortumuna yapışıncaya kadar. Ruhunu kiralayan bir yandaş nikotin ve alkol bağımlısına benzer. Nargile gibi sürekli höpürdettiği menfaat hortumu olmadan asla yaşayamaz. Çünkü düşünmeye, yorumlamaya ve sorgulamaya alışmamıştır. Doğal ortama salınan bir kafes kuşu gibi beyin fırtınalarına maruz kaldığında yok olma tehlikesi yaşar.
 
               Bu tipleri çılgına çevirmek için yapacağınız tek şey soru sormaktır. O zaman yandaşlara birkaç soru soralım mı? Vira bismillah...
 
               Stratejik kurumlarımızdan biri olan Türk Telekom satılmadan önce yılda iki milyar dolar kar getiriyor muydu? O halde neden sadece yedi milyar dolara satıldı?
Telekom ihalesini kazanan Oger adlı şirketin sekiz yıl boyunca yedi milyar doları ödemediği doğru mu? Daha sonra 2013 yılında ilk yılları ödemesiz olarak 4 milyar 750 milyon dolarlık kredi alıp, eskiyi yapılandırdılar mı?
 
               Adamlar kredileri ödemedikleri gibi 5.7 milyar dolar yani bugünün parasıyla 22 milyar lirayı cebe attılar mı? Telekom’un bütün taşınmazlarını satarak çekip gittiler mi? Bunlar doğruysa bütün bu olaylar gerçekleşirken kılını kıpırdatmayanlara da kayyum atanmalı mı?
               Aynı hatayı İstanbul ya da Ankara belediyesi yapsa kayyum atar mıydınız atamaz mıydınız?
 
               Belediye tabelasına TC ibaresini koymamakta direnen belediyelere de kayyum atanmalı mı atanmamalı mı? TC ibaresini almamakta direnen belediyelerin Konstantin belediyesinden farkı ne? O halde bazıları yandaş olan bu belediyelere de aynı muamelenin yapılması aklın ve vicdanın gereği değil mi? İstanbul belediyesinde on sekiz makam odası ve yüzlerce gereksiz makam arabası olduğunu söyleyenlere kayyum atanmasını isteyen yandaşlar TC ibaresini koymamakta direten belediyelere neden ses çıkarmazsınız?
 
               Diyarbakır olayını ağzına sakız eden yandaşlar Apo’nun mektubunu basına sızdıranlarla Osman Öcalan’ı ekrana çıkaranlara neden kayyum atanması önermiyorsunuz? Aynı olay İstanbul belediyesi tarafından gerçekleştirilseydi idam bile isterdiniz. Haksız mıyım?
 
               Sahi yandaşlar bize her daim dayattıkları Mahkeme-i Kübra’da nasıl hesap verecekler? Burada korktukları mahfillerin orada da sözlerinin geçtiğini mi sanıyorlar? Öyleyse insanları şüpheye düşürdüklerinin farkında değiller mi?
 
               Eee sözde düşünen yandaşlar! Ne dersiniz biraz düşünmeye? Öyle kitap okuma kampanyaları patlatmakla olmuyor. Şampanya patlatmaktan bir farkı olmalı kitap okuma kampanyalarını değil mi?   



Serdar Adem



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6328
2 Firari Fırtına 4390
3 Mustafa Ermişcan 3773
4 Hasan Tabak 3480
5 Nermin Gömleksizoğlu 3145
6 Uğur Kesim 3014
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2880
8 Sibel Kaya 2861
9 Enes Evci 2570
10 Turgut Çakır 2268

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:948 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com