Romanlar

GİZEMLİ YOLCULUK/KAPILAR 10. BÖLÜM
Okunma: 83
MURAT CANPOLAT - Mesaj Gönder


Evden çıkıp ormana geldikten sonra başına
neler gelmemişti ki. Ormandaki aynayı görmez olaydı. Hep onun yüzünden bunlar
başına gelmişti. Aynaya dokunur dokunmaz, aynanın içinden karabulut çıkarak
içine çekmişti. Ve kendini bir anda çölün ortasında bulmuş, ondan sonra başına
gelmedik şeyler kalmamıştı. Şimdide ucu bucağı olmayan yem yeşil bir ovanın
ortasındaydı ve hiçbir iz ve yol yoktu. Nereye gidecekti, onu dahi bilemiyordu.
     
Oturduğu yerden kalkarak, ne tarafa doğru gideceğini bilemeden yürümeye başladı
ve yürürken ümit içerisinde kendi kendine ‘belki, ileride önüme bir yol çıkar’
diyordu. O bunları düşünürken aniden oturduğu yerin altından ayaklarını
sıvazlayıp iyileştiren tavşan ortaya çıktı. Tavşanı ilk gördüğünde ayaklarının
ağrısından tavşanın sevimliliğini fark edememişti.  Tavşan o kadar
sevimliydi ki, adeta gel beni tut da sev der gibiydi. Tavşanın olduğu yere
gidip tutmaya çalışırken, tavşan hızlı bir şekilde koşarak uzaklaşmaya başladı.
Koşarak giderken de arkasından gittiği yerler yol oluyor, peşinden her taraf
çiçeklerle donanıyordu. Gideceği yolu bulacağına dair ümidini kaybetmemesine
sevinen Hasan, tavşanın açtığı yola doğru adımını atıp devam etti.
Çiçeklerin görüntüsü ve kokusu o kadar
güzeldi ki, onlara baktıkça içinin açıldığını hissediyor, huzura kavuşuyordu.
Çiçeklerin cazibesine kapılan Hasan, çiçekli yolun bitmek üzere olduğunu
göremeden öylece yürüyordu. Yine o beyaz kuş gelip başına konana kadar etrafa
öylece baktı durdu. Kuş yine dile gelerek önüne bakmasını söyledi. Önüne doğru
bakınca uzun uzadıya, boyları da bulutlara kadar varan kayalıklar olduğunu
gördü. Birden bire kayalıkları karşısında görünce önce şaşırmış, yukarıya doğru
bakınca da kayaların yüksekliğinden dolayı çok korkmuştu. Ama yapacak bir şeyi
de yoktu, bir yol bulması ve bu kayalıklardan kurtulması gerekiyordu. Her
tarafı dolaşmasına rağmen bir yol bulamamış ve çok yorulmuştu. Bir müddet
dinlendikten sonra, tekrar kayalıklardan kurtulabilecek bir yol aramaya
başladı.
     
Kayalıkların görüntüsü o kadar korku vericiydi ki, her tarafında sivri uçları
vardı ve her bir sivri uçtan rüzgâr estikçe dehşet verici sesler geliyordu.
Hasan, kayalıklara doğru bakarken havada yine karabulut belirmiş ve kendisine
doğru geliyordu. Bulutun içinde de her tarafı aydınlatan şimşekler çakıyor ve
gürültülü bir şekilde:
     
  - Şimdi seni yakaladım. Artık elimden kaçamazsın, diyerek
geliyordu. O karabulutun peşinden gelmesinin sebebi neydi. Ne istiyordu
kendisinden, bu düşünceler içerisinde ondan kaçmaya çalıştı. Ondan kurtulmak
için koşarken uzaklardan kocaman bir kartal gelip kollarından tutarak havaya
kaldırdı ve uçmaya başladı. Uçarak kayalıkların yukarısında olan yuvasına
götürüp bıraktı. Hasan, karabuluttan kurtulmasına kurtulmuştu ama bu seferde
kartala yakalanmıştı. Üstelik kartalın yuvasında yavruları vardı ve kendisine
büyük bir iştahla bakıyorlardı. Ana kartal yavrularına ‘gelin buraya,
yiyeceğinizi alın’ der gibi kafasını sallayınca, kartal yavruları koşarak
Hasan’a saldırmaya başladılar.  Kartalın yavruları, o kadar vahşi bir
şekilde saldırıyorlardı ki başından, sırtından, yüzünden kısacası her yerinden
gagalıyorlardı. Kartalın yavruları yüzünden yüzü, gözü her tarafı kan içinde
kalmıştı.
     
Kartalın yavrularının gagalamasına daha fazla dayanamayan Hasan, kartalın
yavrularının kendisini bırakmaları üzerine onlara görünmeden sürüne sürüne
kartalın yuvasından kurtularak kayalıklardan aşağıya doğru inmeye başladı.
Kayalıklar aşağıda göründüğünden çok daha korkunçtu. Aşağıya indikçe her bir
kaya ayaklarını, ellerini çizmiş her tarafından kanlar geliyordu. Ayakları
kanadığından ve yorgunluktan yürüyecek takati kalmamıştı. Öyle bir yere de
geldi ki ne aşağıya inmenin imkânı vardı ne de yukarıya çıkmanın imkânı vardı.
Aşağıya inmenin mümkün olmadığını görünce çömelip yere oturdu ve sırtını bir
kayaya dayadı. Tam uykuya dalacağı sırada sırtını dayadığı kaya birden kırıldı
ve kayanın içinde oluk oluştu.
     
Dikkatsiz bir şekilde sırtını dayadığı için, dengesini sağlayamayan Hasan,
oluğun içine düştü ve aşağıya doğru hızla kaymaya başladı. Kaydıkça kayıyor, gittikçede
hızlanıyordu. Aşağılara indikçe kendisini durduracak bir şey arıyor, fakat bir
türlü bulamıyordu. Nihayet tutacak bir dal buldu ve ona tutundu. Bir süre sonra
tutunduğu dal da kırılmaya başladı ve tekrar aşağıya kaymaya başladı; fakat bu
sefer düz bir şekilde değil, döne döne kayıyor ve o şekilde aşağıya iniyordu.
Hızı bir ara azaldığı zaman, beyaz demir bir çubuk gördü ve zorlada olsa ona
tutunmaya başardı. Demir çubuktan tutunmasına tutundu ama bu seferde tutunduğu
demir hareket etmeye başladı. Demir hareket ettikçe de oluk kayboluyor,
kayboldukça da derin bir çukur oluşuyordu. Bir süre sonra oluk tamamen kayboldu
ve eliyle tutunduğu demir çubuktan, eli yavaş yavaş kayarak çukurun içine
düştü.
     
Hasan’ın içine düştüğü çukurda irili ufaklı birçok delikler vardı.  Bu
delikler o kadar değişiktiler ki, kimisi yukarı doğru çıkık, kimisi oluk
şeklinde, kimsi de eğri büğrüydü. Tam oturup, onları seyre daldığı sırada, her
bir delikten ayrı ayrı renklerde buhar çıkmaya başladı ve her tarafı kapladı.
Buharı koklamamak için elini ağzına kapattıysa da, başarılı olamadı ve buhar
genzine doldu. Genzine buhar dolunca başı dönmeye başlayıp olduğu yere yığıldı
kaldı. Kendine geldiği zaman da, demir kafesin içinde hapsedilmişti ve
etrafında da yüzlerce garip yaratıklar vardı.



MURAT CANPOLAT



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6359
2 Firari Fırtına 4418
3 Mustafa Ermişcan 3818
4 Hasan Tabak 3527
5 Nermin Gömleksizoğlu 3173
6 Uğur Kesim 3036
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2941
8 Sibel Kaya 2887
9 Enes Evci 2597
10 Turgut Çakır 2287

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1993 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com