Romanlar

GİZEMLİ YOLCULUK/KAPILAR 12. BÖLÜM
Okunma: 60
MURAT CANPOLAT - Mesaj Gönder


        Hasan, çaresiz komutanın önerisini kabul etmek zorunda kaldı. Çünkü ondan
başkası buraları bilmemekteydi. Kralın önerisini kabul etiği sırada, kralın
askerleri de gittikleri yerlerden tekere teker dönmeye başlamışlardı. Tüm
askerler gemiye girince, askerin biri krala gelerek:
     
  -  Kralım, yaratıkların çoğusunu yok etmeyi başardık. Umarım
bundan sonra bir daha karşımıza çıkmazlar.
  -   Umarım.
     
Kral, askerlerine teşekkür ederek gemisini hareket ettirdi. Gemi, kayalıkları
geçerek kralın söylediği yola gelerek yere indiler. Hasan, gemi yere indikten
sonra kralla vedalaşıp gideceği sırada kral, Hasan’ı arkasından tutarak geri
çevirdi ve iç geçirerek:
     
  - Biliyor musun, bu garip yaratıklar çok önceleri yoktu. Ne
olduysa on sene evvel oldu. Babam kardeşimi ilim öğrenmesi için baş
danışmanıyla beraber başka bir ülkeye gönderdi. Kardeşim, ilim öğrenmek için
gittiği o ülkede ilim öğrendi ama öğrendiği ilmi ülkesinin yararı yerine değil
de kendi çıkarı uğruna kullandı. Aslında kardeşim öyle her şeyi kendi çıkarları
yerine kullanacak biri değildi. Ülkesini seven, kendi yerine başkasını düşünen,
iyilik yapmayı seven biriydi. Hatta babam onu o kadar çok severdi ki, bazen onu
bu sevgiden dolayı kıskanırdım.  Birbirlerimizi o kadar çok severdik ki,
birimizin bir yeri kanasa öbürümüz de ağlardı. Ne olduysa babamın yerine beni
geçirmek istemesi ve onu da ilim öğrenmek için başka bir ülkeye göndermek
istemesiyle oldu. Gittiği o ülkede ilim öğrenip geri döndüğünde tamam değişti.
Herkese merhametle karşılık veren kardeşim, bu sefer herkesin kalbini kırmaya
ve zulmetmeye başladı. Babam bu yüzden yataklara düştü. Kardeşim, babamın o halini
gördüğü halde yine düzelmedi ve halkına zulmetmeye devam etti. Babam, baktı ki
kardeşim düzelmeyecek onu sürgüne göndererek halkını onun zulmünden kurtardı.
Kardeşim, babamın onu sürgüne göndermesinden sonra intikam almak için öğrendiği
ilmi uyguladı ve o garip yaratıklar meydana geldi. Onlar ortaya çıktıktan sonra
ülkemde her şey altüst oldu. Halkım kendi can güvenliğini sağlamak için teker
teker ülkemi terk etmeye başladılar. Bende, babam öldükten sonra halkımın
güvenliğini sağlamak için onlarla savaşmaya başladım. Onlarla son savaştığımız
yeri sende biliyorsun, dedi ve geri döndü. İkisi de geri dönüp yollarına
gidecekken kral tekrar geri döndü ve Hasan’a:
     
  -  Aslında kardeşimin bana, babama ve ülkeme onca
haksızlıklarına rağmen yinede ben onu çok seviyorum. Çünkü o benim kardeşim,
sırdaşım ve yoldaşımdı. Halkına çok iyi davranır, onların her derdini dinler ve
benim çözüm bulmakta zorlandığım işlerde çözümü o bulurdu, benim kardeşim öğle
bir kişiliğe sahipti, diyerek iç geçirerek, ah! Onu bir görebilsem, koşup
boynuna bir sarılabilsem, ona ‘her ne kadar hatalı olsan da, yine de seni
seviyorum, diyebilsem’ dedi ve gözyaşları içerisinde el sallayarak gemisine
bindi. Hasan, kralın gemisine binip gözden kayboluncaya kadar da bir yere
ayrılmadı ve geminin arkasından öylece bakakaldı.
     
Kralın tarif ettiği yoldan ilerleye ilerleye bir kasabaya rastladı. Bu kasabada
yaşayan herkes, doğu kapısından içeriye girip karşılaştığı yaşlı adama
beziyorlardı ve onlarında kulakları sivrice ve başları kelleşmişti. Yalnız,
gördüğü bu kasabanın halkının hepsinin hüzünlü bir halde başlarını yere eğerek
gezdiklerini gördü. Hayvanlarına bile hüzün çökmüştü. Acaba bu kasabanın
insanlarına ne olmuştu da böyle hüzünlü hüzünlü başlarını eğiyorlardı. Çekine
çekine yanından geçmekte olan birisine:
     
   - Söyler misin, neden böyle hüzünlüsünüz? Diye sordu. Adam,
neden öyle hüzünlü olduklarını tek tek anlattı. Hasan, adamın anlattıklarını
dehşet içerisinde dinledikten sonra adama:
     
  -   Peki, sultanınıza bir çare bulamadınız mı?
     
  - Sultanımız, ülkemizdeki ne kadar hekim varsa hepsini toplattı.
Fakat onlarda bir türlü çare bulamadılar. Bunun üzerine sultanımız,  başka
bir ülkeden hekim getirtti. O hekim, bunun bir çaresi olduğunu; fakat bununda
bulunup getirilmesinin çok tehlikeli olduğunu söylemiş. Sultanımız, bunca
tehlikeye rağmen oğlunu düştüğü hastalıktan kurtarmak için tellallarla
ülkemizin her tarafına haber gönderdi. Sultanın çağrısı üzerine birçok kimse
gelerek hekimin söylediği çareyi aramaya çıktılar. Ama ne yazık ki gidenlerin
hiçbirisi geri dönmedi. Sultanımız bunun üzerine çağrısını bir kez daha yaptı.
Ama bu seferki çağrısına hiç kimse gelmedi. Sonraki çağrısına hiç kimse cevap
vermeyince, sultanımız ümitsizlik içerisinde iyice içine kapandı. Sıkıntıdan
beli iki büklüm oldu, saçı sakalı ağardı.
     
Hasan, sultanın sonraki çağrısına neden gelmediklerini merak ederek, adama:
     
  - Söyler misin, sultanınızın ikinci çağrısına neden cevap
vermediler.
     
  -  Sultanımızın, oğlunun hasta olmasına sebep olan o
yaratıklar çok vahşi olduklarından dolayı, hayatlarını kaybetmelerinden
korktular.



MURAT CANPOLAT



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6338
2 Firari Fırtına 4399
3 Mustafa Ermişcan 3787
4 Hasan Tabak 3503
5 Nermin Gömleksizoğlu 3154
6 Uğur Kesim 3022
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2897
8 Sibel Kaya 2869
9 Enes Evci 2579
10 Turgut Çakır 2276

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:344 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com