Denemeler

Hudeybiye Gözlüğünü Ters Takan Var (Makale)
Okunma: 31
İbrahim Faik Bayav - Mesaj Gönder


Hudeybiye Gözlüğünü Ters Takan Var

'Bebek katili' lakaplı Öcalan'ı AKP'li ve BDP'li politikacıların ziyareti sonrasında 'çözüm süreci' lafı ağızlarda sakız gibi gevelenir oldu. BDP'li ve AKP'li politikacıların bu lafı ağızlarında gevelemelerini anlarım. Müslüman görünen hem de Risale-i Nur'dan ders aldığı bilinenlerin bu süreç çerçevesine girmelerine şaşarım. Risale-i Nur okuduğunu söyleyenlerin süreci meşru edecek şekilde internet sayfasına aktarmalarının sebebi şimdilik meçhul. Ama, bu kimseler, sürecin içine kendilerini atıp kelam ettiklerinde, hem Risale-i Nur kelamını anlamadıklarını, hem de Kur'an'a mesafeli kaldıklarını belirtmiş oluyorlar.

Risale-i Nur okuyucularından bir arkadaş, İmralıdaki'yle yapılan aşna-fişna hareketine Allah'ın Resulü'nün davasının dönüm noktası olan Hudeybiye'den baktırmaya çalışıyor. O günün meselesinin bugünün meselesiyle ortak yanının olmadığını ikrar ettiği halde, ''bebek katili'' denilenle konuşma-koklaşma sürecine o şablondan haklılık getirmesinin sebebi ne acaba?

Arkadaş, Hudeybiye gözlüğünden İmralı sürecine bakmayı yadırgayanlara, ''Bir an önce ön yargılarınızdan silkinin'' nasihatı bile veriyor. Sonra diyor ki; ''kendinizi yenileyin, Hudeybiye'deki mesajı yakalamaya çalışarak 'çözüm süreci'ne bir de Hudeybiye'den bakın''.

İyi. Biz de öyle yapalım. O arkadaş ve onun tasdikçileri silkinip ön yargılarını kenara bırakabilecekler mi, görelim?

Hicretin 6. yılının zilkade ayında Allah'ın Resulü ve inananları umre için Mekke'ye yola çıkıyorlar. Nereden? Nefes alacak yer buldukları Medine'den. Ama Mekke yöneticilerinin engeliyle karşılaşıyorlar. Allah'ın Resulü, gayelerinin sadece Kabe'yi tavaf etmek olduğunu bildirdiyse de, Mekke yöneticileri onların Mekke'ye girecek olmalarını 'itibarsızlaşma' olarak anladıklarından, Müslümanlara koydukları engeli kaldırmıyorlar. İslam'ın özelliğinin savaş değil sulh olduğunu göstermek isteyen Resulullah, Mekke'nin yöneticilerini antlaşmaya çağırıyor. Onlar zaten, evvelce Müslümanların kararlılığından ürkmüş olduklarından antlaşma kendi istekleri doğrultuda olacaksa çağrıya mukabele ediyorlar.

Hudeybiye'deki durum kısaca bu.

Şimdi Hudeybiye gözlüğünden İmralı sürecine bakalım:

1- Kabeyi tavaf etmek isteyenler, Mekke'nin öz halkıdır. Horlanmışlar, itilmişler, Mekke'den kaçmak zorunda bırakılmışlardır. Vatanlarına gelmektedirler.

İmralı'dakinin horlanması, itilmesi söz konusu oldu mu ki, ona haklılık verilsin?

2- Kabeyi tavaf etmek isteyenler, can ve mal güvenliği kalmadığı için Mekke'den ayrılmışlar, Resulullah'ın davasının bu güvenliği sağlayacağı inancıyla Hudeybiye'de Mekke'li yöneticilerle antlaşma yapmışlardır.

İmralı'daki ve peşindekiler, eğer, Mekke'den kovulan müslümanların ayarındaysalar, ''vah vaaah!.. yazık olmuş; onların hakları verilmelidir'', derim. Ama bu durum, onların karşısında bütün Türk milletini Mekke'nin namussuz müşriklerinin ayarına getirmek olur. Eğer ülke içinde birilerine karşı yapılmış haksızlık var idiyse, Türkiye'nin yönetiminde bulunanların yapması gereken şey, bebek katili denen kişinin ayağına gidip antlaşma yapmak değil, Habeşistan Kralı vakarıyla haksızlığa uğrayanlara şefkat kanadını göstermesi idi.

3- Hudeybiye Antlaşması'nda taraflardan birinin başında, asla yalan söylemeyen bütün müşrik camiasında bile 'emin' olarak anılan Muhammet Aleyhisselam vardı.

Bugün 'çözüm' denen uyduruk kıytırık sürecin bir tarafında yalanı sermaye sanan birileri duruyor.

Hakkını yemeyeyim o arkadaşın. Hudeybiye olayı ile bugünkü süreç arasında bir benzerlik var elbette:

4- Mekke yöneticilerinin, Allah'ın resulü'nü ve O'na inananları Mekke'ye sokmak istememeleri, dünyalıkları elden gidecek korkusuna dayanıyordu. Hudeybiye Antlaşması'yla dünyalıkları yerli yerinde kalacak sandılar.

Günümüzdeki 'çözüm' denen süreçte, dünyaperestler, yeni dünyalık elde etmek gayesiyle 'bebek katiliyle' antlaşma masasına oturdular. Şaşıranlar ''ne gibi dünyalık?'' sorusu sorabilirler. Böyle soru soracak olanlar, -o arkadaş da dahil- Ergün Diler'in yazılarında cevabı bulabilirler.

Risale-i Nur okuyucusu arkadaş, Hudeybiye gözlüğünden bugünkü süreci meşru etmeye çalışırken, merak ettim, Bakara 216'nın mealini bilerek mi vermiş?

Bakara 216 despot zihniyete karşı gelen savaş emrinin arkasındaki hayrı göstermek içindir. Savaşmak beğenilen bir şey değil. Beğenilmese de despotizme galip gelebilmenin başka yolu yoktur. Hak dava güden kişi o savaşın başındadır. Bir de sürecin sonucunu anaların gözyaşı üzerinden almaya çalışana bakın. Milyonlar dolar masrafla korunduğu mekandan laklak edip oraya-buraya kelam sallıyor. Evladını veya kocasını veya yakınını kaybederek acıya boğulanlar, laklakçı mirin gayretiyle camici-duacı görünen menfaat hizbinin sermayesi olmaya çağırılıyor.

Peki terör illetine karşı bir çözüm yok mu? Var. Önce yalakalar yalakalık yapmaktan vazgeçecekler. Sonra hükümet, bilimadamlarını terör illetinin sebebini buldurmaya çağıracak. Bir illetin sebebi bilindi mi tedavisi kolaydır. İlletin sebebinin millete duyurulması, milletin desteğinin bu şekilde sağlanması ise şart.

Hudeybiye Antlaşması, karanlık bir kıtayı aydınlatmanın başlangıcı olmuş. İmralı süreci ise, Türkiye'yi ateşe götürme kızağı olacak gibi.

İbrahim Faik Bayav
(13.03.2013 tarihinde yazıldı) 



İbrahim Faik Bayav



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6381
2 Firari Fırtına 4436
3 Mustafa Ermişcan 3844
4 Hasan Tabak 3550
5 Nermin Gömleksizoğlu 3191
6 Uğur Kesim 3048
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 2984
8 Sibel Kaya 2903
9 Enes Evci 2613
10 Turgut Çakır 2300

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1696 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com