Hikayeler

Kitaba Bir Adım
Okunma: 48
Hep de Böy - Mesaj Gönder


NEDEN OLDUM


Kitaba dokunuvermek üzereydim. O kadar yakınımdaydı ki sanki elimi uzatmaktan aciz kalan bendim. Ne vardı içinde umrumda değildi, sadece kabı çok güzeldi. Kapalı olarak duracağı anı bekliyor gibiydi. Birazdan yine sarımsak çiğneyecek, dişlerimi fırçalayacak ve dedeme gidip çiçekleri sulayışını izleyecektim, hepsi bu. O da annem yakınlarımda diye... kitaba çok yakındım, elimi istediğim zaman uzatabilecek kadar yakın. O an gerçekten sahibini arayan bir köpek gibiydim. Anlıyor musunuz? Sahibini bulamayan bir köpek... ne kadar çaresiz olabilirdi. Ama o değildi. Acıkmış olabilirdi ama o değildi. Susuz? Kesinlikle hayır? Ellerini yıkamış ve yemeğe hazırlanan bir çocuk? Belki öyle olmalıydı. Ama daha çok serin kanlı bir katili andırıyordu. Bakmam lazımdı. Bakmadığım zamanlarda canımı alacağı günü çok iyi biliyordu. Arada bir kabına olsun bakmalıydım yoksa hayatımı ziyan edip gidecekti. Katile benzememesine rağmen nasıl andırmış olabilirdi? Ben yok olmaya mahkum ellerimle... kan nedir bilmezdim.

Şimdi markette tam sıra bana gelmişken tekrar sıraya girip başka bir kasadan ödeme yapan biri gibiyim. Sıra uzun üstelik de... Tam kitaba yaklaştığımda 'ben kimim' dediğimde cevap verebilirdi? Ama ben kimim sorusunun cevabını bilmediğim ve beni kendimden uzaklaştıran bir tarafı vardı. Ben ne seviyorum? Yani kimi mi? Nelerden hoşlanırım? Artık uzaktık önümde duran kütüphane rafıyla. Anımsıyorum. Artık sadece elindeki tek yanıttan uzaklaşan biri değilim de, elindeki tek yanıtla hareket etmeyen biriyim. Anladım. İçinde neler yazıyor hiçbir fikrim yok ve hayattaki her şey onun ipuçlarıyla dolu. Bunları anlamak için ne çok fedekarlık yaptığım değil de asıl anlayacağım konuyu anlayamamış biri. Neyse o konu da artık, siz düşünün! Evet. Rollerimiz vardı. Siz asla kütüphanenin rafındaki kadar yakın yada benim kadar uzak olamadınız. Şimdi ne istiyormuş? Kalite kontrol günü geldiğinde sizinle aynı sıraya girmeyi mi? Bunun için o aptal soruyu ve olası yanıtlarını bilip bilmeden sormanız yeterliydi değil mi? Belki delirtildim! Ama ben deli olmayı aslında kendim tercih ettim! Aramızda uçurumlar var. Bunu anlatamamak mı? Bu birinin sinirini bozan bir sahneyi ona zorla izletmek gibi.

Aslında hepimizin başına gelebilir ama beni o kadar ilgilendirmeyen yanı şu anda daha önemli gibi görünüyor; ipler kimin elinde, diye yanlışlıkla kendime sormak! İplerin yönü çok önemli, kimi sadece beni boğacak gibi... bence çoktan kitabı okumuş olanlara bile benden daha uzak. Benim kadar neyi hissediyor olabilirler? Açlığım yok, tokluğa alışık değilim.... şimdi tozunu almam lazım onun, onu temizlemeliyim ama neden bahsettiğini bilmiyorum. İçindekilerden asla arınmak istemeyecektir. Arınmak istediği başka bir şey olmalı... mesela ben! Beni cehaletim, benim sadakatsizliğim, benim deliliklerim, benim vurdumduymazlıklarım... bunlar bende yok bile! Anlıyor musun? Yok! Arınmak istediğim her şey yoluma bir tuzak kurmak zorunda değil ve ufak tefek iyilikler de küçümsenecek gibi değil. Rafta durmamalıydı, diyorum. Üzerinde bir örtü olmalıydı yada elinde bir maşa! Artık hayal gücümle boğulabilirim ama bunlar sadece bir nedenle hayal değil.

Onu hazır olmadan aramamalıydım. Bu iyi, güzel yada muhteşem olmalıydı diyorum ama şimdi sadece anlamlı yada anlamsız. Bunları sahibine anlatıyor olsa gerek ama bunu düşünen tek kişi benim. Birazdan herkes kitaptaki gibi konuşmaya başlayacak diyorum ama onlar sadece işimi hızla bitirmemi istiyorlar. Bu konuşan oğlum da a olabilir. Yıllarca yazabilirim... yok yok, sadece 300 sayfa! Baksana, bi bakışta neler oldu, ne kadar da özelim! Bu konuyu işlemiş bir kitap daha olmalı diyorum. Bittim ben. Mahvoldum. Halime şükrediyor olmalıydım. Onun dışında 'neden oldum' zaten de. Sırf hobi oldu hayatımız. Tanrım, şarkılar yağıyor üstüme. Şimdi sırada aynı rafta duracak bir kitap bulmak var. İkinci kitabımdan nefret ediyorum.

Arana hiçbir şey almayacaksın işte derken raf yeterli değil mi? Bu gerçekten aletli jimnastik gibi olacak... bu konu kedileri fazlasıyla ilgilendiriyor ve birden kedi bibloları almaya karar veriyorum. Kim bu kadar şeyi biriktirebilir diye beni suçlayacakları günü düşünüyorum... bu kadar yazı nereden çıkıyor acaba? Yine benden muhteşem bir şey düşlüyorum. Bir yer ve ben de orası da, oradakiler de daha iyi. İşte onları biriktirmiş olmalıydım. Ama sadece iki lira biriktirdim ve bir biblo alacak kadar param var. Şu anda bir kitapla ilgilendiğimi düşünen herkes benden muhteşem sanki. Bence ise yani şu hırdavat alıyorum kitabı yok mu? Ödülü aldım! Kaliteli bir kontrol lazım diyorum. Bilen bir kitap, işi bilen bir kitap bunların üstesinden anca gelir. Değil kimseyi kırmamak, etrafta bir sinek bile yok. Değil şükretmek, bu iyi bir neden gibi görünüyor, dünyayı sakinleştirmek. Sanırım kopya çektim!

Her şeyimi borçlu olduğum bir kitap var ve borcum buralarda ödenecek gibi değil. Ödemekle bitecek gibi gerçi ama bu konu şimdi sadece beni ilgilendiriyor adeta. Şimdi evdeyim tamam mı, normal bir ev... evde kimse var mı diye dışarıdan sorunca, yok! Bu kitap dışarıda yok. Yoo, ben alakasız bir kitaptan bahsediyorum. Sormayınca da yok. Ama alakasız bir kitaptan bahsediyorum. Bir anda sanki burası ofis, ben de işlerimi yürütüyorum. Ofis evler diyorum, nerede kaldı, niye yapılmadı? E, ne bu şimdi, evde yok, evde yok... belki bana bir ofis lazım olur ileride. şimdilik düşünmüyorum. Yani ben şimdi kitabın dediklerini beğenmedim mi? Alakasız bir kitaptan bahseden herkes de mühendis mi? Gerçekten mühendis olan biri kaç gün benimle bisiklete binmek istiyor olabilir? Yani şu da bir tercüme işi ve de isteyen benimle aynı dersi alabilir diyelim ki? Konu ne? Evde olmamak mı? Hayır.

Az önce basit bir alışveriş yaptım ve dedim ki 'bu ikisinin farkı nedir?' Yani bu aklımda nasıl kaldı, aklımda kalan bu mu? Artık evdeyim, kitap önümde, istesem şimdi dokunabilirim ve 'epey bi bariz farklı o' diyorum. Bu doğru mu? Alışverişi tekrar düşündüğümden emin miyim? Ben eminim. Ama ofiste eksik malzemeler var. Ofisi tamamen yenileyip mühendislik bürosu açmaya yaklaşacak kadar araştırma yaptım. Tamam diyorum içimden, ailecek bunu sonra düşünebiliriz. Oğlansa şimdi düşün! Nasıl... ben ama çok sonra düşüneceğim. Mühendis ise ofis evlerde diyor sadece kitap okunacak bir kütüphane var ve bir de bağımsız herkese kapalı sadece siteye açık bir yüzme havuzu. Zayıflarsam ne ala! Ve aslında bu bir kitap bile değil bir değeri yok, sadece bir çalışma. Boş bir sayfa da olsaydı bu kadar bir çalışma olurdu çünkü çalışmayı resim yapar gibi sürdürüyorum, kütüphane rafına bakarak ve gaipten sesler duyarak. Tamam. Bunu kimse anlamaz ama ben şimdi evde çalışma yok mu demiş oldum?! Epey bi bariz farklı olandan beni ortadan ikiye bölüp ayırmaya çalışanları gördünüz mü? İşte onlar da görmüşler!!! Ne yazık ki şimdi sorun şu ki görenlerden bazılarına evde yoklar derken olduğunu iddia ediyorlar. Emlakçı da değilim ama odaları ayırmaya karar veriyorum.

Az önce bana hayır diyen ses iç sesimin en gururlu halini yansıtan biri ve 'ben yapmadım' diyor, 'bak şu Allah'ın işine' diyor, biliyorum. Haklı çıkmam an meselesi ama ne yazık ki inanmazlar bana... ne bileyim mesela ömrümü kütüphanedeki kitabın resmini yaparak geçireceğim desem, inanmazlar asla. Şimdi buraya kadarını hiç yaşamamışım gibi yaşayıp görmem mi lazım, asla. Ve 'asla asla deme' aslında. Başarabileceğimi hiç sanmıyordum. Şu konsere niye gitmedim, anlayamıyorum. Burada duruyorum, dünyayı umursayan biri var ama çok uzaklarda. Aklım orada. Aksi durumda ben de kim oluyorum da dünyayı umursuyorum ki? Ben de kim oluyorum da umursamıyorum. Aklım onun olduğu yerde... başka bir iletişim biçimi düşünemiyorum. O kitaba sonra ne olduğunu bilmemek için artık çok geç ve memnunum bundan. Önüme gelen her şeyi yiyecek biri gibi davranmadım, gittim bir kitap aldım, öyle değil mi? Öyle olmasa fasulyenin zararlarını bile ciddiye almam gerekirdi.

Dünya böyle insanlarla dolu olmasının yanı sıra böyle bir yer de... kitaba bakarken neler hissetmiştim yada sokaktan kim geçiyordu yada kaç dakika sürdü yada gözüm ne yöne bakıyordu yada ne kadar dikkatle baktım yada saçma başka bir şey! Daha beteri bana o kadar önemsi göründü ki kiralar, zamlar... başımı döndürene bak! Şehrin en kalabalık binasında huzuru arayıp bende bulana bak! Dedim ki böyle yerlerde bana geliyorlar! Şimdi ben öyle mi dedim. Ne dedi de böyle dedim. Öyle dedi de bir önemi mi var! Yok! Ara ara benim lafım yok! Hiçbir fikrim yok; hiçbir fikrim yok şu gökyüzü mü? Cevap; 'yani yok mu?', 'ortada izi yok mu?', yok! Bir şekilde hepimiz ilgiliyiz ama alakalı değiliz ve de alakasız olmaya tahammülümüz sıfır. Risk almayı da sevmiyoruz. Cevap; 'kitap riskli mi?'

Hayır. Bu kitap iyi bir ihtimalle raftan bir yere ayrılmayacaktı ve yeri de ayrılmıştı. Sahibini arayan gözlerine başka ne sorulabilirdi? Köy yerinde çobansız kalmış koyunlar gibi olduğunu düşünenler vardı. Bence öyle değildi. Kapağı kapalıyken hemfikir olamadığımız pek çok konu kapağı açıldıktan sonra sulara gömüldü, kitabı da alıp camdan aşağı atladılar. Kitap artık paraşütü olmayan bir şey mi yoksa uçağın ta kendisi mi anlatmaya karar vermişti ve ben de memnundum. Bir şey bulacaktın. Beni şu anda olduğum halde bulacaktın tam olarak. Konu o kadar çok yere uğramış ki şu anda ne olursa olsun bir adet t-shirt olarak kalmalıymış yada zaten öyleymiş. Tamam dedim. Tam da benim tarzım. Okulla ilgisi yok sadece geziydi diyo hâlâ. Bu nasıl olabiliyor? Umudunu yitirmeyecek olan sen misin hâlâ? Şu senin müzik grubun bile olsa ki benim öyle... Okulla ilgisi yok sadece geziydi diyo hâlâ. Oldu. İnanamıyorum onca kararlılığı bu ezbere yazılmış duvarda da taşıyabildiğime. Mesela aynı hatayı yapmanın önemine. Mesela klavyenin düzeni içerisinde beklediğim anın ekrana bakmaktan ibaret olduğu bir anda tek bir an bekler gibi yılların geçebileceğine falan... Gerçekten de daha az vakit kaybederdim gücüm olsa. Yoo! Aklım başımdaydı ve gerçekten de kaybedecek vaktim yoktu ama aynı ciddiyetle bakabileceğim bir ekranım yada gücüm yoktu. Bütün dünya aynı şarkıyı okusa da benim gerçekten yoktu. Çünkü söylediğim her şey hallolacakmış, bir ufak itiraf gibiydi bu açıdan. 24 saat çalışıyor olmak hoş ama belki de daha az çalışmalıyım derken bile ne tarz bir sorundan söz ettiğini bilen bir çalışan ancak soruna hakim olduğu anda mesleğinden olacak bir zavallıydım yine. Hiçbir şey anlamadığım gibi bu şekilde itiraflarda bulunacak biri olarak gerçekten mühim bir diğer şahsiyete yakın olmalıydım ama bütün bunlar neydi bilmiyordum. Her neyse dedim 'benim' derim. Öyle yada böyle benim demek lazımdı. Gerçekten öğrenmekte olduğum bazı şeyler olduğunu fark ettim ve bütün bunlar 'her neyse' diyordu olası her bir diğer cümleye. her neyse de böyle denirdi canım. Dünyayı gezip haddini bildiren bir kitaba diyecek değildim ya.





Hep de Böy



Yorumlar (1)
Hep de Böy 12.03.2020 20:02
https://www.youtube.com/watch?v=sLF5KTTqqA8


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6407
2 Firari Fırtına 4461
3 Mustafa Ermişcan 3888
4 Hasan Tabak 3579
5 Nermin Gömleksizoğlu 3214
6 Uğur Kesim 3066
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 3023
8 Sibel Kaya 2925
9 Enes Evci 2633
10 Turgut Çakır 2314

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1148 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com