Romanlar

Gereği Düşünüldü 3
Okunma: 112
Melisa Ayla - Mesaj Gönder


İftira



Duruşmanın ikinci oturumu davacı tarafın avukatı Şahin Bey’in suçlamaları ile başladı. Şahin’e göre sanık Zeynep baştan aşağı yalan söylemekte ve adaleti yanıltmaya çalışmaktaydı. Bunun için bütün hünerini büyük bir aşkla sergileyen Şahin’in hali görülmeye değerdi doğrusu.
‘Sayın yargıç birinci oturumda sanık bölmesinde duran Zeynep adındaki katil zanlısının savunmasını büyük bir ibret ve dehşetle dinledik. Mahkemenin huzurunu bozmamak için çok zorunlu olmadıkça sözünü kesmedik. Ancak takdir edersiniz ki anlattıklarının gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmaması hasebiyle kabul edilir tarafı bulunmamaktadır.’
Şahin denen herifin kim olduğunu mahkeme kurulundan bilmeyen yoktu. Nerede pis bir iş varsa, bu çoğu zaman Karaların işleri olurdu, Şahin ayrık otu gibi biterdi orada. Kambersiz düğün olmaz dedikleri, bundan başkası olamazdı. Şahin’in olduğu her yerde mutlaka pis kokular duyulurdu.
Yalnız hakkını teslim etmek gerekir. Girdiği davaları kolay kolay kaybetmiyordu. Yetenekli, zeki bir avukattı. Davalarını yalnızca masa başında kazanmaz, arazi çalışmasını da başarıyla yapardı. Onun için kaybetmezdi. Tek sıkıntısı para için mesleğinin onurunu ayaklar altına almasıydı. Bu yüzden baroda arkadaşları tarafından pek sevilmezdi. Ama bu durum onun umurunda bile değildi. Şahin’e göre ne arkadaşları ne toplum umurunda değildi. Tanrı bile sevmese olurdu. Onun için Karaların sevgisi yeter de artardı…
Vekaletini aldığı maktul Serkan’ın ne menem biri olduğunu avuka-tından anlamak mümkün olsa da kendisine ayrıca bir sayfa açmak gerekiyordu. Görünürde inşaat sektöründe ün yapan bu, adı gibi sicili kara ailenin özellikle kıyı kentlerinde olmak üzere birçok batakhanesi olduğu bilinmekteydi. Ancak polis tarafından yapılan baskınlardan istenen sonuç alınamadığı için bugüne kadar hakkında ciddi bir yargı kararı bulunmamaktaydı.
Öyle de olsa gerek polis kayıtlarında, gerekse adli sicillerde bu aile ile ilişkilendirilen birçok vaka kaydı bulunmaktaydı. Zeynep doğru söylüyordu. Hangi olayın üzerine gidilse biri çıkıp suçu üzerine alıyordu. Yetmezse olayla fazla ilgilenen görevli sürgüne gönderiliyordu. Batakhanelerin hiçbiri üzerine kayıtlı değildi. Üzerine kayıtlı olmadığı için fuhuş ve kumar baskınları yüzünden kendisine takibat yapılamıyordu. Öyle fırıldak biriydi yani… Karda yürüyüp izini belli etmeyenlerden… Neredeyse her yerde adamı vardı. Çoğu zaman içerideki adamları sayesinde yapılacak baskınları önceden haber bile alıyordu. Bu yüzden bugüne kadar tekerine taş değmemişti.
Yine değişen bir şey olmayacaktı. Büyük olasılıkla Zeynep on beş yıldan az olmamak üzere hüküm giyecekti. Ve bu hükmü istemeye istemeye mahkeme başkanı Salih verecekti. Kitap öyle istiyordu çünkü. Karar kurul halinde alınsa da vicdan azabı noktasında Salih açısından değişen bir şey olmayacaktı. Verdiği yanlış karardan mı, adaletin Zeynep’in dediği gibi yerine gelmemesinden mi bilinmez uzun süre yastığa başını koyduğunda gözüne uyku girmeyecekti. Vicdan azabı ahir ömrünü zindana çevirecekti.
‘Sayın yargıç cinayeti kasten ve planlı bir şekilde işlediğini bizzat kendi ifadesiyle itiraf eden bu kızın biraz önce söyledikleri tamamen yalan ve tezvirattan ibarettir. Bahsettiği gibi ortada zoraki bir evlilik akdi yoktur. Bir kere zorla evlendirildiği iddia edilen zanlı on dokuz yaşını bitirmek üzeredir. Reşittir yani… Evlilik sürecinin en az altı ay olduğu dikkate alınırsa bu süre zarfında resmi olarak herhangi bir kuruma şikayette bulunmamış olmasını haklılığımızın en önemli kanıtlarından biri olarak takdirlerinize arz ediyorum.’
Söylenenlerin akılla mantıkla alakası olmadığını iddia etme sırası savunma avukatına gelmişti bu sefer:
‘İtiraz ediyorum sayın yargıç. Şahin Bey müvekkilimin savunma istememesinden yararlanarak kelime oyunu yapmak suretiyle üste çıkmaya çalışmaktadır. Evet müvekkilim kendini savunmak istememiştir. Ama bunun nedeni suçu kabul etmek değildir. Müvekkilimle aramızda geçen uzun müzakereler sonucu edinmiş olduğum izlenimler bunun çevresine ve açıkça itiraf edemese de adalete olan güvensizlikten kaynaklandığını göstermektedir. Yaşadığı acı deneyimlerden sonra doğrusu müvekkilime hak vermemek olanaklı değil.’
Şahin Ayşe’nin mantık muhakemesinin kendisini zor duruma soka-cağını düşünerek itiraz etmek istediyse de Salih söylenenlerde açık bir kusur ya da hata görmediği için kesmesine izin vermedi.
Yargıç baş işaretiyle devam etmesini ihtar etti. Avukat Ayşe de davacı tarafın sözünü kesmesine fırsat vermeden kaldığı yerden devam etti:
‘Sayın yargıç halk arasında bir tabir vardır, affınıza sığınarak söyle-mek istiyorum. Gözü oynaşta olmak… Eğer müvekkilim Zeynep’te böyle bir yatkınlık olsaydı lise yıllarında derslerine ağırlık verip derece yapar mıydı? Bir koltukta iki karpuz olmaz sayın yargıç. Hepimiz bu sıralardan geçtik, biliriz ne kadar zor olduğunu okumanın. Dolayısıyla gözü dışarıda, yani mesela evlenmekte olan birinin bu kadar başarılı olduğu şimdiye kadar görülmüş müdür?
‘Müvekkilimin merhum Karazade Serkan ile tanışması, tabiri caizse babası Abdullah Bey’in komplosu sunucu ortaya çıkmıştır. Kendisinden on beş yaş büyük birinin böyle bir talebi olabileceğini aklının ucuna getiremeyecek kadar kendi halinde bir lise öğrencisi olan Zeynep’in merhum ile tanışması arz ettiğim gibi babasının yanında olduğu zamanlara tesadüf etmektedir. O çağda sayın yargıç, geleneksel yapı ve değer yargılarına göre olanları ve olayları sorgulamak istese bile buna olanak bulabilir miydi? Bizim coğrafyamızda genç bir kızın kendi bedeni üzerinde bile tasarruf hakkı olmadığı herkesçe malumken, ondan böyle bir tepkiyi beklemek biraz fazla olmaz mı?
‘Özellikle kız çocuklarının ve genelde kadınların en doğal hak talep-lerinin erkek egemen toplumun çıkarlarına uymadığı takdirde en ağır şekilde cezalandırıldığı malumlarınızdır. Dolayısıyla müvekkilimin böyle bir hareket serbestisi olmadığı, daha önce söylediğim gibi olayın perde arkasını anlamamaktaki aymazlığı da eklenince, zamanında itiraz edememesi evlenmek istediği şeklinde yorumlanamaz. Ayrıca yasalarımıza göre bir suçu işleme ehliyeti olmayanın cezai sorumluluğu da olamaz. Yaşı on dokuz bile olsa bizim toplumuz kadına kendi kendini yönetme hakkı vermemektedir. Bu durum müvekkilimin biyolojik olmasa da sosyolojik açıdan cezai sorumluluğa haiz olmadığı şeklinde anlaşılabilir. Toplumsal çevre yüzünden kendi kendine karar alma yeteneği gelişmemiş olması nedeniyle… ‘
‘Ayşe Hanım olayları yine saptırıyor sayın yargıç. Sanık Zeynep elbette başta itiraz etmedi. Çünkü bir nedeni vardı. Son noktada pazarlıkta kaybetmesine karşın ayağıyla teslim olması kaçacak bir yeri olmamasından kaynaklanmaktaydı. Savunma talep etmemesiyse sadece duygu sömürüsü yoluyla kendisini temize çıkarma umudundan kaynaklanan bir durumdur. Belki son bir çırpınış… Kesinlikle itibar edilmemesi gerekir.
‘Bendeniz evlilik sürecinde başından itibaren merhum müvekkilimin yanında bulunmamdan dolayı olayı yakından takip etme fırsatı buldum sayın yargıç. Merhum ile olan arkadaşlığımız neredeyse yirmi yıla yaklaşmaktadır sayın yargıç. Dolayısıyla olayın perde arkasına aslında bu salondaki birçok kişiden çok daha fazla vakıfım.’
‘Biraz önce zanlının bizzat kendi ağzından işittiklerimizden farklı bilgilerinin olduğunu mu demek istiyorsun yani?’
‘Evet sayın yargıç. En azından yorum noktasında bazı yanılsamaları düzeltmek isterim müsaade buyurursanız.’ Böyle demekle birlikte, arkasına güvenmenin yarattığı şımarıklıkla başkanın müsaade buyurup buyurmadığına bakmadan devam etti kaldığın yerden. ‘Kendi ayağıyla teslim olan, alacağı cezadan kurtulma umudu olmadığını bildiği için kendini savunmaya bile yanaşmayan biri olarak zanlının kendisini hiçbir çıkar beklentisi olmayan bir mazlum olarak tanıtma çabası göz boyamaktan başka bir şey değil. Zanlı böylelikle mağdur rolü oynamak suretiyle yaşının ve cinsiyetinin toplum üzerindeki etkisini kullanmak ve aklınca hedef saptırmak niyetindedir.
‘Ayrıca sayın yargıç sanığın savunma yapmak istemediğini söylediği halde çok güzel bir savunma yaptığı da dikkatlerimizden kaçmamıştır. Adaletin tecelli etmesi adına bu savunmada dikkati çeken iki hususu başka bir açıdan ele alarak yüksek mahkemenin takdirlerine sunmak istiyorum.
Mahkeme başkanı bilekten bir el hareketiyle konuyu dağıtmadan devam etmesini istedi.
‘Bir kere ortada bir anlaşmazlık olduğunu tamamen yadsımamak gerektiği kanısındayım. Merhum müvekkilimle Zeynep arasında… Ancak merhum müvekkilim ile onu vahşice katlettiği halde insafınıza mazhar olmak adına huzurlarınızda süt dökmüş kedi masumiyeti takınan sanık arasında yaşanan bu mücadele sanıldığının aksine yalnızca basit bir alacak verecek sorunundan kaynaklanmıştır. Davalı tarafın saptaması gerçeği yansıtmamaktadır. Zeynep merhum müvekkilimden istediği dünyalığı koparmayı becerebilseydi, bugün hiçbirimiz burada olmayabilirdik sayın yargıç. Dolayısıyla bu saptama tamamen yanlıştır ve hedef saptırmaya matuf bir bahaneye dayanmaktadır.
‘Sanığın babası tarafından adeta merhum müvekkilime peşkeş çekilir gibi zorla sunulmaya çalışması da gerçeği yansıtmamaktadır. Hangi çağda yaşıyoruz sayın yargıç? Bu çağda kim kime bu kadar kolay eziyet edebilir? Bir kere sanığın merhum müvekkilimle tanışmalarının mazisi bir yıla yaklaşmaktadır. İfadenin tek doğru tarafı da bu ya zaten… Olay sanığın lise son sınıfa geçtiği yıla dayanmaktadır. Babasının aracıyla müvekkilimin bulunduğu ofisleri ziyaret etmeleri danışıklı dövüşten başka bir şey değildir. Bu gerçeği ben bizzat merhum müvekkilimin ağzından duydum.’
‘Kimden duydum dedin Şahin Bey? Ve duydukların neydi?’
‘Sanık ve babasının ziyaretlerinin birinin arkasından bizzat müvek-kilimin ağzından işittim sayın yargıç. Müvekkilim, Abdullah efendinin paraya olan tamahını biliyordu. Bu yüzden kızını kendisine yamamak istediğini anlamıştı. Müvekkilim aslında her şeye karşın olayın gönül rızasıyla gerçekleşmesinden yanaydı.’
Şahin Bey bu sırada Zeynep’in vereceği tepkiyi merak etmekle be-raber dönüp bakmaya gerek duymadı. Hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden devam etti. Arayı soğutması Zeynep’in işine yarayacaktı.
‘Bunu bizzat kendisi bana söylemişti. Yani karşılıklı rıza meselesini… Zamanla yani aileyi yakından tanıdıkça görüşlerinin değişmeye başladığını fark ettim sayın yargıç.’
Mahkeme Başkanı müdahale etmeden duramadı. ‘Bunu nereden anladın Şahin Bey. Açıkla ki biz de anlayalım.’
‘Elbette sayın yargıç. Söylemlerinden anladım. Beyefendinin Zeynep ve babası hakkında kullandığı kelimelerden... Önceleri fena bir kıza benzemiyor derken zamanla aynı kişi için iyi aile kızı numarası yapan kenar mahalle dilberi, bataklık gülü gibi yakıştırmalarda bulunmaya başlamıştı. Rahmetli müvekkilime göre sanık kendini ağırdan satmaya çalışmaktaydı. Kızda gönlü olan birinin böyle ifadeler kullanması takdir edersiniz ki pek makul olmasa gerektir sayın yargıç. Ateş olmayan yerden duman tütmez…’
‘Sayın yargıç bunlar iki kişi arasında geçtiği iddia edilen ve kanıt-lanması olanak dahilinde olmayan ifadelerdir. Suya yazı yazmak kabilinden bu sözlerle mahkemeye devam edilemez.’
Ayşe haklı olmakla beraber Şahin’in yalan ya da kanıtlanması olanak dahilinde olmayan sözleri de yabana atılacak şeyler değildi. Şimdilik Ayşe’ye hak verecekti.
‘Şahin Bey sözlerin doğru bile olsa kanıtlanması olası değil biliyorsun. İnandırıcı bir kanıtın yoksa bu şekilde devam etmen uygun değil.’
‘Anlıyorum sayın yargıç. Özür diliyorum. Bu dediklerimin hepsine tanığım ama kendimden başka tanığım olmadığı için devam etmeyeceğim. Sözün kısası merhum müvekkilimle sanığın tanışması düşüncesi bizzat sanığın babasından çıkmış olup kendisi de buna itiraz etmemiştir. Eğer ortada bir zorlama olsaydı, daha baştan böyle bir görüşmeyi kabul etmez ya da devamını getirmezdi. Sanık o ünlü inadını baştan gösterebilseydi, müvekkilim bugün yaşamda olacaktı belki de. Kendisi de karşınızda sanık olarak oturmak zorunda kalmayacaktı. Son olarak yine altını çizerek bir kere daha söylüyorum. Genç bir kızın babasının işyerinde defalarca ne işi olabilir, eğer ortada böyle bir amaç yoksa? Bir kere olsa neyse… Bunun başka bir yanıtı olabilir mi sayın yargıç?’
Yargıçların hatta savcının kafası karışmıştı bu söz üzerine. Evet eğer bu eylem birden fazla gerçekleşmişse ve sanığın da haberi varsa; ortada en azından maktulün reddini gerektiren bir durum yok demekti. O zaman geriye bir tek neden kalıyordu. Davacı tarafın dediği gibi maddi birtakım beklentilerde anlaşamamış olmak…
‘Kanıtın var mı bu iddianı inandırma noktasında Şahin Bey?’
‘Olmaz mı sayın yargıç. Bu olaya defalarca tanık olan işyeri çalışan-larının ifadelerine başvurulursa, olayın bu şekilde geliştiği bizzat kendi ifadelerinden anlaşılabilir.’
Davalı tarafın avukatı kendince yanlış anlaşılma olasılığına izin vermemek için müdahale etti:
‘İtiraz ediyorum sayın yargıç, işyeri çalışanlarının ifadelerinin gerçeği yansıtması olanaklı değil. Patronlarının insafına muhtaç olan ve gazabından korkan çalışanların doğruyu söyleyeceklerine nasıl güvenebiliriz? Bu konuda en doğru kanıt, varsa kamera kayıtları olabilir.’
‘Evet haklısın avukat hanım galiba. Şahin Bey iddianızı kanıtlamak istiyorsanız, diğer duruşmaya işyeri kameralarının kayıtlarını getirin. Ses kaydı olmasa da yüz ifadelerinden, hal ve hareketlerden ortada bir zorlama olup olmadığı konusunda bir düşünce sahibi olabiliriz belki bu sayede.’
‘Anlaşıldı sayın yargıç. Diğer duruşmaya getirmeye çalışacağım. Efendim aralarındaki anlaşmazlıktan bahsetmek istiyorum biraz da. Sanığın babasının çoktandır kendi işinin patronu olmak gibi bir niyeti vardır. Bu da doğal bir istektir. En azından altındaki araca sahip olabilirse, başkası için çalışmak yerine bundan sonra tamamen kendi adına çalışacaktır. Sanığın merhum müvekkilimle yakınlaşmasına babası cephesinde bu amacın oldukça etkili olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden Abdullah Bey’i suçlamıyorum. Zanlı bir genç kız olarak nasıl olsa bir gün evlenecektir.
Olaya Abdullah Bey tarafından bakınca bir çulsuzla evlenmek yerine merhum müvekkilim gibi hali vakti yerinde, itibar sahibi, dürüst ve çalışkan birisiyle evlenmesi elbette daha hayırlı olacaktı.’
Mahkeme başkanı içinden ‘Böyle hayrın aq.’ dese de çok geçmeden mesleğinin ağırlığına yakıştıramadığı için devamını getirmedi. Ama savcının bir süre verip veriştirdiği dudaklarını titremelerinden anlaşılıyordu. Yargıç Ayça Hanım sanki savcının böyle yapacağını biliyormuş gibi belli etmeden gözlerini ona doğru kaydırdı. Savcı yine kızardı. Fakat Ayça Hanım hafif bir tebessümle, bunda utanacak bir şey yok, hatta yerden göğe kadar haklısın. En azından bir bayan olarak benim diyemediğim ve adalet dağıtıcı olarak açıktan asla dile getiremeyeceğim şeyleri dile getirdiğin için sana müteşekkirim, demeye getirdi.
‘Hangi baba istemez çocuklarının iyiliğini? Ufak tefek kusurları olsa da işinde sevilen biridir Abdullah Bey. Beyefendinin de malum hayırsever bir işadamı olduğunu memlekette bilmeyen yoktur.’
Böyle demekle beraber Şahin’in kendisi de biliyordu beyefendi diye arkasını tapışladığı adamın ne şerefsiz olduğunu. Ama yakaladığı yağlı kemikten olmamak, daha kötüsü bütün pis işlerine vakıf olduktan sonra canından olmamak için böyle söylemek zorunda olduğunu kendisi de biliyordu. Hatta en iyi kendisi biliyordu. Bu yüzden konuşurken gözlerini duruşma salonundakilerden kaçırmak için azami ölçüde dikkat ediyordu.
Davacı tarafın avukatları olarak yer alan Recai, Faruk ve Özcan da içlerinden söz birliği etmişçesine beyefendi aleyhine kallavisinden birer ‘hastir’ çektirler. Ardından yan gözle etrafı kolaçan ettiler bir süre. İçlerinden geçeni anlayan olmuş mu diye. Maazallah beyefendi denen mafya bozuntusunun bir kulağına gitse böyle bir şey var ya, alimallah analarını bellerdi hiç şüphesiz. O zaman embesil canlarını onun gazabından ne devlet kurtarabilirdi, ne de bütün mesailerini kadınların giyim kuşamına adayan Tanrılar.
İnanmasa, yüreği kanasa, vicdanı sızlasa ve aklı isyan etse de Kara-ların avukatı olarak böyle söylemek zorundaydı. Aslan değilsen çakal olacaksın bu alemde ve hep bir aslanın peşinden gideceksin. Aksi takdirde kuzuya döner, kolay bir av olursun. İmtihan dünyası dedikleri mezbelenin yasası böyleydi. Dolayısıyla ne vicdanı, ne mantığı ne de aklı suçlayamazdı onu. Böyle olması gerektiği için böyle davranıyordu. Hem sanki mahkemedeki kaç kişinin alnı ve vicdanının tam anlamıyla temiz olduğu söylenebilirdi ki Karaların pisliğini temizlemeye çalıştığı için Şahin’i suçlayabilsinler? Herkes kendine baksa, kendisini suçlayacak bir Tanrı’nın kulu kalmazdı çevresinde. Adı gibi emindi buna.
‘Abdullah Bey kendi işini kurmak için desteğini talep etmiş. Beyefendi kendi işini kurması yönündeki bu isteği geri çevirmemiş. Sorunun aslı astarı bu efendim. Ne ekersen onu biçersin demişler... Yani beyefendinin ağzını kapatmak maksadıyla rüşvet olarak altındaki tırı verdiği külliyen yalandır. Emeğinin karşılığı olarak aracın fiyatını makul seviyeye indirerek, vadesini ödeyebileceği bir aralığa yaymıştır. Hepsi bu. Zaten tır dediğiniz de ikinci eldir. Sıfır değil yani… Eğer bu olayda bir bir dış etken aranacaksa rahmetli müvekkilimin sanık ile yapmayı düşündüğü evlilikten ziyade babası Abdullah Bey’in çalışkanlığıyla beyefendinin takdirlerini kazanmış olması aranmalıdır. Haddizatında beyefendi böyle basit işlere tenezzül bile etmez.’
‘İtiraz ediyorum sayın yargıç. Olay çarpıtılmakta. Bunun böyle ol-madığını kanıtlayacak güçlü kanıtlara sahibiz. Müsaade buyurursanız tetkikinize arz etmek isteriz. Bahse konu tırın satış fiyatına denk gelen ancak Abdullah Efendi gibi biri tarafından ödenmesi neredeyse olanaksız borç senetleri tanzim edilmiştir. Bu senetlerin varlığını ve ödeme tarihlerini işaret eden el yazısı bir borç defteri elimizde bulunmaktadır. Bunun açıklamasını elbette davacı taraftan bekliyoruz. Ayrıca aynı dosyada düğün gecesi yaşanan olayları gösteren fotoğraflar bulunmakta. Dikkat buyurursanız fotoğraflarda müvekkilimin nasıl darp edildiği görülmektedir.’
‘Getir bakalım avukat hanım, bir de biz görelim. Bu arada Şahin Bey, bu kanıtlar karşısında söyleyecek bir şeylerin vardır sanırım.’
‘Bu da nereden çıktı? Nereden çıkarıyorsun böyle şeyleri anasını bellediğimin karısı?’ diye içinden veriştirirken zaman kazanmaya çalışıyordu Şahin. Gerçekten yenilir yutulur cinsten değildi bu son hamle. Eğer belge doğruysa, uğraş artık işin yoksa… Borç senedi de nereden çıkmıştı şimdi. Bu karının kulağını çekmedi mi beyefendi? Çekse böyle pervasızca hareket edemezdi. Bilirdi beyefendi ile aşık atmaya cüret etmenin nelere mal olacağını.
Kendine kalsa davayı kimin kazanacağı pek umurunda değildi. Hatta Zeynep’in sonuna kadar haklı olduğunu duruşma salonunda ondan sonra en iyi bilen kişiydi. Ama kendinde değildi işte. Karaların kudretli avukatıydı. Onun için ne olursa olsun davayı kazanmak zorundaydı. Kaybettiği takdirde yenilen komutan gibi başta kendisi olmak üzere tüm avukatların anasını gözünü kırpmadan eskitirdi beyefendi diye yerlere göklere sığdıramadığı p.z.venk. En iyisi her zamanki gibi çamura yatıp zaman kazanmaya çalışmaktı. Biraz zaman kazanırsa, olayı kendi lehine çevirmenin bir yolunu bulabilirdi nasıl olsa.
‘Sayın yargıç takdir edersiniz ki, bu tür kanıtlar incelenmeden ve varsa imza sahiplerine ya da adı geçen kişilere söz hakkı vermeden ayağı yere basan bir karar almak kolay değil. Bu nedenle takdirlerinize arz edilen belgenin incelenmesini ve belgeyle ilgili olduğu görülen kişilerin dinlenmesini talep ediyoruz.’
Şahin köşeye sıkışmıştı. Abdullah’ın o senetleri ödeme olanağı olmadığını ve zamanı geldiğinde süreci idare etmesi karşılığında beyefendi tarafından yırtıldığını biliyordu. Yalnızca bu belge bile davanın gidişini ciddi biçimde etkileyebilirdi. Ses tonu yaşadığı anaforu saklamaktan aciz kalıyordu. Başkan anlamıştı bu işte bir iş olduğunu. Buna karşın ne yazık ki talebinde haklıydı. Mahkemeye sunulan her belgenin gerçek ve güvenilir olduğunun saptanması yasal bir zorunluluktu. Aynen dediği gibi yapacaktı.
‘Yaz kızım. Davalı tarafın avukatı Ayşe Hanım tarafından kanıt olarak tarafımıza sunulan düğün fotğrafları ve sanık Zeynep’in babası Abdullah’ın maktul Serkan Kara’ya iki yüz bin lira borçlu olduğunu içeren senet ödemelerini yazmış olduğu not defterinin ve iptal edilmiş senet parçalarının incelenmesine, senette imzası bulunan tarafların mahkeme huzurunda dinlenmesine...’
Şahin yaşadığı bozgunu bastırmak adına bu sürpriz çıkışlara bel bağlamıştı:
‘Efendim tanıyanlar tarafından ricası buyruk, sözü senet kabul edilen beyefendinin böyle küçük işlerle uğraşmayacağını tekrar tekrar ifade etmeyi malumun ilanı olarak görüyorum. Hele kendi ifadesiyle bir kenar mahalle dilberi, bir bataklık gülü için… Rahmetliyi tanıyan bilirdi. Yakışıklı, zeki, çalışkan erkek güzeli genç bir işadamıydı. Kızlar çevresinde pervane oluyordu. Elini sallasa ellisi yoluna kurban olacakken neden sanık gibi özelliksiz bir kız için bu kadar riske girsin? ‘
Ayşe derhal ayağa kalkarak sözünü kesti:
‘İtiraz ediyorum sayın yargıç. Davacı avukatı müvekkilimin kişilik haklarına tacizde bulunmaktadır. Hiçbir muhakeme hakaret ve taciz üzerine bina edilemez. Müvekkilimin sanık olması ya da yoksul, onun kişilik haklarına saldırılmasına izin ve ruhsat vermez sayın yargıç!’
‘Doğru söylüyorsun. Biraz dikkat et sözlerine Şahin Bey. Bilmiyor değilsin. Kaç yıllık deneyimli bir avukatsın.’ Ama içinden ‘Götün tutuştu değil mi lavuk.’ demeyi ihmal etmedi. Derin bir nefes almıştı. Son çıkışı iyi gelmişti gerçekten.
Şahin Ayşe’nin çıkışında ve yargıcın uyarılarında yerden göğe kadar haklı olduklarını biliyordu. Ama çamura yatmazsa öne geçemeyeceğini de. Bir süre böyle devam etmekten başka umarı yoktu. Mahkemenin havasını kendi lehine çevirdiğine ikna olduktan sonra normale dönecekti.
‘Özür dilerim sayın yargıç. Bir an kendimi kaybettim galiba…’ Sonra arayı soğutmadan devam etti. Küçük de olsa bir fırsat yakaladığını sanıyordu:
‘Burada asıl dikkat edilecek husus Abdullah Bey ile şu an sanık kol-tuğunda oturan kızı arasındaki husumet ve nedenleri olmalıdır. Bu gerçeği göremediğimiz zaman merhum müvekkilimin sanığı ve ailesini evlenmeye zorlaması gibi temelsiz bir seçenek kalıyor geriye...
‘Böyle bir sonuç kabul edilir değildir sayın yargıç. Olayın aslı Abdul-lah Bey ile kızı arasında düşünülen evlilikten elde edilmesi beklenen yararların paylaşılamamasından kaynaklanmaktadır. Zaten taraflar yadsımamaktadır bu durumu. Başta bir baba kızıyla ters düşer mi ya da neden ters düşsün diye bir soru akla gelebilir. Ama takdir edersiniz ki gömü bulan kardeşlerin zamanla birbirlerine düştükleri duyulmamış, görülmemiş işlerden değildir…
‘Yani sayın yargıç merhum müvekkilimden duyduklarımdan hareketle şöyle bir sonuca ulaşabilirim. Abdullah Bey mal edinme noktasında kendisine karşı gösterdiği hayırseverlikten memnun kalarak bunu bir evlilikle perçinlemek istemiştir. Burada asıl kusur belki Abdullah Bey’in iyi niyetle haddini bilmeden böyle bir karara varmış olması, rahmetli müvekkilimin de bir anlık erkeklik içgüdülerine tutsak olarak kabul etmiş olmasıdır. Ancak takdir edersiniz ki bu kusurların yasada karşılığı yoktur. Dediğim gibi Abdullah Bey duyarlılığının kurbanı olmuş ve kızını merhum müvekkilimle evlendirme gayretine düşmüştür.
‘Ancak aynı duyarlılığı başına talih kuşu konan kızı Zeynep göste-rememiştir. Bir kere babasına güvenememiştir. Evet, ne yazık ki kendi çıkarları uğruna kızını bile bir çırpıda harcayabileceği zehabına kapılarak babasına güvenememiştir. Bu amaçla ileride ayrılma olasılığına karşı kendisini garantiye almak için merhuma ait Ankara Dikmen Vadisindeki yaklaşık bedeli üç dört yüz bin lira olan bir evi kendisi ve reşit oluncaya kadar tapu şerhi konmak kaydıyla doğacak çocuğunun üzerine geçmesini istemiştir.
‘Bu, yenilir yutulur bir istek değildir sayın yargıç. Mal yolda bulun-muyor. Nitekim gerek babası gerek merhum müvekkilim bunu defalarca sanığa söylemişlerdir. Ama sanık buradaki hallerinden anlaşılacağı üzere Nuh deyip peygamber demeyen bir karaktere sahip olduğu için sürekli reddetmiştir.
‘Son olarak eldeki kanıtlar ışığında sanık Zeynep’in yüz bölgesinde görünen ayrıca tanıkların görüp ifadelerinde açıkladıkları gibi darp izleri müvekkilimden değil yukarıda arz ettiğim anlaşmazlık yüzünden bizzat kendi öz babasından kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Aynı verilere dayanarak Zeynep’in sonradan kararını değiştirerek evlenmeye karşı ayak diremesi merhum müvekkilimi istememekten değil, tam tersine müvekkilimle yaptığı nikah pazarlığında babasının kendisini yalnız bırakacağını düşünerek ona karşı cephe açmasının bir sonucu olduğunu söylemek mümkün. Söyleyeceklerim bu kadar sayın yargıç.’
Yargıç kendisine teşekkür ettikten sonra yerine oturmasını ihtar eder. Bir süre iki yanındaki yargıçlarla durumu müzakere eder. Salon nefesini tutmuş kararı beklemektedir. Sonra tekrar davalı tarafa döner:
‘Ayşe Hanım müvekkiliniz hakkında söylenenlere karşı eklemek istediğiniz bir şey var mı?’
‘Şimdilik yok efendim. Yalnız elimde bir tanığım var. Kendilerini ikna edebilirsem, diğer duruşmada tanık olarak dinlenmelerini talep edeceğim. Adını bizzat elden arz edeceğim efendim. Teşekkür ediyordum.’
Duruşma yeni tanık ve tarafların dinlenmesi ve sunulan kanıtların incelenmesi için bir ay sonraki bir tarihe ertelenir.







Melisa Ayla



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6469
2 Firari Fırtına 4511
3 Mustafa Ermişcan 3983
4 Hasan Tabak 3640
5 Nermin Gömleksizoğlu 3265
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3137
7 Uğur Kesim 3109
8 Sibel Kaya 2977
9 Enes Evci 2677
10 Turgut Çakır 2351

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2274 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com