Hikayeler

Sakız
Okunma: 48
Selçuk V. - Mesaj Gönder


Ardında bıraktığı beyaz köpüklerin önünde açık denize bir tüy gibi uzanan gemi Çanakkale Boğazı’na yeni girmişti. Denizdeki görüntüsü daha tersanedeyken herkesi etkilemiş olacak ki adı “Demirtüy” konmuştu.Yaklaşık iki hafta süren Ege adaları turunu yeni tamamlamış İstanbul’a dönüyordu. Oradan da Varna aktarmalı Odessa seferi için Karadeniz’e açılacaktı.
Çanakkale’den geçerken boğaz geçişini kaçırmak istemediği için alarmını sabah altıya kurmuş olmasına rağmen alarm sesiyle değil, geminin depremi andıran sarsıntısıyla uyandı Sevim. Bu gemi turu, yolunda gitmeyen on beş yıllık yorucu bir evliliği kurtarmak için son çırpınışıydı. Tahmin ettiği gibi fena başlamamış olsa da özellikle son hafta tamamen burnundan gelmişti.
Yanında sarsıntıdan hiç etkilenmemiş gibi uyuyan kocasını kamarada bırakarak güverteye yöneldi. Gemide işler yolunda gitmese bile bu büyüleyici dakikaları İstanbul’a döner dönmez boşanacağı kocasının yanında geçirmek istemiyordu. Sabah serinliğinde bir sağa bir de sola savrulan geminin dar koridorlarında güçlükle yürüyerek ana güverteye ulaştı. İki haftadır her günü bu şekilde geçmesine rağmen koridorda savrulmaya hâlâ alışamamıştı.
 
Bu esnada boğaz trafiği sakindi. Görünürde, inşaatına yeni başlanan köprü için kum taşıyan birkaç römorkör dışında gemi yoktu. Güneşin ilk ışıklarıyla aydınlanan Çanakkale kıyılarını izleyen Sevim’in dikkatini kaptan köşkünden yükselen bağrışlar çekti. Biri genç, diğeri daha yaşlı iki erkek sesi birbirine bağırıyor, adeta küfürleşiyorlardı. Son birkaç gündür bağrışlara ve kavgaya alışmış olan Sevim küçük bir iç çekişin ardından etrafı seyretmeye geri döndü. Kavga herkesin hayatındaydı. Seslerin bir anda artması köşkün kapısının açıldığını gösteriyordu. İçerden yüzü sinirden kıpkırmızı olmuş, otuzlu yaşlarında bir adam çıktı. Titreyen ellerine ve rüzgâra rağmen uzun çabaları sonucu cebinden çıkardığı sigarayı yakmayı başardı. Ancak güney rüzgârına ve içerdeki adama olan öfkesini çıkarmak istercesine çakmağı boğazın serin sularına fırlattı.
 
Derin birkaç çekişin ardından sigarasının yarısını bitiren Şevket, ana güvertenin korkuluklarına yaslanmış boğazı seyreden Sevim’i fark etti. “Bu kadın da nereden çıktı?” diye mırıldandı.
“Her şeyi mahvetmez umarım.”
Kara temelli insan medeniyetinden uzak olmanın verdiği kanun tanımazlıkla sigarasını yere atıp çizmesiyle ezerek söndürdü. Sevim’in yanına doğru yürümeye başladı.
Özensizce toplanmış saçlarının rüzgârda uçuşmasına alışan Sevim, hemen yanında bir başkasının nefesini hissederek irkildi.
“Korkuttuysam affedin.” dedi Şevket.
Sevim sadece gülümsemekle yetindi. Şevket bu sırada sigara paketini çıkarıp ikram ettiğini belirtir bir edayla Sevim’e uzattı. Üşümüş ve çatlamış ellerini hırkasının cebinden çıkaran Sevim pakette kalmış üç sigaradan birini çekinmeden aldı. Normalde sigara içmek adeti değildi. Bir haftanın, belki de on beş yılın derdinin duman olup havaya karışmasını izlemek istemişti.
Birkaç dakikalık gürültülü sessizliği Sevim bozdu:
“Yukarıda ne oldu?”
“Önemsiz.” dedi Şevket. “Kaptanla biraz atıştık.”
Gözlerinde korku ve tedirginlik bariz bir şekilde seçilse de Sevim insanların üstüne gitmeyi sevmezdi. İnsanlar yıllardır onun üstüne gelmişti. Birkaç dakika daha huzursuzca kıpırdandıktan sonra, Sevim’in daha sonraları hatırlamayacağı sudan bir bahaneyle oradan ayrıldı.
 
Ufuk çizgisinden ayrılarak yükselmeye başlayan güneş, Sevim’in yüzü ve boynunu hafifçe ısırmaya başlamıştı ki kocası Demir, ismiyle müsemma bir sertlikle gürledi:
“Bir saattir seni arıyorum!”
Sevim cevap vermedi. Aslında irkilen teni ve ürperen tüyleri olmasa, adeta kükreyen kocasını duymadığı düşünülebilirdi. Birkaç saniyelik tereddüt dolu bekleyişin ardından arkasını döndü. Olağanca sakinliğiyle:
“Çok mu özledin?” dedi. Bir hayli inandırıcı olan yalancı tebessümü; köprü, ayı ve dayı üçlemesinin yüzüne kondurulmuş somut haliydi. Karısının bu sakin ve itaatkâr sayılabilecek hâlinden hoşnutluğunu belirten birkaç homurtu çıkaran Demir giderek artan açlığını daha fazla önemsemiş olacak ki, Sevim’i rahat bırakmaya karar verdi.
 
Kimden istediğini bile bilmeden, yalnızca çabuk olmasını umarak adeta tükenmişçesine sabır dilenen Sevim, başını Demirtüy’ün korkuluklarına dayamıştı. Kaptan köşkünden gelen tek el silah sesiyle başını kaldırdı. Dolmuş gözleri, biraz da denizden savrulan tuzlu suyun etkisiyle etrafı görmekte zorluk çekiyordu. Başta adını bilmediği sabahki tayfa olmak üzere insanlar köşke doğru koşmaya başlamıştı. Birkaç dakika sonra geminin motorlarının susmasıyla kendine gelen Sevim, çevreye ayak uydurarak yürümeye başladı. İçeriye ilk giren insanların çıkmaya başlamasıyla yoğun bir telefon trafiği başlamıştı. Rüzgârın etkisiyle sertçe kapanan ağır demir kapıyı güçlükle açan Sevim önce Şevket’le göz göze geldi. Birkaç saniyelik dalgınlığın ardından yerde yatan cansız bedenle karşılaştı. Sorgulayıcı bakışlarını istemsizce Şevket’e yöneltti.
Şevket kurumuş ve çatlamış dudaklarını güçlükle aralayarak “Kaptan…” dedi.

“Sakız’dan beri gözleri görmüyormuş.”



Selçuk V.



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6406
2 Firari Fırtına 4461
3 Mustafa Ermişcan 3886
4 Hasan Tabak 3578
5 Nermin Gömleksizoğlu 3214
6 Uğur Kesim 3065
7 Ömer Faruk Hüsmüllü 3022
8 Sibel Kaya 2924
9 Enes Evci 2632
10 Turgut Çakır 2314

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:743 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com