Romanlar

Ölüler Portakal Reçeli Sever
Okunma: 41
ayla tekin - Mesaj Gönder


GRACE BELLE HARRİNGTON
 

"Merhaba , adım Grace Belle Harington. 21 yaşındayım ve acı çekiyorum."


"Neden acı çekiyorsun Grace?"


"Belle. Benim adım Belle."


"Ama Belle senin senin ikinci ismin, insanlar genellikle ilk isimlerini kullanırlar."


"Ben değil, aslında sevgili annem ve babam April koyacaklardı ve ikinci bir ismim olmayacaktı, ama Rose halam adımın Grace olması için ısrar etti, çünkü ben doğmadan iki ay önce en sevdiği atı, Grace , doğum yaparken öldü ve o da Grace'in anısının hep yaşaması gerektiğine karar verdi ve bu görev için beni seçmiş bulundu. Annem ve babam başta kabul etmediler ama Rose hala bu konuda çok ciddiydi ve bir ay boyunca her gün bizim eve gelip Grace ile olan mutluluk ve aşk dolu anılarını anlattı ve sonuda başardı."


"Peki ya Belle, neden Grace April değil?"


"Belle, Grace'in kendi ölümü pahasına dünyaya getirdiği beyaz tay'ın adı."


"Bundan bir rahatsızlık duyuyor musun?"


"Hangisinden? ilk ismimin ölü bir attan alınmış olmasından mı? yoksa ikincisinin kör bir attan alınmış olmasından mı?"


"Aslında ikisinden de."


"Ah evet lisedeyken bende herkes gibi bir şeylerden rahatsızdım ve dünyayı bir tuvalet olarak tanımlıyordum."


"Tuvalet derken?"


"Bok çukuru. Siz sormadan söyleyeyim her zaman küfr etmekten nefret etmişimdir."


"Bu yetiştirilme tarzın yüzünden mi?"


"Ah hayır, aklınıza gelebilecek ve şu ana kadar hiç duymadığınız bütün küfrleri bizzat onların ağzından duydum."


"Bana biraz onlardan bahsedebilir misin?"


"Tabi ki. Annem, Amy , ve babam, Dave , bir partide tanışmışlar. Annemin anlattığına göre ikiside ilk görüşte aşık olmuşlardı. Babam ona dakikalarca gözlerini dikmiş, annem onu gizliden gizliye süzmüştü, sonra da annemin en yakın arkadaşının anne ve babasının odasında işi pişirmişlerdi. Annem bunu anlatırken midemin bulandığını hatırlıyorum ayrıca sabah yediğim kahvaltıyı dışarı çıkarmadan, tuvalete kadar kaç adım gidebileceğimi hesapladığımı da hatırlıyorum.


Neyse o partiden bir kaç ay sonra, lise bittiğinde , evlendiler ve aileleri onları bir anlamda reddettiği için bir karavan kiralayıp onda yaşamaya başladılar. Annem bir restoranda garsonluk yapıyordu ve babam onun kazandığı paraları kumarda kumar ve bira için harcıyordu. Ama annem bunun için kızgın değildi, üzgün olduğu bile söylenemezdi galiba o da bir gün kocasının şans getireceğine ve kumardan hatrı sayılır bir meblağ kazanacağına dağir içinde bir umut besliyordu.


Evliliklerinin ilk sekiz ayını böyle geçirdikten sonra anneannem onların karavanına geldi ve kızına acıdı. Onlara pek de fena sayılmayan iki odalı bir ev aldı onu dayadı döşedi, tabi bunların hepsini buyukbabamdan gizli yaptı. Sonrasında annem bana hamile kaldı ve ben bir bahar gecesi acı dolu saatlerin ardından dünyaya geldim. Babam doğum'a gelmedi hatta bizi almaya hastaneye bile gelmedi, annemi hastaneye yetiştiren aynı taksiciyle eve döndük ve babam iki ay sonra bir gece eve döndü ve uzamış sakallarıyla annemi öperek odaya sürükledi. Salonun ortasındaki beni fark etmedi bile, belki karısının bir zamanlar hamile olduğunu unutmuştu belkide sadece kilo aldığını düşünüyordu.


Annem onu hiç affetmedi demek isterdim ama affetmişti o gitmeden önce bile.


Ben dört yaşındayken annem aşık oldu hem de bu sefer gerçekten. Bizi doğuma yetiştiren taksici bir kaç ay önce tam yanımızdaki eve taşınmıştı. Annesiyle birlikte yaşıyordu. Annem iki yıl boyunca her gün akşam saat 4 ile 6 arası tek katlı evimizin çatısına çıkıp bir sallanan sandalyeye oturdu ve kitap okuyormuş gibi yaparak gizlice bahçelerindeki ağacın gölgesinde gerçekten kitap okuyan taksici ve annesini izledi. Elbette daha çok taksiciyi. Onun okuduğunu gördüğü bütün kitapları satın aldı ve defalarca okudu, taksicinin güldüğü, kahkaha attığı, kaşlarını çattığı, sessizce lanet okuduğu, ve en ufak bir tepki verdiği yerleri bulmaya çalışıyordu, ve bunu o kadar ciddi bir şekilde yapıyordu ki kocası onun üniversite sınavlarına hazırlandığını düşündü, ama bunu ona soracak kadar umursamıyordu tabi.


Bu iki yıl boyunca annem taksiciyle arada sırada havadan sudan konuşmak dışında bir araya gelmedi. Ama bu bile onu gülümsetmeye ve yanaklarını kızartmaya yetiyordu.


Ve sonra bir gün aniden taksicinin annesi öldü. Bir kaza geçirmedi ya da hastalanmadı sadece mavi nevresimlerle kaplı yatağında huzurla uyurken göçtü gitti bu dünyadan. Taksici annesine çok düşkündü. O öldükten sonra o evde kalmaya dayanamadı ve bazen havanın ne kadar sıcak olduğu hakkında yakındığı kadına veda bile etmeden gitti. Annem yıkıldı, haftalarca işe gitmedi ve yataktan neredeyse hiç çıkmadı. Babam bunu parası bitinceye kadar fark etmedi. Fark ettiğinde ise ona ne olduğunu sormadı sadece kendini toparlaması ve para kazanması gerektiğini söyledi, annem de onun dediğini yaptı kendini toparladı ve para kazandı.


O günden sonra annemin gözlerindeki boşluk hiç kaybolmadı. Kahkaha attığında bile sesi bir mutluluk nidasından çok ölüm eşiğindeki yaralı bir hayvanın acı inlemeleri gibiydi.


15 yaşındayken ona neden kendini öldürmediğini sordum, babam kumar oynayıp sarhoş olmaya devam ediyordu, onu aldatıyordu ve o bunu biliyordu her gün gömleğinin yakasındaki ruj lekelerini yıkıyordu, beni belki bir zamanlar seviyordu ama taksicinin gidişinden sonra onda bu duyguyu hissedecek bir şeylerin kaldığını sanmıyorum, onu mutlu eden hiçbir şey yoktu, bir şey hissetmiyordu bile.


Annem beni hiç duymamış gibi bir süre gözlerini hiçbir şey görmeden üzerimde odakladı ve akşam yemeğini hazırlamaya devam etti. 4 yıl sonra babam ve annem bir trafik kazasında hayatlarını keybettiler. Onları ve ayrıca taksitle alınmış ikinci el arabalarını ezen kamyon şöförü sarhoş olduğu için hatalı bulundu ve hapise girdi.


Biliyor musun? Bazen bir zaman makinesiyle onların tanıştığı partiye gidip anneme hayır sakın onunla üst kata çıkma sen ona aşık değilsin diye yalvarmak istiyorum, çünkü biliyorum onun babamla kalmasının tek sebebi ona aşık olduğunu zannetmesiydi. Taksiciye bütün kalbiyle aşık olduğunda bile buna inanmaktan vazgeçmedi.Ona o soruyu sorduğumda cevabı biliyordum aslında. Kendini öldürmesinin ne anlamı vardı ki? Zaten çoktan ölmüştü."


"Onları seviyormuydun?"

 
"Emin değilim. Onlar öldüğünde ağladım, ama Fred öldüğünde de ağladım. Snape, Dobby, ve Dumbeldore için de. Aralarındaki farkı anlamak zor."
 
 
 



ayla tekin



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6436
2 Firari Fırtına 4485
3 Mustafa Ermişcan 3937
4 Hasan Tabak 3607
5 Nermin Gömleksizoğlu 3240
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3088
7 Uğur Kesim 3087
8 Sibel Kaya 2950
9 Enes Evci 2653
10 Turgut Çakır 2331

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1160 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com