Romanlar

Zodiac Online..
Okunma: 78
Didar Saparov - Mesaj Gönder


Giriş
   Sisli hava bulutları etrafını saran iki şahıs bakışlarını yere doğru çevirerek gerçekleşen trajik olayı sessizce izliyordu. Sanki yüz mimikleri dondurulmuş gibi sadece tembel tembel kapanıp açılan göz kapakları hareket ediyordu. Kapüşon altından konuşan şahısın sesi yüz mimikleri gibi yorgundu:
   " Bunu yapmak istediğinden emin misin?" Konuşurken hareket bile etmiyor sadece olayı izliyordu. Genç olan cevapladı:
   " Evet, benden geriye kalan hatıraya ihtiyacı var." Başıyla hafifçe onaylayan Kapüşonlu tek hareketle cesedi kollarında tutarak sessizce ağlayan şahsın haberi olmadan cisim yerleştirdi. Çocuk akan gözyaşlarına aldırış etmeden gökyüzüne bakarak var gücüyle bağırmıştı. Yaralı haykırış sonrası izleyen Esrarengizlerin genç olanı ilk defa kıpırdamıştı. Alnında üzüntü çizgileri belirmişti. Bunu fark eden diğer şahıs tedirgin bir şekilde sordu:  
  " Senin için endişeleniyorum, iyi olduğundan emin misin küçük kardeş?" Sorulan soruyu cevapsız bırakan genç kız göğsünün üst kısmına elini götürdü ve sallanan kolyeye dokundu.  
  " Eve gidelim abi, kitap bende." Ve iki esrarengiz şahıslar bir anda en yakın gölgeye süzülerek kayboldu...
***
  Terlemiş olan seyrek beyaz saçlarını defalarca kullanılmış hafif ıslak ve kırışmış bezle temizledi. Dağ silsileleri üzerinde düzlükleri örten yeşil çarşaf misali yayları izlerken derinden nefes almıştı. Güttüğü koyunların bazılarının şikayet eder gibi melemesi yüzünde tebessüm oluşturdu. Eski hayatından bir sahne canlanmıştı sanki.
   Gökyüzünde parça parça pamuk misali rastgele hareket eden bulutların yerde oluşturduğu gölge tam oturduğu bölgeye denk gelmişti.
   " Merhaba eski dost" çenesine kadar kapalı kapüşon yüzündeki ifadeyi gizlese bile, çoban onu tanıyacak kadar mimiklerini tahmin edebiliyordu. Bakışlarını bile çevirmeden cevapladı:
   " Merhaba, senin dostun olacak kadar ecelime susamadım. Duydum ki dostum dediklerin Ölüm Prensine hizmet ediyormuş"
   " Hiç şaşırmamış gibi bir halin var," hareket etmeden manzarayı izleyen iki şahıs öylece sessizce oturdular. Dayanamayan çoban eline aldığı eğri sopayla ritmik bir şekilde yer tabanını hafifçe dövmeye başlamıştı. Misafir alçak ses tonuyla fısıldamaya devam etti. "Düşünsene dostum, eskiden bir çoban köpeğin eğitimine özen gösterirmiş. Çünkü kurt sürüye saldırınca çoban değil köpek kurtarır. Benzer kemikten canavarların dalaşması sonrası köpek kazanırsa, çoban hak ettiği ganimet olarak kurtardığı koyunun kuyruk yağını yedirirmiş" çoban sağ avucunu açmış bir şeylerin belirmesini bekler gibi dikkatlice baktı. Misafir sıkıcı hikayesine devam etti, " neden kuyruk yağı bilir misin dostum?"
   " Benden ne istiyorsun? Köpeğin olmamı istiyorsan yanlış kapıyı çaldın"
   " Neden sizin türünüz köpek kelimesini bu kadar çirkin buluyor?"
   " Çirkin olan köpek olmak değil, atacağın kemiği yaptığın bir iyilik sanmak"
  "Bana sadık ve sırtımı dönebileceğim bir dost arıyorum, hizmetkar değil. Şimdi, karar vermeden iyice düşün derim eski dostum." Her dostum dediğinde alnı daha da karışan çoban elindeki sopayı dizlerine hapsetti.
  "Ne yapmam gerekiyor?" diyerek, ilk defa davetsiz misafire baktı. Pelerinin iç cebinden eski bir parşömen çıkararak çobana uzattı.
   " Yağmur yağacak dostum, gitsem iyi olacak" yerinden kalkan misafir bir müddet bekledi ve ilave etti. " Kurdun tüyleri yüzünden.." bütün konuşma sırasında başlarının üzerinde bulunan bulut yer değiştirdi ve yeniden güneş tüm gücüyle kavurmaya başlamıştı. Misafir batıya doğru ilerleyen bulutların gölgesine süzülerek kayboldu..
***
Ahal-Araz İmparatorluğu, 2. Lejyon, Birlik İsimsizler.
Fobi: "Fener, salak salak sırıtma bak zaten sana gıcığım"
Fener: "Lan dangalak, ben büyücüyüm elimden geldiğince kaldırmaya çalışıyorum."
Mızmız: "Abi, bana en ağır tarafı geldi, hep böylesiniz... Çok şanslısınız"
Tırnak: " Vay be, ilk defa kral masasında yemek yiyecez."
Mızmız: " Abla, keşke kralın tabaklarını da çalaydık"
Ormantik: " Keşke masa yerine, kral hazır yataktayken uyutup yatağı çalaydık, uyuyan prenses yerine uyuyan kral"
Mızmız: " Yatakta yemek yenmez ki"
Suskun: " Bir susun artık!"
Bölüm 1 
' İnsan beyni günlük ortalama 70000 düşünce oluşturur ki düşünceler depolanır ve gereksiz bilgi gibi kenara atılır, bazen bir daha hiç dokunulmaz. Üretilen VR seti beynin her bölgesini inceler, bilgileri uyandırır, şahsın unuttuğu hatıralardan yeni bir karakter yaratır. İşte bu karakter yaratılan yeni âlemde, yeni oyunda veya paralel dünyada, ismini sen koy hanım, yeni bir kişiliğe sahip olarak yeniden doğar. Oyun MMORPG tarzında ortaçağ evrene sahip, tamamen Yapay zekâ tarafından kontrol edilen sanal gerçeklik...' Güvenlik Haydar, Profesör Doç. Aziz Filikçi Fuar konuşmasından hatırladığı bilgileri eşi Nilgün'e aktarırken.
Vivian, 04.05.2023, 00:13
[Giriş...]
[Zodiac Online'a hoş geldiniz! Kişisel bilgiler yükleniyor lütfen bekleyiniz...]
Sessiz ve oval oda merkezinde durmuş etrafımda yükselen Panteon kolonlarını tek tek inceliyordum. Her kolona oyularak işlenmiş simge hangi Panteon'a ait olduğunu gösteriyordu. Engin dünyaya adım atmak için bir Panteon'u tercih etmemiz gerekiyordu. Kolonlardan oluşan halkaya tek bir parça yetişmiyor gibi duruyordu. İşte bu sefer Panteon seçmeden o boşluktan ilerleyerek odayı terk etmeyi düşünüyordum. Ve öylede yaptım.
[ Error : 0000013 ...]
Beyaz ışık, yalın ayakla başlangıç kasabası Çullukta diriliş sunağında duruyor olmam gerekirdi. Tam 12. sefer reroll (yeniden başlama) yaptığımdan, ezbere bildiğim köyün çamurdan duvarları arkasında koruma altında olacağımı umuyordum. Hani tavşan avlayıp kazandığım TP(EXP/ Tecrübe puanı)'ye gıptayla bakıp iki günde 10.seviye olmak gibi. Fakat her şey ters gitmişti.
'Beyaz ışık' vardı. Sorun; beyaz ışıktan sonra gelen takip edilmesi zor olan yabancı hatıralar.
[ Bilinmeyen hata... Hata kodu:0000013... Hatalar düzeltiyor: 0000013... İşlem başarısız: ER547895...]
Sürekli kırmızı harflerle sıralanan hata kodları görüntümü kapsıyordu. Elim kolum bağlı, ekranda tıklatabileceğim düğme arıyor, emir komutlarını tekrarlıyorum. Ama nafile, hata kodu vermeye devam ediyordu. Korkuyor muydum? Evet, fakat bir yandan merakımı uyandırmıştı. Sonuçta kafaya geçirilmiş VR setinden ölen tek kişi olma olasılığım yoktu.
Kodlar bitti. Karanlık... Ben artık ben değilim, bunu nasıl hissediyordum bilmiyorum fakat kendimi kontrol etmediğimden emindim. İşte gözlerimi loş ışıklı odada açıyorum. Bulanık görüyorum, uzuvlarımı hissediyorum fakat hareket ettirecek kadar kaslarım gelişmemiş olduğunu biliyorum. Ağlıyorum, ama neden... Karanlık.
Yeşil gözleriyle bana ağlamaklı bakan elmas yüzlü bayan. Yanında beliren yeni sima bir şeyler mırıldanarak bana gülümsüyor. Uzattığı parmağını tüm avucumla sıkmaya çalışıyorum. Belkide refleksti, güçsüzüm gözlerim kapanıyor. Karanlık...
İki şahıs birbirine bağırıp çağırıyor. Fırlatılan kristal vazo duvara çarparak parçalara ayrılıyor. Vazoyu çok sevdiğimi hatırlıyorum. Gün ışığının vazoya çarpma sonucu oluşan renklerin beni hep etkilediğini biliyorum. Bağırıp çağıran kişileri taklit edebilmek için ilk defa ayaklarım üzerinde durmaya çalışıyorum. Başardım mı? Oluşan sessizlik ve bana şaşkın ve ağlamaklı bir ifadeyle koşan tanıdık simalar. Sanki tüm enerjimi sarf etmiş gibi yoruluyor düşüyorum. Karanlık...
Annem, evet artık elmas yüzlü kırmızı saçları olan bayanın annem olduğunu biliyorum, beni gizemli şahsın kollarına teslim ediyor. Hatıralardan silinmeyen fısıltı beynimde kalın harflerle kazılıyor sanki, " Senin damarlarında dolaşan kan Al'Daris kanı, bunu hep hatırla Lach!" Uzaklaştıkça alevlerin yükseldiği şehir küçülmekte... Karanlık...
Ve zaman durmuştu. Etrafımda dönen görüntüler ve hatıralar bir anda kesilerek her tarafımı beyaz boşluk sarmıştı. Üst- alt , sağ- sol yok olmuştu.
[ Yeniden başlatılıyor... Bölge yükleniyor...]
Giderek kaybolan ışık devamında çevre renklenmeye başlamıştı. Ormanın içinden geçen taşlı yol ortasında dizlerime ellerimi koymuş yarı çıplak duruyordum. Üzerimdeki baskı giderek yok olmuştu. Hayret herhangi bir sunak yok. Nerede olduğum belli değil. Haritayı açarak bulunduğum bölgeyi tespit etmeye çalıştım. Bulunduğum nokta harici heryer sis kaplıydı. Ben baktığım yöne doğru ilerlemeye devam ettim. Hareketsiz ağaçların sessizliğini bozan kuş cıvıltılarını bütün yol dinlerken, kırmızı tuğladan duvarın arkasına saklanan şehre denk geldim. Normalde gardiyan veya bekçi NPC beklerken duvarlarda nöbet tutan kimse yoktu. Şehir kapısı ardına kadar açıktı. Komik olan; şehir kapılarından içeri adımı atınca yıkıntılar ve kalıntılarla karşı karşıya geldiğimi anladım.
Dur hele. Bir düşün Vivian.
Oyunu yöneten yapay zeka kesinlikle bir amaçla bana göstermişti hatıraları. Yapmam gereken aradaki bağlantıyı çözebilmek. Bunu düşünür düşünmez sistem mesajı gelmişti.
[Yeni Görev: Ophiuchus Tandemi 1; Harabeleri araştır ve şehrin kalbini bul. Görev Kalitesi: Nadir, Aşamalı.
Ödüller: Şehir kalbi, 1500 TP.
Kabul ediyor musunuz?]
Evet.

Görevi kabul ederek, şehir sokaklarını gezmeye başlamıştım. Şehrin kalbi kesinlikle yönetim binasında olması gerekiyordu. Önceden görmüşlüğüm yoktu. Forumdan okuduğuma göre kalp, şehri yönetmek için anahtar anlamını taşıyan, elma kadar büyüklüğünde kristal taş olmalıydı. İşte bu kristal taş, binalardan tut NPC' leri yönetmeye yardımcı oluyordu.
Yönetim binasına yol alırken ahşap kapıların ve pencerelerin çarpma sonrası çıkardığı ses ortamın sessizliğini bozuyordu. Arada sırada terk edilmiş veya yıkık evlere bakınca tüylerim diken diken oluyordu. İzlediğim korku filmlerin bıraktığı izler olsa gerek, senaryoya göre; içeriden bir şey üzerime zıplaması gerekiyordu. Ayak altındaki taşları gıcırdatarak en yüksek binanın önünde bekledim. Kararsızca ardına kadar açık kapıdan içeriye baktım. Adımlılarımı kısa ve dikkatlice atarak binaya giriş yaptım. Devrilen sandalyeler ve duvardaki kesikler gerçekleşen çatışmanın kanıtıydı sanki.
Birbirinden farkı olmayan odaları tek tek gezerek hiçbir şey elde edemeden tekrar zemin kata inmiştim. Üst katlarda birşey olmadığına göre bodrum katı aramam gerekiyordu. Bodruma giden kapıyı açınca küf ve pas kokusu burnuma çarpmıştı. Kısa ve dik merdivenden aşağı inerek karanlık odaya gözüm alışana kadar bir müddet bekledim. Gözlerim alışınca, karanlığı taramaya başladım. Erzak için kullanılan bodrumun boş rafları ve şarap fıçıları görünce bir sonraki kapıyı araladım. Aradığım cisim kesinlikle fıçılarının içinde saklanmış olamazdı. Bir sonraki oda geride kalan odanın aynısı olup, tek fark bazı raflarda kurutulmuş hayvan derileri vardı. Derinlere indikçe küf kokusu artıyordu. Uzun süre karanlık mekanda bulunduğumdan oyunun ilk meyvesini toplamıştım.
Yeni Pasif Yetenek:Kedi gözler. Acemi 1: (Karanlıkta daha fazla detayı fark etme +0,25%)
En derinlere inince yeraltı mezarlığına denk gelmiştim. Odanın merkezinde bulunan taştan tabut diğerlerinden farklı duruyordu. Bakışlarımı duvarlarda gezdirerek asılı olan, tablet şeklinde kare taşların üzerindeki yazıları okumaya çalıştım. Rastgele çizilmiş gibi duran yazıları tabi ki de okuyamadım. Bakışlarımı tekrar merkezde duran tabuta çevirdim. Kalp kesinlikle orada olmalıydı. Tozlanmış karo taşından tabut kapağını ıkınarak ittirdim. Taşın taşa sürtünmesi sonucu çıkan gıcırtı sesi ile kapak kaymaya başlamıştı. Aralanan tabuttan yükselen ağır koku gözlerimin yaşarmasına sebep olmuştu. Az daha ittirince sonunda yarısına kadar aralanmıştı. Parlayan kristal küre yüzünden oluşan loş ışık karşıma ürkütücü manzarayı sermişti. Küre insan iskeletinin kemikten elinde öylece yatıyordu.
İğrenç... Tek gözümü kapatarak başımı tiksinerek geri çektim. Sağ elimle bu arada yavaşça küreye uzanarak almaya çalıştım. Kalbi almaya iki santimetre kalınca kemikten el bileğimi sıkıca kavrayarak kendine çekti. Ben ne mi yaptım? Avazım çıktığı kadar bağırdım!
Bölüm 2 
'Birçok insanın, korkak olmaya cesareti yoktur.' Bilinmeyen oyuncu, Zodiac Online
Vivian, 04.05.2023, 01:13
'Hmmmm. Benim bir ömür sonrası sükunetimi bozmaya cüret eden ahmak da kim?'
Kafamın içinde yankılanan ses çılgın haykırışlarıma son vermişti. İskelet bileğimi tutmaya devam ederek oturma pozisyonunu aldı. Kuru kafasını yüzüme yaklaştırarak koklar gibi yaptı. Sonra başını geriye atarak kokudan haz alıyormuş gibi titredi.
'Kimmmm?'
"Şey... Ben Vivian sen kim?" diyerek titrek sesle cevapladım.
' Ahmak, Al'Daris'den kim?'
" Lach galiba, ünlü olduğumu sanmıyorum ama hatırladığım tek garip isim bu." kafamın içinde konuştukça burnumdan kan gelmeye başlamıştı.
' Lachhh, benim torunlarımın bu kadar aptal ve ahmak olacağını bilseydim kendi ellerimle yok ederdim.' belki mimikleri olsaydı yüzünü buruşturur gibi geldi bana bir an.
" Canım dedem, yanlış anlama ama ben seni hasret gidermek amaçlı uyandırmadım. Çok diyetten zayıflamış güzel parmaklarınla tuttuğun küre lazım," diyerek gelecek olan darbe veya saldırıya gözlerimi kısarak bekledim. Psikoloğum, baskı altında olduğumda savunma mekanizması olarak saçma espriler yaptığımı söylerdi. Gerçi saçma espriler yerine sadece nükteli konuşmaya çalışıyorsun derdi. Bu arada yeni tanıştığım telepat amca söylediklerim hoşuna gitmiş olmalı ki kahkahaları kafamın iç duvarlarını çınlatmıştı.
' Şakacı karınca... Söyle bakalım, senin için en değerli şey nedir?'
Yeni unvan elde edildi: Şakacı Karınca: ün +10
Yapay Zeka benimle dalga geçiyor olmalıydı.
" Bilmem, şimdi sen muhabir olsaydın 70 milyona herşey bilmiş ifadesi takınarak şöyle seslenirdim: ' Aslında yönetim yanlış yapıyor,' veya 'Aç kedileri beslemek her vatandaşın borcu!' sloganı tarzında."
' Eğleniyor gibisin ahmak biçareeeee..'
" Arada sırada farklılık olsun diye ahmak yerine eş anlamlı kelimeler kullansan. Mesela: ..." Cümlemi bitirmeme izin vermemişti. Belli ki sabrı tükenmişti. Beynime saplanan milyonlarca iğne hissettim. O kadar bağırıyordum ki gırtlağım yırtılacak hale gelmişti.
' Son kez soruyorum senin için en önemli şey nedir?'
Acıdan ağlıyor, gözlerimi silmeye çalışıyordum. Oyun seansı bitince kesinlikle VR setini çöpe atmaya ve Neurotech şirketini mahkemeye vermeye kararlıydım.
" Hayatta kalmak ve şu lanet olası kure."
' Bencilce bir istek ama doğru, cahilce kahraman olmak, aptal şövalyelere mahsus bir düşünce. Bir insan çok yaşamak istiyorsa bencil olmalıdır. Nasihatımı unutma; bazen cesurca kendini feda etmek yerine korkakça düşmanlarından kaçmak iyi bir karardır.'
Sıkıca tuttuğu bileğimi bırakınca üzerinde kararmış kemik izi vardı. Bileğimi bilezik gibi saran dövme misalı dört tane şerit çizgiye bakarak şaşırmıştım.
Analiz...
[ Yetersiz yetenek veya zeka...]
Yeni Aktif Yetenek: Analiz etme: acemi 1 (Herhangi soyut veya somut varlık ve cisim analiz sonrası elde edilen bilgi + 0,25%)
' Zamanla gücünü keşfedeceksin,' mezardaki kure bana doğru havalanarak elime konmuştu. 'Şimdi mezarımı kapat ve beni rahat bırak İthil oğlu Lach...'
[ Görev tamamlandı: Ophiuchus Tandemi 1
Elde edildi: Mistik şehir kalbi, 1500 TP. Bonus: Mistik, Al'Daris izi, özellikler: +%95 zihinsel savunma, belirsiz, belirsiz, belirsiz.
Yeni seviye: + 5
Yeni Görev: Ophiuchus Tandemi 2; Şehir kalbini Hari Dağlıklarında uygun bir bölge bulup yerleştirin ve köy inşa ediniz.
Ödüller: Belirsiz, belirsiz]

Belirsiz saçma sapan görevi kabul ederek mezarlığı kapatmadan odayı terk ettim. Bilerek kapatmadım, sanki üşüyecek birde üzerimi ört dercesine yaptığı işkencelerden sonra istekte bulunuyor. Aslında yıkıntılardan kurtularak karakter özelliklerini incelemek için can atıyordum.
Tecrübeli oyuncu oyuna dahil olduğu anda ilk işi puanlarını yapılandırmak veya hesapladığı buildi ( ana özellik puanlarını belirlenmiş sınıfa göre atamak) oluşturmak. Fakat, benim karakteri oluşturduğumdan beri beyin fırtınasıyla çatışma halinde olduğumdan fırsat bulamamıştım. Kimi kendi hatıralarını paylaşır, kimisi mezarında rahat uyuyamaz, sürekli baskı altında geçmişti oyun seansım.
Şehir kapılarından çıkınca derin bir oh çekerek belirli mesafeden şehri izledim. İşin garip tarafı nereye gideceğim ve sonraki adım ne onu bile bilmiyordum. Bilmem dünyanın öbür ucundaki dağı bul köy kur meselesi. Peki para?
Haritayı açarak görevin hedeflediği noktaya baktım. Biraz abartmışım, dünyanın öbür ucu değil, haritada bile gözükmüyordu. Dişlerimi sıkarak derinden nefes aldım. Sakinleşip karakter bilgilerimi kontrol etmem gerekiyordu. Zihinsel emirle karakter bilgisi istedim. Karşıma çıkan bilgi tablosunu detaylı incelemeye başladım.
İsim: Lach
Seviye: 6
Irk: İnsan
Sınıf: Yok
Rütbe: Acemi
HP:35 MP:185 SP:20
Ana Özellikler:
Güç:1 Dayanıklılık:1 Çeviklik:1 Zeka:6 Bilgelik:1 Karizma:1 Şans:1 (Yapılandırılmamış puan 18)
Prototip: Al'Daris Kanı ( Tamamlanma 2%)
Aktif Yetenekler:
Analiz etme: acemi 1 ( Herhangi soyut veya somut varlık ve cisim analiz sonrası elde edilen bilgi +0,25%)
Pasif Yetenekler:
Kedi Gözler: acemi 1 ( Karanlıkta daha fazla detayı fark etme +0,25%)
Başarılar:
Ün: 10 ( Serf)
Unvan:
Şakacı Karınca: ün +10
Meslek: Yok
İlişkiler:
???: 98
???: 100
???: -56
Görünüşe göre oyunun kendisi benim için bir isim belirlemiş ve ırk seçmiş. Zodiac dünyasında bilinen 12 ırk var. Elflerden tut cücelere kadar. Daha oyunun keşfedilen toprakları, daha doğrusu oyuncular tarafından keşfedilen bölgeler %5 'i bulmuyordu. Oyuncular genelde Ahal-araz İmparatorluğu topraklarında başladığından bilinmeyen bölgeler sisle kaplı öylece duruyordu.
Sınıf seçimi genelde 10. Seviyeye ulaşınca, başlangıç bölgesi çulluk çıkışında NPC'den alınan görev tamamlanınca rastgele belirleniyordu. Oyun yönetimi, insan beynine gelen sinyallerin vücudun fiziksel ve ruhsal kabiliyetine göre belirlendiği açıklamıştı.
Rütbe; aslında onur puanı olarak da geçer. PvP( Player vs Player) savaş alanlarında kasılarak rütbe yükseltildiğinde ekstradan ana özellik puanı ve kombo-süper vuruşlar açılıyordu.
Ana özellikler kısmındaki güç; yakın dövüş için önemli fonksiyonlardan biridir. Saldırı hasarını, fiziksel savunma, karakterin HP ve SP'sini, ayrıyeten karakterin kaldırabileceği ağırlığı yükseltiyordu. Aslında dayanıklılıkla hemen hemen aynı özellik sayılabilirdi. Dayanıklılık daha fazla kas ve kondisyon bölümünü kapsadığından HP ve SP'yi çok etkiliyor ve ayrıyetten rejenerasyon hızını da artırıyordu. Mesela; 1 güç puanı = 10 HP = 5 SP iken , 1 dayanıklılık = 30 HP = 15 SP olarak hesaplanıyordu.
Çeviklik; el becerikliği, hız, denge gibi özellikleri kapsıyor. Tam bir Rogue veya suikastçi sınıf için olmazsa olmazlarındandır.
Zeka; MP'yi , havuzun dolma süresi veya rejenerasyon hızını ve büyü kullanma hızını yükseltirken, belgelik; büyü hasarını ve büyü savunmasını yükseltir.
Statların en gizemli iki özelliği karizma ve şanstır. Karizma kişinin inandırcılığının ve liderliğinin ölçüsüdür. Aynı anda çevresindeki NPC'leri etkileme kabiliyetidir. Şans ise oyun içerisinde düşen lootları, NPC ilişkilerini ve görev kalitesini yükseltir. Tabi ki de bütün bu ana özellik skorlarıyla ilgili bilgiler acemi göz bakışıyla forumlarda yazılan bilgiler olduğundan oyunda kimse tam olarak hepsini çözmüş değildir.
Prototip nedir ve ne işe yarar hiçbir bilgim yoktu. Al'Daris kanından bahsettiğine göre o kabilenin veya onlara ait gücün içimde olduğuna dair bir işaret ise geliştirmeyi amaç haline getirmeliyim.
Aktif yetenekler belirlediğin komut kelimesi zihinsel olarak aktive attiğinde yetenek devreye giriyordu. Bu büyücü karakterlerde normal zihinsel emir vererek büyü kullanması gibiydi.
Pasif yetenekler karakterin içindeki gizli potansiyel. Bazen belirli durumlarda kendiliğinden ortaya çıkar. Mesela; vampirizm gibi büyüler.
Bütün bunları göz önünde tutarak yapılandırmam gereken puanlara baktım. 18 tane olduğuna göre seviye atlayınca 3 tane elde edilmektedir. Irka veya sınıfa göre her seviye yükselişinde ekstradan bir özelliğe otomatik 1 puan eklenmektedir. Mesela benim karakterimde zeka seviye atladıkça yükselmektedir.
Ben ağır hareket eden sınıftan hoşlanmadığım için asıl buildim suikastçi tipinde olacaktı. O yüzden çeviklik skoruna yüklenmeyi düşünüyordum. Elimdeki 13 puanı çevikliğe, 2 şans, 2 dayanıklılığa ve 1 puanı da güce eklemiştim. İşlemleri bitirip çıkış emri vererek oyunu terk ettim.
Bölüm 3 
‘Ormanı dışarıdan süzerek, derinliklerinde yatan canavarı keşfedemezsin’Sulessa, Al’Daris Evi
   Vivian, 04.05.2023, 17:55
Giriş…
  Oyuna girmeden önce forumda dolaşmıştım. Vücudun zorlandıkça beyne gönderdiği sinyaller artarak içindeki potansiyeli uyandırdığını okumuştum. O yüzden girer girmez şınav çekmeye başladım. SP düştükçe lotos oturuşu alarak dolmasını bekledim. İki üç sefer aynı işlemi gerçekleştirdikten sonra istediğim sonuca ulaşmıştım.
Yeni Pasif Yetenek: Kaslı Vücut: acemi 1 ( güç + 0,25, dayanıklılık +0,25)
    Dün oyunun getirdiği heyecandan olsa gerek, yapmam gereken ilk iş normalde envanteri kontrol etmek idi. Ama ben yarı çıplak yıkıntıları gezmeye sabırsızlanmıştım. Envanter hücreleri hemen boş olup içerisinde sadece iki somun ekmek ve paslı hançer var idi. Hançeri kuşanarak avlanmaya karar verdim. Aynı zamanda şehire ters yönde yola paralel ormandan ilerlemeye devam edecektim.
     Orman karanlık olduğundan ilerlerken bazen dallara çarparak lanet okuyordum.
Gelişen pasif yetenek:Kedi gözler: acemi 2
     Her adımda gelişiyor olmanın sevinciyle ilerlerken orman derinliklerinden gelen hayvan didişmesi sesleri duydum. Respawn (yeniden dirilme) noktasını taştan döşenmiş yola ruhumu bağlayarak oluşturdum. Gelen seslere doğru kararsız adımlarla iki büklüm olarak ilerledim. Elimdeki hançer ne kadar yardımcı olacak bilmiyorum fakat merak etmiştim.
     Yaralı hayvanın etrafını saran dört kurt sırayla güçlerini sınar gibi ısırık atarak kaçıyordu. Elimdeki hançere bir bakış atarak yüzümü buruşturdum. Bu hançerle yanlarına bile yaklaşamayacağım 15. seviye kurtları başka türlü avlanmam gerekiyordu. Etrafımda göz gezdirerek aceleci bir tavırla asa şeklinde kullanabileceğim dal arıyordum. Lazım olanı bulunca avlanan hayvanlara hızlıca koşarak sırtından bir tanesine var gücümle yapıştırdım. O kurumuş dede ne nasihat etmişti? Cesurca düşmanına dalacağına korkakça kaç mıydı? Tek vuruş atabildiğim kurt stun ( sersemletme) yedi ve diğer 3 taneside beni yedi. Aman Allah’ım nasıl da acıyordu. Diri diri yem olurken hançeri rastgele saplamaya çalışıyordum. Belkide saplıyordum ama acıdan hiçbir şey anlamadım.
Yeni Pasif Yetenek: Asa Kullanma Sanatı: acemi 1 (Asa kullanırken verdiğiniz fiziksel hasarı +%0,25, sersemletme şansını +%0,25 artırır.)
   Respawn olduğum noktadan orman derinliklerini izlerken kararsızca bakıyordum.
  Duyarlılık %25 olmasına rağmen, o keskin dişlerin kaslarımı kopararak parça parça etmesi aklımdan çıkacak gibi durmuyordu. Duygularımı sakinleştirmek için sürekli kendimi pohpohlayarak ilk adımımı olay yeri yönüne doğru attım. Kararımı vermiş aynı yere bu sefer emin adımlarla ilerlerken yolda daha kalın ve düz dal bulmuştum. Olay yerine gelince kurtların eksilmiş olduğunu gördüm. Geriye kalan 2 kurt HP’si %13 inen siyah pantere saldırıyordu. İki kurt arasında çırpınan hayvan kurtulmaya çalışır gibi pençesiyle darbe indirmeye çalışıyordu. Ben avazım çıktığı kadar bağırarak asayı kurdun kafasına geçirdim. Sersemletme yiyen yere yığılınca vurmaya devam etmiştim. Verdiğim hasar yeterli olmasa da, en azından oyalıyordum. Teke tek dövüşmek zorunda kalan diğer kurdun HP’si hızlıca inmeye başlamıştı. Bilmiyorum gözlerimi kapatmış darbe üzerine darbe indirirken ne kadar zaman geçti kurt sonunda ölmüştü.
Yeni seviye +1 ( kullanılabilir puan sayısı 3)
   Hayat enerjisi %2 kalan jaguar tek zıplamayla beni yere yığarak üzerime çıktı. Hırlayarak yüzüme iyice yaklaşınca gözlerimi kapalı halde sıktım. Yanağıma dokunan sıcak tırtıklı dil yalaması sakinleşip gözlerimi açmama neden olmuştu. Gözlerimin içine bakan parlayan yeşil gözler ürkütücü ve aynı anda büyüleyiciydi. Saçlarımı yalamaya başlayan bir başka canavar daha hissettim. Yavaşça başımı geriye atarak yattığım yerden üste bakmaya çalışırken, ters bakış açısıyla küçük siyah kedi gibi duran şirin şey bana bakıyordu. Derin diş yaralarından kanama yiyen Jaguar anne üzerime yığıldı. Yeniden uyanmasından korkarak altından çıkmayı başardım. Yavru hayvancık sanki ağlar gibi inleyerek annesinin kapalı gözlerinin altını yalıyordu. Durumu görünce duygulanmıştım. Aslında loot (ganimet) ve XP için gelmiştim. Loot derken, ölen kurtları tek tek gezerek cesetlerine dokunarak ganimetlerimi topladım.
Elde ettiniz: 5 adet kurt derisi, 10 adet sivri dişler, 5 kg kurt eti, 5 adet kurt kuyruğu
    Kurtlarla çatışırken yere düşen hançerimi envantere atarak anne moba yaklaştım. Cesede dokununca verdiği lootlar sonrası kaybolmaya başladı.
Elde ettiniz: 4 adet Jaguar dişleri, 1 adet Jaguar derisi, Pasif yetenek kitabı: Kalite: Nadir
  Ceset kaybolur kaybolmaz yavru hayvancık ayağım altından gezinmeye başlamıştı. Son sistem mesajını açtığımda baya şaşırmıştım.
Sistem mesaj : Bir yavru dişi familiar elde ettiniz. Detaylı Bilgi edinmek için özellikler bölümünden familiarınızı inceleyiniz.
Yeni Başarı: Familiar Sahibi ( +300 ün, + 10 ana özellik puanı)
Sistem mesajı: Oyunda üçüncü familiara sahip oyuncusunuz.
Genel mesaj: Duyuru: Efsanevi Başarı, Oyuncu Lach yeni familiar sahibi oldu.
   Kırmızı bant şeklinde geçen genel mesajı şu an bütün Zodiac Online oynayan oyuncular görüyor olmalıydı. Aval aval mesajları kontrol ederken hayvan ayaklarıma yaslanmış yatıyordu. Görüntümün sağ üst köşesinde beliren kare familiar ikonunu tıklayarak özelliklerini inceledim.
İsim: Yok
Seviye: 1
HP:40   MP:40 SP:40
Ana Özellikler:
Güç:1    Dayanıklılık:1    Çeviklik:1    Zeka:1     Bilgelik:1    Karizma:100    Empati:0
Beceriler: Yok
Familiar aslında yardımcı petlerden daha yakın bir varlıktı. Petler kontrolü altında olduğu oyuncunun emirlerine uyurken Familiar ruhuyla sana bağlı olduğundan senden bir parçaymış gibi hareket edebiliyordu. Hem Familiar mantıklı varlık olarak geçiyordu.
   Ayaklarım altında uyuyan vahşi kediyi koltuk altına alarak normal taşlı yola çıktım. Yarın okula uğramam gerektiğinden en fazla bir saat daha çevrimiçi kalabilirdim. Bir saat burun altı mırıldandığım şarkılarla 30 dakika sonra sonunda bir köye rastlamıştım. Ahşap evler ve çamurdan sokaklar, ne güzel manzara... İlk gördüğüm çocuk NPC’ye tavernanın yolunu tarif etmesini istedim. On adım ilerideki kocaman ‘Kunun Yeri’ yazılı tabelayı nasıl fark etmedim bilmiyorum fakat çocuk orayı işaret etmişti. Kimin yeriyse artık içeri girerek yiyecek ve kalacak yer istedim. Hesapta param falan yoktu. Köylerde eşya ile değiş tokuş yaparak  iş görülebilirdi. Kurt derisini bar masasına attım. Taverna sahibi üç günlük ücret yerine aldığı deriyi hızlıca envanterine attı ve oda anahtarını uzatmıştı. Odaya çıkar çıkmaz kurt etinden 0.5 kg civarında eti uyuyan kedinin önüne koyarak oyunu terk ettim.
Çıkış...
***
   Sabah gözlerimi açtığımda ayaklarıma dolanmış battaniye ile yatakta yatıyor buldum kendimi. Hemen sırtım dik olacak bir şekilde yatak kenarına oturdum. Gözlerimi ovalayarak banyoya yöneldim. Saat kaç bilmiyorum fakat Klaris okula gitmiş olması gerekiyordu. Banyo kapısını açınca dağınık saçları birbirine karışmış, bazen dalgalı bazen basit düz... Melda dişlerini fırçalıyordu. Zengin İş Adamı kızı, kardeşimin okuldan sınıf arkadaşı.
Güzel fakat yasak bir meyve... Ah Cennetin ısırılmış elması gibi. Apple sahibi elmayı ısırmış olabilir mi?
   Saçma düşüncelerimi kenara bırakarak sadece gülümsedim ve diğer banyoya yöneldim.
 Günlük yıkanma ve tazelenme merasimi bittikten sonra mutfağa geldim. Kardeşim her zaman olduğu gibi mülayim ve nezaketli olmaya çalışıyordu. Biliyordum ki aslında benim hayat tarzımdan hiç hoşlanmıyor ve benden yana üzülüyordu. Ben kardeşimin haklı olduğundan emindim fakat bağımlılık yapan oyun dünyasından vazgeçmek elimde değildi. Bunları bazen düşününce geleceğimi kendi ellerimle yok ettiğimi ve yıllar sonra pişman olacağımı biliyordum.
  Düşüncelerden uzak kalmak için derin bir nefes aldım. Kardeşim bendeki gerginliği fark etmişti ve dayanamadan sordu:
   " Vivi, okula bizimle geliyor musun?" beni ikna etmeye çalışır gibi devam etti, " Belki de hava değişimi iyi gelir aşkım. Melda ve tatlı kardeşinin tembel şoföre ihtiyacı var. Hem Derse girmeye çalışırsın, lütfen zamanında masa tut ve 90 dakika dayanmaya çalış. Bu öğrencilerin günlük rutin hayatı. Yani, yılın öğrencisi..." sözlerini kesmek zorundaydım çünkü muhabbeti yanlış sulara götürmeye başlıyordu.
   " Tamam Klaris"...
Bölüm 4
" Ben Bahadır. Beni ara, çok yalnızım bu ara 0531...." yemek yemeye gelen NPC bayana peçeteye not yazan barmen oyuncu HeroBahadır, Zodiac Online.
Lara, 05.05.2023 , 09:53
  Lara uzun süre tabletin ekranına bakmaktan gözleri yorulmuş olacak ki parmak uçlarıyla gözlerini ovaladı. El avuçlarıyla gözlerine uzun süre kapalı tutarak dinlendirmeye çalıştı. Bir türlü kabullenemediği profesör, vermiş olduğu notları 52 dakikadır monotonik sesiyle birebir okuyordu. Üniversite derken aklına gelen tek şey podyumdan haykıran çılgın profesör, hayatın içinden verdiği örneklerle bilgiyi akıllara pompalayan dahi varlık idi.
  Kapı çaldı ve içeri uzun boylu ve kırmızı saçları olan çocuk girdi. İlk bakışta saçları boyanmış gibi duran delikanlı girer girmez duraksadı. Etrafa göz attı, boş yer bulmuş olacak ki masaya doğru ilerledi. Dikkati dağılmış hoca direk öğrenciye ters yaptı, “ Nereye!" öğrenci anında durdu, gülümsedi ve yeşil gözlerini devirdi. Lara’ya bakarak önündeki boş yeri işaret etti. Sanki Lara’yı işaret etmiş gibi durduğundan oturuşuna çeki düzen verdi. “ Onu anladık. derse niye geç kaldın?” Sanki ilkokul öğretmenleri gibi çocuğu sorgulaması herkesi şaşırtmıştı aslında. Sonuçta bir üniversite öğrencisini bu şekilde sorgulaması çok abes kaçıyordu.
   Hocanın tavrına karşılık çocuk umursamaz bir ifadeyle, “ Annem uyanamadığından okula geç bıraktı.” diyerek omuzlarını silkti. Sinirden kıpkırmızı olan hoca adeta karşılık beklemiyordu. Üstesine Lara’nın arkadaşı Gerda, kendini tutamayarak kıkırdamıştı.
   “ Çık dışarı!” diye bağırdı hoca. Çocuk omuzlarını birdaha silkerek, döner dönmez hızlı bir şekilde sınıfı terk etti.
  " Çok saçma bir durum," diye fısıldadı Veldi. İki senedir aynı dersleri alan Efe ön masadan arkasına döndü ve yavaşça kızlara konuştu:
  " Ya o çocuk, bilerek mi yapıyor bilmiyorum ama hep geç kalır. Geçen sene bir başka hocanın dersinde iki sefer kantine gitti geldi. Çok iyi bir çocuk fakat yarardan zararı çok sınıfa." Litvanya'dan Gerda araya girdi ve Lara’nın sormak istediği soruyu dile getirdi:
  " Ne gibi zarar?" Efe Gerda konuşunca her zaman olduğu gibi aptal aptal sırıttı.
  " Evrene seslendikçe uzaklaşan aşkım, bak çocuk hocaları kızdırıyor sonra sınavlarda biz çekiyoruz."
  " Sen seslenmeye devam et, en son sarhoş olunca evrenle beni karıştırdın herhalde, 52 tane whatsapp mesajı geldi." Yabancı aksanıyla Türkçe konuşan Gerda Efe'yi daha da sarhoş etmiş olmalı ki hemen kızın ellerini tuttu.
  " Hastayım sana!" hızlıca elini çeken Gerda önce kızardı ve şaşkın şaşkın Efe'ye baktı. Göz göze gelince tekrar kızardı ve gözlerini kaçırdı. Lara, bir türlü çift olamayan arkadaşları anlayabiliyordu. Aslında durum ortada, belli ki herkes durumun farkında ve herkes susmayı tercih ediyordu. Lara kısaca Efe'yi başparmağıyla dürterek:
" Önüne bak Efe," diyerek podyumdan yankılanan sesli kitap profesörü dinlemeye devam etti.
 Ders çıkışı hemen kantine öğle atıştırması için yola koyuldular. Kantine girer girmez her daim oturdukları masaya yöneldiler. Elinde Manga kitabı, diğer elinde kahve, masaya yaslanmış bir şekilde hocayı rahatsız eden genç oturuyordu.
 " Pardon, masa müsait mi?"diye sordu Veldi. Çocuk okuduğu kitaptan gözlerini kaldırmadan alçak sesle cevapladı:
 " Haydar Molla'nın bizzat üfürdüğü hocanın tarikatı veya Darwin amcanın daldan dala atlama teorisi beni ilgilendirmiyor, konuşmayı sevmeyen tiplerdenseniz lütfen buyrun oturun.." gencin konuşması bitmeden Lara öfkeli öfkeli tersledi.
 " Ne hocası, ne amcası, masa bizim. Hep burada oturuyoruz. Madem derse girmiyorsun git evinde oku kitabını." daha devam edecekti fakat çocukla göz göze gelince kızardı ve afalladı.
 " Vou Vou sakin. Bugünlerde herkes beni terslemeye programlanmış gibi duruyor,” diyerek gözlerini ovalamaya başladı. “Ha bu arada kantinde başka bir masa da yok. Sandalye bulun oturun lütfen. Masa işgali için bütün içkiler benden."
  " Tipik erkek," Lara burun büktü ve tiksinir gibi gözlerini tavana dikti. Lara verdiği tepkilere kendisi bile içten içten şaşıyordu. Normalde duygularına hakim olan kişiliğe sahipti. Nedense çocuğun alaycı ve umursamaz tavrı sinirlerine dokunuyordu.
  Efe ortam gerginliğini yatıştırmak için araya girdi, " Kardeş, kusura bakma. Kızlar biraz sınav öncesi stresi yaşıyorlar. Sorun değil, sandalye bulurum."
  " Ben Vivian." hızlı konu değişimi ve kolunu uzatması Efe'yi epey şaşırtmıştı. Efe az duraksadı ve uzatılan kolu sımsıkı sıktı," Ben efe, memnun oldum"
  " Ben de memnun oldum." Vivian kantin sahibinin bulunduğu oyun masasına seslenerek, " Yaşar Abi, bize sandalye lazım?" dedi, duraksadı alnını kırıştırdı ve burun altından mırıldandı: " Abi iki sandalye lazım."
  Arkadaşlar önce anlayamadılar sonra kantine düz saçları omuzlarında karışmış, kızıl saçlı genç kız giriş yaptı. Dudakları hafif şiş, ince ve kalkık burunlu, yeşil gözlü ve teni bembeyazdı. Sırtı kapıya dönük olduğundan hafif parfüm kokusu Lara'nın burnunu yalayınca yeni bir şahsın masaya yanaştığını anladı.
" Vivi, bu gürültülü ortamda kitap okuyan bir seni birde paparazziye parkta National Geographic okuyan kültürlü pozu vermeye çalışan model kızları bilirim. Arkadaşlarına beni tanıtacak mısın? Hayır mı? Ok kendim tanışırım. Ben Klarissa." Melodik sesli Klarissa gülümseyerek arkadaşları sırayla gözden geçirdi.
   “ Klaris, onlar dergideki hayvanların derisinden kürk hayal etmek için okuyor.” Diyerek gülümsedi Vivi. Lara’nın aslında garibine gitmişti Vivi ismi. Sanki bayan ismi gibi duruyordu. Gerçi tam ismi Vivi olamazdı değil mi?
  “ Merhaba millet!” İlk bakışta kibirli imajı bırakan bir kişi daha katılmıştı masaya. Güzel fiziği ve siması Klarissa kadar olmasa bile kendine has bir tarzı vardı. Giydiği marka giysilerinden maddi sıkıntısı çekmediği apaçık idi. Gerçi özel üniversitenin öğrencileri genelde maddi sıkıntısı çekmiyordu. Lara bile holding sahibi zengin adamın kızı olmasada, babası bir doktordu. Ortasınıf üzerinde geliri olan ailenin tek kız çocuğuydu.
  Masaya yeni oturan kız Vivi’nim saçlarını eliyle okşar gibi dağıtarak: “ Kaç dakika dayandın bakalım derste Vivüş? Dur söyleme, sınıf kapısına kaç metre yaklaştın?”
   “ Adım Vivian, hem derse girdim. Zeka aurama dayanamayan hoca dışarıya attı” diyerek üzülüyormuş gibi ifade takındı.
   “ Neyse, senin gelişmiş basit erkek IQ’nu sonra tartışırız aşkım.” Diyerek burun altından homurdanan çocuktan bakışlarını arkadaşlara çevirmişti. Göz gezdirdikten sonra yüzünde tebessüm belirdi. “ Ben Melda” diyerek tek tek tanışmaya başladı. Lara Vivi’nin, daha doğrusu Vivian’nın, kız arkadaşı olduğunu düşündüğü Melda’yı ilk önce kendini beğenmiş biri olduğunu düşünmüştü. Az söhbet edince, fikrini değiştirmiş çok sıcakkanlı biri olduğuna kanaat getirmişti.
   “ Melda, bugün kendi evinde uyumayı düşündüğünü varsayarak Klaris’le eve dönüyoruz,” diyerek Vivian masadan kalktı. Lara gizemli çiftin ilişkileri düşündüğünden daha ileriye gittiğini düşündü. Aynı evde kalmalarına bakılırsa uzun zamandır çıkıyor olmalıydılar. Bu durum hoşuna gitmemiş gibi içinde kıskançlık hissi uyanmıştı. Kime veya neden kızdığını da anlayamadı.
   “ Al işte, erkeklerin hepsi böyle.” dedi Melda.
   “ Bende onu diyorum, ne işin var benim gibi erkeğin evinde,” diyerek dudağının sağ köşesiyle gülümsemişti Vivian. “ Sen o botokslu dudaklarıyla, markaları tartışan kızlarla takıl bence.”
   “ Vivian!” Tek kelimeyle ağırlığını koyan Klarissa’nın şefkatli bakışlarından geriye hiçbir şey kalmamıştı. “ Lütfen biraz saygılı ol!” Diye ilave etti Klarissa. Buna karşılık Vivian omuzlarını silkerek kantinden ayrılmaya yönelmişti. Ne kadar kendini beğenmiş… Arkasından alnında oluşan çizgilerle bakan kardeşi çok üzgün görünüyordu.
   “ Canım, akşam uğrarım. Evde halletmem gereken küçük işlerim var,” dedi Melda. Görünüşe göre olumsuz sessizliği bozmaya çalışıyordu.
***
Vivian, 05.05.2023, 17:13
  Yatakta uyur pozisyonda bıraktığım karaktere bağlanınca, oda temasına alışır alışmaz ayağa kalktım. Yerde uyuyan simsiyah jaguar yavrusuna bakarak gülümsemiştim. Aslında bir isim koymam gerekiyordu. İsim isim… aklımdan geçen seçenekleri derlerken kafama takılan ismi düşündüm. Lach’ın annesi olan o yeşil gözlü bayan ismi; Tiatha.
   Kedinin ismini değiştirir değiştirmez başının üstünde belirmişti. Odada başkasının olduğunu hisseden familiar yay gibi gerinerek uyanmıştı.
    Peşime takılacağını anladığımdan giriş katına inerek taverna sahibinden harita bulabileceğim yeri tarif etmesini istemiştim. Aslında sadece harita değil, üstüme giyebileceğim bir kaç item de lazımdı. Oda anahtarını teslim ederek tavernayı terkettim.
    Derici dükkanına sattığım deriler - Jaguar derisi hariç - karşılığında aldığım toplam: 22 gümüş sikke etmişti. En azından ihtiyaç giderecek kadar param olmuştu. Gezgin tüccarların bulunduğu meydana indiğimde meydan boş idi. Harita alabileceğim başka bir yer olmadığından aynı rotaya devam etmeye karar vermiştim.
    Köyün Doğu kapısından çıkarak taşlı yoldan devam ettim. Ahal-araz İmparatorluğunun bu yanı benim hoşuma gidiyordu. Bütün köylere bağlanan taştan döşenmiş yol kendi topraklarında ulaşıma ivme kazandırıyordu. Sürekli doğuya doğru yol aldığıma göre belkide batı sınırlarındaydım. Tahmini olarak aklımda canlandırmaya çalıştığım haritayla oyuncuların olduğu kısma ulaşmaya çalışıyordum. Harita sisi bir kez kaldırılınca, ışınlanma tomarıyla istediğin bölgeye zıplayabilecektim.
   “ Biliyor musun Ti, yarın okula gitmeyi düşünmüyorum. Sen ne dersin bu duruma,” yaklaşık iki saattir bazen zigzag çizerek peşimden gelen kediye bildiğim şakaları veya özel hayatımı anlatıyordum. “Sana uyar mı dersin. Hm… O zaman senin dediğin gibi olsun be Ti.” Diyerek ciddi ciddi konuşuyormuş gibi kediye baktım. Her konuşmamı miyavlayarak onaylayan canavar hoşuma gitmeye başlamıştı.
    Orman içinde düz devam eden yolun ilerisinde ormandan çıkan iki şahıs beni süzüyordu. Yabancı şahısları ilk önce insan sanmıştım. Dikkatlice bakınca Elf olduklarına kanaat getirdim. Ben durunca kedi ayaklarımın arasına girmiş garip sesler çıkarmaya başlamıştı. Arkamdan gelen ses iyice dengemi bozmuştu, “Merhaba, İthil oğlu Lach.” 
Bölüm 5 
Vivian, 05.05.2023, 19:13
   “ Merhaba, İthil oğlu Lach,” diyerek iki kolunu yana açmış bana doğru yürüyen Elf’in gözleri içine bakıyordum. Beni gördüğüne bu kadar sevinen Elf’in amacı neydi? Hatta kimdi? Hiçbir fikrim yoktu. Yeteri kadar yanıma yaklaşınca yargılayıcı bir gözle bana bakarak konuşmasına devam etti, “ Atalarımızın mezarını açınca herşeyi unutacağını söylemişlerdi, ama bu kadarı benim garip kardeşim için de fazla değil mi?” kaşlarını çatmıştı. Vereceğim cevabı özenle seçerek başımı hafif yana yatırdım.
   “ Ben seni hatırlamıyorum,” dedim, “Fakat bu hiçbir şeyi değiştirmez. Bana zarar vermek isteseydin verirdin sanırım.”
   “ Ben Vesstan, bu çok garip,” diyerek yeşil gözlerini kısmıştı, “ Hiçbirşeyi hatırlamıyor musun?” ismini söyleyince beklediği tepkiyi alamayan Vesstan devam etti, “ Ben senin abinim,” dedi. Aman ne komik senaryoydu. Yapay zeka beni NPC’yle karıştırıyor olmalıydı. Kimi dedem kimisi abim, ben sadece çullukta doğup normal oyuncular gibi seviye atlamak istiyordum. Garip aile mensuplarıyla geçmişi hatırlayıp topluca keder elem içinde tüm günümü harcayacak zamanım yoktu.
   Ormandan çıkan seyircileri çok geç farketmiştim. Gerçi tüm dikkatim Vesstan’ın üzerinde olduğundan sırtımda gelişen olaylardan habersizdim.
‘ Seni yeniden görmek çok güzel Lach,’ kafamın içinde konuşan melodik bayan sesi irkilmeme sebep olmuştu. Zaten arkama dönmeme sebep olan da buydu. Döndüğümde karşılaştığım manzara bir aptal gibi sırıtmama sebep olmuştu. Tek dizleri üzerine çökmüş yaşlı, genç, çocuk, toplum için gereken her cinsten insan vardı ( Pardon, Elf). Kenarda duran genç bayan kafamın içinde konuşan kişi olmalı ki bana gülümseyerek bakıyordu.
   “ Dalga geçiyor olmalısınız..” diyerek mırıldandım, bir kral olmamışlığım vardı. Artistlik gibi gelebilir, fakat bilinçsizce elimle kalkmalarına işaret ettim. Bu hareketi nerden biliyorum orası ayrı mevzuydu. Omzuma elini koyan Vesstan eliyle bayanı işaret ederek:
   “ Benim sevgili eşim Selussa,” dedi, bunu duyan bayan hafifçe başını öne eğerek selamladı. “ Halk Prensini selamlıyor Lach.” demek prensim, en azından kral değil. İnsanlarla uğraşacak zamanım yok ki ben bir prens olayım. Prens olabilirim tabii, fakat uzak diyarlarda kendi başına dolaşan prenslerden.
    “ Anladığım kadarıyla hepiniz ben nereye dersem oraya geleceksiniz,” diyerek kafamı kaşıdım, “ O zaman şöyle yapalım. Dinleyin Al’Daris kanından veya kanından olmayan millet. Bundan sonra Prensiniz, lideriniz veya Kralınız, her neyse işte:‘Vesstan!” birbirine şaşkın şaşkın bakan elfler kendi aralarında fısıldamaya başlamıştı.
‘ Hala o tanıdığım, aptal ve sorumsuz Lach.’
    Bakışlarımı bayana çevirerek öfkeli tavırla, “Kafamın içinde vızlamayı keser misin lütfen,” dedim, “ Hem, sevinmen gerekmiyor mu? Kraliçe olacaksın..” havada süzülen siluet ve ben yerde yatıyordum. Nefes alamamakla beraber gelen göğsümdeki acı...
‘ Bir daha benimle bu şekilde konuşma minik Lach!’
“ Vivian,” öksürükle ağızdan çıkan tek kelime idi, “ Yani adım Vivian. Neyse bu önemli değil.” bizi eğlenir gibi izleyen abim olacak elf gülerek kolunu uzattı.
    “ Kendi sorumluluklarını başkasına yüklemeye çalışma Lach. Hadi kalk Ölü Topraklarına doğru yola çıkıyoruz minik Prens.” Son kelimesi yüzümü buruşturmama neden olmuştu.
***
  Günlerdir sürecek olan maceralı dolu yolculuk beklerken elime tomar sıkıştırarak ışınlanmamı emrettiler. Benim gibi bir Prense hemde. Verilen koordinata zıplayınca etrafımı saran çıplak ağaçların arasında bekliyor olduğumu fark ettim. Yanımda tek tek beliren elfler birşey yapmamı bekler gibi bana bakıyorlardı.
   “ Elinde haritası olan var mı?” diyerek cevap verecek birini aradım. Selussa’nın pelerinin iç cebinden çıkardığı kullanılmaktan eskimiş haritayı elime alınca odaklanarak baktım.
[ Haritayı senkronize etmek ister misiniz? E/H?]
Evet… Bayan baya gezmiş olmalı ki haritamdan kalkan sisler beni oldukça şaşırtmıştı. Teşekkür ederek haritayı geri uzatarak kendi görüntümde beliren haritayı incelemeye başladım. Belirtilen dağlıklar tek bir nokta olmadığından kilometrelerce uzuyordu. Gözüm at nalı gibi duran bölgeye takılmıştı. Evet, ormanla etrafı sarılı dağ kollarını açmış gibi duruyordu. Kalbi yerleştirmek istediğim bölgeyi işaret ederek Vesstan’ın hakkında ne düşündüğünü sormuştum. İlk bakışta stratejik olarak uygun bir bölge olduğunu söyleyen abim bölgeye gözlerimizle bakmamız gerektiğini belirtti.
   Önden gönderilen keşifçi elfler gruptan daha hızlı ilerlemişti. Yaklaşık 1 saat sonra geri dönen elfler bölgeyi detaylı şekilde aklımda canlandırmama yardımcı olmuşlardı.
   Gün batımı yaklaşırken at nalı gibi duran devasa dağ yamaçlarında duruyorduk. Dağın kolları yaklaşık 100 metre gibi darboğaz oluşturmuş duvar örüldüğünde geçilemeyecek bir kale gibi duruyordu. Boğazın içi geniş araziye yayılmış, dağınık ve seyrek ağaçlarla kaplanıyordu. Etrafı iyice kontrol edilmesini emreden abim 12 kişilik nöbetçi ayarlamıştı. Dar geçidin yakınlarında kamp kurmayı planlıyorduk.
   “ Kalbi nereye yerleştirmeyi düşünüyorsun?” diye sordu abim.
   “ Bilmem, sen ne dersin bu konuya. Sence nereye yerleştirmeliyiz?”
   “ Aslında şimdilik daha derinlere ilerlemeliyiz. Oluşturacağımız köy dağ yamaçlarına daha yakın olursa sırtımız emin duvarlara yaslamış oluruz,” diyerek bana haritadan düşündüğü bölgeyi işaret etti.
    “ Bu geçidi kullanmamız daha mantıklı değil mi?” diye sordum, “Yani, bu darboğazı duvarla kapatırsak etrafımız dağla çevrilmiş olur. Hem korumamız gereken tek nokta duvarlar kalır.” Konuşmamı dikkatlice dinleyen Elf tebessüm ederek sırtımı sıvazladı.
    “ Zaten öyle yapacağız. Benim bahsettiğim ana binayı dağ yamaçlarına yakın tutmak. Sonuçta tarım çiftlik işleri için elverişli olan toprağa taştan bina dikemeyiz değil mi?”
    “Evet,” diyerek onayladım. Kibar tartışmamız az daha devam etmişti. Aldığımız karar etrafı iyice denetlemek ve olası tehlikelerden temizlemek idi. Az sonra bizi karşılayan 5 elfle beraber dağ yamaçlarına ulaşmıştık. Gittikçe yükselen yer tabanı taş çakıl doluydu. Dediği gibi; tarım için elverişsiz bir topraktı. Bir saate yakın etrafı dolanmaktan iyice gerginleşmeye başlamıştım. Sonunda dayanamayarak kalbi yarım ada gibi duran tepeye yerleştirmeye karar verdiğimi söyledim. Aslında kalbi yere koyunca bina falan yükselmesini bekliyordum. Önceden hiç bu gibi durumla karşılaşmadığım için, forumdan edindiğim bilgi yetersiz kalıyordu. Kazma sonucu yerde açılan oyuğa kalbi yerleştirince gömmeye başlamışlardı. Anlaşılan tohum eker gibi yapılan işleme kalbi yerleştirme diyorlardı. Selussa gömülen kalbe yaklaşarak cebinden çıkardığı iksiri yumuşak zemine döktü. Geri iki adım atarak bizimle aynı hizaya geçti. Yerden yükselen sarı gövdeli fidan bir metreye ulaşınca renkli yapraklar açmıştı. Büyümeyi durduran ağaç ben hazırım diyordu sanki. Ağacın önünde herkes diz çökerken ben aval aval büyülenmiş bir ifadeyle bakıyordum.
‘ Saygı çöküşü yapsana aptal Lach!’
   Bu kadına gıcık olmaya başladım… Homurdanarak herkes gibi diz çökmüş fidana bakıyordum.
[ Görev Tamamlandı: Ophiuchus Tandemi 2
Ödüller: Yönetmenizin altında İsimsiz Köy, Wisteria Ağacı, 3000 TP, pasif Yönetim Kitabı]
     [Yeni Görev: Ophiuchus Tandemi 3, wisteria Ağacını koruyun. Ölü Toprakların kalbinde yaratılan canlı güç vahşi yaratıklar tarafından hissedilmektedir. 15 gün sonra gelen saldırıya karşı hayatta kalmayı başararak Wisteria Ağacını koruyunuz.
Ödül: belirsiz , belirsiz , belirsiz
Yeni Başarı: Ben bir başkanım: (karizma: +10, ün + 100)
Yeni unvan: Köy Başkanı ( ün + 50)
Evet, rahatça gelişmemize izin verilseydi şaşardım zaten. Oyunun seni sürekli çevrimiçi tutması için hedef belirlemesi alışageldiğimiz oyun politikası olduğunu biliyoruz. Durumu değerli aile fertlerine açıklayarak milletin paniklemesine sebeb olmuştum. Heybetli bir tavırla elfçe emirler dağıtmaya başlayan Vesstan tedirgin görünüyordu. Familiarın altında bulunan yeni ikonu tıklatarak köy özelliklerini açtım.
İsim: Yok
Seviye: 1 Köy
Nüfus: 52
Binalar:
Wisteria Ağacı Seviye 1 ( Günlük 5 şehir puanı üretir)
Puan: 5
İnşa edilecek olan binalar: 0
    Her özelliği detaylı inceleyebileceğim sistem bütün bilgileri tek tabloda veriyordu. Mesela; inşasını başlayabileceğim binalar özel modda bölgeye yerleştirerek temelini atabiliyordum. Şehir puanları ise; seçim listesinden puan karşılığında bina satın alabilmek için kullanılıyordu. Bizim durumumuzda yetersiz süre ve zaman sorunuyla baş başa olduğumuzdan kendi ellerimizle işimizi görecektik. Normal ahşaptan duvarın metrekare ücreti 2 puan olduğundan, darboğazı kapatabilecek kadar yeterli puan yoktu.
    İnşaattan anlayan yaşlı elfi yanına çağıran Vesstan ‘Özel moda’ giriş yapabilmesi inşaat mühendisi olarak görevlendirmemi istemişti. Vasıflarını bilmediğim insanlarla işin yürümeyeceğini anlayınca ‘Nufüs’ kısmında bulunan ‘ Görev atama’ seçeneklerine gelerek, köy başkan yardımcısı olarak Vesstan’ı atadım. Ayrıyetten tüm yetkileri açmıştım. Bunu fark eden Vesstan başını iki yana sallayarak burun altından ne kadar tembel ve beceriksiz kardeşinin olduğunu homurdanarak yanımdan uzaklaşmıştı.
    Duvar temelini atmak için kazı işleri başlatılmıştı. Bir yandan yapılacak duvarın yanına yığılmaya başlayan taşlar, hazırlıkların başladığına dair bir alamet idi. Elimizdeki bulunan 5 puanı kireç taşı satın almak için kullanan mühendis işinin ehli olduğunun ispatıydı. Kum ve kireç taşından yapılan yapışkan sıvıyla yığılan kayaları birbirine birleştirme işlemi başlamıştı. Çok hızlı ilerliyormuş gibi görünen işlemler pratikte çok yavaştı. Yaklaşık 3 saat sonra sadece bir insan boyu kadar bir metrelik duvar yanları örülmüştü. İçi sonradan rastgele taşlarla doldurulacak duvar; normalde daha yüksek ve 100 metre uzunluğunda olacağını varsayarsak zamanında bitirmeyi başaramayacağız gibi duruyordu. Duvar inşası için çalışan 26 elfin hepsi yetişkin olmadığından verimli bir sonuç alamıyorduk. Aslında kimse işsiz, yaylana yaylana ortalıkta dolaşmıyordu. Benim Ti bile sıçan bulmuş onunla oynuyordu. Görev dağılımı listesini kontrol etmek için tabloyu açtım. İnşaatla uğraşan kişi sayısı 38 olup 26 duvar ve 12 kişi ev yapımı için alan hazırlıyorlardı. Geri kalan 14 kişi iş dağılımı avcılık, odunculuk, bitkicilik ve bakıcılık gibi işlerle uğraşıyordu.
    Kişisel gelişimime bakılırsa günsonu elde ettiğim sonuç şunlardı:
Yükselen pasif  yetenek: Kaslı Vücut: acemi 5 ( güç +2,25, dayanıklılık +2,25)
     Seviye artışı +3
Çıkış…
Bölüm 6
Vivian, 06.05.2023, 15:13
     “Ti, söyle bakalım Pi sayısının karesi nedir?” SP sıfırlandığından kayanın üzerine oturmuş dolmasını bekliyordum. Beni tüm dikkatiyle dinliyormuş gibi bakan yavru Jaguarla konuşmak hoşuma gidiyordu. “ Biliyor musun, aslında psikoloğum senin yaptığının yarısı yaparak dünyanın parasını alıyor. Düşünüyorumda, senin gibi hayvancık alıp onunla mı konuşsam günlük diye..” gevezelik edip SP’mi doldururken beynimin içinde konuşmayı seven bayan belirdi.
‘ Kedisiyle konuşan prens! Hangisi daha garip, kedi mi, prens mi?’
“ Ti, bak düşündüğünü düşünerek paylaşan teyzen geldi,” dediğim şeyi aklımda tekrarlayarak saçma olduğunun kanaatine vardım ve devam ettim, “ Saçmaladım. Neyse sen neden normal insanlar gibi iletişim kurmuyorsun?”
‘ Karşındakini anladığın sürece nasıl konuştuğu fark eder mi?’
“ Ne yani şimdi, normal konuşmak varken seninle mektuplaşarak konuşursam daha mı mantıklı?” diye sordum, Sulessa eliyle yanağımı okşayarak gülümsedi.
‘ Aptal Lach, bazen son kelimeyi söyleyen olmak için saçmalamak yerine, susmayı dene.’
“ Vivian...Yani adım Vivian.”
‘ Biliyorum Lach..’
Son kez daha bana bakarak gülümseyen Sulessa yanımdan ayrıldı. Sadece aptal Lach demek için üşenmeden gelmiş birde.
      “ Ti, kalk bakalım. Çalışmaya gidiyoruz. Sana yolda bizim köy papazının gizli çamaşırlarını anlatacağım..”
     Durmadan çalışan ekip duvarı iki insan boyuna yükselterek on metreye kadar ilerlemişti. İlk başta yavaş ilerleyen duvar şimdi hızlanmış gibi duruyordu. Aynı anda baltacı ekip duvara yakın ağaçları keserek çıplak bir meydan oluşturmaya başlamıştı. Duvara yaklaşan düşmanı geç olmadan farketmek için önemli bir faktör olduğunu belirtmişlerdi.
    Yeni yükselen duvarın taştan desenlerini izlerken, kısa gri saçları olan 9-10 yaşındaki çocuğun heyecanla elfçe ( aslında Sindarin dili demem gerekiyor fakat benim bildiğim elfler orman kesmez iken bizimkiler dağ yamacına yerleşiyor) Vesstan’a birşeyler anlattığı gözüme çarpmıştı. Yanlarına yaklaşarak sorunun ne olduğunu sormuştum. Sorunun kısaca tercümesi; çocuklar saklambaç oynarken mağara bulmuşlar. Daha doğrusu her cümlesinde tekrarlayıp durduğu Ailre bulmuş.
    Taş taşımaktan yahut Tiatha ile konuşmaktan sıkılan ben, yeni maceraya atılmaktan dört köşe olmuş emin adamlarla abimi takip ettim.
    Tabiat sanki bizden bilerek mağarayı saklamak ister gibi girişini kocaman kayayla örtmüştü. Mağara girişi ile kaya arasındaki yarım metrelik boşluk dağa iyice yanaşmadan fark edilemezdi. Vesstan’ın peşinden girdiğim mağara içerisi zifiri karanlıktı. Peşimize takılan çocuğa seslenen Vesstan bir şeyler söyleyerek çocuğu geri kampa göndermişti. Ben ise yaktığımız meşale ile derinlere inmeye devam ettim. Sürekli şıp şıp  oval mağara tavanından damlayan su, ortamı daha da geriyordu.
    5 dakika sonra vardığımız daire misali oda çatal ucu gibi üç yola ayrılıyordu. Ben ne tarafa gideceğimi bilemediğimden Vesstan’a baktım. Beklememiz gerektiğini söyleyerek duvarları incelemeye koyulan Vesstan’ın hazine arar gibi bir hali vardı.
   Sabırsızca odayı adımlarımla ha ordan ha buradan ölçerek gezinirken neden beklediğimiz anlaşıldı. Selussa peşine taktığı 4 elfle bize yaklaştığını fark etmiştim. Gelir gelmez Vesstan’la fısıldaşarak bir şeyleri tartışmaya başladılar. Sonunda ikisi birden bana bakarak sanki beni öldürecekmiş gibi üzerime doğru geldiler.
    “ Vou vou sakin, bari dışarıda halletsek şu aklınızdaki sapık sorunları,” diyerek gerilemeye başladım.
‘Aptal Lach, sus ve dik dur!’ diye kafamda seslenen ses; Selussa’nın önceki kurduğu iletişimlerden daha sert ve emrivaki idi. Yanıma gelen Vesstan önümde diz çökerek kınında öylece bekleyen kılıcı iki eliyle baş hizasına getirerek bana uzattı. ‘Onu al, benim aptal Lach’ım’ diyerek Sulessa hareketlere altyazı gibi aynı tonda seslenmeye devam ediyordu.
    Vesstan gözlerimin içine bakarak tırı vırı şeyler sayıklamaya başlamıştı. Elfçe dua mi okuyordu bilmem, sonunda topluca beni kurban etmeye karar vermesinler yeter…
    Uzatılan kılıcı elime alarak kınından çıkardım. Ben kılıçlardan fazla anlamam fakat Japon kuluçkası olan katana misali yapılmış kılıcın tek tarafı keskin idi. Kılıcın keskin bölümünde oyulan yazılar kesinlikle elfçe yazılardı. Karanlık mağaranın içinde mavimsi aurayla hafifçe parlayan kılıç kesin düşük kalite olamazdı. Ben dayanamadan analiz etmeye koyuldum.
    Ve odanın tabanı ayaklarımın altından kayboldu. Odanın duvarları, ortam, herşey kaybolmuştu. Tanıdık beyaz oda ve tanıdık ‘Hata’ kelimesini söyleyen robotik ses.... Sonunda ses sustu ve beyaz ışık kayboldu… Karanlık... Dejavu
‘ Şşşş.. Uyu minik Lach varmak üzereyiz’ kafamın içinde yankılanan sesi tanımama rağmen yabancı hissediyordum. Ağlanıp sızlanıp duruyor birşeyler istiyordum. Sanki hasret uyanmıştı içimde kimilerine karşı. Kucağında sallanarak sonunda gözlerim kapandı. Karanlık…
    Etrafım yemyeşil orman elimde ince çubuk dal. Nedense ağacın gövdesini kamçılıyorum. Çok sinirliyim ve içimdeki öfkeyi ağaçların dallarına bırakmaya çalışır gibi dal kırılana kadar sallıyorum. Arkamdan yaklaşan ayak sesleri hissediyorum, “Lach, gene çocuklarla kavga etmişsin,” diyerek omzuma elini indiren Vesstan. Ben kaşlarımı çatarak ona bakıyorum. Onu bir şeyler için sürekli suçluyorum içimden. “ Küçük kardeş, yaprakları sallarsan damlalar yüzüne bulaşır. Bırak zaman geçsin damlalar kaybolsun.” diyerek omzumu sıkıca kıvramıştı.   Olanlarda onun payı olduğunu düşünüyordum… Ne konuştuğu fark eder mi? Karanlık...
     Bulanıklık, mekan değişimi. Gizlice girdiğim odanın köşesinde duran sandığı açıyorum. Yanımda benim gibi sessizce yürüyen kız. Gözlerinde korku aynı anda merak okunuyordu. “Hadisene Lach, aç şunu. Leydi Selussa gelmek üzere.” diye fısıldıyor. Hafif şişik kıpkırmızı dudaklarını diliyle ıslatıyor. Ben bakışlarımı sandığa çevirerek açıyorum. Bir sürü kitap ve tomarlar arasında yatan kılıç. Elimi uzatarak dokunuyorum. ‘ Seni aptal Lach!’ Kafamdaki ses irkilerek arkama bakmama neden oluyor. Öfkeli aynı anda şevkatli bakışlarıyla bana bakan bayan. Tek kol hareketiyle kıza çık işareti gösteriyor. Yalnız kalınca bana yaklaşarak ilk defa konuşuyor, “ Bir daha bu sandığı açarsan senin o bir türlü merakını gideremeyen kafanı kırarım!” sesi çok güzel ve etkileyici, aynı anda çok acı veriyor. Burundan damlayan kanı elinde beliren mendille siliyor.... ‘ Özür dilerim minik Lach..’ sonra kendine çekerek kucaklarına gömüyor. Gözlerimi kapatarak tüm gücümle sarılıyorum. “Sessii...” Karanlık…
   Nemli taş üzerinde yatıyordum. Üstten bana endişeli bakan birkaç tane çift gözler. Sanki uzun zaman önce tutuyormuş gibi hissettiğim kılıc yanımda öylece yatıyordu. Ben dirseklerime yüklenerek oturur pozisyon aldım. Ağzımda hissettiğim metalik tad burnumdan akan kan olsa gerek diye düşündüm. Kılıcı tekrar almaya çalışırken kolumu nazikçe durduran bayan, ‘Bundan emin misin minik Lach?’ diyerek gözlerimin içine bakıyor, ‘Belkide abinin dediği gibi daha hazır değilsin..’
    “ Merhaba Sessi,” dedim, artık onu hatırlıyordum. Bana yıllarca annelik yapan bayanın göz bebekleri büyümüş o değişmez mimiklerinde şaşkınlık görünüyordu. “ Bir laf vardır; ‘Bazen riske girmek, aptallara şans getirir’ diye, şansımı deneyeceğim.” dedim ve kılıcı elime alarak analiz ettim.
Al’Daris Prensi ‘Alevli Ay’ efsanevi kılıcı: Kalite: Efsanevi, Durum: 1200/1550 , Özellikler: Saldırı x3, ?,?,?,?, Gereksinim: Al’Daris kanı, unvan: Prens
Sistem mesajı: Prototip güncellendi…
Yeni unvan: Bahtsız Prens ( ün + 500, karizma +10, telepati + 10)
Yeni özellik kazandınız: Telepati: Artık zihinsel olarak diğer şahıslarla iletişim kurabiliyorsunuz. Önemli Uyarı: Sadece NPC’ler için geçerli.
Sistem mesajı: Ün seviyesi güncellendi...
    Seviye atladınız…
    Seviye atladınız…
    Seviye atladınız…
    Seviye atladınız…
    Seviye atladınız…
Tebrikler yeni sınıf seçtiniz: İllüzyonist (Tamamlanmamış)
Genel mesaj: Efsanevi Başarı; oyuncu Lach Efsanevi sınıf kazandı. Zodiac Online dünyasında bir ilk!!!
    Aklıma gelen ilk şey: ‘Ben ne pok yedim?!’ Büyük klanların politikasını yakından tanıdığım için, kesin zirvedeki oyuncular kelleme belirleyeceği ücret yüzünden suikastçiler peşimde olacak. Benim ilk yapmam gereken saldırıyı atlattıktan sonra buradan gitmek. Bu insanlara karşı hissettiğim duygular varlığını belirtmeye başlamıştı. Dolayısıyla benim yüzümden onlara zarar gelmesini istemiyordum.
‘ Daha ne kadar yüzündeki değişen gariplikleri izleyeceğiz Lach?’
İrkilerek ayağa sıçradım. Kılıcı kınına sokarak etrafımdaki yüzlerinde soru işareti beliren elflere bakarak, “ Partiye devam çocuklar!” diyerek en soldaki girişten girerek yola devam ettim. Arkamdan garip olduğumu fısıldaşan elflere aldırış bile etmeden gittikçe genişleyen koridordan ilerlemeye devam ettim.
   Yirmi dakika yürüdükten sonra karşıma çıkan siyah şeffaf örtü, geçişi kapatıyordu. Analiz sonrası elde ettiğim bilgiye öyle kahkaha attım ki iki büklüm olmuş zor ayakta duruyordum. Ah keşke milli piyango bileti falan alaymışım zengin olmuştum.
Gölge Nizamı Zindanı: Kalite: Destansı, Durum: İlk Geçiş, Seviye: Belirsiz, Maks. Kişi Sayıs: 12
   Bana gerçekten endişelenerek bakmaya başlayan Vesstan’a zindan girişini işaret ederek sakinleşmeye çalıştım.
   “ Ti, şu Ailre adlı çocuğun heykeli yapmaya kalkışsan, beton yetişmez be.” Kediyi taklit edercesine başını yana eğerek aptal ifadeyle bakan elfler.. SS
Bölüm 7
  Zindanı ne kadar temizlemek istesem de Vesstan’ın hazır olmadığımı tekrarlayıp durması sonucu, çaresizce vazgeçmek zorunda kalmıştım. İşin aslına bakılırsa, zamanımız çok kısıtlı olduğundan, 12 kişiyi saatlerce sürecek olan seviyesi belirsiz zindanda oyalamak zamansız bir hamle olurdu. Artı içeride vereceğimiz kayıp, güç kaybına neden olacaktı. Halbuki şu an eli silah tutan her askere ihtiyacımız vardı. Diğer yandan bakılırsa içeride savunmamıza yardımcı olacak gizemli silah elde edebilirdik. Kararsızca diğer koridorları kontrol etmek için çatala geri döndük.
    Orta geçit bizi damla taşlarından meydana gelen heliktit veya eksantrik duvar damla taşlarıyla süslenmiş yeraltı dünyasıyla başbaşa bırakmıştı. Madencilik hakkında herhangi bilgim olmadığından sadece kendi aralarında konuşan elfleri dinlemek kalmıştı. Kısacası; derinlerde saklanan maden yataklarının olduğu idi. Zaten tüm geçitleri yüzeysel olarak baktığımızdan, şimdilik daha derinlere inmeme kararı almıştık.
   Üçüncü geçit olarak en son sağ geçidi kontrol etmek için ilerledik. On beş dakika bazen daralan bazen genişleyen dehliz koridorlarında ilerledik. Sonunda çıktığımız geniş ve yüksek tavanları olan oda herkesin durmasına sebep olmuştu. Odanın merkezinde daire şeklindeki sunak vardı. Sunağı koruyan gardiyan uyku modunda hareketsizce duruyordu. Analiz sonrası elde ettiğim bilgi beni iyice şaşırmıştı.
Ejderhaların Maden Mezarlığı: Kalite: Belirsiz Durum: 1. Kat İlk Geçiş, Seviye: Belirsiz, Kişi Sayısı: 1. Kat 1 kişi. Sahibi: Yok. Rezerv: Belirsiz
   Duruma bakılırsa her kat içinde maden yatağı barındırmakta. Normalde zirvedeki klanlar aynı yataklara sahip olduğunu biliyordum. Sahipsiz yatak bulabilmek rezerve miktarına bakmaksızın başlıca büyük bir şanstır. Gerçi bizim durumumuzda şimdilik ölü bir yatırım olarak görünmektedir. Elimizde madencilikle uğraşan elfin olduğuna hiç inanmıyordum.
    Mağaranın girişini koruması için nöbetçi asker belirleyerek duvar inşasına devam etmiştik. Ben sürekli familiar ile gevezelik yaparak taş taşımaya devam ediyordum. SP’im sıfırlanınca taş üzerine oturmuş puanlarımı yapılandırarak karakter gelişimin son durumuna baktım.
İsim: Lach
Seviye: 15
Irk: İnsan
Sınıf: İllüzyonist (Tamamlanmamış)
Rütbe: Acemi
HP:400   MP:450 SP:200
Ana Özellikler:
Güç:10    Dayanıklılık:10    Çeviklik:40    Zeka:15     Bilgelik:1    Karizma:21    Şans:8    Telepati:10  (Yapılandırılmamış puan 0)
Prototip: Al’Daris Kanı (Tamamlanma %4), İllüzyon (Tamamlanma %2)
Aktif Yetenekler:
Analiz etme: acemi 10 ( Herhangi soyut veya somut varlık ve cisim analiz sonrası elde edilen bilgi +%2,50)
Pasif Yetenekler:
Kedi Gözler: acemi 5 ( Karanlıkta daha fazla detayı fark etme +%1,25)
 Asa Kullanma Sanatı: acemi 1 (Asa kullanırken verdiğiniz fiziksel hasarı +%0,25, sersemletme şansını +%0,25 artırır.)
Mistik Al’Daris dövmesi: +%95 zihinsel savunma, belirsiz, belirsiz, belirsiz.
Kaslı Vücut: acemi 10 ( güç + 2,50, dayanıklılık +2,50 )
Başarılar:
Familiar Sahibi ( +300 ün, + 10 ana özellik puanı)
Ben bir başkanım: (karizma: +10, ün + 100)
Ün: 960 ( Serf)
Unvan:
Köy Başkanı ( ün + 50)
Komik Karınca: (ün +10)
Bahtsız Prens ( ün + 500, karizma +10, telepati + 10)
Meslek: Yok
İlişkiler:
Vesstan: 98
  Sulessa: 100
  ???: -56
  Merak ettiğim şeylerden biri tamamlanmamış sınıf nedir? İlk defa böyle durumla karşılaştığımdan, herhangi fikir yürütemiyordum. Öte yandan efsanevi sınıf olmasına rağmen herhangi bir pasif ve aktif yetenek vermemişti. Elimde bulunan pasif becerilere bakılırsa oldukça az ve seviyeme göre düşüktü. Hardcore oyuncular oldukça bu konuya dikkat ettiğinden pvp’lerde düşmanına tek atabiliyordu.
   Düşüncelerime dalmış pasif yetenek kazanabilmek için fikir üretmeye çalışırken yanıma yaklaşan Vesstan’ı farketmemişim.
   “ Lach, müsaitsen seninle biraz konuşabilir miyiz?” diyerek elini omzuma koymuştu.
   “ Neden olmasın,” diyerek, merakımı gizlemeye çalıştım. Derinden nefes alarak karşıma geçerek müsait olan kayaya oturdu. Birşey istemekten çekinen kişilerden olduğu kararsız ifadesinden besbelli oluyordu. Sakinleştirmek için, “ Organ nakli istemeye geldiysen şimdiden hayır diyorum. Bunun dışında ne istersen varım. Eee, tabi beni elfle evlendirmeyeceksen.” diye aklıma gelenleri saçmaladım. Kaşlarını havaya kaldırmış ama aynı zamanda biraz rahatlamış olan Vesstan gülümsedi.
    “ Çok garipsin küçük kardeş. Bazen dediklerinden hiçbir şey anlamıyorum,” dedi, “ Asıl konuya gelirsek, 17 gün sonra yeni evimize katılmak için 100-150 civarında elf gelecek. Bu konu hakkında ne düşünüyorsun?”
   “ Çok güzel olduğunu düşünüyorum.”
   “ Bu kadar kolay değil aslında. Elimizdeki sermaye bitmek üzere…”
   “ Şu saldırıyı atlatalım, ben sermaye meselesini hallederim,” dedim, aslında nasıl halledeceğim hakkında bazı planlarım vardı. Fakat elimi kolumu bağlayan düşman saldırısı duvar dışında işlem yapmama izin vermiyordu. Aklıma yeni gelmiş gibi abim olan şahsa bakarak, “ Aslında sana bir istekte bulunacaktım. Bana verdiğiniz şu fantastik kılıcı nasıl kullanacağımı öğretebilir misin?” diye sordum.
  “ Hm… çok garip,” diyerek alnını kırıştırdı, “ Aslına bakılırsa senin rütben…” lafı sanki çıkamayan nefesine hapsolmuştu. Konuşmasını bitirmeden başını çevirdi. Gözleriyle süzdüğü yöne bakışlarımı çevirince - hiç şaşırmadım diyelim- Sulessa’yı gördüm. Tabii ki de kafamda yankılan ses...
‘Yarın, güneş tam zirvesinde parlarken talime başlayacaksın minik Lach.’
“ Tamam Sessi,” diyerek gülümsedim. Sakin tavrını bir an kaybeder gibi omuzları titreyen Sulessa kendime anında hakim oldu. “ O zaman sevgili aile büyüklerim Çin seddini örmeye tam gaz devam ediyoruz. Beğenmediğiniz yaratık falan varsa, tabi benim Ti hariç, duvara gömelim ki adettendir. Neyse boşverin.” NPC’lerin kafası daha fazla karışmadan ayrılırken sırtıma düşünceli bakan iki elfden uzaklaştım.
  Bütün gün boyunca örülen duvarda, ana, çocuk, herkesin payı vardı. Etrafımda toplanan salih ırkın can kavliyle çalışması üzerimde tesirli bir etki bırakmıştı. Biliyorum, en ince detayına kadar işlenmiş sanal gerçeklikle öz dünyamı karıştırmak üzereydim. Biliyorum, geleceğim için üniversiteye daha önem vermem gerekiyordu. Fakat benim yaşımda bir gencin, ölümsüz hayatla tekrar tekrar hata yapabileceği bir dünyada takılıp kalması çok normaldi.
  Akşam üstü sanki beyni terlemiş, ruhen yorulmuş bir şekilde oyunu terk etmek üzereyken, Ailre adındaki çocuk heyecanlı şekilde kolumdan tutarak bir yerlere sürükledi. Yol boyu sansasyon yaratan gündeme sahip olmasından dolayı mutlulukla durmadan konuşuyordu.
   Mağaraya yakın bölgede elfler toplanmış hararetli tartışıyorlardı. Bütün bunları sessizce dinleyen Sülessa benimle göz göze gelmişti.
‘ Prens hazretleri de buradaymış…’ sarkazmik konuşmalarına aldırış bile etmeden yanaşmama rağmen beni fark etmeyen elflere seslendim, “Hangi yaprağı paylaşamıyorsunuz gene değerli elfler?” dikkatimi çeken Sulessa’nın burun kıvırarak soluk gülümsemesiydi. Elfler hepsi birden bana bakarak bir ara durur gibi yaptılar. Sonra: “ Ha bu bizim kerataymış..” dercesine, önemsemeyerek devam ettiler.
    “ Ben size burada ne oluyor diye sordum?!” diyerek, belki de oyun karakteri bütün karizmamı kullanmıştım. Sesim bile çok yüksek ama aynı anda berrak çıkmıştı. Herkes birden susmuş, yeniden bana bakışlarını çevirmişti. Bu sefer farklı bakıyor gibiydiler. Belki de bana öyle gelmişti…
    “ Prensim, avcılar yaralı bir şahıs bulmuşlar,” diyerek Vesstan bana doğru yürümeye başladı, “görünüşe bakılırsa bir asker, hem Ahal-Araz İmparatorluğu ordusundan olduğuna kanaat getirdik.”
    “ Eee, yani ne var bunda?” diye sordum.
    “ Sorun şu ki yerimizi belli etmemeye çalışıyoruz. İmparatorluktan izinsiz olarak kurduğumuz şehri soylulardan biri dilediği zaman elimizden alabilir.”
    “ Anladım,” dedim, ben aslında bu kadar detaylı düşünmemiştim. Gerçi ortaçağ aristokratik kural kanunlarını bilmediğimden sadece söylenenleri kabul etmek kalıyordu. “Nerede şimdi asker?” diye sorunca hepsi az ilerideki ağacı işaret ettiler. Ağaç gövdesine sırtını vermiş zor nefes alan esmer genç çocuk şuurunu kaybetmiş yatıyordu. Ben yanına yaklaşarak nabzını yokladım. Yavaşlamış son nefesini vermek üzereydi. Zaten geriye kalan %3 HP’si buna şahit idi. Cebimden küçük hayat iksiri çıkartarak dudaklarına yanaştırdım. Yavaşça içirdikten sonra,“ İçinizde şifacı var mi?” diye sordum.
‘ Emin misin?’ soru ifadesiyle yüzüme bakan Sulessa’ya tüm samimiyetimle başımla evet işareti yaptım. Yavaşça dizlerine çökerek elini alnına koymuş bilmediğim bir dilde sayıklamaya başlamıştı. Askerin üzerindeki bütün debuff’lar tek tek kaybolunca HP’si hızla yükselmişti. Kendine gelen asker bir müddet gözlerini etrafta gezdirdi. Nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu belkide.
    “ Kimsiniz?” kurumuş gırtlağından çıkan kısık sesle sormuştu…
    “ Ciğerci Kenan Ağa, ya sen ?”
Yeni Unvan elde ettiniz: Ciğerci Kenan Ağa (ün + 10, Ciğer dövmesi)
[ Sistem mesajı: Kullanmak isteyeceğiniz yeni dövmeniz bulunmaktadır. Aktive etmek ister misiniz? E/H]
    Hayır… Amannnn ne komik.. Yapay Zeka gerçekten dalga geçiyor olmalısın.
   “ Sadece Seth...”
Bölüm 8
Vivian, 07.05.2023, 10:13
Giriş…
   Bölge yüklenince, çadırdan gerinerek dışarıya çıktım. Kuşların cıvıltısı, elf çocukların birbiriyle yarışırcasına bağırıp çağırıp taş taşımaları, ritmik şekilde baltanın ağaç gövdesini oyması, inşası devam eden duvarın orada elflerin tartışırcasına konuşmaları, parlayan güneşin Ölü Toprakları kudururcasına kavurması… Bunların hepsi için hergün geri gelmek ayrı bir zevkti.
    Duvar iki insan boyu yüksekliğe ulaşmış, eni 1 metre kalınlığında, 30-35 metreye kadar uzanmıştı. Eğer bu hızda devam edersek zamanından önce bitirebilecektik. Elflerin 16 saat çalışması ve özel hayatlarından feda ederek kendilerini işe vermesi beni çok etkilemişti. (bunu demiştim) Bu şahıslar için yapamayacağım bir şey olmadığını düşündüm bir an. Sanki benim yeni yuvam ve her zaman geri dönebileceğim bir aile olarak aklıma kazınmıştı sanki.
   Dün çıkmadan önce sanki sorgularmış gibi konuştuğumuz askere gelince; eleman sınırda bulunan 22.Lejyon ordusuna ait bir askerdi. Vahşiler sürekli akın ettiğinden ormanda çıkan çatışma sonucu yaralanmış. Rastgele bir yöne kaçmaya çalışmış. Peşindekilerle son nefesine kadar savaşarak, ölüm diyarına göç etmek isterken, bizim elf avcıları bulmuş köye taşımışlar. Hikayenin bazı detayları eksik duruyordu. Bir toy asker peşine takılan grubu nasıl yok etmiş? Neden ordugaha doğru kaçmamış? En son olarak da ordugah nerede biz neredeyiz, arada yatan vahşi orman ve kuru topraklar. Haritanın dediklerine bakılırsa 30 km yol. Bunlara rağmen askere istirahat edebilmesi için çadıra yerleştirmelerini ve yiyecek bir şey ikram etmelerini emrederek oyundan ayrılmıştım.
   Daha devlet kurulmadan, ne devleti, köy kurulmadan gündemimiz heyecandan men olmuyordu. Sürekli yeni olaylar ve çözülmesi gereken sorunlarla karşı karşıya kalıyorduk. Evet, yandan bakılırsa tek bir NPC asker, gerçi ben de yorgun zihinle dün böyle düşünmüştüm, ama derinlere indiğinde sorun yaratabilecek bir olaydı.
   Gerindiğim çadır yanından kesin adımlarla uzaklaşarak, güya esirimiz olan askerin çadırına yol aldım. Yolda herkese şevkatli gülümsemeyle selamlar sunarak askerin bulunduğu çadıra geldim. Koyu güneşin kavurucu sıcaklığından yıpranmış çadırın bezlerini görünce, biran önce herkese ev yapmamız gerektiğine dair fikir uyanmıştı aklımda.
   İçeri adım attığımda lotus pozisyonu almış meditasyon yapan askerle karşılaştım. Bu bir acemi asker olamaz.. Aklımdan geçen ilk düşünce buydu.
   “ Merhaba, ben Vivian.” diyerek gözlerini açmasını bekledim, “ Umarım sivri kulaklı akrabalarım sizi fazla rahatsız etmemiştir..” tepkisini bekleyerek konuşmama ara vermiştim.
   “ Lordum,” diyerek başını eğerek ayağa kalkmıştı. Duruşunda formalite icabı saygı duruşu hariç birşey hissedilmiyordu. Sanki affedersiniz kıçımın lordu der gibi. Beni böyle inciteceğini sanıyorsa, çok yanlış düşünüyordu. Gerçek hayatta günlük hocaların beni kapı dışı bırakmaları, Melda’nın eleştirenleri ve Evi’nin millet önünde yaptığı aşağılayıcı hareketi yanında çok basit bir vize sınavı gibi duruyordu.
   Tek kelime gerekenden fazla düşüncelere boğduğunu anlayarak kendimi kontrol ettim:
   “ Bak, ben ne lordluk peşinde ne de saygı. Sadece anlamak istediğim; kurtardığım kişinin benim için kıymetli olan kişilere zararı dokunur mu… Geçmişin ve geleceğin umrumda değil. İstersen emredeyim, sana yiyecek versinler. kendi süper fantastik ordugahına ulaş ve ne kadar şanslı olduğunu onlara anlat. Bana gelince; ben şans eseri buraya geldiğini düşünmüyorum…” diyerek soluklandım.
Yeni pasif yetenek: Karizmatik Birey: acemi 1 (karizma +0,25, telepati +0,25)
Kendimce etkili bulmuş olduğum konuşma sonrası beni uzun müddet süzdü. Sonra derinden nefes alarak benim gözlerimin içine baktı, “Babamın dediğine göre biz dost olacağız.” dedi, “ Bir de hayatımı kurtardın, ve ben sana borçluyum.” ne dilersen dile ifadesiyle bana bakmıştı. Kehanete inanan bir NPC daha diyerekten sözlerine hafife almış umursamaz tavır takındım. Aslında Yapay zekanın hazırladığı senaryo ne kadar derin, merak etmiştim. Duygularımı belirtecek kadar cahil olmadığımdan sadece hareketsiz bir yüz ifadesi takındım.
   “ Baban kim bilmiyorum, kehanetlere de inanmıyorum. Borcuna gelince, herhangi bir şey borçlu değilsin.” diyerek kendimden emin bir şekilde göğüslerini gerdim. Ne gururluydum ama…
   Gözlerini kırpmadan beni dinleyen şahıs hiçte tırsmış gibi değildi. Üstesine çemkirerek, aşağılayıcı bir ifadeyle gülümsedi. Aslında o derin bakışlar altında geri geri gitmem gerekiyordu. Hiç aldırış etmeden devam etmesi için elimle toparla dercesine hareket çizdim. Başını yana eğerek meraklı bakışlarla devam etti:
   “ Asıl burada bulunma nedenim; topraklarımıza sürekli akın düzenleyen vahşiler. Sınır bölgelerini talan eden acımasız tayfalar korumasız köylülere sorun yaratığından bölgenin Dük’ü Hernan İmparatordan yardım istedi,” diyerek bakışlarını çadır çıkışına yöneltti. Düşünüyor gibiydi. Bakışlarını tekrar yüzüme çevirerek ilave etti, “Yakında Ahal-Araz’ın yenilmez ordusu: 2. Lejyon bu topraklara sevk edilecek. 10.000 kişilik ordu çevreyi taramaya başlarsa emin olun ki sizin çelimsiz duvarınızı yıkar geçerler.”
    “ Doğrudur, fakat bizim hedefimiz bir ülkeyi ele geçirmek değil. Kendi halimizde hayatta kalmaya çalışıyoruz. Bana ne İmparatorun hali keyfinden.” diyerek ters yaptım. Elime şans eseri bir şehir kalbi geçmişti, fakat sürekli baskı yapan süper güçlerle tehdit ediliyordum.
    “ Babam, aynı şeyleri söylerdi. Ama artık İmparator Albinus’a hizmet etmektedir,” diyen Seth’in yüzünde acı gülümseme belirdi.
    “ Neyse” dedim, “ şu andan itibaren istediğin yere gidebilirsin. Sivri kulaklara gelince, ben onlarla konuşurum.”
     “ Saldırıya kaç gün kaldı?” diye sordu, benim yüzüne nereden biliyorsun dercesine bakmama karşılık sadece kurnazca gülümsedi. “ Aslında, konuşurlarken duydum” dedi.
    Gizemli askerin yanından ayrılınca yeni dikilmekte olan surun duvarlarına baktım. Derin nefes alarak yardım etmeye koyuldum. 40 metreye ulaşan duvar zamanında bitireceğimizin alametiydi. İlk başta yavaş ilerleyen duvar görünüşe bakılırsa şimdi daha hızlı ilerliyordu.
    Yanıma yaklaşan Vesstan başını yana eğerek düşünceli düşünceli izlediğim noktaya bakarak, “Merhaba küçük kardeş” dedi.
    “ Merhaba büyük kardeş,” diye alaycı bir tavırla cevapladım.
    “ Yarın sur kapılarının inşaatına başlayacağız. Bu işlem işimizi daha da yavaşlatacak. Düşman, bütün gücünü kapıya yönelteceği için daha dayanıklı yapmamız gerekecek.”
    “ Kapı falan olmayacak,” dedim. Bana şaşkın bir ifadeyle bakarak kaşlarını havaya kaldırdı. “Giriş çıkışlar için belirli ağırlıkta yük taşıyabilecek çıkrık mekanizması kullanacağız. Zamanla alt şehir duvarlarını yapılandırırken normal kapı kullanırız. Ne dersin Vesstan.”
    “ Bazen beni çok şaşırtıyorsun küçük kardeş,” dedi. Gözlerinde oluşan parıltı neyin alameti bir türlü karar verememiştim o an. “ Bunu hemen mühendisle konuşmam lazım..” diye aceleyle mırıldanarak yanımdan uzaklaşmıştı. Aslında okuduğum kitapta aynı duruma düşen bir komutanın aklına gelen bir fikirdi. Gene de gurur duymaktan kendimi alıkoyamadım. Sonuçta hatırlamakta bir başarıydı.
    Sulessa’nın dediği gibi güneş tam zirveyi bulunca Vesstan ile ahşap kılıçla talim yapmıştık. Sürekli bileklerimin zayıf olduğunu ve öldürücü hamle yapmak istersem biraz güçlenmem gerektiğini söyleyip duruyordu. Tabii antrenman esnasında beni sürekli tartaklamaktan vazgeçmiyordu. Gösterdiği temel vuruşlar ve teknikler oldukça basit olsada karakter özelliklerine yeni pasif yetenekler katmıştı.
Yeni pasif yetenek: Güçlü Bilekler: acemi 2 (silah saldırısı + %0,50, çeviklik +0,50, güç +0,50)
Yeni pasif yetenek: Keskin Silah: acemi 4 (keskin silah kullanıldığında saldırı + 1,00, saldırı hızı + 1,00)
Yeni pasif yetenek: Hafif Zırh: acemi 7 ( fiziksel savunma +1,75)
   Antrenman sırasında bizi dikkatlice izleyen Seth’in yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Aldırış etmeden yılmadan bir şeyler öğrenmeye çalıştım. 2 saat süren çalışmamız sonunda kaya üzerinde oturarak bilgilerimi kontrol etmiştim. Sonuca bakılırsa yeteneklerimi geliştirmek zaman alacağa benziyordu. Oyunun zevki günlük gelişimini matematiksel rakamlardan oluşan tabloda izleyebilmek. Attığın her adımı bir listede görebilmek ve geliştirmen gereken becerilerini keşfetmek bizi normal dünyadan alıkoyan nedenlerden biriydi.
   Akşama kadar süren oyun seansıma sonlandırarak çıkış yaptım.
Bölüm 9
Lara, 08.05.2023, 09:37
   Arkadaşlarının niyeti alışveriş merkezine uğramak olduğundan, Lara okula tek başına gelmek zorunda kalmıştı. Alışık olduğu masaya oturmuş camdan dışarı bakarken aklını toplamaya çalışıyordu. Başkan yardımcısı olduğundan klanın bütün sorunları ağır yük gibi omuzlarına çökmüş durumdaydı. Zodiac dünyasına ilk adımını atarken tek amacı arkadaşlarıyla beraber maceraya atılmak ve eğlenmekti. Oysaki bulunduğu vaziyet; bin kadar kişinin sorunlarıyla uğraşmaktan yorgun ve bitkin halde kendi dünyasına dönmekten ibaretti.
   " Girebilir miyim?"
  Lara bakışlarını camdan kapıya yöneltti. Evet, başka kim olabilirdi ki? Alaycı ve umursamaz tavırları üzerinde olan Vivian efendilerinin ta kendisi. Biran bakışlarını üzerinde sabitleyen Lara onu kıskanmıştı. Keşke onun gibi rahat ve geniş olabilseydi.
  " Geç otur, bir daha geç kalma diyeceğim, neyse demiyorum. Sonra sözümü dinlemiyorsun diye kendime sinirleniyorum."
  " Şimdiden özür dilerim hocam."
  " Geç otur artık." hoca eliyle herhangi bir yere otur dercesine rastgele öğrencilerden tarafa işaret etti. Yazı tahtasına dönerek dersini anlatmaya devam etti. Vivian Lara'nın oturduğu masaya oturur oturmaz:
  "Umarım pişman olmam, çünkü her gün gergin birine içecek ısmarlamak gibi bir niyetim yok" diye fısıldadı. Biraz şaşıran Lara kaşlarını kaldırdı.
  "Sizin orada merhaba demek için bu kadar laf mı sarf ediyorlar? Yoksa kız tavlamaya böyle mi başlıyorsun? İlgilenmiyorum şimdiden söyleyeyim." Defterine eğilerek not alıyormuş gibi yanına uzandı. Vivian ise hiç alınmadan fısıldamaya devam etti.
  " Merhaba, yorgun görünüyorsun. Tavlamak isteseydim daha değişik başlardım muhabbete. Hmm.. Diyelim ki şöyle: Merhaba, cici kız, beraber aynı masada oturuyor olmamızı gelecek için yatırım olarak gör. İleride çocuklarımıza nasıl tanıştığımızı anlatırken romantik sınıf masa konuşmaları olarak başlayabiliriz; Sınıfa girdim anneni gördüm ve beni bir mıknatıs gibi kendine çekti. Karışmış saçları o kadar tatlıydı ki sınıfın tüm masaları boşken bile annenin yanına oturdum, derim. Neyse, ne sınıf boş ne de başka masa var." Lara camdan dışarı bakarmış gibi yaparak dudaklarını ısırarak gülümsedi. Gözlerini ve yüzünü gizlemeye çalışıyordu.
  " İyi hikâyeymiş, ben çocukları severim ama şimdilik çocuk falan istemiyorum."
  " Konuşmaktan çocuk olmaz zaten, korkma." dayanamayarak çocuğun omuzlarına yumruk atmıştı ve artık gülüşlerini gizlemiyordu.
  " Teşekkür ederim." Lara içten tebessüm etti.
  " Sonunda güldürebildiğim için sevindim. Aslında geçen sefer istemeyerek kırmış olabilirim diye gönlünü almaya çalışıyordum. Gönlünü almaya devam edebilirdim ama hoca bu ay 14. kez sınıftan atacak. O yüzden ders dinliyormuş gibi yapayım bari. İmana gelmiş diye düşünsün hoca,” tüm samimiyetiyle düşünüyormuş gibi gözlerini tavana dikerek ilave etti, “Vay be alkoliğin imana geleni ya polis ya da molla olurmuş derler, benden de öğrenci olacak."
  “ Böyle bir şeyi kim söyledi sana."
  " Hacı Polis Haydar." Lara dayanamayarak kıkırdadı. Sonra dişleriyle dudaklarını ısırarak gülmeyi kesti.
  " Not alman gerekiyor, defterin falan yok mu?"
  " Hayır, o kadar da imana gelmedik sonuçta."
  " İmana gelmekle ne alakası var. İleride tekrar edebilmen için notlara ihtiyacın olacak."
  " Ha o mesele, onun için 'Yatırım ve Çocuk' hikayesini şu ön masada oturan kızlara anlatırım."
  " Çok kötü birisin."
  " Kalbim temiz falan diyerek klasik kendini kandırma moduna girmeyeceğim bile, Türkiye'de 70 milyondan fazla kalbi temiz insan var. Kötü biriyim doğru."
  " Vivian, çık hava al biraz, baya bilgi patlaması yaşıyorsun." hocanın arkaya dönmeden konuşmasıyla irkilen Vivian gözlerini devirdi.
 " Hocam, ben zaten havalı bir çocuğum." öğrencilerden bazılarının gülmesine rağmen hoca aldırış bile etmeden devam etti:
 " Hadi bakalım oksijen çocuk, git biraz kahve iç." oflayıp yerinden kalkan çocuğa Lara özür dilercesine baktı. Bakışlarına karşılık sadece hafif bir kafa sallaması aldı.
 " İyi dersler hocam vizelerde görüşmek üzere." Hoca bakmadan hoşça kal dercesine elini salladı. Kaldığı yerden not almaya devam eden Lara konuşmayı hatırlayarak kendi kendine sessizce güldü.
  Ders bitiminde aynı sınıfta okuyan Duygu ve İrem'le kantine geçtiler. Masanın dolu olacağını düşünüyordu ama değildi. Gözleriyle birini arıyormuş gibi kantini göz gezdirdi.
  " Aradığın kişi burada değil." Duygu sırtararak gözlerinin içine bakıyordu. "Bugün çarşamba ve Klarissa diğer kampüste."
  " Ben onu aramadım sadece..."
 Sadece ne? Aptal! Aptal...
  Cümlesini bitiremeden kızardı, gözlerini kaçırdı, ayaklarına bakarak masaya ilerledi. Duygunun hep açık konuşmasından nefret ediyordu. Salyalı ergenler gibi birde kızarıyor ve utanıyordu açık açık. Dur ! Duyguyla gene göz göze geldi:
  " Sen bu kadar detayı nereden biliyorsun?" Duygu umursamaz gibi omuzlarını silkti:
  " Klarissa ablamın sınıf arkadaşı ve ablam dün gece onlarda kalmıştı. Beraber vizelere çalışıyorlar." diye cevapladı. Saçlarını kulağının arkasına hapsetti anladım der gibi gözlerini kapatarak başını öne doğru salladı. İrem kahveleri masaya koyunca bir tanesini önüne çeken Lara konuştu:
  " Benim yüzümden sınıftan atıldı, o yüzden özür dilemek istemiştim o kadar." Hiç inandırıcı gelmemiş olacak ki Duygu alaycı bir şekilde gülümsedi:
  " Tamam, öyle diyorsan."
  " Çocuk yakışıklı, yüzü gözü düzgün. Hoşlandıysan nolmuş yani... " diyerek İrem araya girdi. Masada tuhaf sessizlik oluşmuştu. Uzun süre üçü de ne konuşacağını bilemeden etrafına bakındılar. Kahvesi biten Lara kitabını kolları arasına alarak kalktı:
  " Neyse, benim eve gitmem lazım, yarın derste görüşürüz." Hızlı bir şekilde vedalaşan Lara çıkarken kızların sırtına gülerek baktıklarını biliyordu.
  Vivian, 08.05.2023, 14:13
  Dersten atıldığım için erken okuldan ayrılmak zorunda kalmıştım. Gevezeliğim yüzünden kaynaklanan bir durum olsada hiç pişman değildim. Sonunda Lara diye kızın az gönlünü alabilmiş gibiydim. Oldukça soğuk ve esprilerime çok nadir tepki göstermesinden geçilmez duvar gibi duruyordu. Gür ve sürekli bukleleri birbirine karışmış grimsi sarışın saçlarının altını büyük, koyu mavi gözleri çiziyordu. Barbie gibi olmasına rağmen aklı başında ve ölçülü konuşan bir karaktere sahipti. Hani, ya güzellik ya akıl kuralı sanki onu es geçmiş gibiydi. Kendimi çirkin bulmuyorum ve karşı cinsten ilgisizlik te çekmiyorum. Fakat Hollywood Starları gibi de durmuyorum. Demem şu ki; bu kadar güzel ve zeki kızın erkek arkadaşı olmaması imkansızdı. İşte buna rağmen içimdeki erkeksi güdülerim canavar gibi onun için savaşmaya hazır duruyordu…
   Hormonal istekli duyguları bir kenara bırakıp, köyümüz hakkında söz edersek; sur dışına yüz metrelik mesafedeki ağaçlardan geriye kalan sadece çıplak meydan vardı. Bu manzaraya bakarak, şehir özellikleri penceresini görüntüleme başladım.
İsim: Yok
Seviye: 1 Köy
Nüfus: 52
Binalar:
Wisteria Ağacı Seviye 1 ( Günlük 5 şehir puanı üretir)
Ahşap Ev Seviye 1 ( Konaklama +5 kişi)
Ahşap Ev Seviye 1 ( Konaklama +5 kişi)
Puan: 12
İnşa edilecek olan binalar:
Şehir Duvarları %54
Yiyecek Deposu %73
Hangar %23
   İlk bakışta savunma binaları göz ardı bırakılmış gibi dursada, konaklama binalarına oldukça gereksinim duyuyorduk. Yetişkinler kamp ateşi etrafında sorunsuzca uyuyordu. Asıl sorun yaşlı ve çocuklardı.
  Yiyecek depolarına bahsedecek olursak önümüzde acımasız kış mevsimi vardı. O yüzden bulduğumuz mağara içinde yiyecek deposu inşa ediliyordu. Elfler genelde vejeteryan tarzı beslenme taraftarı olduklarından bitkicilerin özel hazırlamış oldukları salata tarzı yiyecekler kış için depolanıyordu. Zaten Vesstan’a sera misali birşey önermiştim. Plastik folyo yerine bez kullanmayı düşünüyordum. Ne kadar verimli olacağını şimdiden çözemediğim için bütün umudumu başarısız deneye bırakamazdım. Gerçi sihirli bir dünyada yaşadığımız için her şey olabilirdi…
   Antrenmandan bahsedersek, talim esnasında başını iki yana sallayarak bizi bölen Seth gelişimimi üstlenmişti. Vesstan bu duruma karşı olsa bile Sulessa’nın tek bakışıyla inadından vazgeçmişti.
   Seth ilk adım olarak bez istemişti. Bileklerime bağladığı bezleri torba gibi kullanarak, içini taşla doldurmuştu. Ayak ve el bileklerimde hissettiğim yaklaşık iki kilo ağırlık hareketlerimi gerekenden fazla yavaşlatıyordu. Su altı modu hareketlerim gülünecek gözüksede yeteneklerimi olağanüstü geliştirmişti.
  Bu durum tam 7 gün devam etmişti..
  Aradan geçen süre seviye atlamasam bile birçok becerimi geliştirmişti. Bunu, günlük kilo eritmek için kullandığınız egzersizler gibi düşünün. Erittiğiniz yağları ve kalorileri göremezseniz bile elde ettiğiniz 100 gram kilo kaybı gün boyu mutluluğunuza etkili bir faktör iken, benim elde ettiğim 22 bildirim mesajı ayrıca bir prestij idi.
   Kişisel gelişmelerin haricinde duvar tamamen bitmişti. Ayrıyeten yapılacak olan nöbetçi kulelerinin temeli atılmasına onay vermiştim. Saldırıya kalan 4 günü iyi değerlendirirsek belkide daha fazla binayı tamamlamış olacaktık. İnşaatı biten ahşap evler gittikçe çoğalıyor ve çocuklu aileler evlere yerleşiyordu. Diktiğimiz şehir kalbi fidanı çevresi canlanmaya başlamıştı. Ölü topraklar sanki yeniden canlanıyormuş gibi manzara oluşuyordu.
    Saldırı sonucu düşman duvarı aşarsa korumasız halkın mağaraya sığınması gerekliydi. Bu yüzden yedek plan olarak mağarayı gizlemek amaçlı girişine ağaç dikmiştik. Gerçi ne kadar yeşerir ve büyür orası belli değil.
19.05.2023, 08:13
   Bugün 3 etaptan oluşan saldırının gerçekleşeceği gün olduğundan sabah gözlerimi açar açmaz kahvemi alelacele içerek VR setimi kafaya geçirmiştim. Gitgide oyun dünyasında kaybolan hayatım için kardeşim ne düşünüyor duymak bile istemediğimden odanın kapısını kilitlemiştim.
 Surun iç kısmına güverte tarzı ahşaptan platform yapmıştık. Duvarı kalkan olarak kullanacak olan okçular böylece kendini düşman oklarından koruyabilecekti. Elimizden gelen hazırlıkları yapmış olduğumuza inanarak orman derinliklerinden çıplak meydanda belirecek olan düşmanı beklemeye koyuldum.
   Vesstan duvardan orman derinliklerini izler gibi tek noktaya bakıyordu. Belki de düşmanın belirmesini bekliyordu.
  Seth sessizce yanıma yanaşarak, “ İşte başlıyoruz.” dedi. Bir kahinimiz eksikti…
  Boru ötmesiyle ağaçsız bölgeye dökülen zombiler yavaş yavaş belirmeye başlamıştı. yüksek duvardan çelimsiz sıraya dizilmiş gibi görünen zombi ekibinin son mobu hizaya geçince birden hızlandılar. Mantıksız ve acı hissetmeyen varlıkların koşması üzerine yaylar gerilmiş Vesstan’ın tek işaretini bekliyordu.
  Ormandan duvara koşarak mesafeyi daraltan 100-150 civarı 50. Seviye zombiler oldukça ürkütücü duruyordu. Aslında Vesstan bile 230 seviye savaşçı iken 50. Seviye yaratıktan korkmak biraz mantıksız gelebilir. Fakat bizim amacımız Wisteria ağacını ve kampta bulunan ortalama 15 seviye çocukları korumak idi. Artı, düşman çok kalabalıktı.
   Zombiler atış mesafesine yaklaşınca havada süzülen Elf okları 15’e yakın hedefi etkisiz hale getirmişti. Tek atışla indirmeyi başaran elflere bir başka bakmıştım. Fakat sevincim kursağımda takılı kaldı. İlk atışta kullanmış oldukları aktif yetenekten dolayı hasarın yüksek olduğu anlaşılmıştı. Anlaşılan bundan sonra kişisel becerilerine dayanmakta olan korumamız tamamen elf okçulara bağlıydı.
   Artık hedefi kendileri belirleyen elfler en yakın olan düşmanı indirmeye çalışıyorlardı. Duvarın dibine kadar gelen zombiler tırnaklarıyla tırmanmaya çalışıyorlardı. Saldırı başlamadan duvara dökülen yağın ne işe yaradığını o zaman anlamıştım. Kaygan sıvıya dokunan siyahimsi ölü tırnaklar tırmanamıyor ve sadece tırnak izleri bırakmasına neden oluyordu. Ben çok düşünmeden hazırladığımız karpuz kadar taşları kafalarına hedef alarak yuvarladım. Sistem hasarı nasıl hesaplıyor bilmem ama sonuç; rakibin kafası ezilmiş, yerde yatıyordu. Sistem mesajlarını kontrol etmediğim halde seviye atladığımı anlamıştım.
   Yirmi dakika süren ilk akını kayıpsız olarak kazanmıştık.
   Boru öttü ve ormandan bu sefer 100 kadar zombi çıkmıştı. İşin garip tarafı okçu ve mızrakçı karışık olan birliği merdiven taşıyan ekip takip ediyordu. Hızlı bakış atarak 11 tane merdiven saymıştım. Bu sefer kalkanların arkasına gizlenen ekip iki sıra halinde bize doğru yavaşça ilerliyordu. Mantık sahibi olan zombiler 80. Seviye idi.
  Elflerin yüksek hasarlı aktif becerisinin cooldown ( bekleme süresi) süresi bitmiş olmalı ki yaylarını gererek Vesstan’ın işaretini beklediler. Okunu salan elfler yaklaşık olarak ondan fazla hedefi etkisiz hale getirmişlerdi. Seviye yükseldikçe zorlaşan savaşta nereye koşacağımı bile bilemiyordum. Koşmayı bırak neyin ne olduğunu anlamaya çalışmam bile zaman alıyordu. Belirli mesafeyi kat eden zombiler birden koşmaya başlayarak iki kola ayrıldılar. Sanki fermuarın açılması gibi iki yana ayrılan birliği izlerken bile maksatlarını geç algılıyordum. Bırak generaller gibi taktiksel açıdan değerlendirmeyi, olayı takip etmekte zorluk çekiyordum. Anlaşılan iki taraftan saldırı yapacaklar. Kenarda köşede gizlenen bu fikir benim en azından temel bilgilere sahip olmama yardımcı olmuştu.
  “ Beni izle,” diyerek ilk defa emrivaki konuşan Seth duvarın sol tarafına doğru koşmaya başlamıştı. Jeton geç düştüğünden ilk önce anlayamamış öylece arkasından bakıyordum. Sonra birden hareketlenerek gittiği yöne doğru ilerledim. Havada uçuşan oklara rağmen duvarın dibine kadar gelen zombiler merdivenin tekini çoktan duvara yaslamışlardı. Bizim peşimize takılan 5 Elf elinden geldikçe merdiven taşıyan hedefleri vurmaya çalışıyorlardı.
 Tahtadan merdivenin taşa sert bırakılması sonrası çıkan sesler ve duvara tırmanan zombilerin etrafımızı saracak gibi duruyordu. “Düşündüğüm başıma geldi” anlamını taşıyan olay ve ilk çirkin kafalar görünmeye başlamıştı. 7 kişi olarak duvarlara akın eden zombileri durdurmak zorundaydık. Bunları düşünürken dikkatimi Seth’e odakladım. Yüzünde vahşi bir sırıtma belirmişti. Sırıtma sonrası elinde beliren katana benzeri kılıç ucunu duvara hafifçe dokundurdu. Benden yana dönerek acımasızca bakış attı. Sonra inanılmaz hızlı hareket eden ve havada süzülen silüet idi. Peşinde bıraktığı siyah izleri takip etmek harici elimden başka birşey gelmiyordu. Belkide benim algılama becerimden daha hızlı hareket ediyor olabilirdi. Bıraktığı siyah dumanli iz sonrası yuvarlanan kafalardan bir tanesi önüme rast gelmişti. Aklıma gelen ilk şey iğrenç olduklarıydı.
   Efsanevi kılıcımı sıkı kavrayarak tırmanmakta olan zombilere ben de hasar vermeye çalıştım. Benim için çok zor rakip gibi görünen tek zombiyle yaklaşık on beş dakika uğraşmıştım. Soluk soluğa kalarak dizlerimin üzerine çökmüş ormanı izliyordum. Kanımca öten boru sesi sonrası herkesin bakışları ormandan yana çevrilmişti.
   “ Şimdi boku yedik…” diye fısıldadım sadece…
Bölüm 10
"Soylular masasından yükselen cahil gürültü hep savaş meydanında yankılanır."  Çavuş Dinos, 2.Lejyon
    Tam üç sefer ölmüştüm…
    Öten 3.boru sesi sonrası havada süzülen kaya, duvarı bir kağıt gibi ikiye ayırmıştı. Zorluk çekmeden kayayı fırlatan 5 insan boyunda iri yaratık var gücüyle böğürmüştü. Bunun üzerine diğer zombiler alkışlar gibi kılıçları yukarıya kaldırarak aynı tarzda bağırmaya başladılar. Cerberus köpeğin üzerinde oturan komutan Boss kılıcıyla öne işareti yaptıktan sonra hepsi birden yürüdü. Ne güzel manzara ama; 300 kadar 100 seviye korkunç yaratıkların üzerimize doğru koşarcasına gelmesi. 170. Seviye Boss’tan bahsetmiyorum bile. Kayayı fırlatan 160. seviye mini Boss’u da unutmayalım.
    Ortadan ikiye ayrılan duvarın üzerinde okçular yerini almış ve biz 11 kişi olarak kocaman deliğin orada duruyorduk. Düşman tüm gücüyle oluşan geçide bastıracağından elimizden geldiği kadar geçidi korumalıydık. Salınan oklar ve iki tarafın kaybı. Tabi ki de ilk ölen bendim.
    Bir dakika sonra yeniden doğarak duvar ayrığına doğru koştum. Geri geldiğimde gördüğüm manzara dehşet vericiydi. Kara kana bandırılmış gibi yukarıdan aşağı kana bürünen Vesstan, üç mobla savaşıyordu. Arkadan yanaşarak yardım amaçlı rakibinin en yakın olanına tüm gücümle kafasına darbe indirdim.
Kritik vuruş: +202 hasar ( - 110 hasar zırh savunması)
   Normal vuruş: +50 hasar ( - 98 hasar zırh savunması)
   Normal vuruş: +53 hasar ( -83 hasar zırh savunması)
  Kritik vuruş: + 253 hasar ( - 43 hasar zırh savunması)
Altta sıralanan log görüntülerini kapatarak bir sonraki düşmana saldırmaya çalıştım fakat beni sırtımdan vuran düşman tek vuruşla yeniden doğmaya göndermişti.
   Bu sefer yeniden doğmak için 5 dakika beklemiştim. Üzerimdeki güç kaybı ve hız kaybı debuff’lar -%25’e ulaşmıştı. Böyle devam ederse bir kaplumbağadan farkım olmayacaktı. Keşmekeşin oraya gelince Seth’in düşman Bossuyla teke tek dövüştüğünü fark ettim. Düşman liderin ölmek üzere olduğunu görünce baya rahatlamıştım. Seth’in bir sağda bir solda belirmesi düşmanı delirtmiş olmalıydı. Boss sürekli lanet okuyarak palasını sallıyordu. Bakışlarımı sola çevirince Sulessa’nın asasıyla kocaman yaratığa yaptığı hızlı hareketler yardıma ihtiyacı olmadığını gösteriyordu. Birden fazla düşmanla savaşan Vesstan’a koştum. Aynı taktik ve aynı durum. Bu sefer en azından 4 düşmanı yok etmeye yardımcı olmuştum. Görünüşe bakılırsa Vesstan’ın işi de baya kolaylaşmıştı. Daha sevinemeden saçlarımı kavrayarak havaya kaldıran yaratık beni kaldırdığı gibi duvara yapıştırmıştı. Karanlık…
    Debuff’lar ve yeniden doğduğum Wisteria ağacının altındayım. Sulessa ağacı korumak için iki düşmanla birden savaşıyordu. Benim Ti rakibin ayağını ısırmaya çalışıyor ki bunda başarısız olduğu basbaya belliydi. Bu kadar zayıf ve beceriksiz olduğum için içimde yükselmeye başlayan öfkeyle bağırarak düşmanın kafasına var kuvvetimle darbeyi indirmiştim. Öfkeliydim, sinirliydim ve artık bu dengesiz savaştan gerçekten yorulmuştum. Ne kadar hasar verdiğim umrumda değildi. Sadece kılıcımı salladım.
Yeni pasif beceri: Berserk öfkesi: acemi 1 (hasar + 0,25, kritik hasar şansı %0.25, savunma -20)
    Herşey suspus olmuştu. Sessizlik ve ben dizlerimin üstüne çökerek soluk soluğa ağacın gövdesine sırtımı dayadım.
‘ Teşekkür ederim minik prens.’ Sülessa’nın artık hangi tavırda konuştuğu umurumda bile değildi. Sabahtan beri üç sefer ölerek kaybettiğim TP puanları iyice canımı sıkıyordu. Evet, ölmeme rağmen gene de 3 seviye atlamış durumdaydım. Fakat 6 atlayabilecek iken, anlamsızca ölerek anca yarısını elde etmek canımı sıkmıştı.
    Yerimden ıkına sıkına kalkarak duvarın oraya doğru yol aldım. Manzara dehşet vericiydi. Sanki benim ha orada ha burada yatan et parçalarını izlememi bekler gibi çan sesi çaldı. Gelen sistem uyarı mesajı artık adet edinmiş tavırla oyun dünyasına satırlarını yayınladı:
Genel mesaj: Bütün Oyuncuların dikkatine: Efsanevi Al’Daris Evi yeniden doğuyor. 13. Taht Ophiuchus kolonları dikilmesi için kalan süre 3 ay 30 gün 23 saat …
    Görev Tamamlandı: Ophiuchus Tandemi 3, Wisteria Ağacını koruyun. Ölü Toprakların kalbinde yaratılan canlı güç vahşi yaratıklar tarafından hissedilmektedir. 15 gün sonra gelen saldırıya karşı hayatta kalmayı başararak Wisteria Ağacını koruyunuz.
 Ödüller: Aloe Köyü, 2000 şehir puanı, +300 sadık Şehir koruyucusu, + 3000 ün, Maceracı Prens Seti, 15000 TP
Yeni Görev: Ophiuchus Tandemi 4, Şehrinize yaklaşmakta olan 2. Lejyona katılarak becerikli asker olduğunuzu ispat edin. ‘Şimdi asker olma zamanı Maceracı Prens…’
Ödül: belirsiz, belirsiz, belirsiz
Yeni Unvan: Burjuva Nesli (+5 Karizma, +1 Şans)
    Ün güncellemesi: Burjuva
    Seviye yükselişi +1
    Ne elime geçen sete bakmaya ne de gelen sistem mesajlarını kontrol etmeye takatım kalmıştı. Açılan pencerelerin hepsini kapatarak önümde duran NPC’lerde göz gezdirdim. Yerde yatan et parçaları kaybolmuş sanki savaş olmamış gibi durum vardı ortada. Tabi duvar yıkıntıları olduğu gibi duruyor, bizim yeniden inşa etmemizi bekliyordu.
   Ah, kayıp sadece duvarla bitseydi, ‘Hayırlısı’ der geçerdim. Tam 7 Elf kaybımız vardı. Dersiniz ki: “ O kadar büyük orduya karşı kayıpsız imkansız olurdu”, fakat bu kadar kısa süre beraber olduğumuz NPC’lerin kaybı beni üzmüştü. Moralim çökmüş bütün bunları tarih kitabı okur gibi anlatan Vesstan’a bakarak kaşlarımı çattım.
   “Görüyorum ki asker kaybı senin için sadece rakamdan ibaret. Ailemiz katledilirken de böyle tek tek sayarak geçiştirdin mi acaba?” diyerek, içimdeki öfkeyi elimden geldiği kadar gizlemeye çalışmıştım. Bize inanmış yedi kişinin hayatı gereksiz bir köy yıkıntıları için canlarından olması oldukça sinirime dokunmuştu.
   “ Küçük kardeş, bunu sana yıllarca söyledim, ama beni anlamak istemiyorsun. Olanlardan erken haberim olsaydı önceden yardıma koşar her şeyi durdurmaya çalışırdım.” dedi, gözlerinde beliren öfke alevi resmen yüzünün kararmasına sebep olmuştu. Biran geri geri gitmek istesem de kendime hakim olmayı başardım.
‘ Acı geçmişin yüzünden seni sevenleri üzmek cehalettir… Aynı acıları ve suçluluk duygusu taşıyan bahtsız varlığı ezmeye çalışmak zulmettir.’
   “ Merhaba Sessi,” diyerek bakışlarımı bize doğru gelen ihtişamlı bayana çevirdim. Yüzündeki sakin ifade her zamanki gibi kontrolü elinde tutan güçlü lideri andırıyordu. Belkide öyleydi. Bakışlarımı tekrar abime çevirerek derinden nefes aldım. “ Özür dilerim Vesstan. Sadece, benim yüzümden hayatını kaybeden kişilere üzülüyorum. Keşke duygularımı anlatabilsem. Ben eğlenmek veya sorumluluklardan kaçmak için geldiğim alemde birilerinin benim için ölmesine anlam veremiyorum. Bu yüzden vicdanım rahat değil.”
    “ Anlıyorum küçük kardeş,” dedi Vesstan. Görünüşe bakılırsa sakinleşmiş gibiydi.
    “ Anladığını biliyorum..” dedim ve sustum.
    Oturduğumuz kayanın kenarına yaslanarak dizlerini kucaklayan Sulessa öylece bizim baktığımız noktaya sessizce baktı. Üç kişinin garip sessizliğini omuzunda taşımaya çalışan manzara, kaybolmaya acele eden güneşin altında kararmaya başlamıştı…
Bölüm 11
“ Bazen zekice ve akıllıca cevaplar vermek yerine cahilce susmayı tercih ederim” Suskun, Birlik İsimsizler, Ahal-Araz İmparatorluğu
   Vivian, 20.05.2023, 07:50
   Günlerdir üzerimde ağır bir yük misali yerleşen baskı yok olmuştu. Zaferin getirdiği rahatlıktan haz alarak gülümseyerek mutfağa kahve için indim. Ablam uyuyor olsa gerek bomboş ve sessiz mutfak yalnız hissetmeme neden olmuştu. Kahve makinesinin rastgele düğmesine basarak kendime kahve hazırlamayı başarınca, iPadden forum sayfasını açtım. Oyun hakkında bazı bilgiler edinmek istiyordum. Forumu incelerken dikkatimi ‘Bu Lach kim?’ konusu çekmişti. Kısaca başarılarımı tartışan oyuncuların beni nedensiz suçlamaları tuhafıma gitmişti. Tanımadığım insanlar hileci veya hacker olduğumu yazıp duruyorlardı. İşin garip tarafı 100 binden fazla okunan konunun altında 5 bin kadar yorum vardı. Benim koordinatlarımı paylaşana para teklif edenlerden tut, adminlere şikayet edenlerle doluydu.
   Anlamıyordum, kime karşı suç işledim de kuyruk acısı bu kadar sızlıyordu.
  Bazı yorumlara gülerek kahvemi yudumlarken uykulu adımlarıyla sallanarak ablam mutfağa gelmişti.
   “ Günaydın aşkım, senin kadar dinç ve neşeli olmak isterdim.” diyerek kahve makinesinin düğmesine bastı. Kahvesine bakmaksızın banyoya giderken saçlarımı karıştırdı. Ben peşinden sahte sinirli bakış atarken ilave etti, “Biliyorum, biliyorum saçlarına dokunmam yasak..”
   Makyaj laboratuvarından çıkan farklı bir Klaris mutfağa geri gelince, beraber kahvaltı yaptık. Ben oyun dünyasında başıma gelenleri anlatırken tüm dikkatiyle beni dinleyen kardeşim bazen gülüyor bazen de aptal olduğumu söylüyordu. Kahvaltı merasimi bitince beraber okula gittik. Onca gün sonra kız kardeşimle beraber zaman geçirmek iyi gelmişti. Bazen gerçek dünyada beni önemseyen kişilere ilgi göstermem gerektiğini hatırlatmıştı sanki...
Lara, 20.05.2023, 09:17
    Tahtaya dokunan kalemin çıkardığı gıcırtıya önem vermeden dersi dinleyen öğrencilerin tüm dikkati çizilen formüldeydi. Lara herkes gibi dikkatini vermiş gözlerini kısarak hocayı dinliyordu. Kapı çaldı. Dejavu.
    İçeriye giren öğrenci her zaman olduğu gibi Vivian idi. Bu sefer ön sıralarda yer bulan Vivian hemen sessizce oturdu. Hoca bunu fark etmiş bile olsa aldırış bile etmeden anlatmaya devam etti.
   Tüm ders boyunca Lara’nın gözleri Vivian’dan yana kayıp duruyordu. Bir türlü derse odaklanamıyordu. İşte, Begüm onun anlattığı hikayeye gülümsüyor ve kirpikleriyle oynuyordu. İşte, kız elini saçlarına götürüyor kulaklarına hapsediyor ve gülümsüyordu. Geçenlerde kendisi de böyle yapmacık hareketler yapıyor muydu onunla konuşurken?
    “Lara, ne düşünüyorsun? Not alsana,” Gerda’nın yabancı aksanıyla konuştuğu Türkçe düşüncelerinden koparıp atmıştı. “ Artık şu çocuğu kesmeyi bırak, çok belli ediyorsun.”
   “ Ben… Ben sadece düşünüyordum,” dedi Lara. Çok mu belli ediyordu. Ama neyi belli ediyordu? Son zamanlarda çok garip hissediyordu zaten. Bir türlü anlayamadığı içindeki boşluk bir yerlere koşmasını veya acele etmesini söyleyip duruyordu. Sanki o şeyi bulup boşluğa yerleştirmesi gerekiyormuş gibi…
   Son kez bir daha ön sıraya bakarak içinde uyanmaya başlayan kıskançlığı var gücüyle bastırdı. Kıskanmıyorum… Göğsünü gererek kendinden emin bir şekilde tahtayı izlemeye koyuldu…
    Ders arası giriş kapının orda toplanan öğrencilerin uğultusuna aldırış etmeden kantine yürüdü Lara. Bir sonraki derse 30 dakika zamanı olduğundan kahve içmek istiyordu.
   Kantin her zaman olduğu gibi kalabalık ve gürültülü idi. Sırayı beklerken Vivian’nın tarih hocasıyla muhabbet ettiğini gördü. Muhabbete o kadar dalmışlar ki etrafındaki şahısları farketmiyor gibiydiler.
   “ Naber Lara,” Lara irkilmiş, bakışlarını sesin geldiği tarafa çevirmişti. Sıcakkanlı gülümsemeyle Klarissa gözlerinin içine bakıyordu. Bakışları sanki tüm sırlarını gözünden okuyacakmış gibiydi.
   “ Merhaba Klarissa,” diye cevapladı Lara. Bakışlarına dayanamayarak gözlerini kaçırmıştı. Uzatılan bardağı o zaman fark etmişti.
   “ Kahve?” Sorduğu sorunun cevabını biliyormuş gibi kendinden emin bir şekilde gülümsemişti. Uzatılan bardağı tereddüt etmeden kabul eden Lara Klarissa’nın peşine takıldı. Kızışan muhabbetten etrafında olanlardan habersizce devam eden iki şahsın masasına izin almadan oturmuştu Klarissa. Kısa selamlaşmalar ve Lara bir an tereddüt etsede sonradan kararını vermiş gibi onlara katıldı. Çekingen tavrıyla bardağından içtiği yudumlarla ellerini meşgül etmeye çalışıyordu.
    “ Ya, hocam bak şimdi general o hamleyi yapmasaydı kesin o bataklıklarda ordusunu kaybederdi.” diyerek tüm samimiyetiyle duygusal bir şekilde anlatmaya çalışıyordu. Çenesini elinin tersine yaslayan Klarissa tüm bunları hafif gülümsemeyle izliyordu. Sonra bakışlarını Laraya çevirerek:
   “ Ee, Lara derslerin nasıl? Alıştın mı okula?” diye sordu. Okulun garip ikiz kardeşlerinin masasında oturması bile biraz alışılmadık bir durum iken, Klarissa’nın şahsına gösterdiği ilgi aklını karıştırmıştı. Oysaki, Vivian görmezlikten geliyor gibiydi.
   “ Evet, güzel bir ortam. Ülkeyi de beğendim. İnsanları içten ve sıcakkanlı.” diye klişe cevaplar verdi.
   “ Peki, nerede oturuyorsun? Hangi bölge yani?”
   “ Şey, biz aslında bir ay sonra başka bir semte taşınmayı düşünüyoruz. Üç arkadaş olarak tutmuştuk evi. Sanırsam, daha yakın bir mahalleye taşınacağız.”
   “ Aaa, öyle mi?” diyerek kaşlarını havaya kaldırmıştı Klarissa. Bakışlarını yana kaydırarak ilave etti, “ Aslında size uyarsa 7. Caddede bir ev var. Bizim yan daire.”
    “ Ben.. Yani oraların kira ücreti gereğinden fazla olduğunu biliyorum. Hem tek başıma karar verebileceğim bir konu değil,” dedi Lara.
    “ Aslında ücret konusu sorun değil. Sorun; evin size uyup uymadığı. Ev benim.” diyerek gülümsedi. Alt dudağını ısırarak devam etti, “ Ben kardeşimle oturuyorum. Ev size uyarsa anlaşmak istediğiniz tüm ücrete razıyım. Hemen karar vermek zorunda değilsin. İstersen arkadaşlarınla bir konuş,” diyerek Lara’nın elini okşamıştı. Nazik dokunuş içini ısıtmıştı.. Klarissa’nın gösterdiği ilgiyi çözmeye çalışıyordu aklında. Neden Lara? Klarissa’nın çıkarı ne? Hiç kimse karşılıksız bir iyilik yapacak kadar enayi değil, ve bunu Lara genç yaşlarında öğrenmişti.
   “ Tamam,” diye soluk gülümsedi Lara. “Arkadaşlarımla konuşunca kesinlikle bilgilendireceğim. Şey… Ben derse dönersem iyi ederim. Kahve için teşekkürler.” Lara yavaşça kalkarak sandalyeye asılı olan çantasını omuzlarına aldı.
   “ Bekle,” yerinden kalkan Vivian ilave etti, “Bekle lütfen, bende seninle geliyorum.”
   “ Tamam,” kararsız bir şekilde cevaplamıştı Lara.
   Yanyana yürürlerken herkes Lara’ya bakıyormuş gibi geliyordu. Kendi kendine yanakları sımsıcak oluyor yüzünü elinden geldiğince gizlemeye çalışıyordu.
   “ Söylesene Lara, senin erkek arkadaşın seni nasıl eğlendiriyor?” diye sordu Vivian. Dengesi bozulan Lara ne cevaplayacağını bile bilmiyordu. Erkek arkadaşı? Neden böyle bir soru sordu ki? Aklında oluşan binbir soru-cevap kafasını iyice karıştırmıştı.
    “ Bu biraz özel soru..” diyerek tarafsızca tavır takınmaya çalışmıştı. Erkek arkadaşı yoktu. Erkek arkadaşı olmuştu bir zamanlar. Fakat neden ayrıldılar, sorun neydi onu bile hatırlamıyordu artık… “ Sen kız arkadaşını nasıl eğlendiriyorsun?” Cevaptan kaçmabilmek için oku geri çevirircesine aynı soruyu sordu Lara.
   “ Hmmm… Uçaktan tek paraşütle atlayarak zaman zaman öpüşüyoruz. Değişik olsun diye yani.” diyerek gülümsedi ve ilave etti, “ Silikon dudakları için gerçi ister uzayda öpüş farketmiyor”
   “ Görüyorum ki fantezilerin sınır tanımıyor,” gülmemek için alt dudaklarını ısırmıştı Lara. Çocuğun herşeye alaycı yaklaştığı ilk başlarda sinir etsede şimdi sanki hoşuna gidiyordu.
   “ Sınır koyarak bir kutu içinde büyük göğüs hayal eden yılan gibi olmak istemiyorum. Sınırları aşarak topluluğun senin için karar verdiği geleceği zorlamayı seviyorum. Ya sen?”
   “ Ben? Ne olmuş bana?”
   “ Diyorum ki; fırsatın olsaydı botoks mı yoksa silikon göğüsler yaptırırdın?” diye sordu Vivian. Lara ilk dudaklarına sonra göğsünü kapatmaya çalışmıştı.
   “ Dudaklarımı beğenmiyor musun?” soruya soruyla cevap verdi Lara. Aslında yanakları sımsıcak olmuştu. Göğüsleri hakkında sormak istiyordu. Sanki onun vücudu hakkında yapacağı yorum çok önemliydi.
   “ Bazen sadece miyavlayan kedim ile konuşmayı çok özlüyorum,” diyerek derinden nefes almıştı. “ 7. Caddeye taşınacağından sorduğum iki soru oralarda moda. Estetik geçmişi olmayan bayanın apartmana girmesi yasak.” Demek dinliyordu. Klarissa ile konuştuklarını dinliyordu. O kadar görmezlikten gelse de vereceği kararı bile biliyordu.
   “ İşte bu yüzden taşınmayacağım belkide. Hem, sen bizi mi dinliyorsun?”
   “ Evet,” diyerek omuzlarını silkti. Bunu o kadar rahat ve umursamaz şekilde söylemişti. “Bence reddetme. Güzel bir teklif. Hem bazen ben seni okula bırakırım.”
    “ Neden seni bu kadar alakadar ediyor ki bu konu?” kaşlarını çatarak Vivianın gözlerinin içine bakmıştı.
    “Lara, geliyor musun?” belkide cevap verecek olan Vivianın konuşmasını kesmişti. Gerda iki saniye sonra seslensen olmaz mı?.. Gülümseyerek bakan Vivianın gözlerinden bakışlarını Gerdaya çevirdi.
    “ Geliyorum.”
    “ Hoşçakal Lara,” diyerek döndü ve uzaklaştı. Derse girecekti hani? Yanlış birşey mi söyledim?
    Gene düşüncelerine dalarak sınıfa doğru yürüdü...
   Bölüm 12 
  ‘Etme sırtını duvardan başkasına emanet; en kralının bile içinde vardır bir nebze ihanet!’Genel Söhbet Kanalı, Zodiac Online
Vivian, 20.05.2023, 17:13
Giriş…
    Beyaz ışık ve Wisteria ağacının renkli yapraklarını koklarcasına sarkan dallarının altında duruyordum. Ayaklarıma sürtünen Ti pençelerini yalayarak oturuyordu. Ben ağaca yaslanarak karakter bilgisini ekrana getirdim. Yapılandırmam gereken 12 puanı gerekli özelliklere dağıtarak son durumu gözden geçirdim.
İsim: Lach
Seviye: 19
Irk: İnsan
Sınıf: İllüzyonist (Tamamlanmamış)
Rütbe: Acemi
HP:640   MP:450 SP:320
Ana Özellikler:
Güç:19    Dayanıklılık:15    Çeviklik:55   Zeka:15     Bilgelik:1    Karizma:28   Şans:9    Telepati:10  (Yapılandırılmamış puan 0)
Prototip:
Al’Daris Kanı (Tamamlanma %4)
İllüzyon (Tamamlanma %2)
Aktif Yetenekler:
Analiz etme: Uzman 10 ( Herhangi soyut veya somut varlık ve cisim analiz sonrası elde edilen bilgi +%7,50)
Pasif Yetenekler:
Kedi Gözler: acemi 5 ( Karanlıkta daha fazla detayı fark etme +%1,25)
 Asa Kullanma Sanatı: acemi 1 (Asa kullanırken verdiğiniz fiziksel hasarı +%0,25, sersemletme şansını +%0,25 artırır.)
Mistik Al’Daris dövmesi: +%95 zihinsel savunma, belirsiz, belirsiz, belirsiz.
Kaslı Vücut: Uzman 9 ( güç + 7.25, dayanıklılık +7.25 )
Karizmatik Birey: acemi 1 (karizma +0,25, telepati +0,25)
Güçlü Bilekler: Uzman 10 (silah saldırısı + %7,50, çeviklik +7,50, güç +7,50)
Keskin Silah: Uzman 9 (keskin silah kullanıldığında saldırı +7.25, saldırı hızı + 7.25)
Hafif Zırh: Mahir 1 ( fiziksel savunma +7.25)
Berserk öfkesi: acemi 1 (hasar + 0,25, kritik hasar şansı %0.25, savunma -20)
Başarılar:
Familiar Sahibi ( +300 ün, + 10 ana özellik puanı)
Ben bir başkanım: (karizma: +10, ün + 100)
Ün: 3970 ( Burjuva)
Unvan:
Köy Başkanı ( ün + 50)
Komik Karınca: (ün +10)
Bahtsız Prens ( ün + 500, karizma +10, telepati + 10)
Ciğerci Kenan Ağa (ün + 10, Ciğer dövmesi)
Burjuva Nesli (+5 Karizma, +1 Şans)
Meslek: Yok
İlişkiler:
Vesstan: 98
  Sulessa: 100
  ???: -56
  Görünüşe bakılırsa tek bir savaş sonrası inanılmaz gelişme yaşayan pasif yeteneklerim sanki savaşı bekliyor gibiydiler. Çevikliğim 100 ulaşınca ayrı bir hız kazanacağımı biliyordum. Oyun ilk 10 sırasına yerleşen oyuncular Paladin veya Büyücü olduğundan, güç veya büyücü önem taşıyan; bilgelik ve zeka özelliğini kasıyordu. İşte bunun için hız kasmaya karar vermiştim. Ağır hareket eden veya tek noktada durarak rakibine büyüyle hasar vermeye çalışan karakter olmak yerine, hareketli tek vuruş yapıp kaçmayı başaran bir ninja olmayı hayal etmişimdir hep. Hem ekarte şansı yüksek hem büyü uygulanması zor olan hızlı cisim olmak hoşuma gidiyordu. Tabi balta veya uzun kılıç kullanan yakın dövüş şövalyelerin kritik vuruş veya normal düz vuruşta hasarı yüksekti. Fakat ben bu arayı kritik noktalara hasar vererek, vur kaç taktiği kullanmak istiyordum. Oyuncuların %90 aktif beceriyle savaştığından, sadece Japon ve Koreli oyuncular vasfına özel kılıçla dövüşme sanatını kullanıyordu. Beyin sonuçta gerçek hayatın bir yansımasıdır. İşte sırf bu yüzden üç sene hançerle rakibi alt üst etme sanat tekniği üzerine ders almıştım. Özel hocam gerçi Filipinliydi. Üç aydır ara verdiğim savaş sanatlarını düşünerek çevrimdışı olunca hocayı aramam gerektiğini düşündüm bir an..
   Bütün bunları bir kenara atarsak, duvar yeniden inşa edilmek üzereydi. Ayrıyeten iç duvar, dış surdan daha kısa olarak duvar örülmesi için temel atıldığını fark ettim. Herhalde, kullandığımız ahşaptan platform yerine duvar örmeye karar vermiş gibiydiler. Akıl abidesi elflerin ağaç kullanma ustalığını bildiğimden yorumsuz bırakmıştım duvar inşasını. Benim kesinlikle cücelere başvurmam gerekiyordu. Cücelerin dikkatini çekebilmek için kullanmam gerek tek şart ve nokta vardı: madenler. İşte bu yüzden cüceler diyarını ziyaret etmeye karar vermiştim.
    Gerçi ne Vesstan’a açtım bu konuyu ne beynimde vızıldayan Sulessa’ya. Herşeyi paylaşarak sonradan başarısız olmak yerine, yüzdesi yüksek olan anlaşmayı paylaşmak daha mantıklı gelmişti o sıralar bana. Hem daha ilişkiler listesindeki üçüncü şahsın kim olduğu belli değildi. Belki kamp içerisindeki herhangi bir Elf olabilirdi. Kuyumu kazan kazmayı veya küreği araştırmak yerine, sapından tutan şahsı bulmak istemiştim.
‘ Çok dalgın görünüyorsun şirin Lach.’
   ‘ İlk defa bana hakaret etmedin be Sessi’ aslında ilk defa düşüncelerimi ıkınırcasına zihinsel olarak iletebilmiştim. Telepatik özelliğimi yükseltmem gerekliydi ki SP’im gereğinden fazla hızlı indiğinin farkına varmıştım. Göz bebekleri büyüyen Sulessa bana şaşırmış gibi bakmıştı.
‘ Başırılarını yakinen izliyorum, benim minik Lach’ım.”
   ‘ Ben artık minik el kadar savunmasız yaratık değilim. Hem sen kılıcı bana uzatırken hazır olduğumu…’
Ben zihinsel konuşmayı bitiremeden dizlerim üzerine çökmüş burnumdan akan kanları silmek zorunda kalmıştım. Karşımda duran zihin uzmanı bayanın yüzünde kibirli bakış ararken koltuk altına girmiş beni kaldıran nazik kavrama hissettim. Bana acıma yerine şevkatli bakış sunuyordu.
‘ Seni çok seviyorum benim minik Lach’ım. Şimdiden özür dilerim.’
Kelimeler beynime sabitlenirken göğsümde hissettiğim acı patlaması şuurumu kaybetmeme neden olmuştu…
   Gözlerimi açtım, hareket eden ahşaptan kutu… Bulanık görmek yerine hissettiğim hafif dokunuşlar… Acı… Şuurumu kaybettim. Neden çıkış yapamıyorum? Neden kendi dünyama dönüş yapmam bu kadar uzun sürdü?.. İki saniyelik düşünce yürütme. Bu kadarcık kısa zaman ve şuurumu kaybetme.
   Çok güneşli bir sema. Bitkilerle örtülmüş göğsüm. Bana acınaklı bakan Seth.. En son yüzyıl önce yağlanmış metalik makine misali çıkan sesim, “ Neredeyim Seth? Neden sallanıyorum?” Aslında daha çok soru soracaktım ki dudaklarımı tanıdık tırtıklı diller yalamıştı. Defalarca tekrarladığım düşüncelerle karanlığa göğsümü germeye çalıştım ve derinliği belirsiz sularda omuzlarımı bükmüş bir şekilde uyudum.
   Kuru dudaklarıma dokunan ıslak ve kokulu bez. Lanet olası durumdan neden kurtulamıyorum. Neden çıkış düğmesine basıp Klarissa’ya sarılıp bir daha WC’de bile tek bırakmayacağımı söylemiyorum. Aşırı tepki verdim. Neyse, WC’de dudaklarını rüjlerken Melda’yla ettiği gıybetin altından kalkamam…
  “Dostum kalk artık,” kim konuştu veya kimin dostuyum farkında bile değildim. Neden böyle bir ruh haline büründüm onu anlamaya çalışırken boğazımdaki kuruntunun çatırdayıp ikiye ayrıldığını hissettim. Ne iğrenç ve mide bulandırıcı bir duyguydu.
  “Su..” tek kelimeyle sanki yazılmış tüm romanın ağırlığı üzerime çökmüştü. Dudağıma defalarca dokunan bezler dizilmiş romanların raflarını temizliyor gibiydiler.
  Yıldızlar… Oldukça güzeller ve ihtişamlı gözüküyorlar. Gözlerinizi kapatmadan veya açmadan önce oda tavanı yerine yıldızları izleme şansı yakaladıysanız çok şanslısınız.
   Titreyen bedenim, parladıkça adımlarımı aydınlatan yıldızların altında yürümeye gayret gösteriyor gibiydi.
    “ Lan, Ram yardım etsene…” yaşam esintisi bedenimi kollarına almış yer tabanından yükseklerde yaprak gibi esintilerinde sürüklüyordu. Benim ise tek isteğim derinlere gizlenmiş Alt+F4 düğmesi…
    Yıldızlar Güneşin parıltıları altında saklanmış veya rakibine boyun eğmiş olmalılar ki gözükmüyorlardı.
   “ Çok şirin gözleri var. Umarım ölmez.”
   “ Tırnak, Melez’in tiksindirici konuşmaları yetmezmiş gibi, bir de sen çıktın başımıza abaza..”
   “ Hehe, çocuğun gözleri çok tatlı.”
    Gözlerimi açmış olabilirim fakat hiçbir şahsı göremiyordum. Duyduğum saçma konuşmalar uyumadan önce dinlediğim tiyatro repertuarları gibiydi.
   “ Abi, beni duyduğunu biliyorum. Lütfen iç..” çocuk tınısı gibi gelen ses sonrası dudaklarımı ıslatan ekşimsi bir tat hissetmiştim. Bilmiyorum, belkide yüzümü buruşturmuştum. Herhangi bir tepki verdiğime emindim.
    Mor gözleri parlayan kız çocuk siması. Hareketsizce yatarak sadece gözlerinin içine bakmıştım.
    “ Merhaba abi,” fısıldayan çocuğun yüzünde beliren gülümseme. Sevimli aynı anda ürkütücü. Tek gülümsemenin içinde sakladığı nefret ve sevgi vardı sanki.
    “ Merhaba,” kısık sesle cevaplamıştım. “Nerdeyim? Kimsiniz?”
    “ Ben Melez, bazıları Dansöz der,” diyerek sırıttı. Sanki komik bir şey söylemiş gibi.
   “ Dostum, sonunda uyandın.” diyerek yanıma çömelen Seth’di.
    “ Neredeyim Seth? Vesstan nerede? Sulessa nerede?” diyerek sormaya başlamıştım fakat sözümü kestiler.
    “ Dostum, 2. Lejyondasın. Dediğin kişiler seni köy dışına, kalbine hançer saplanmış bir şekilde attılar. Üzgünüm.” söylenenleri anlayabilmem için ara vermişti. Sonra derinden nefes alarak ilave etti, “ Bilmiyorum neden ama durum böyle dostum. Ben seni sınıra doğru yaklaşan orduya taşıdım.” Ama neden böyle birşey yaptılar. Nasıl olurda kendimin kullanılmasına izin verdim?
  Taht: bir sabun gibi kaygandır. Sinirden ellerim titremeye başlamıştı.Titreyen elden kayan sabun yere düşer. Yerde yatan cisme gözü çarpan herkes sahiplenir.
   Bu durumda yapabileceğim tek şey olduğunu anladım.
Çıkış…
 
 



Didar Saparov



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6465
2 Firari Fırtına 4507
3 Mustafa Ermişcan 3978
4 Hasan Tabak 3636
5 Nermin Gömleksizoğlu 3263
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3134
7 Uğur Kesim 3107
8 Sibel Kaya 2974
9 Enes Evci 2674
10 Turgut Çakır 2349

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2291 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com