Romanlar

GÜNEŞLİ GÜNLER
Okunma: 95
Hikmet Demirci - Mesaj Gönder


 
 
               Ayakta kan ter içindeydi. Bir elinde testere önündeki işle meşguldü. Kendisi gibi ustaların uğraş sesleri arasında çalışmayı severdi. Zaten marangozluk baba mesleğiydi. Elindeki testereyi nasıl kullanacağını henüz 13 yaşındayken babası öğretmişti kendisine. Babasının öğretisine sadık kalmasının verdiği huzur yüzünde bir tebessüm oluşturmuştu. Bir anda geçen yıl babasını kaybedişi aklına geldi. Tebessümü gözlerine saklanıp yüzünü ekşitti. Elindeki testereyi bırakıp sessiz bir yerde ağlamayı tercih edebilirdi. Ama arkadaşlarına rezil olmayı göze alamadı. Ağlamak rezil olmak mı diye düşündü. Duygularını ifade etmenin rezil olmak olamadığını anladığında ağlaması kesilmişti.
 
               İşine odaklanmalıydı. Dikkatini dağıtırsa her an elini kesebilirdi. Ama yapamıyordu dikkati dağılmıştı bir kere. Dükkanın çırağının sesiyle irkildi. Usta çay diye seslenmiş ve belliki çay getirmişti. Elleri soğuk testereyi bırakmak istemezken çayın sıcaklığına da kavuşmak istiyordu. Bunun orta yolu yoktu. Testereyi her zamanki koyduğu çalışma tezgahının altındaki dolaba koydu. Tezgahın üstündeki tahta parçalarını yere koyarak üstüne oturdu. Ne de olsa beton zeminden daha temizdi tahta parçaları. Çırağının tezgaha bıraktığı çayı tezgahın üzerinden aldı. Sağ eli çay bardağını tutarken sol eli iki adet küp şekeri çay bardağına atıyordu. Sol eli çayı karıştırmak için çay kaşığına gittiği esnada eşini düşünmeye başladı. Eşi de kendisi gibi solaktı ve 8 aylık hamileydi. Yakında çocuğu olacaktı. Acaba çocuğu da solak mı olacaktı? Bunu düşündüğünde bir anda güldü. Bunları düşünmenin manasızlığı yüzünde komik bir şey oldu izlenimi verdi. Kendi kendisiyle dalga geçer gibi bir haldeydi.
 
               Eşi ne yapıyordu acaba? Odun toplamak için gidebilmiş miydi? Bebeğinin zarar görmesini istemediği her halinden belliydi. Sol eliyle çayı ağzına götürdüğü esnada çok düşüncesiz olduğunu farketmeye başladı. Kendisi marangozdu. Bu işi 13 yaşından beri yapıyordu. Türlü türlü ağaçlardan her türlü mobilya türünü yapmayı biliyordu. Ama kendi evine güzel güzel mobilyalar yapmadığını farketti. Yeni çocuğu da olacaktı. Ona beşik de yapabilirdi. Heyecanlandı. Hemen işe koyulmalıydı. Önce çayının bitmesini bekledi. Hızlıca çayını yudumladıktan sonra tezgahın başına geçti. Yeni çocuğuna beşik yapacaktı. Henüz bir ay vardı dünyaya gelmesine. Eşinin sevineceği bir hazırlıktı bu yaptığı. Zaten ustaydı bu işlerde kısa sürede bitirebilirdi de beşiği. Hem eli de hızlıydı. Ne de olsa babasının öğrencisiydi. Beşiği bitirir bitirmez eve gidip eşinin sürprize vereceği tepkiyi hayal etti. Eşinin kendisine yaptığı sürprizden habersiz halde.
 
                 Tebessümler eşliğinde evine gidebilecekti bu defa. Hem erken gitmiş olsa da eşi çoktan eve dönmüş olurdu. Yakındı da zaten odun toplanan yer. Hemen işe koyuldu. Sol elinde testere, sağ elinde tahta parçaları başlamıştı güneşli günlerin beşiğini yapmaya. Kısa bir süre sonra elindeki testereyi tezgahın altındaki dolaba bıraktı. Beşik bitmişti. Uzaktan bakmalıydı hayal kurarak. Henüz teknoloji gelişmediği için kız mı erkek mi bilmiyordu ama erkek babası olmak istiyordu. İki tane kızı vardı zaten. Oğlu yoktu. Hayal kurmaya başladı ama bu kısa sürdü. Bir an irkildi, düşecek gibi oldu. Yapmış olduğu beşikten tutunarak son anda düşmekten kurtuldu. Gitmeliydi artık.
 
                  Eşine sürprizini sunmak için sabırsızlanıyordu. Tutunduğu beşiği sol eline alarak çırağa az önce çay içtiği bardağı almasını söyledi. İş arkadaşlarına selam verip çıkmak üzereydi ki iş arkadaşlarından birisi hayırlı olsun dedi. Dönüp arkadaşına bakmak üzereyken kimin söylediğini sesinden tanımıştı. Ve on yıldır evli olmasına rağmen çocuğu olmayan biriydi bunu söyleyen. Ne söyleyeceğini düşündü, belki tek kelime işine yarayabilirdi. Arkadaşını kırmak istemiyordu. Yıllardır çocuğu olmayan birine ne söyleyebilirdi ki. Kendisinin 2 çocuğu vardı. Üçüncü de yoldaydı. Az önce tezgahın başındayken oğlunun olmasını istediği düşüncesi aklına geldi. Çocuğunun cinsiyetini neden önemsediğini gözlerini sol aşağıya çevirerek kendine sordu ve soruya cevap bulamadığını farketti. Hangi cinsiyete sahip olursa olsun evladı olacaktı. Canından bir parçaydı. Kız olsun erkek olsun bir önemi olmamalıydı. Hem komşusunun oğlu vardı da ne oluyordu. Komşusuna çektirmediği kalmamıştı. Bu düşünceler eşliğinde iş arkadaşına o tek kelimeyi edebildi, sağol diyebildi sadece. Tebessüm de eşlik etmişti sözlerine. Arkadaşının kırılmadığını umarak elindeki beşikle işyerinden hızlıca çıktı.
 
 
 



Hikmet Demirci



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6465
2 Firari Fırtına 4507
3 Mustafa Ermişcan 3978
4 Hasan Tabak 3636
5 Nermin Gömleksizoğlu 3263
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3133
7 Uğur Kesim 3107
8 Sibel Kaya 2974
9 Enes Evci 2674
10 Turgut Çakır 2349

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1958 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com