Romanlar

UMUT YETİMHANESİ
Okunma: 123
AHDE VEFA - Mesaj Gönder


Sayfa seçiniz: Sayfa: 1 - Toplam Sayfa: 2
NEDENSİZ ÜRPERTİ / HOŞGELDİNİZ
EFENDİM
 
         Bir pazar sabahı, Tokat Reşadiye tren istasyonunda bekleşen yolcular... İstasyon
tabelasının hemen yanında, bir bankta oturmakta olan Hanzade Hanım... Yanında bir
eski bavul ve çantasıyla, gri soluk pardesüsü, kalın topuklu ayakkabısı ve biraz üşümüş
vaziyette, istasyona yaklaşan treni görüyor ve yavaş yavaş yerinden kalkıyor... Hareket
etmeyi bekleyen trene binerken trenin basamaklarında biran durup, derin bir nefes
çekerek, etrafına son bir kez daha bakıyor. O sırada duyulan düdük sesi ve kondüktörün
‘’Tren kalkıyor!’’ sesiyle irkilerek, vagonun kapısından içeri girer, elindeki bilete baka
baka; biraz telaşlı biraz hızlı bir şekilde yerine yerleşen Hanzade Hanım, köhne vagonun
puslu camından dışarıya bakarken, geçmişe dönüyor ve Fikret Bey’le olan ayrılık
sahnesi gözünde canlanıyor.
 
( flashback:)
 
Hanzade : En başından belliydi beni sevmediğin.Sana duyduğum aşkın karşılığı bu
olmamalıydı. Ben bunu haketmedim Fikret. ( Ağlamaklı gözleri yalvarır bir şekilde
bakarak)
Fikret bey :Ne olur böyle söyleme Hanzade, ben seni ölesiye seviyorum tamam, doğru!
Ama en başından yasaktı bizim aşkımız. Edemedim ki sensiz, duramadım ki...
Biliyormusun seni düşünerek,ruhum ayrı başka bir bedende girdim yatağıma hergece,
kabusların en büyügü, derdin en çaresizi de, işte buydu... yanımda olamamandı benim
kapanmaz yaram!(Çaresiz gözlerle Hanzade’ye bakar Fikret Bey)
 
Hanzade: Bu saatten sonra bana bu söylediklerin ancak masal gelir Fikret ..eğer
gerçekten beni seviyorsan (Elini uzatır Fikret’e doğru)hadi birlikte gidelim
buralardan...
(Elini uzatamaz, utanır ve çaresiz, kafasını başka yöne çevirir Fikret Bey )
 
Fikret : Yapamayız Hanzade! kaçamayız gidememki buralardan Ya
arkamdakiler!Beni seven karım, ya çocuklarım... nasıl olacak Hanzade söyle
bana, söyle varsa bir çıkış bir yol söyle
 
(Hanzade bakışları sertleşerek yüzü asık fakat yüzünde beliren bir gurur edalı tavrıyla)
Hanzade: Anladım Fikret.Artık hiç kimseyi sevmeyeceğim. Hiç kimseye ama hiç
kimseye inanmayacağıım hayatım kalbim yüreğim boş bomboş olacak tıpkı
senin le yaşadığım bu boş hayal gibi... Ve bir daha seni asla ama asla
görmeyeceğim ve sana duyduğum sevginin yerini emin ol kin ve nefret alacak...

Fikret: Hanzade Ne olur affet beni...
Hanzade: Asla...
... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...
      Gözleri dolan Hanzade Hanım puslu tren camından bir süre öylece dışarıyı izlerken
birden acıktığını farkederek, evinde hazırladığı yolluğu çantasından çıkarıp, birşeyler
atıştırmaya başlar.O sırada vagondaki ailelerden birinin çocuğu ansızın Hanzade
Hanım’ın yanında belirerek ‘’Acıktım’’ der. O anda Hanzade Hanım’ın yüzündeki
ağlamaklı tavrın yerini buz gibi bir ifade alır. Bu ifadeden korkan çocuk feryat figan
‘’Anne anne” diyerek koşarak uzaklaşır. Vagondaki herkes bir şekilde Hanzade Hanım’a
odaklanır. Umarsız tavırda Hanzade Hanım, hiç bir şey olmamış gibi yemeğini yemeye
devam eder.
 
(Pazartesi)
      
   Ertesi gün Hanzade Hanım’ın İstanbul’a geleceğinden haberdar yetimhane
çalışanları, tüm hazırlıkları tamamlamış, beklemeye koyulmuşlardır. Bardaktan
boşanırcasına yağan yağmurda, yetimhanenin eski büyük kapısı önünde beliren bir
taksi. Taksiden alelacele inen şoför,arabanın bagajından bavulları alarak,kapının önüne
koyar. Taksinin arka kapısı yavaşça açılır ve ilk görülen şey, Hanzade Hanım’ın topuklu
ayakkabılarıdır. O anda çakan şimşek sesiyle,ayaklarını su birikintisine basan Hanzade
Hanım’ın geldiğini, yetimhane çalışanları farkeder.Bina girişi ile büyük kapı arasında
hazırol vaziyetinde sıralanırlar. Çocuklar ise buğulu camlarda ikişer-üçer meraklı
gözlerle, kapıdan girecek olan yeni müdürelerini beklemektedirler.Büyük kapı açılır,
Hanzade Hanım kendinden emin adımlarla çalışanların ‘’Hoşgeldiniz efendim’’
sözlerinden umarsız, yavaş yavaş bina kapısına ilerler. Yüzünde hiçbir ifade yoktur.
Ahşap merdivenlerden odasına doğru giderken, topuklu ayakkabılarının çıkardığı sesler,
tüm binada yankılanır, bu ses herkesin içini ürpertir. Nedendir bilinmez, herkesin
yüregini anlamsız bir korku kaplar.
 
pazartesi

         O sırada Aydın’da bir semt kahvehanesi.. İsmail Bey, elinde çarşıdan aldığı üç beş öte-
beri ile evinin yolunu tutarken, kahvedeki ahalinin ısrarına dayanamamış,’’ Bir kahve
içeyim, sizimi kıracağım’’ diyerek ahaliyle sohbete girişmiştir... daha sonra koyu sohbeti
yarıda kesen İsmail Bey, ‘’Bana müsaade, evde kızım bekler, huysuzlanmasın bizimkisi’’
diyerek hızlı adımlarla evin yolunu tutar... .İki göz odalı, küçük bir bahçesi olan, yeşilin
içinde bir gecekondudur yaşadıkları yer... .Evin bahçesinde babasının gelişini bekleyen
Karaca, yemek için masayı hazırlamaya çalışmaktadır... Biraz telaşlı hali, yüzünde
devamlı bir gülümseme, kırmızı yanaklarına ayrı bir hoşluk katmaktadır. O anda, içeride
eski pikapta çalan Müzeyyen Senar’ ın yeşil ördek şarkısını mırıldanmaktadır...
 
   Öksüzlüğünü hatırlar, tahta sandalyenin bir köşesine oturarak hüzünlenir, gözleri dolar,
anasını sadece ondan kalan resimlerden bilir ama ne ana kokusunu nede ana şevkatini
bilmez, garip olur öksüz Karaca. Gözyaşları çiseleyen yağmurun damlaları misali
düşüverir gözlerinden al yanaklarının üzerine, dünyalar güzeli Karaca’nın. O sırada
babası bahçe kapısından içeri girer. Karaca’nın ağladığını gören İsmail Bey, elindekileri
savurarak ‘’Kızım ne oldu neyin var’’ diye sorar . ‘’Baba, anamı çok özledim... Ne
olurdu! Yanımızda, bizimle olsaydı, kokusu sarsaydı etrafı, koklasaydım yavaş yavaş...
Yasemene güle karışsaydı, anamın bilemediğim güzel kokusu.Çekseydim içime... Bir
daha, bir daha, bir daha’... Babası üzgün, buruk, ‘’Ben de kızım, bende çok özledim
Ferda’yı... Hiç unutmam Annen sana hamileyken, seni nasıl büyüteceğini, öpmekten,
koklamaktan bıktıracağını anlatırdı’’... Ağlayan Karaca, ‘’Bıkmazdımki, hem niye
bıkayım ki! daha çok, daha çok diye! şımarırdım hatta!’’der.
 
   İsmail bey yüzünde beliren hafif bir gülümseme ile kızının ağlamaktan ıslanmış
gözlerinin içine bakarak kızımmmm! der baba şefkati ile kızına sımsıkı sarılır Karaca
babam babacımmm diyerek bir süre öylece sımsıkı sarılarak dururlar bu arada içeride
çalan şarkı kulaklarda yankılanır... .
 
Yeşil Ördek Gibi Daldım Göllere
Sen Düşürdün Beni Dilden Dillere
Başım Alam Gidem Gurbet Ellere
Ne Sen Beni Unut Ne De Ben Seni
Sevdiğim Cemalim Güneşim Ayım
Seni Seven Aşık Çeker Ervahın
Getir El Basayım Kelamullahın
Ne Sen Beni Unut Ne De Ben Seni
 
(Salı)
   
      Ertesi sabah Yetimhanede, Hanzade hanım müdür odasının kapısında belirir... O
kadar kolay degildir bütün çocukluğu burada geçmiş hayatı burada şekillenmişti...
Müdür odasının kapısı hala aynıydı. Bu kapıdan her girişinde ağlayarak çıkmıştı
Hanzade... Ama! bu sefer öyle olmayacaktı. Ödetecekti, bu acıların bedelini herkese...
Hanzade hanım topuz şeklindeki kapının aşınmış kolunu tutarak çevirir... Kararlı
bir şekilde, hızlıca içeri girer... . Odanın duvarlarındaki sıvalar, onlarca yıldır suya aç
toprak misali çatlamış, her kapı vuruşun da sonbahar yaprakları gibi, birer ikişer
dökülüyorlardı... . Yoksa, o damı dövülmüştü! Bunlar, belkide, gözyaşlarıydı duvarların.
Öylece izledi etrafı Hanzade. İşte yine olacaktı, bırakmayacaktı ki kötü anılar peşini. Her
fırsatta canlanacaktı yine yine yine...
 
(flashback)
 
Müdür odası: Ozaman ki Müdüre hanım bir kız çocuğunun iki kulagını sıkıca çekiyor...
Tokat, tokat sesleri karışır bu küçük kız çocuğunun cılız haykırışlarına... Yankılanır,
bütün yetimhanede... O küçük masum kız çocuğu hanzadeden başkası degildir... bir
hayırseverin bagışladığı hediyeleri zamanından önce açmış bunu farkeden mürebbiyesi
durumu müdüre hanıma bildirmiş müdüre hanımda kuralları hatırlatma telaşı ile
 
Müdüre hanım : Ben size demedim mi, benim kurallarıma uyulacak diye! Kızım
ha, söylemedim mi?
(Masumdur daha küçük bir kız çocuğudur ... telaşlanır yüzü kızarır Hanzadenin, ne
diyeceğini bilemez)
 
Hanzade : Ben ... ..efendim şey... ..(korkmuştur kapanır küçücük dudaklar ı
açılamaz tekrar )
 
Müdüre : Suuusss! (bir tokat sesi ve ardından bir tokat daha)
 
   Nasıl saracaktı. nasıl unutacaktı Hanzade bu yaşanılanları? Hani zaman her
derde devaydı, hani her şeyi unutturacaktı? Hayır, degildi zaman; o sadece kötü bir
ilaçtı yarayı daha da derinleştiriyordu... .Unutmanın tek yolu vardı o da kendisine
yapılanları ödetmek işte bu onu daha güçlü yapıyordu... . Belki onu kendisiylede
savaşmak zorunda bırakmayacaktı... Kendisiyle barışmış olmak önemliydi... Çünkü
dışarıda zayıflara yer yoktu... .
... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ...
Kendine gelen Hanzade hanım, kendisinden emin adımlarla müdür koltuğuna
oturduğu sırada kapı çalar... . Yetimhanenin kendisinden önceki müdüresi gelmiştir...
daha hanzade içeri buyurun demeden sinirli kaşları çatık patlamak üzere olan bir
volkan gibi elleri sinirli halinin vermiş olduğu etki ile titrer bir vaziyette sandalyeye
oturur konuşmaya başlar... .
 
Eski müdüre : Ben bu yetimhaneye senelerimi harcadım... .onca emek verdim
sonra ne oldu ankaradan bir yazı geldi ve başka yere tayinimin çıktığı haberini
alıyorum... Bu bana yapılmış çok büyük bir haksızlık... Ben bunun peşini
bırakmayacağım arkanıza hangi kuvvetleri almışsanız bu uzun sürmeyecek... .
 
Hanzade hanım : ( Gayet pişkin tavırla )  Elinizden geleni ardınıza koymayın bu
saatten sonra burada benim dediklerim olacak benim sözüm geçecek artık sizin
bura ile bir ilişkinizin kaldığını düşünmüyorum yapacak yığınla işim var diyerek
(hızlıca ayağa kalkarak elinle kapıyı gösterir) lütfen artık gidiniz der... .
 
   Eski müdüre şaşırır böyle bir cevap beklememiştir... .Gözleri dolar bir şeyler söylemek
ister ama boğazına düğümlenir yerinden hızlıca kalkarak odadan dışarı çıkar çalışanlar
ve çocuklar ile vedalaşmak için yetimhanenin bahçesine iner... .Yetimhane çalışanları
ağlamaktadırlar... Eski müdüre hepsi ile teker teker vedalaşarak onlara: “Benim küçük
yavrularım size emanet” der..
   
      Yanında küçük bir bavulu ile arada arkasına bakarak büyük kapıya doğru
yürürken başını bir ara yukarı çeviren eski müdüre üst kattaki camdan bakan Hanzade
Hanım’ı görür... Kollarını bağlamış sert taviz vermez bir tavırla kendisinin gidişini izleyen
Hanzade hanım ile göz göze gelir ıslak gözleri çaresizdir. Umurunda degildir hanzade
hanımın kafasını başka yöne çevirir...



AHDE VEFA

Sayfa seçiniz: Sayfa: 1 - Toplam Sayfa: 2


Yorumlar (1)
EROL ÇELİK 12.05.2020 20:23
Çok çok güzeldi


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6469
2 Firari Fırtına 4511
3 Mustafa Ermişcan 3983
4 Hasan Tabak 3640
5 Nermin Gömleksizoğlu 3265
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3137
7 Uğur Kesim 3109
8 Sibel Kaya 2977
9 Enes Evci 2677
10 Turgut Çakır 2351

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:2309 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com