Senaryolar

Vizyon Ağaç
Okunma: 121
Hep de Böy - Mesaj Gönder


Yani ne alaka? İnsan başkalarına söylediği lafların değerini de kendinde bulabilmeli. Artık eve gidip dişlerimi fırçalamazsam beni sevmeyecek erkeklerden kurtulmak istiyorum. Bu ne canım, ne biçim gece, müziğin içinden çıkan aile! Kocandan şarkı söylemek için izin istemek falan bunlardan sonra çıktı herhalde. İçimdeki bu dehayla ünlü olmama da gerek yok, bunu dışarı attığımda bir şeye benzer sanat. Asalak mı, as alak mı, asa lak mı? Adama bu halimle bir şeyler anlatmaya çalışıyorum ama duyan kim? Bu kadar şeyi somut bir iletişimsizlik için duyarken sanatıma nasıl güvenebilirim? İnanamıyorum benim mi? Hatırlamak anımsatmaktan daha değerli bir şey olmasa bütün sekreterler patron olurdu, diyelim ki herkes işinin patronu. Peki ekmek bayatsa ne olur diyemiyorum bile çünkü bu aşırı bir gerçekçilik dozu olabilir şu sıralar. Kedim ‘kiki’ beni duyuyor mu yoksa sadece hissediyor mu? Hani şu sekiz sene sonra, bir kedim olacak ya, ondan bahsediyorum. O ne de olsa dilimize ancak fikirler kadar aşina, bana kalırsa. Gece uzun, yıllar sonrası nasıl da yakındı. Bunların hepsine aynı anda bir şey hissedilir mi be? Yavaşla! Annem yemeği ilk kez yaptığını çok nadiren bize hissettirirdi. Kulübün dışına çıkıp, bir ağaca yaslanıp, biraz hava almak istiyorum. İşte şimdi istemek yolun yarısı bile değil, tam olarak kendisi. Havaya para atmadım mı bu gece? Kendi adımı diğerlerininkinden zor ayırt ediyorum! Üstümde ördek yeşili bir elbise olacaktı ya, aynı terzinin vitrininde bir gelinlik gördüm, içeri girmekten vaz geçtim ve o gün iki sokak ötedeki terzinin vitrinindeki ceket Samanda Crew’un albüm fotoğrafında taşıdığına nasıl da benziyordu! Oysa ben kendime özel bir gece yapacaktım bu geceyi. Üzerime uygun bir giysi edinmekle, uygun bir giysinin içine sığma zarafet nedimeliğini aynı üniforma bu kez üstlenmiyor ama beyaz önlük giymeyen mi var? Başka kimlerin üzerinde güzel durabileceğini bilmezden gelebildiğim yegane giysi o an ilk karşıma çıkan değil, iki sokağı da, ilerideki caddeyi de, çalıştığı altı reklam ajansının bir arada yürüttüğü bir proje ile renklendiren bir marka, Tamseküzü! Ya karşına böyle bir adam çıkarsa ne yaparsın, diyerek ya da diyemeyerek, kiminle özdeşleşeceğim ben. Gerçek karakterimi ortaya çıkaracak diye farz ettiğim bu marka, beni geç kaldığımı sandığım her şeye yetiştirmeye ve rengarengin siyahın içindeki asaletini ayrıca şeffaflaştıran yeni kreasyonunu duyurduğu şehrin bütün binalarının ortak zenginliğini süsleyen ışıklı ‘sokak imzası’ taşıyan mont ve kotlarının, kolları yılan ve bacakları timsah olmak kaydıyla parlak, pırlanta kıvamında, bir yanıp bir sönen gözlerini üstümden ayırmamaya niyetliydi. Bir koyun eti yediğimi koyuna asla duyurmayacakken ve serginin bohemliğinden sıyrılmış bir kimlik taşıyan ressamın hayranı olabilecekken almıştım. Mağazada duş almak mı? İmkansızdı. Bir inançta da yılan masumiyet demek ama biz öyle mi?



Hep de Böy



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6451
2 Firari Fırtına 4496
3 Mustafa Ermişcan 3961
4 Hasan Tabak 3622
5 Nermin Gömleksizoğlu 3251
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3118
7 Uğur Kesim 3097
8 Sibel Kaya 2961
9 Enes Evci 2663
10 Turgut Çakır 2340

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:3190 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com