Senaryolar

Vizyon Soru
Okunma: 226
Hep de Böy - Mesaj Gönder


Ben size hayatıma nasıl davet edeceğimi bilemediğim birisini mi ecelden ebediyete kadar sundum? Hayatın içindeki engelleri daha iyiye dönüştürme ödevi nedeniyle kendime edemeyeceğim lafı sanatınıza yükleyerek insanları sanatımla arama mı soktum? İnsanları ne yaparsan yap deme mecburiyetinde mi bıraktım? Bu bana aşk diye göründü dediğim senaryoya ne denildi ki yaklaşıp nedir diye soramadan el alemin derdi ile karıştırılmış bir davet gibi kabul ettiğim varsayımı ile yakınımdaki güzellikleri dahi yaşamaktan sayamadım? Doğmadan evvel bir yaşamım oluşunun rengini bu yazıya yükleyerek kendim için kuracağım dünya denklemini iki tanımadık insanın konuşmadıklarına muhtaç mı ettim? Havada iki çocuk konuşana kadar çoktan yaşanmış ve öngörülmüş bir hayatı kurtarmak için kariyerimi algılayamaz hale geldiğimi anımsatacak bir enstrümanım mı var? Herkesin bildiğine en güzel yanıtı veren kendisiyken, yine kendisini davet etmek için kendi öğrenimime ihtiyacım yok mu? Aşktan, sağlıktan, yaşamaktan, sanattan, çalışmaktan anladıklarımı yansıtmamı hayatıma tek doğru olarak kabul etmiş bir öngörü ile yoğuran tanıklıkları yok sayma yanılgısıyla, bu halin beni rezil ettiği bilinci ile ışık tutulsa da kendimi bundan kurtarmak için yardım istediğim o aynı anda bir diğerinin rezilliğinden ders aldığımı sanacak kadar konuşmalarınızdan medet mi umdum sanıldı? Bir denklemin içindeki üç farklı kelimeyi bir araya getiremeyen insanlara bir karışık kabus sunmakla neyi daha iyi edeceğim yanılgısı bana ümit verebilir ki? Ne sebeple tanıdık tanımadık insanların suretleri, daha önce beni kendi yanıtsızlıklarına alet etmekten utanmayıp şimdi bir bildiğini ya da bilmediğini bana sokakta sessizce sanki hep yaşamımdaymış gibi konuşturarak, benim olağan iç sesimi ve sıradan kelimelerimi değiştirmeyi kendisi adına güç kaynağı yapacak salaklığa kadar kendimi indirgeyip duyamamaya zeka diyelim? Kendi vücudum üzerindeki etkiyi bir başkasına yükleyen algı suretiyle de bana dokunmayan yılan bin yaşasa da bugüne kadar unutturduğunu bugün sırf ben dedim diye günü geldi sanıp bir başkasına göz göre göre yediren yanılgıya gülen ile kendisini bilen arasındaki farkı yine benden de işitin ama ne dediniz ki sesinizi evimde duymadan sokakta muhtaç olmadan anlayabileceğim öngörülere bulamaç diyelim? Az yüksek sesle çıkardığı bir ses sırf yakınımda diye kendi yaratımımı birilerine mal etmek vakit geçirmek değildir sanılsa da yaratımımın tam ortasında kendisini her ne zannederse zannetsin beni taklit etme şartlanmasını şirketine yedirmesin derken ben o şirkette değil miyim? Birkaç ömür sonra yaşadığım son kabusa rağmen beni daha memnun edebilecek bir yaşam sunumunu insanlara seçeneksizlik olarak sunduğumu sandığınızda o rezil çalışma ile bir hikaye harcamış olmak da yok mu? Kendi bencil hikayesini ya da geçmişindeki herhangi bir izi benim yaşamımın içine sokuşturmaya çalıştığında etki altında kalmıyorsam, bu kendi etkileşimlerimdeki haklılığımdan zarar olarak çıkarılışını bir başka insana mal etmezken havada uçuşan komik rakamların çelişkisini de ben yazmadan anlayamayan insanlara muhtaç mı kaldım? Çocukluğum boyunca bana olan yaklaşımıyla bana hayata dair bir söz vermemi gerektirecek yeni insanlar sunan bilgi bir denklemden ortaya çıktığında, sözünü tutan ben, sözümü elimden alan şarkıya ilham diyen, toplumun yasağına yenilmeden herhangi bir şeyi zaten anlarken hayalet kılığında ruhlara, kendini bilmeyen sese çocuk diyene layık olamadım mı? Bütün hayatımı rezil ettin dememek için katılabildiğim yegane konuya, işitebildiğim yegane gerçekle varabildim diye geri kalan şerefsizliklere insan demek zorunda olduğum mu sanıldı? Beni daha şerefli bir sahneye davet eden bir bakışa rağmen, kurtarılmayı bekleyen bir hayvanmış gibi itildiğim uzak buluşma mekanı ile aradığını bulabilen insan arasındaki farkı hangi harita unutturamaz diye hiç mi sormadım sandınız? İsteyen kendi hikayesini istediği gibi değiştirebilirken, değişmez bir şeref ile insanlara uyarı tabelası görevinde bulunduğum şu dünyada kimi buldunuz ki beni unutun? Yerde birine, havada diğerine anne diyecek kadar değişen aile anlayışı ile yoğrulmuş olsa da, bana sunulan seçenekleri eleyecek kadar kendini bilmez bir varlığa ya da gözle görünmeyecek kadar küçük adamlara bana beni anlatın dememiş olmam bile yeterli olmamış mı ki bu hala hayal sanılıyor? Cehennemin dibine kadar mevcut yolda Allah'ın unutturduğunu bana anımsatmasına ihtiyaç bırakmayacak bir soluk da mı yok bu dünyada? İki t-shirt'ün üzerindeki işaret ile sittin sene sonrasından tiksinmeme sebebiyet verecek bir kayıtsızlığa mahkum, iki sonraki sureti için bugünkü yaşamına kendimi uzaktan uzağa mahkum mu ettim? Hangi fiziksel gerçeği test ettiğini sanıyorsun ki haksızlığınızın ortadaki anlayışına bile sahip çıkamazken bir sonraki ihtimale yine beni var sayan bir gerçek içinden benim çözümüm ile çıkamıyorsun? İnsanların beni bu kadar çelişkiye sürükleyerek edineceği şeye aşk dediğimi, bu kadar kepazeliğe rağmen çözümsüz bıraktığım birisini anımsamıyorum ki bunu bir tesadüfe terk etmek yerine susmayı seçtiğimde yeniden köpüren şey beni batıran nasıl olsun? Hiçbir zaman sevmenin sevmeyi bu kadar zorlaştıracağı bir şeyi kabul etmedim ki, şimdi nasıl bu kadar pisliğe göz yummayı arınmak sanayım? Bir anlık bakışın koca bir hayat sunduğu o bir anın tanıklığında benden geri alınıverenler ile yokluğunuza kapılmak sizin için ne kadar olağan olmuş olursa olsun, kime arada geçirilen anıları telafi edecek bir diğer seçenek bulamamayı mazeret olarak kullanayım? O an tekrar ve tekrar gelecektir ancak ne sebeple benim unuttuğum bir yanlış anlaşılmayı tekrarlayarak güçlendiriyorsun? Bir taraftan kendi kabiliyetimi, bir taraftan çoktan yazılmışlığımı, bir taraftan ise bana lütfedilmişleri algılayabilirken, neden kendi yaratımımı kendimin olduğu kadarıyla işitemediğimi anlatayım? Olası kabul etmişliklerime rağmen yalnızlığımın bunda hiç mi payı yok? Her yaratım ile şekillendirebildiğim hislerimin bir amaca hiç mi hürmeti olmadı ki? O an içinde yanıtlanan netlik ile beni ulaştıramadığınız bir noktaya şimdi neden varayım dediğimde, nasıllara hiç karışmadan duran bir ses gürültüye dönüşmedi mi sandınız ki? 'Sen git, gerisini ben hallederim' denilen umarsızlık ile araya karışanın bir plan yaratmadığını sanacak kadar sağır gerçek tanımamanın bedeli bir kıyamete davet edilmek olabilir mi? Herkes başının çaresine baksın denildiğinde yükselen saygı ile kabulleniş arasında bir bağ varsa bunu kendim için de dilemekte haksız mıyım? Sonunda bir ezbere duvar geri tepen yanıt değil, yanıtın çarpıtılması değil, yanıt ile buluşamamaksa, birisine yaşam diğerine seçeneksizlik diğerine ise gelecek deyip geçmek beni bir yerden diğerine götüremezken aynı kılıkta farz edilmiş yaratımlarım nasıl götürsün? Nasıl götürmesin? Ne kadar zamandır kendisini aklayamayan bir sesi havasızlık sanılsın diye neye bağışlamış olamam? Bir yaratımımdan vaz geçerken bir diğerinin kullanımını kolaylaştırıyor olduğumu var saymaya umut diyecek kadar delirtilmiş olsam da, iki sonraki emrin bugünü kabullenişim dahilinde bir fark yaratmadığı yanılgısındansa delirmeyi tercih etmekten mi ki? Üç cümleyi bir denklemde bir araya getiremeyen insanlar üç insan kümelerine ihtiyaç duysalardı, bu dünya yine bir cümle ile akıl hastanesinden iyi olurdu derken hangi tecrübeye sığınmadım ki? Hangi tanıdıklar ile nereye varamazken kendimi belirli bir kişiye odakladım ki tanıdık tanımadık herkes bir özel hayranlığı işitip bir yere işaret edeni durdurdu? Gittiğim her yere kendi davetimi davet ederken, hangi sahne beni içermedi diye ya da hangi pozisyon beni kendi davetimi algılamaktan alıkoydu diye gittiğim yerde olan hatalar beni o hatalara yakınlaştırdı? Kendi bulduğunuz beni unutturamazken ihtiyaçlarımı unutturabildiyse, bana bunu anımsatmamak ile size bunu yaşatmamak arasındaki tercihimde sizi algılayışımın hiç payı olmayacak kadar uyanık bir dünya mı ki, şimdi yazdıklarımı ve yaratmış olduğum bilinci buna da yem olabilir sandınız? Bunun üzerimde yarattığı baskının üzerinden gelmeye çalışırken kavuşabildiğim bir ödül, benden gerçekte götürdükleri ile boy ölçüşemezken, elbette ancak ne yapmalıyım demeksizin bile bir uzak kabus ile boy ölçüşecek bir romantizm duyumsayamıyorum, bunu dedirten de kim? Bir diğeri, bir diğeri ile uyum içerisindeki, bir diğerinin bir diğer parçası, o günlerden bugünkü kimliğimi anımsatanları tam olarak anlamamayı tercih ettiğini bile anımsamadığım bir bekleyiş bir kavuşmaya neler kattı derken yanıtlarımız nasıl aynı sorulara kavuştu? O ses bana iyi geldi derken açık kartlar ile oynanmış bir oyunun sağladığı sorumluluk ile herkes ve bireyler nasıl baş edeceğine karar almıştı ki bu değişiklikten doğacak her yeniliği iyilik ile karşılayalım ancak ortada duran ses yığınına rağmen gerekli gözler birken, bu iyiliğin tanımını yükseltmek bana mı kalmadı? Bir gecelik birlik ve emir ile anlaşılanlar ile bir plan yapma isteğinin gerçek nedeni olan insan, ne zaman bir tercih edilmeyen düşünce şekline bürünerek yanımda yer alabildiğini var saydı? Şimdi geçmişteki varlığın ile benden edinilen sesin bir somutluğa dönüşebilmesi gibi, senin sesini şimdiden işitmenin netliğinin devamı olarak bakmış olmama rağmen anladıklarım da nedir? Orada bir gerçek vardı, benim bir rolüm vardı ve de buradaki doğrularım ile oradaki rolüm birbiri ile uyuşamadıysa, bir bilgiye rağmen herkese ne deriz, ne demiş oluruz? Sadece o ses tamamen gelecekteki oluşum için aşırı uzak ve kendimi tanımlayamadığım bir geçmişten mi geliyor? Yazı ve tura derken, yazıyı seçip, turaya inşallah yazıdır ya da ya tura olmazsa derken yazıyı bulduğumu gören enerjiye de tanık olmadı mı? Bunu hangi denklemde kim okusa sana iyi gelir diyen tek kişi ben miyim? Adının tanımı nedeniyle beni doğruya yönlendirenler geleceğe hazırlarken, hangi tartışmanın bizi içeren uzak mesafesinde kendi tanımlarından bizi sıyırarak bugünkü tercihimizi ve sesin tekrarının kitabın soyutluğundan bana somut dönüşü ile bana beni de tanımladı? O iç gıcıklayan ara nağme de budur şimdi derken, tertemiz bir sayfayı hikayenin bütününden ayıran şey de ne? Demek öyle? Beni hiç anlamayan bir varlık ile şımarıklık noktasında ayrıldığımda hikayenizi bana ne sıfatla anlattığınızı tanımlamış olur ve bu tanıma anne ve baba kelimelerini ve sadece kelimelerini söylerseniz, o kelimelere kendiniz adına ve de bana tanıklığınız ile bakar ve de bana bu bakışın her nedenle o koltuğa ve o ikili denklemime işaret ettiğini benim için anlatırsanız her şeyi değerlendirebilirim ki bu tanımın içerisinde sizin soyut yanlış ya da yanılgı ağırlıklı geçmiş ve de geride bırakılmışlığınız olduğu gibi, beni tanımlamış olan dileğinizin sahibi belirliyken, 'ne yapacağımı bilememe hali de vardır' derken soruyorum, bunları bir tesadüfe mi bırakmalıyım? Tesadüfe soru sorulmaz mı, bilgi varken denklemi sorulmasın diye? Diyelim ki ona yine de 'ne' der miydim? Tam o anda herkesin ne dediği ve ikililer belliyken, demek bu bozulan dörtlünün ikili açıkları ile tek başına mücadele eden adam mı yok da, bizi o kutupsal plan karşısında, bir teklifsizlik ile tanımlayan dilin hikayesi 'biz boşanmadığınız görüşü ile...' derken yere, yerin tanımı eşya ile tanımsızken amaca ve de amaçsızken dile dönüşerek, beni bir kısırdöngü içinde bıraktı? Vay be? Bir sorunuma göz atarken bunların hepsini gözleyerek bakmadığınızda da bir sorunun yanıtını kendisinde arayan sorunun sesini işitmeyişimle kendisini bulması daha mı kolay ve bu kolaylıkla beni gözetirken, beni her koşulumda gözettiği tanımının dahiline benim hikayemi aldı mı? Bu hikaye burada biter demiş olup, beni bunun dibine sokanlar ile görüşüyorsam ben de kendimi bir başka manada sizin yanıtsızlığınız ile tanımlamış olmaz mıyım? Yine de der miydin denilen insanın yineledikleri neticesinde de olsa, buna bakan insanlar arasında beni yalnız bırakırken tek başıma olduğumu anlayamayanlar mı var? Cevizin dilimizde kaç tanımı yok ki bir düşünme şekli kaynağını kendi diline dönüştürmeye, somut yaklaşımımın neticesine sonuç demeyenler işitilsin? İçinde çelişki barındırmayan gülme özdeşleşmesi nedeniyle kendisine gelen ciddiyetin tüm dünya kadar insan tanımı ile bağdaştığı noktada, bana 'yap işte' dediğimi yaptıran haberci nedeniyle neye uğramış olabilir ki ben onu burada sadece benden uzak olacak olarak tanımlayarak kendi hazinemi bir bilgi tesadüfsüzlüğüne bırakayım? Genel anlam ile tanımladığınız tekil kardeşlik ile kardeş kavramları ile kardeşlik neticesinin enerji açığı yok inşallah derken, Allah küçük harfle yazıldı diye hangi doğruya inanayım ki gerçek kendisini affetsin? Müzik sistemimin içinden, kendi benliğini algıladığımda diğer sese bir amaç yükleyen tercüman, kendisini tanıma nedenimi tanımladığımda ve de bir müzisyen olarak herkese tanımlandığında, ben ayırdına varamadığımda bile duymak istediklerimi söylerken, bende olmayan gereklilik ile kimi anlatıyor? Duyma dileğimi kendim dile getiremezken, sonuçta herkese ve de her şeye rağmen kazanılmış bir sonuca bu bizim için ilk derken, kendisini nötr kılan kahkaha karşındaki zıtlıkta kendimi iyi hissetmediğimi algılayabilirken kendisine iyi gelecek cümleyi de benden işitmek istiyor mu? O yanıt sadece sizi içeriyor, sizi sadece o yanıt içeriyor ve o zamanlar da bunu yaptığıma dair bir belirti ile kendisi herkese mal edilirken bir anı, sadece başımı kaldırıp baktığımda 'ya da' denilecek, seçenek sunacak her şeyin yanıtı soruların içindeki okuma ve cümle şekillendirme ile mevcutken, neresi? Asırlık bir tahlilin neticesini, havada söylediklerinin tersini değilse de bir diğer seçeneğini yerine getirirken, o ikisi ile olacak alakadan şüphe edildiğinde, bende kalan şüpheden havadaki herhangi bir şey olma çelişkisini bugüne kendi hikayem ile taşıdığımda, bunu sizin için yapıyorum denemez mi? Evet vardı öyle bir şeyler,-o dedirtti diye anlam kazanırken, onunla olan mesafeden ötürü beni kendime daha sonra pişmanlık duyacaklarımızı elemeksizin ve yine de iyi bırakarak yakınlaştırdığında, elimdeki tek gerçek bir seçenekken daha bana yakın olana yakınlaştıran, öylece kalakaldı ha? Görmediğim gereksiz şeylerin, gördüğüm önemli konuların şerefine, şerefe bir daha şerefe! Artık ben de belki bir böcek ölebilir diye dünyayı dolaşacağım. Dört saat uykuyla motora binemem, bir uçak bulun bana.. İhanetini tahmin etmek zorunda değilim. Bugün uğramadı mı? Yalan da değilim! Yıllar sonra on beş yıllık hiçlik sonrasında müzisyenliğe terfi edecek bir dostluk görüş alanımdaydı. Ben bu elimde bir kadehle beklemeye değil, buna rağmen yanlış anladıklarımın doğruluğuna pişman olmuş gibiydim. Bir martini de bana lütfen. Bu kadar da basit değildi. İnsan bazen yalnızken de saçmalıyor olabilir. Oturduğum sandalye bunlardan sorumlu değil. Ben onu o durgun karede, kendi hareket çerçevesinde yakaladım. O da her hareketinin talep ettiği durgunluğu ben saydı. Hareket diğer pozların sabit yakalanmasına işaret ederken, aramızdaki her anlaşmaya işaret ederken küslük, onun poz almadığım ancak paylaştığım anlarında da hafiften yer aldı. Amma da unutmuş he? Eee, sonra aşk ne oldu? Kediler fare yakalayıp eve getirdi. Almadım. Ben o kadar iyiydim ki her şey sanata yoruldu. Niye peki? Demek o decrepit edecek. Bütün dünya el ele tutuştu ama biz kavga ettikten sonraki ilk enerji o olsa gerek. Bunu dışarıda kutlayalım. Artık bunlar böyle konuşulacak. Hiç damızlık koyun gördün mü? Aslında ruhları müzik dinletmeme daha çok alışık. Belki gördüğümüz farklı renklere aynı adı verdiğimiz için edebiyat, belki yanlış kişiyi kıskanmazdı, kız kanmazdı ki. Bir önceki şey ne kadar tezatsa, o kadar uzakmış. Gel de çaktırma sıradan güne. Hepsini seni dinletmek için dinlemiştim. Koltuk senin değil mi? Nasıl bir elbise? Çoğul konuşmak demişken, yaratılışına sadık kalmak adına mı, yoksa dişi olarak üreyebilen tüm canlılara şefkat mi? Aslında ömrüm boyunca evcilik oynamam gerekirdi. Neyse ki aynı işi umursuyoruz. Kendi dilini konuşmadığımızda sanat çok yüzsüz, her şey müzik o an oluveriyor mu ne? Hıh diyecekti, hı hı duyulacaktı. Doğru arkadaşımdan yanlış tasma parlıyor ve ben kedilerin tasma ile sosyalleşmesinden yana bir dilekte bulunduğumda daha iyi olmuyorum. En ilkel haliyle sevinirken, mahalledeki telefon telleri ile hava mı atıyormuş, yok onu sanmıyormuş. 3500km giden ışıktan tanımasak da, o gece yaşasın, yaşasın gitmedi kulübe, belki toprak kayması olabilir ama o kulüp 125’in kapısında, bakakalmış. Ne demek izin verecekler mi, sonra başladık onları yapmaya, bildiğin otomatik magma. Öğrendiğin ilk kelime intikam ve devam edebilirsin öğrenmeye.



Hep de Böy



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6539
2 Firari Fırtına 4568
3 Mustafa Ermişcan 4051
4 Hasan Tabak 3705
5 Nermin Gömleksizoğlu 3322
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3218
7 Uğur Kesim 3152
8 Sibel Kaya 3033
9 Enes Evci 2728
10 Turgut Çakır 2389

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:930 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com