Hikayeler

Kabak Çekirdeği
Okunma: 92
Muammer Alkım - Mesaj Gönder


KABAK ÇEKİRDEĞİ’Nİ
BİLE DOLDURMAZ…


Yazan: Muammer Alkım


Güzdü.
Lodosların sert estiği Kasım ortalarında adam tarlasını sürüp ekime hazırlıyordu. Kabak ekecekti tarlasına, büyütecekti kabakları. Hayal kuruyordu şimdiden. Nasıl da traktörünün arkası dolacaktı tepeleme kabaklarla.
Çalıştırdı Massey Fergusonu. Çift çekerdi traktör. Sapladı pulluğunu toprağın böğrüne. Bir gidiyor bir geliyordu traktör tarla boyunca homurdanarak.
İki günde bitti sürüm ancak. Pırıl pırıl olmuştu, kabarmıştı tarla. Hazırdı döllenmeye, hamile kalmaya toprak.
Önce dinlendi uzun zaman. Yağmurlar yağdı üstüne, karlarla örtüldü bir süre, güneş açtı, rüzgâr esti. Isınmıştı artık ciğerlerine kadar. Hazırdı, Bekliyordu.
Geldi adam.
Bir çuval tohumluk kabak çekirdeği ile. Bir elinde çapa, bir elinde tohumlar.
Başladı tarlanın en başından sonuna kadar, koydu her çukura iki üç kabak çekirdeğini toprağın koynuna.
Gitti geldi adam bitirdi çekirdekleri. Atmıştı tohumlarını toprak ananın sıcacık böğrüne. Gerisi Allaha kalmıştı.
Ana kabul etti bu hediyeleri. Binlerce tohum vardı artık koynunda. Besleyecek büyütecekti çocuklarını. Sevinçli idi. Belli idi çocuklarının adı şimdiden. Kabak olacaktı isimleri.
Onlar da mutlu idiler. Analarının koynunda sıcacıktılar, üşümüyorlardı artık. Analarının yorganı altında öylece uykuya dalmışlardı.
Ta ki ilk cemre düşünceye kadar. Kor ateşin havaya düştüğü an çekirdekler artık uyanma zamanının geldiğini anladılar ancak tembellik edip biraz daha uyumak istediler. Öylece bir hafta daha uyudular tembel tembel.
Bu sefer kor ateş suya düştü. Çekirdekler bir anda ana karnındaki suların ısındığını fark edip artık kalkmanın zamanı geldiğini iyice anlamaya başladılar. Hala adam gibi kalkmamışlardı yataklarından.
Derken bir hafta daha geçti. Kor ateş yani üçüncü cemre bu sefer toprağa, ananın tam da böğrüne düştü.
İşte artık hareket zamanı.
Bir şeyler kıpırdanıyordu çekirdeklerin karınlarında. Delip çıkmak istiyorlardı kabuklarını delerek.
Nihayet deldiler. İlk defa dünya ile tanışıyorlardı tohumlar. Analarının iç organlarını öğrenmek istediler önce. Dereleri, tepeleri keşfettiler. Yollar buldular kendilerine analarının karnında. Daha çok azot, daha çok oksijen istiyorlardı artık. Deldiler bir gün analarının böğrünü. Tanıştılar gökyüzü ile ilk olarak. Masmavi gök, sapsarı güneş. Şaşırdılar. Isındılar birden. Neşelendiler.
Hep yükselmek istiyorlardı. Yükselebildikleri kadar.
Alıştılar artık kabak fideleri dünyaya. Hatta arkadaş oldular bazı diğer bitkilerle. Hayvanlarla. Bazıları ise sevimsiz ve hayırsız idiler. Geçinmeğe çalıştılar önceleri. Özgür olmak istediler hep. Ama bırakmıyorlardı ötekiler. Rahat vermiyorlar sırnaşıyorlardı kabak fidelerine. Baş edemiyorlardı artık tek başlarına. Yadıma ihtiyaçları vardı. Kavgacı değildi kabak fideleri.
Beklediler.
Geldi adam.
Ayıkladı adam fidelerin etrafındaki lüzumsuz sırnaşık otları. Rahatlamışlardı kabak fideleri.
Su onlar için olmazsa olmazdı. Su her şeyleri idi. Çok severlerdi kabak fideleri suyu. Su için yapamayacakları şey yoktu onların. Sırf onu bulmak için çok derinlere salacağı bir kök yapısı icat etti kabak tohumu.
Büyüyeceklerdi. Büyüteceklerdi meyvelerini. Herkesten daha büyük. Gösterişi severlerdi Kabaklar.
Daldırdılar kazık köklerini derinlere. Ulaşmak için en temiz ve bol su derelerine. Ha bire pompaladılar suyu yukarı, gövdelerine. Beslendiler günden güne. Hem ene, hem boya.
İri yapraklarını da iyi kullanırdı kabak fideleri. Güneşin altında adeta bir şemsiye görevi görürlerdi bu iri kabak yaprakları. Korurdu meyveleri güneşin direk ışıklarından.
Düşündüler.
Her şey tamam. Peki ama nedir benim görevim burada? Ne yapmalıyım? Nasıl bir faydam olmalı insanlığa?
Buldular kabak fideleri sorularının cevabını;
Üretecektiler. Üretmeleri lazımdı. Kendilerini nasıl ürettilerse.
Açtılar çiçeklerini. Sapsarı gösterişli. Derin rahimleri vardı kabak çiçeklerinin. Onlar için kutsaldı döllenmek.
Onun için rahimleri sapsarı, derin bir kâse gibiydi çiçeklerin.
Beklediler.
Akşamları kapatıyorlardı kendilerini kabak çiçekleri. Gündüzün hayrı gecenin şerrinden iyidir diye.
Nihayet.
Bekledikleri geldiler. Arılardı bunlar. Vızıldayıp duruyorlardı tepelerinde.
O da ne. Her birinin ayaklarında döller vardı. Heyecanlandılar. Kâsenin dibine bağlı incecik teller titredi heyecanlarından. Adeta davet ettiler arıları dölleri bıraksın diye.
İndiler arılar.
Şerbetlerini sundu çiçekler arılara.
Onlar şerbetlerini içerken döller düşmüşlerdi rahimlere. Birleşme olmuştu.
Herkes mutluydu.
Arılar da, çiçeklerde.
Artık istedikleri olacaktı kabağın. Üreteceklerdi, yaşatacaklardı.

Çiçekler meyveye dönüştü. Meyveler büyümeye başladı.
Meyvelerin adını KABAK koydular.

Adam tarlasını ekerken tesadüfen çekirdeklerden biri tam da yan tarlaya bitişik sınırdaki küçük bir çukura düşmüştü. Kimse farkında değildi. Çukurun içinde öylece kaldı kabak çekirdeği. Üstü de örtülmeden.


Lodos esti.
Çok kuvvetli idi. Çukurun kenarlarındaki toprakları içeri doğru serpti yavaşça. Çekirdek artık toprak altında kalmıştı. Lodos ona yardım etmişti. Isındı. Uyudu.
Ta ki ilk cemre düşünceye kadar.
Düştü cemreler art arda. Fide oldu, gövde oldu, çiçek oldu, meyve oldu, Kabak oldu çekirdek. Büyüdü de büyüdü.
Hatta diğerlerinde daha da büyük oldu. O aslında şanslıydı. Çukura düşmüştü başlangıçta. Kökünü derinlere salmak daha kolaydı onun için.
Büyüdü, büyüdü, büyüdü.
Kocaman bir KABAK oldu.

Adam hasat’a başlamıştı.
Topladı kabakları, yükledi traktörünün römorkuna.
O da ne?
En kenarda kocaman bir kabak. Yalnız.
Şaşırdı adam. Nizami değildi bittiği yer kabağın. Anlam veremedi adam önce. Zor taşıdı kocaman kabağı en son traktörüne.
Halkın önüne çıkmışlardı artık kabaklar. Adeta görücüye çıkarlar gibi.
Bizimki en gösterişlisi idi. Mostra yaptı adeta diğer kabaklara.
Sattı adam bütün kabaklarını toptan. Aldı parasını.
Gitti.
Bekledi kabaklar müşteriler gelsin diye tezgâhta.
İlk önce bizimkine çıktı talip. Aldı biri götürdü.

Araba homurdanarak sustu. Adam arabadan kabağı aldı, götürdü kocaman bir mutfağa.
Bekledi kabak başına gelecekleri. Biliyordu. Anlatmışlardı ona genetiğinde.
Adamın elektrikli testeresi vardı. Çıktı ortaya aniden.
Kabak korktu. Korkunun ecele faydası yoktu diye düşünde kabak.
Çalıştı alet canavar gibi. Testeresi bir ileri bir geri.
Bizimki Allah tan dilimliydi. Fazla zahmet çekmesin diye.
Adam daldı canavarı ile dilimlerin arasına. Kesti yukarıdan aşağı bütün dilimleri.
Dilim dilim olmuştu bizimki. Neye uğradığını şaşırmıştı. Bırakmıştı artık kendini adamın ellerine. Yapacak bir şey yoktu.
Dua etti kabak. Bari adam işi bilse diye.
Sıra kabuklarının soyulmasına gelmişti. Sertti kabukları kabağın.
Adam soydu. Yetmedi bir de küçük küçük parçalara böldü.
Paramparça olmuştu bizimki. Ya sabır çekti kabak.
Tam o sırada başından aşağı kireç kaymağı suyunu
Döktü adam bizimkinin. Şok oldu kabak.
Bu da ne. Daha neler gelecekti başına. Mücadele etti bizimki içine almamak için kireç suyunu. Aldı mecburen biraz. Islandı iyice kireç suyunda. Tam iki saat.
Bu seferde yıkandı kabak defalarca buz gibi suyla kireç kaymağı çıksın diye.
Çıktı nispeten, kalan kaldı.
Kevgire koydular bizimkini. Süzülsün diye suları. Temizlendi bir nebze.
Bir el…
Kaptığı gibi kevgiri boca etti bizimkini kaynamış şekerli suyun içine. O da ne. Bunu da mı görecekti.
Cehennem gibi sıcak.
Ama tatlı.
Düşündü kabak.
Artık buradan çıkış yoktu. Kaderine razı olacaktı mecburen.
O zaman dedi bari iyi bir şey olayım. İnsanlar yerken beni keyif alsınlar. Dedi kendi kendine. İşkenceyi zevke döndürdü. Hal oldu şekerli suyla. Alıştı sıcağa. Pişecekti artık. Pişme zamanı gelmişti.
Pişti, pişti, pişti...
Kısık ateşte.
Hal’dir artık şerbetle. Vermişti ona tadını, kokusunu.
Son anlarda ilave edilen karanfil tohumlarının kokusu ile birleşti kendi kokusu. Beğendi kendini kabak reçeli.


Nereden nereye?
Yorgundu kabak. Reçel olmuştu. Artık. ...
Dinlendi…
Soğudu…

Adam sabah tüm dostları ile kahvaltı edecekti.
Masaya geldi kabak reçeli. İltifatlar düzüldü kendisi hakkında.
Sevindi kabak. Memnun oldu.
Döndü şöyle bir,
Baktı hikayesine…
Bir
KABAK ÇEKİRDEĞİNİ
Bile
Doldurmaz

Dedi…….



Muammer Alkım



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6449
2 Firari Fırtına 4495
3 Mustafa Ermişcan 3959
4 Hasan Tabak 3621
5 Nermin Gömleksizoğlu 3249
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3115
7 Uğur Kesim 3096
8 Sibel Kaya 2960
9 Enes Evci 2662
10 Turgut Çakır 2339

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:606 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com