Hikayeler

KANGURU
Okunma: 34
gürcan yurtseven - Mesaj Gönder


Bazı hayvanlar bana hep daha farklı ve orijinal gelmiştir. Kangurular da bunların başında gelmekte. İri yarı olup ta hayatını zıplayarak geçiren tek hayvandır, kangurular. Hayatın boyunca sürekli zıplıyorsun. Düşünsene, afiyetle güzel bir yemek yiyorsun, sonra zıplayarak yol kastediyorsun. Mide mi kalır hayvanda. Dalak, ciğer, kalp sürekli zıpladıkça onlar zıplıyor, inip inip çıkıyor.
Kendimi epey uzun bir süre kangurulara benzettim. Zira uzun süre ben de hep zıpladım. 5 yaşıma kadar hep zıpladım. Zor iş valla. Zıplamak koşmaya benzemiyor. Bana sorarsanız zıplamak mı yoksa koşmak mı. Ben koşmayı tercih ediyorum.
Sağ bacağım yok benim. Diz var ama altı yok. Doğdum, emekledim ve zıpladım ben. Yürümedim, yürüyemedim.
Köyde doğdum ben; Anadolu’nun ortasında imkansızlıklar içinde. Protezi duymam için daha epey büyümem gerekecekti. Ama koltuk değneğini duymuştum: Dedem bahsederdi, biraz büyü, sana koltuk değneği yapacağım. Koltuk değneği konuşması olunca ortamda herkesin yüzü gülerdi. Demek ki koltuk değneği iyi bir şeydi, ben de gülerdim.
Siz bilmediğiniz, hiç fikrinizin olmadığı bir konuda hayal kurdunuz mu? Ben kurdum.
Bu koltuk değneği olan şey, beni zıplamaktan kurtaracaktı.
Guinness denen şeyin benden haberi olsaydı daha 5 yaşımda o kitaba girerdim, rekorun sahibi olurdum. Yarım saat, bir saat sürekli zıplayarak gezerdim ben. Hele bir de gofret falan vereceklerini söyleseler çok daha fazla zıplayabilirdim.
Havaların ısındığı zamanların birinde Dedem elinde bir ağaç sopayla geldi. Babam da yanındaydı. Elinde çekiç, testere de vardı. Sonra o düzeltilmiş sopaları kestiler, çaktılar ve koltuk değneği denen şey ortaya çıktı. Unuttum tabi, bir de baston vardı, onu da boyuma göre kısalttılar. Dedem, gülerek, “Hadi bakalım” diyerek koltuk değneğini ve bastonu bana uzattı. Bilemedim ne yapacağımı ilk önce.
Babam ayağa kalktı, ben de tek ayak üzere doğruldum. Sağ koltuğumun altına koltuk değneğini koydu, tutacağım yeri gösterdi. Sol elime de bastonu. Yürü bakalım dedi. Karmaşık bir iş gibi görünmüştü ilk başta. Bir koltuk değneği sonra baston, böyle adım atılacaktı. Karıştırırsan düşersin, ben çok düştüm, tam öğreninceye kadar.
İlk başlarda çok canım yandı. Koltuğumun altı acıyordu. Sağ elimin avuç içi acıyordu. Baston-koltuk değneği adım sırasını karıştırınca düşüyordum, canım yanıyordu. Canım yanıyordu ama koltuk değneğiyle kan ter içinde kalmıyor, nefes nefese kalmıyordum. Daha az yoruluyordum hem. Vesselam iyi bir şeydi, canım yansa da.
Kısa sürede koltuk değneğiyle can ciğer olmuştuk. Bırakın yürümeyi, koşmayı bile iyice öğrenmiştim.
O yaşlarda korku nedir deseler, kesinlikle koltuk değneği kırıldığında dedemin bakışları ve attığı tokatlardı derim. Tahtadan derme çatma yapılan koltuk değneği bir gün koşarken kırıldı. Canım acımıştı, koltuk değneği kırılmıştı. Dizim kanıyordu, koltuk değneği kırılmıştı. Sağ elimin parmaklarının neredeyse tamamının derisi yüzülmüştü ama koltuk değneği kırılmıştı.
Sekerek gittim eve; bir elimde koltuk değneğinin parçaları, diğerinde bastonla. Çok ama çok fazla yorulmuştum. Sekmek ne zor şeymiş.
Dedem akşam eve gelinceye kadar korkunun bin bir türlüsünü içimde yaşadım. Ölmekten beter.
O an geldi. Dedem kırık koltuk değneğini gördü. “Teresin çocuğu” dedi okkalı bir tane patlattı. Canım hiç acımadı. O an öyle geldi. Acımadı sanki.
Ertesi gün yeni bir koltuk değneği.
Sonra hep koltuk değnekleri kırıldı, parçalandı.
En hızlı ben koşuyordum mahallede.
Koşarken aniden sert biçimden ilk ben duruyordum.
Ayaklarım havada başım ayağı doğru yürüyordum.
Bu aletlerle cambazlık yapıyordum artık.
Ama koltuk değnekleri hep kırılıyor, dayakları yiyordum.
Dayağı yiyordum ama o yine kırılıyordu.
Koltuk değneği pes etti, Dedem pes etti de ben pes etmedim.
Yine bir gün akşam tokadı yemiştim. Dedem banama “bu böyle olmayacak “dedi. Dayağı yemiştim. Alışmıştım. Nelere alışmıştım. Dizlerimden eksik olmayan yaralara. Elimde oluşan nasırlara. Tokatlara, dayaklara.
O gün babam ve dedem yeni bir koltuk değneği yapmadılar. Uyuyamadım ben. Yoksa yine hep sekmek zorunda mı kalacaktım. Ertesi sabah babam ve dedem kırılan koltuk değneği parçalarını alıp gittiler, öyle kalakalmıştım ben.
Akşama kadar evden çıkmamıştım üzüntüden. Akşam geldiler dedem ve babam.
Babamın elinde koltuk değneği vardı. Demir profilden koltuk değneği. Öncekilere göre çok ağırdı. Olsundu vardı ya.
Sonra ne mi oldu. Demir koltuk değneği sık sık kaynak yerlerinden koptu. Koptu, kaynak yapıldı. Demirci kaynak yapmaktan yoruldu belki ben kırmaktan, koparmaktan bıkmadım.
Bıkmam, korkmam dayaktan, tokattan. Benim azmim vardı, benim hırslarım vardı. Benim, acılarla yoğrulmuş hedeflerim vardı.



gürcan yurtseven



Yorumlar (1)
Furkan Efendi 10.01.2021 18:14
' Benim , acılarla yoğrulmuş hedeflerim vardı . ' Kederli bir kalp acılara inatla direniyor . Direnmek her anlamıyla mükemmel . Çok hoş bir cümle teşekkürler .


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6537
2 Firari Fırtına 4566
3 Mustafa Ermişcan 4050
4 Hasan Tabak 3702
5 Nermin Gömleksizoğlu 3320
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3216
7 Uğur Kesim 3150
8 Sibel Kaya 3031
9 Enes Evci 2726
10 Turgut Çakır 2387

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1926 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com