Romanlar

Cânilerin Dünyası 1.Bölüm (yerli bir ZOMBİ hikayesidir)
Okunma: 84
emrah öztürk - Mesaj Gönder


Mete belindeki palanın tutacağını eliyle kavramıştı. Her an çıkartıp saldıracak pozisyonda karşısındakinin gözlerinin içine bakıyordu. O da gözlerini ayırmadan kendisine bakıyordu. Elindeki bıçak fazla büyük bir şey değildi ama ne kadar keskin olduğunu tahmin etmek zor değildi. Karşısındaki adamın gözleri, Mete'nin belinde duran palayla, gözleri arasında gidip geliyordu. Kimin insan, kimin onlardan olduğunu anlamak zordu. Çünkü herkes birbirine saldırmak için fırsat kolluyordu. Yaşamak için öldürmek zorundaydılar. Seçenekler az ve basitti. Ya kendisi ölecekti ya da karşısındakini öldürüp, bugünlük yaşamaya devam edecekti. İşte böyle günlerin birinde karşı karşıya gelmişlerdi. Konuşarak anlaşma devirlerinin kapanalı çok olmuştu. Artık güçlü olan güçsüzü öldürürdü. Tek kural buydu. Karşındakini öldür ve hayatta kal. Mete bu adamla daha önce hiç karşılaşmamıştı ve kıyafetleri tanıdık değildi. Genelde her koloninin belli renkte kıyafetleri vardı. Güvenli bölgelerinden ihtiyaçlarını almak için ayrıldıklarında bu kıyafetleri giyerlerdi. Çünkü bazıları arasında ittifaklar vardı ve bunlar birbirine dokunmaz, eşya takası yapar ve gerektiğinde birbirlerini kollarlardı. Ama bu yeni biriydi. Uzun sayılabilecek boyda ve kalıplı biriydi. Hızlı hareket edemezdi belki ama yumruğuna denk gelmek istemeyeceğiniz birisiydi. Mete "Kimlerdensin? "diye sordu. Cevap gelmeyeceğini biliyordu ama üstüne düşeni yapmış olmak istiyordu. İçinin rahat etmesi için bu gerekliydi. Cevap gelmedi. Sadece hırıltılı bir ses çıkardı ve bıçağını kavrayıp Mete'nin üzerine doğru koşmaya başladı. Mete palasını belinden çıkartıp sıkıca kavradı. Saldırı pozisyonunu aldı ve üzerine gelmesini beklemeye başladı. Her gün saatlerce çalışıp antrenman yapıyordu. Her hamleyi her saldırıyı savuşturmak için sürekli yeni teknik ve taktikler geliştiriyordu. Ama karşısında kendisine doğru gelen adamın bunları yaptığını düşünmüyordu. Sadece bağırarak üzerine doğru geliyordu. Derin bir nefes aldı. Hareketsiz duruyordu. Zamanının gelmesini beklemek zorundaydı. İki eliyle kavradığı palayı sımsıkı tutuyordu. Mesafe git gide kapandı, son bir derin nefes daha aldı. Adamın bağırış sesi kulağına yaklaştıkça artıyordu ama Mete'nin umurunda değildi bu. O yapacağı hamleye kilitlenmiş bir şekilde bekliyordu. Ve adam bıçağını Mete'nin boynuna doğru salladı. Mete hamlenin o şekilde geleceğini tahmin etmişti ve soğukkanlılıkla arkaya bir adım atarak kendini geriye doğru çekti. Bu hamleyi beklemeyen adam boşa savurduğu elinin dengesini bozmasıyla Mete'nin yanından ileri doğru bir adım attı. İşte beklenen fırsatı bulmuştu. Geriye doğru dönüp zıplayarak bütün gücüyle palasını adamın sırtına doğru salladı. Alanda acı bir çığlık yankılandı. Mete yere indiğinde palasından kanlar damlıyordu. Adamın sırtında büyük ve uzun bir yarık açılmıştı ve kan oluk oluk akıyordu. Yere yığılıp kalmıştı, birkaç bağırış ve küfürden sonra sesi kısılıp inlemeye başlamıştı. Bu sesi belki de yüzlerce kez duymuştu. Mete bu durumdan nefret ediyordu. Aslında hiç yapmak istemese de buna mecbur kalıyordu. Çünkü kendisi de yaşamak istiyordu. Kim olduğu belli olmayan biri tarafından pis bir bıçakla öldürülüp, cesedinin kim bilir ne olacağını düşününce, yaptıkları için geçerli bir sebep olduğunu düşünüyordu. Adamın sırtından boşalan kan Mete'nin ayaklarına kadar gelmişti. Adamın yanına doğru gitti. Nefret dolu gözlerle kendisine bakıyordu. O an tek istediği şey oradan kalkıp Mete'yi öldürebilmekti. Ettiği küfürlerden ziyade gözlerinde görebiliyordu bunu. Ama bugün sıra Mete'de değildi. Bu sefer de değildi. Palasını kaldırıp boğazına sert bir vuruş daha yaptı. Çünkü acı çekmesini istemiyordu. Bir an önce acısından kurtulup, yaşadıkları dünyadan daha iyi bir yere gitmiş olması için dua etti. Palasını temizleyip tekrar beline soktu. Eczanenin önündeki nöbetine kaldığı yerden devam etmeye başladı. İçeride üç kişi daha vardı. Genelde üç veya dört kişilik gruplar halinde kamp dışına çıkarlardı. Birbirlerini kollamak önemliydi. Hatta en önemli şeydi. Ama sayı ne kadar fazla olursa, o kadar fazla dikkat çekiliyordu. Öteki koloni üyeleriyle denk gelme olasılığı fazla olsa da onlar için önemli olan diğerleriyle karşılaşmamaktı. Görünüşleri insana benzese de aslında çok başka bir şeydi bunlar. Dışı normal insan olsa da içlerinde sadece saldır, öldür, parçala diyen biri varmış gibi hareket ediyorlardı. Gördükleri anda saldırıp öldürmeye çalışıyorlar, öldürdüklerini de parçalara ayırıp yemeye başlıyorlardı. Genelde kalabalık gruplar halinde dolaşırlardı ve koku duyuları insanlara göre oldukça hassastı. Taze etin ve kanın kokusunu çok uzaktan alabiliyorlardı. Buradaki kan Mete'ye ait olmasa da taze et kategorisine kendisi ve arkadaşları da giriyordu. Efe eczanenin kapısını açıp yanına geldi. Elindeki listede üstü çizilmemiş birkaç ilaç gösterip "Bunları bulamadık. Her yere baktık ama sanırım birileri bizden önce davranmış. Sende kontrol etmek ister misin?" diye sordu. Mete "Hayır, gerek yok. Sen kontrol ettiysen tamamdır. Çok fazla oyalanmayalım. Sanırım ortalık karışmaya başlayacak" dedi yerdeki cesedi göstererek. "Ne zaman oldu bu? Niye bize seslenmedin?" diye bir serzenişte bulundu Efe. "Niye, yaşlandığımı mı düşünüyorsun? Tek başıma halledemez miyim? Yaptığımız antrenmanlarda seni yere çarptığımı unutuyorsun sanırım" dedi Mete gülerek. "Sanırım gerçekten yaşlanıyorsun, kardeşim. Hafızanda problem var. O dediğin şeyin üzerinden seneler geçti. İstersen döndüğümüzde denemesini yapabiliriz" dedi Efe. Gülümsüyorlardı. Sanki biraz önce bir adamı palayla kesip öldürmemiş gibi. Sanki biraz sonra orasının canilerle dolup taşacağını umursamıyorlarmış gibi. Zaten bu konuşmalar, şakalaşmalar olmasa çekilecek gibi değildi bunlar. Efe otuz iki yaşındaydı. Mete'den iki yaş daha küçüktü. Aynı boylarda olsalar da Mete'den daha zayıftı. Saçları uzundu. Dışarı çıkacağı zaman arkada bir lastikle bağlardı. Siyah gözlü ve esmer birisiydi. Sürekli antrenman yaptıkları için fit bir vücuda sahipti. Ve grubun en delisiydi. Hiç bir şeyi düşünmezdi. Arkadaşları için hiç düşünmeden kendi canını ortaya koyabilirdi. Yani dışarıya göreve çıkıyorsanız mutlaka yanınızda bulundurmanız gereken bir dosttu. Çocukluğundan beri Mete ile arkadaşlardı. Birlikte büyümüşlerdi. Zaten babaları da çok sıkı dosttu. Kardeş gibiydiler. Daha gençlik yıllarında birbirlerini her ne olursa olsun koruyacaklarına ve arkada bırakmayacaklarına söz vermişlerdi. Ki birçok defa birbirlerinin hayatını kurtarmışlardı. "Hadi toparlanalım artık. Yola koyulmanın vakti geldi" dedi Mete. Efe başını sallayıp tekrar içeriye girdi.



emrah öztürk



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6582
2 Firari Fırtına 4605
3 Mustafa Ermişcan 4091
4 Hasan Tabak 3745
5 Nermin Gömleksizoğlu 3357
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3273
7 Uğur Kesim 3184
8 Sibel Kaya 3068
9 Enes Evci 2758
10 Turgut Çakır 2414

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1356 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com