Romanlar

Cânilerin Dünyası 3.Bölüm (yerli bir ZOMBİ hikayesidir)
Okunma: 77
emrah öztürk - Mesaj Gönder


Kısa bir süre sonra sırtında ve elinde iki adet çantayla Efe kapıda belirdi. Mete'ye gülümseyerek yanından geçti ve arabaya doğru ilerledi. Arkasından Asya çıktı. Onun da elinde ucuna çiviler yerleştirilmiş bir sopa vardı. Sopayı omuzuna yaslamış bir şekilde kapıdan çıktı. Mete onu her gördüğünde olduğu gibi yine kalp ritmine söz geçiremiyordu. Heyecan basıyordu ve gözlerini ondan alması çok zor oluyordu. Asya'da ona gülümseyerek bakıyordu. Yanına geldi ve tam karşısında durdu. Şimdi biraz daha endişeli bakıyordu. "İyimisin başkan?" diye sordu Asya. Genelde arkadaşları arasında ve kolonidekilerin büyük kısmı böyle seslenirdi Mete'ye. Kendisi hala alışamasa da ve bundan pek memnun olmasa da bir süre sonra karışmamaya başladı. Ona göre herkes eşit olmalıydı. Kimse kimseden üstün değildi. Herkesin konusunda uzman olduğu bir bölüm bir iş vardı. Ama işleri organize etmek ve düzeni sağlayabilmek için birinin elini taşın altına koyması gerekiyordu ve şartlar onu buna zorlamıştı. "-Olmamam için bir sebep yok. Hepimiz hayattayız." "-Peki bu yerde yatan iri cüsseli adam için neden bizden yardım istemedin?" "-Sende mi başa çıkmayacağımı düşünüyorsun? Size ne oldu böyle, sanırım beni hafife almaya başladınız. Veya yapabileceklerimi unuttunuz." "-Hayır senin neler yapabileceğini gayet iyi biliyoruz. Ama senin de bilmen gereken şey kendini riske atmamak. Sen hepimiz için önemlisin. Sana bir şey olmasını istemiyorum. Yani şey. Hiç birimiz istemiyoruz. Bizim için ve koloninin iyiliği için sana bir şey olmaması lazım." İkisinin de kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Asya'nın yanakları kızarmıştı. Mete'de çok farklı değildi ama bunları duyunca çok mutlu olmuştu. Ağzı kulaklarındaydı. "Merak etme senin, yani sizin iyi olduğunuzu bildiğim sürece bana hiçbir şey olmayacak" dedi. Göz göze bakışarak duruyorlardı. Bu anın bitmesini ikisi de istemiyor gibiydi. Ama açılan kapının sesi bu ambiyansı bozmuştu. İçeriden son olarak çıkan Hikmet abileri oldu. Onun da elinde özenle yerleştirilmiş çiviler bulunan bir sopa vardı. Ek olarak belinde bir pala, bir bıçak ve sırtında bir tüfek vardı. Ekibin asıl silah gücü oydu. "-Gençler, bir şeyi bölmüyorum umarım. Ama sanırım artık buradan gitmemiz gerekiyor. Bakışmanıza kolonide devam edersiniz" dedi gülümseyerek ve yanlarından geçip arabaya doğru ilerledi. Hikmet 45 yaşındaydı. Dışarı çıkan ekibin en yaşlısı oydu. Koloninin de yaşlılarından sayılırdı ama en güçlüleri de oydu. Eskiden özel kuvvetler ekibinde uzun süre yer almıştı. Ama bir çatışmada ağır yaralanınca malulen emekli edilmişti. Kendisi hiç istememişti, o olması gerektiği yerin ev değil dağlar da arkadaşlarının, dostlarının yanı olduğunu düşünüyordu. Ama elinden bir şey gelmemişti. Ama çok kısa bir süre sonra olaylar çığırından çıkmıştı ve şimdi buradaydı. Mete'ye ve diğer çok kişiye dövüşmeyi, silah ve bıçak kullanmayı o öğretmişti. Mete'nin babasından sonra en çok saydı duyduğu ve güvendiği kişi oydu. Mete ile Asya hemen kendilerini toparlayıp arabaya doğru yürümeye başladılar. Görevin birinci kısmı tamamlanmıştı. Şimdi ikinci ve son kısıma geçeceklerdi. O da gıda ihtiyacını karşılamak. Bunun için alışveriş merkezlerine bakmaları gerekiyordu ve buralar en tehlikesi en yüksek olan yerlerdi. Çünkü hem caniler için hem de diğer kolonilerde yaşayan insanlar için en cazip yerler buralardı. Büyük alışveriş merkezlerinde, depolarında veya büyük toptan gıda depolarında yiyecek bulma şansı daha fazla olsa da oralarda risk çok fazlaydı. Diğer kolonilerle savaşabilirler daha kötüsü bir yandan da canilerle uğraşa bilirlerdi. Bu yüzden Mete daha küçük yerlerde, mahalle köy kasaba gibi yerlerdeki küçük dükkanlar bulmayı daha çok seviyordu. Daha güvenli ve hızlı bir şekilde ihtiyaçlarını alıp gidebiliyorlardı bu şekilde. Ama bunları bulmak her zaman çok kolay olmuyordu. Aramak, bölgeleri taramak ve uzun süre gezmek gerekiyordu. Bu da dışarıda geçirilen zamanın uzaması anlamına geliyordu. Ve dışarıda geçirilen her saniye çok tehlikeliydi. Özellikle de vakit akşama geliyorsa. Ama Mete daha önce gittikleri her yerin haritasını çıkartıyor, bölgeleri not ediyor, nerede hangi dükkan var hepsini kayıt altına alıyordu. Yoldan geçerken veya eve dönüş yolunda gördüğü yerleri işaretliyor, bir sonraki sefer için buraları not ediyordu. Sürekli koloninin iyiliği için, onlara fayda sağlayabilmek için bir şeyler düşünüyor, bir şeyler üretmeye çalışıyordu. Yaşı genç olsa da omzuna çok büyük bir sorumluluk yüklemişlerdi. Bunun altından yüzünün akıyla çıkmak için, herkesin güvenini boşa çıkarmamak için çok çalışıyordu. Ve bu yanındaki üç kişi bu yorgunluğu en iyi anlayanlardı. Özellikle de Asya. Mete yolculuklarda dışarıya daldığı zaman kim bilir neler geçiriyor içinden diye düşünüyordu hep. Gözlerindeki yorgunluğu görebiliyordu. Herkes yerleştikten sonra, arabayla hareket ettiler.



emrah öztürk



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6582
2 Firari Fırtına 4605
3 Mustafa Ermişcan 4091
4 Hasan Tabak 3745
5 Nermin Gömleksizoğlu 3357
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3273
7 Uğur Kesim 3184
8 Sibel Kaya 3068
9 Enes Evci 2758
10 Turgut Çakır 2414

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1343 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com