Romanlar

Cânilerin Dünyası 4.Bölüm (yerli bir ZOMBİ hikayesidir)
Okunma: 87
emrah öztürk - Mesaj Gönder


Arabada oturma düzeni hiç değişmezdi. Efe şoför koltuğundaydı hep. Nereye giderlerse o kullanırdı arabayı. Yanında Hikmet abileri oturuyordu. Her türlü gelecek tehlike karşı son derece dikkatliydi ve sürekli etrafı kontrol ederdi. Asya ve Mete arkada otururlardı. Bu zamanlarda Mete pek konuşmaz sürekli dalgın bir şekilde dışarıya bakar ve bir şeyler düşünürdü. Yolculuk devam ederken Mete, arada bir elindeki defterde çizili olan haritaya bakarak yolu tarif ediyor Efe'yi yönlendiriyordu. Son uğradıkları bölgeye doğru gidiyorlardı. Küçük bir kasaba bulmuşlardı. Şehir merkezinden yaklaşık kırk kilometre kadar uzaktaydı. Kimsesiz, terkedilmiş ve güvenli sayılabilecek bir yerdi. Birkaç tane cani görmüşlerdi ve öldürmeleri hiç zor olmamıştı. Aynı bölgenin biraz daha ilerisinde benzer bir yerleşim yeri bulmayı umuyorlardı. Planladıklarından biraz daha gecikmeli gidiyorlardı. Havanın kararması işlerine gelmezdi. O yüzden ellerinden geldiği kadar hızlı hareket etmek zorundalardı. Son geldikleri köye ulaşmışlardı. İleriye doğru devam ettiler. Yaklaşık bir on kilometre kadar ilerledikleri halde hiçbir yaşam belirtisi görememişlerdi. Karamsarlık ve umutsuzluk baş göstermeye başlamıştı. Yakılan benzin altın değerindeydi ve buraya kadar boşa gelmişlerse çok büyük iki kayıp birden olacaktı. Ekibin moralini bozmak için yeterli bir sebepti. Ama Mete kararlıydı. İçinden bir ses boşa kürek çekmediklerini söylüyordu. Devam etmeleri gerektiğini. Geri dönmek istediklerini ima etseler de son karar Mete'ye ait olduğu için devam etmek zorunda kaldılar. Yaklaşık sekiz kilometre daha gittikten sonra Arnavut kaldırımlı taşların döşeli olduğu bir yan yol fark ettiler. Bu köy merkezine giden bir yol demekti. Biraz uğraşmışlardı ama sonunda bulmuşlardı. Karamsarlık ve umutsuzluk yerini Mutluluk ve neşeye bırakmıştı. Mete kendinden emin görünen bir bakışla oturuyordu ama içten içe rahatlamış ve sevinmişti. "-Söylemiştim, mutlaka bir yer daha bulacağımıza emindim" dedi Mete kendini överek. Ekipteki herkes ona olan güvenlerini boşa çıkarmadığı için minnettardı. "-Şimdi dikkatli olalım. Daha önce keşfetmediğimiz bir bölgedeyiz. Nerede ne var bilmiyoruz. Öncelik kendi güvenliğimiz. İkili grup olarak işimize yarayan bir şeyler var mı hızlıca tarayalım ve bir an önce dönelim" dedi Mete. Herkesten onay aldıktan sonra arabayı uygun bir yere park etmesini söyledi. Tenha bir yere park ettikleri arabadan indiler ve Hikmet abi ile Efe ayrılarak sağ tarafa doğru ilerlediler. Mete'de Asya ile sol tarafı taramak için ilerlediler. "-Yanımdan ayrılma ve çok dikkatli ol. Sana bir şey olmasını istemiyorum" dedi Mete. Sadece gülümsemekle yetindi Asya. Arada bir birbirlerine değecek kadar yakın yürüyorlardı. Ortalıkta hiçbir hareket yoktu. Ne bir insan ne bir cani ne de hareket eden başka bir şey. Terk edilmiş hayalet bir köy daha diye geçirdi içinden Mete. Dükkanları evleri kontrol etmeye başladılar. Hikmet abi ve Efe'de aynı şekilde sırt sırta ilerliyor ve evleri kontrol ediyorlardı. Bazı konserve kutuları, bardak, tencere, tava, tabak çatal işe yarar ne varsa alıyorlardı. Bunlar kolonide kullanmak için önemli şeylerdi. Marketi Meteler bulmuştu. Önce camdan içeri doğru bakındılar. Herhangi bir hareket görünmüyordu. Mete cama sertçe birkaç kez vurdu. İçeride bir cani varsa mutlaka bu sese tepki vermek zorundaydı. Beklediler. Ama içeride hala bir hareket yoktu. Güvenli olduğunu düşünerek içeri girmeye karar verdiler. Kapıyı açmaya çalıştılarsa da kapı kilitliydi. İş Mete'ye düşmüştü. Biraz gerilerek bütün gücünle kapıya tekmeyi vurdu ve kapı şiddetli bir şekilde geriye doğru duvara çarptı. Cam kırılmıştı. Bu kadar yüksek ses hiç iyi değildi. Boş köyde yankılanmıştı ses. Hikmet ve Efe girdikleri evden apar topar koşturarak dışarıya attılar kendileri ne olduğunu anlamak için. Mete içeriyi kontrol ederken, Asya'da Hikmet abisine bir sorun olmadığını söylüyordu. Hikmet ve Efe rahat bir nefes almıştı. Sorun olmadığını gördükten sonra tekrar kendi işlerine koyuldular. Mete kapıdan kontrol ettikten sonra içeriye girdi. Raflar mallarla doluydu. Makarnalar, pirinçler, bulgurlar, un hatta bonus olarak çay ve kahve bile vardı. Asya'da gelmişti. Tüm gıda maddelerini ve içecekleri çantalara doldurdular. Sırtındaki ve elindeki çantayı tıka basa doldurdu. Aynı şekilde Asya'da kendi çantalarını doldurmuştu. Adeta burada bir gömü bulmuşlardı. Bu kadarını kendisi bile beklemiyordu. Çok mutlu olmuşlardı. Arka tarafta içeriye açılan bir kapı daha gördü Mete. "-İçeride bir kapı daha var. Sanırım depoya açılıyor. Sen elindeki çantaları arabaya bırak ve yedek çantalardan getir. Sanırım burada üç aylık erzağımızı çıkartacağız" dedi. Asya sevinçle çantaları yüklendi ve arabaya doğru gitti. Mete elindeki çantayı kenarı bıraktı, diğeri hala sırtındaydı. Kapıya doğru yaklaştı ve birkaç kez sertçe vurdu. İçeriden bir ses veya hareket duyamadı. Rahat bir şekilde kapının kulpunu çevirdi ve içeri doğru açtı. Normal zamanlarda yapmayacağı bir hatayı maalesef bu sefer yapmıştı. Önce dışarıdan içeriyi dinlerdi her zaman. Bir hareket olmadığına emin olduğu zaman içeri girerdi. Her zaman çok temkinliydi bu konuda. Ama bu sefer o anın heyecanı ve mutluluğuyla bunu unutmuş, aceleye getirmişti. Bulduğu madeni tamamen sömürmek için acemice davrandı. İçeri adımını attığı anda kapının arkasından üzerine doğru bir cani atladı. Sırtındaki çantanın ağırlığı dengesini bozdu ve ikisi beraber yere düştüler. Cani Mete'nin üzerinde onu ısırmak için var gücüyle uğraşıyordu. Bugün Mete'nin tüm hatalarını bir seferde yapma günüydü sanırım. İkinci hatası sırtındaki çantayı çıkarmamaktı. Bu onun dengesini tamamen bozmuştu. Ama üçüncü ve en büyük hatası palasını belinden çıkarmadan içeriye silahsız olarak girmesiydi. Bu hatalar toplamının bedelini üzerindeki caniyle ödüyordu. Boğazından yakalamıştı, dişlerini olabildiğince uzak tutmaya çalışıyordu. Ama pala belinin sağ tarafındaydı. Caninin boğazını sağ eliyle tuttuğu için sol eliyle palaya uzanamıyordu bir türlü. Caninin eli Mete'nin yüzünde geziyordu, tutacak bir yer arıyordu. Bu da Mete'nin görüşünü kısıtlıyordu. Caniyi bu şekilde bir süre daha tutabilirdi. Asya'nın gelmesini bekleyecek ve onun yardımıyla bu caninin kellesini uçuracaktı. En fazla birkaç dakika içinde yanında olacaktı Asya. Caninin altında beklerken birden görüşü tamamen kapandı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken ikinci caninin geldiğini anlaması uzun sürmedi. Üzerine düşmüştü. Kalktı ve o da sol tarafından saldırarak ısırmaya çalışıyordu. Sol ayağı ile var gücüyle bir tekme vurarak üç dört adım kadar ileriye düşürdü onu. Ama sarf ettiği güç diğerinin dişlerinin boğazına kadar yaklaşmasına sebep olmuştu. Salyaları üzerine damlıyordu. Dişlerinin birbirine vurma sesi kulağının dibinde yankılanıyordu. Gücünü toparlayıp tekrar boğazından yukarı doğru kaldırdı. İki elini de kullanmıştı bu sefer. Ama bu arada diğerinin tekrar saldırı için üzerine geldiğini fark etti. Tek elinle üzerindekinin boğazını tutarken diğer eliyle gelenin hamlesini durdurmak için hazırlandı. Bu sefer başının hizasından saldırmaya hazırlanıyordu ki bu da ayaklarını kullanma şansını bitirmişti. Normalde bu canilerin bu kadar akıllı olmaması gerekiyordu. Sürekli aynı yerden gelmesi beklenirdi. Ama şuan bunu düşünecek vakti yoktu. Düşündüğü tek şey buradan kurtulabilmekti. Asya'nın bir an önce gelmesi için içinden dua ediyordu. Bu arada diğeri hamlesini yapıp üzerine atlamıştı. Sol eliyle de onun boğazını kavrayan Mete iki elinde iki caniyle var gücüyle mücadele ediyordu. Bu şekilde çok fazla dayanamazdı. Bir süre sonra pes etmek zorunda kalacaktı. Ama kollarındaki son kaslar görevini yerine getirmeyi bırakana dek mücadele etmekte kararlıydı. Sol kolu daha zayıftı. Oradaki cani gitgide yaklaşıyordu. Eliyle dirsek arasını boğazına kıstırdı. O şekilde dayanmaya çalışıyordu. Kurtuluş yolu olarak gördüğü Asya gecikmişti. Hemen başka bir plan düşünmek zorundaydı. Kafasından saniyeler içinde türlü taktikler geçiyordu. Ama gücü oldukça azalmıştı. Kendine güvenemiyordu. Tek çıkış yolu olarak sağ elindekini ileriye doğru son gücüyle attırıp, ayaklarıyla üzerinden atacaktı. Sonra sıra diğerine gelecekti. Ama tek sorun sol kolu zaten zayıftı ve o kolundaki güç tükenmek üzereydi. O geçen zamanda solundakini tutabileceğini düşünmüyordu. Vazgeçti. Yardım için bağırmak istedi. Ama bu da gücünü ekstra fazladan tüketecekti. Şu an son damlasına kadar ihtiyacı vardı. Bir şey yapmadan dayanmaya çalışmak en iyisiydi. Tam böyle düşündüğü sırada içeriden gelen ayak sesleri duydu. Bir an için Asya'nın geldiğini düşünerek sevinmiş olsa da, bu sevinç çok kısa sürdü. Çünkü sesler yanlış taraftan geliyordu. Dışarıdan değil içeriden gelen bir sesti. Evet üçüncü bir cani üzerine doğru geliyordu. Artık her şey bitmişti. Onu durdurabilecek ne eli kalmıştı nede gücü kalmıştı. Sanırım buraya kadarmış. Sonunda sıra benim diye düşündü. Aklından saniyeler içinde binlerce şey geçiyordu. Ama en çok pişmanlık duyduğu şey Asya'ya aşkını itiraf edememek olmuştu. Hatta bunu kendine bile itiraf etmemişti açıkça. Hep kaçamak oynamıştı. Ama şu an burada tüm kalpten duygularınla hissediyordu bunu. Keşke dedi söyleyebilseydim gitmeden. O zaman daha kolay olurdu belki. Üçüncüsü de üzerine kapandı. Gözlerini kapattı. Ellerini serbest bıraktı. Giderken düşündüğü tek şeyin Asya olması garipti. Bunu kendi de garipsedi. Gözleri kapalıydı. Ve artık üzerindeki ağırlık kalkmıştı. Bir rahatlama gelmişti. Bitmiş miydi her şey gerçekten? Bu kadar mıydı? Ölüm denen şey bu kadar kolay mıydı? Sanki durumda bir gariplik vardı. Ölmüş gibi hissetmiyordu. Evet daha önce ölmemişti ama elini kalbine götürdü. Atmaya devam ediyordu. Kesinlikle bir gariplik vardı. Gözlerini açmaya korkuyordu ama merakına yenildi ve hafifçe gözlerini araladı. Gözüne ilk çarpan şey Asya'nın o muhteşem yüzüydü. Hayalinde miydi bu? Rüya mıydı ya da melek mi? Diye düşünürken Asya'nın yanında kendisine pis pis sırıtan Efeyi gördü. Kafasını tekrar geriye yasladığında ise baş ucunda Hikmet abisi duruyordu. Asya arabaya gittikten sonra yardım etmeleri için Efeleri çağırmaya gitmişti. O yüzden normalden fazla gecikmişlerdi. Mete'nin yalnız olduğunu duyan Efe diğerlerinden ayrılıp hızla koşarak yardıma gitmişti. Hikmet abide hemen arkasındaydı. İçeri girdiğinde Meteyi yerde üzerinde iki tane caniyle görünce ne olduğunu şaşırmıştı Efe. Üçüncü üzerine düştüğü anda onu tutup geri doğru fırlattı. Bu arada Hikmet abi Efenin fırlattığı caninin kafasını palayla gövdesinden ayırmıştı bile. Sol elindekine tekmeyi atıp savurmuştu. Sağ elindekini boynundan tutup bıçağı sokmuş kopartana kadar bir sağa bir sola kesmeye devam etmişti. Hikmet abi diğerini tutmuştu ama Efe yanına geldi içindeki siniri boşaltamamıştı. Hikmet abisinden aldığı caniyi parçalara ayırmıştı resmen. Yerde yatmaya devam eden Mete rahatlamıştı. Geçte olsa kurtarmaya gelmişlerdi. İnsanın böyle dostları olduktan sonra zaten kolay kolay ölmezdi. "-Sanırım yerini beğendin. Yatmaya devam edeceksen yastık ve battaniye getirmemi ister misin?" dedi Efe. Herkes rahatlamış, derin bir nefes almıştı. Bu soru herkesin kahkaha atmasına neden olmuştu. Efe elini uzattı. Elinden tutup kendini yukarı doğru çekti Mete. Kollarında güç kalmadığını hissetti. Kalbi çok hızlı atıyordu. Türlü duygular içindeydi. "-Niye bu kadar geciktin. Ben burada canilerle boğuşurken, sen dışarıda dedikodumu yapıyordun?" "-Sen baş edersin diye düşündüm başkan. Bir an için artık yaşlandığını unutmuşum. Kusura bakma bundan sonra gözümün önünden ayırmam" Her şey normale dönmüştü. Kahkahalar eşliğinde kalan erzakları da toplayıp çıkışa yöneldiler. Efe ve Hikmet önden çantaları yüklenip çıktılar. Asya ve Mete yavaş yavaş gidiyorlardı. Mete yerdekilere baktı. Birkaç saniye daha geç kalsalar belki de o yerde yatan kendisi olacaktı. Hayat çok garipti. Saniyeler bile çok şeyi değiştiriyordu. Asya birden durdu. Mete'de durup ne olduğunu soracaktı ki bir anda Asya üstüne koşup sarıldı. Sımsıkı tuttu. İlk şaşkınlığı üzerinden atan Mete'de karşılık verdi. İkili birkaç saniye boyunca ayrılmadı. Mete içinden keşke şu an hiç bitmese, zaman burada donup kalsa diye geçirdi içinden. Aynı şeyi Asya'nın da düşünmesini de istiyordu tabi. "-Sana bir şey olacak diye çok korktum. Bir daha seni asla yalnız bırakmayacağım. Lütfen bunu benden bir daha isteme" dedi Asya. Gözlerinden yaşlar akıyordu. "-Bir daha asla yanımdan ayrılmana izin vermeyeceğim" dedi Mete sadece. Bu anın bitmesini hiç istemiyor gibiydiler. Ama daha fazla orada kalamazlardı. Artık dönmeleri gerekiyordu. Dışarı çıkıp arabaya doğru yürüdüler. Zor bir gün olmuştu. Ama buna tamamen değmişti. Şimdi tek istediği şey eve dönüp, sıcak bir duşa alıp, sabaha kadar uyumaktı. Tabi önce sağ salim eve gitmeleri gerekiyordu. Efe kontağa bastı ve hareket ettiler.



emrah öztürk



Yorumlar (1)
Hep de Böy 1.02.2021 16:18
Kusursuz Adam'ın (üye) acemi katiller senaryolarını andırıyor.
Tşk.
G.


İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6582
2 Firari Fırtına 4605
3 Mustafa Ermişcan 4091
4 Hasan Tabak 3745
5 Nermin Gömleksizoğlu 3357
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3273
7 Uğur Kesim 3184
8 Sibel Kaya 3068
9 Enes Evci 2758
10 Turgut Çakır 2414

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1161 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com