Romanlar

Cânilerin Dünyası 6.Bölüm (yerli bir ZOMBİ hikayesidir)
Okunma: 70
emrah öztürk - Mesaj Gönder


Doğan bey 50li yaşların başındaydı. Dünya bu hale gelmeden önce inşaat mühendisi olarak hayatını idame ediyordu. Karısı Esma hanımı yıllar önce illet bir hastalık olan kanserden kaybetmişti. O zamandan beri oğlu Mete'nin hem annesi hem babası olma konusunda elinden geleni yaptı. Hayatına bir daha hiç kimseyi sokmadı. Tüm sevgisini ve ilgisini oğluna harcadı ve bundan hiçbir zaman pişmanlık duymadı. Yaklaşık beş yıl önce bu malum olay yaşandıktan sonra aklındaki tek şey oğlunu hayatta tutabilmekti. İlk zamanlar çok zordu. Çünkü kimse ne olduğunu anlayamıyordu. Ama her dönemde aç gözlü ve hırslı insanlar vardı. Ve bunlar önlerine gelen her yeri yağmalamaya başlamıştı. O günden sonra artık yeni dünya düzeni bu olmuştu. Güçlü olan hayatta kalırdı. Güçsüz olanın ise ölmek için birçok yolu vardı. Ya bu aç gözlü bencil insanların elinde ya canilerin elinde ya da açlık veya susuzluktan ölebilirlerdi. Bu düzenin değişmesi gerekiyordu. Bununda tek yolu yerleşik düzene geçebilmekti. Ama bu kolay bir şey değildi. Güvenli bir alan bulunması gerekiyordu. Ve çok daha fazla yandaş olması şarttı. Güvenliğin sağlanması yerleşimin düzenlenmesi ve en önemlisi karınlarının doyması kolay bir iş değildi. Kendisi gibi düşünen birilerini bulup, birlik olup düzen kurulması gerekliydi. Bunu kısmen yapanlar vardı. Ama orada sistem güce dayalıydı. Zorba insanlardı. Güçlü olanın sözü dinlenir, ona yakın olan insanlar rahat eder, diğerleri ezilirdi. Ama karınları doyardı. Doğan beyin istediği böyle bir şey değildi. O herkesin eşit olacağı, her işin el birliği ile yapılacağı bir yer hayal ediyordu. Bu düzeni kurabilmesi beş yılını almıştı. Gece gündüz demeden çalışarak, türlü zorluklara rağmen bunu başarmıştı. Başta Mete'nin ve diğer birçok koloni üyesinin uyarılarına rağmen yine de en fazla dışarı göreve gidenler arasında olmuştu her zaman. Çünkü içeride düzeni sağladıktan sonra dışarıyı da kontrol etmek isterdi. Kontrolü dışında bir şey olmasını istemezdi. Hele de birine zarar gelebileceğini düşününce önce kendisini ortaya atmaktan çekinmezdi. Nitekim son çıktığında da kimse gitmesini istememişti. Mete ne kadar ısrar etse de bu sefer yanına almak istememişti. Aslında son bir senedir sık sık yanına alırdı Mete'yi. Dışarıya alışsın, nerede neler yapılır, nasıl davranılır bilsin, öğrensin diye yanında götürür ve her şeyi anlatırdı. Bazen de kolonide bırakır kendisi yokken işlere yerine göz kulak olmasını isterdi. Her iki tarafa da hâkim olmasını istiyordu ki kendisinden sonra olacakları az çok tahmin ediyordu. İçeride güvendiği kişiler sayesinde Mete'nin başa geçmesini istiyordu. Onun için yetiştiriyordu aslında. O günde kolonide kalıp tarlaya yardım etmesini istemişti. Yeni ekim yapılıyordu. Doğan beyin en önemli işlerinden biride toprağı kullanmak olmuştu. Gıda ihtiyaçlarının büyük kısmını buradan karşılıyorlardı. O günde işin başında kalıp oradakilere yardım etmesini istemişti. Mete bir iki itiraz etse de sonradan durumu kabullenip tarlaya gitmişti. Oradaki iş bittikten sonra odasına gidip dinlenmeye çekilmişti. Ama uyuyamadı. İçinde adlandıramadığı bir sıkıntı vardı. Bir an önce babasının gelmesini istiyordu. Ama kara haber tez ulaşırdı. Yine öyle olmuştu. Normalde akşama doğru dönülmesi gereken görevden daha erken bir saatte dönülmüştü. Aşağıda büyük bir uğultu duyuluyordu. Mete kötü bir şeyler olduğunu anlamıştı. Koşturarak kalabalığın oraya doğru gitti. Aracın arkasında üzeri örtülmüş iki kişi olduğu görünüyordu. Arabanın kasasından aşağıya kan damlıyordu. Hikmet abisini gördü arabanın yanında. Üzeri, üstü başı her yerinde kan vardı. Etrafa bakındı ama babası yoktu. O an kasadaki iki kişiden birisinin babası olduğunu anlamıştı. O an sanki başından aşağı kaynar sular dökülmüştü. Dünyası başına yıkılmıştı. Cansız yatan bedenleri arabadan aşağı indirdiler. Babasını öyle yatarken gördü. Şöyle bir etrafına baktı. İnsanlar ağlıyor, haykırıyor, dövünüyordu. Tekrar yatan babasına baktı. Sonrası karanlık. Gözlerini açtığında yatağında yatıyordu. Her şeyin kötü bir rüya olduğunu düşündü Mete. Uyandı ve her şey eskisi gibi normal diye düşündü. Şimdi odasından çıkacak ve çalışma odasında babasını görecekti. Odasından çıkıp çalışma odasına gidene kadar bildiği bütün duaları okudu içinden. O an uğrunda ne olursa olsun tek bir dilek hakkı sunsalardı babasını orda görmeyi seçerdi hiç düşünmeden. Yaklaşık on adımlık ömrünün en uzun yolunu yürüdü. Çalışma odası boştu. Kimse yoktu. Kalbi hızlanmıştı. Korktuğu başına geliyordu. Hatırladıkları doğru muydu yoksa? Rüya değil miydi? Dışarı çıktığı an anlamıştı gerçeği. Herkes ağlamaklıydı. Yanına gelip baş sağlığı diliyorlardı. Annesini kaybettiğinde daha çok küçüktü. Ne olduğunu anlayamamıştı. Üstelik yanında babası vardı. Ve bir daha asla yanından ayrılmamıştı. Annesinin yokluğunu bir an olsun hissettirmemişti. Ama şimdi öyle bir boşluğa düşmüştü ki. Anlatılması çok zordu. Artık kimsesi kalmamıştı. Bu lanetlenmiş hayatta yapayalnız, tek başına kalmıştı. İleride Hikmet abisini görmüştü. Ona doğru yaklaşıyordu. Karşı karşıya geldiler. Birkaç saniye baktı Hikmet abisine. Gözleri dolmuştu. Yumruğunu ve dişlerini sıkıyordu. Ona kızgındı. Nasıl olur da babasını koruyamazdı. Onun işi o değil miydi? Babasını ve yanındakileri korumaktı görevi. Bu işte en iyi oydu. Ne oldu da yapamamıştı bunu. Kızgındı. Ama başka kimsesi kalmamıştı. Babasının kendisinden sonra güveneceği ilk kişi olarak Hikmet abisini söylediği gelmişti aklına. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı ki Hikmet abisi sarıldı önce. Bastı bağrına. Mete'de sarıldı. Sımsıkı sarıldı. Yüzünü bastırdı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Hikmet'te ağlıyordu. O da kendini suçluyordu. Çünkü kurtaramamıştı Doğan'ı. En yakın arkadaşını, dostunu, kardeşini. Bu durum onun içinde çok zordu. Birde Mete'nin bu durumu acısını katlıyordu. Ama Doğan Bey'in son nefesini vermeden önce Mete'yi ona emanet ettiğini hatırlıyordu. Ve bu sözü canı pahasına da olsa tutacağına dair hem Doğan Bey'e hem de kendisine söz vermişti. Mete'nin koluna girerek koloninin mezarlığına gittiler. Doğan Beyin cenazesini gömmüşlerdi. Mezarına geldiklerinde Mete Hikmet abisinden biraz müsaade istedi. Babasıyla yalnız konuşmak istedi. Hikmet uzun yıllar ahbaplık ettiği dostunun mezarını her gördüğünde kendine kızıyordu. O da hatayı kendisinde buluyordu. Ama kendisinden sonra Mete'nin başkan olmasını istediğini ve bunu desteklemesi için, Mete'yi korumak için gerekirse canından vazgeçmesi için söz vermesini istemişti Doğan Bey. Hikmet göz yaşları içinde kabul etmişti bunu. Zaten başka bir seçeneği de yoktu. O gün Mete uzun süre orada, babasının yanında kaldı. Hikmet bir süre onu izledikten sonra geri döndü. Koloni içinde büyük bir huzursuzluk ve belirsizlik vardı. Herkesin aklında ki soru şimdi ne olacak? Sorusuydu. Doğan Bey her zaman adaletten yana olduğu için kendisinden sonra yönetimi ele alacak kişiyi oy çoğunluğu ile seçilmesini isterdi. Bunu herkes bildiği için başka türlü gerilimlere gerek kalmamıştı. Ama içeride bu mevkide gözü olanlar ve muhtemelen kötüye kullanacak olanlar çalışmalara başlamıştı bile. Alttan ve sessiz bir şekilde vaatler veriyor ve kendilerine oy toplamaya çalışıyorlardı. Bunların başında ki isim Tolga idi. Hikmet onun tüm yetkileri eline aldıktan sonra koloniye ıstırap olacağından emindi. Bunu engellemenin tek yolu da Mete'yi başa getirmek olacaktı. Konseyde alınan karara göre kırk gün boyunca işleyiş aynı şekilde devam edecek, seçim olmayacaktı. Yedinci günden sonra adaylar belirlenecek ve oy toplamak için çalışmalar yapabilecekti. Nitekim verilen sürenin sonunda sadece iki aday belirlenmişti. Tolga kendisine rakip çıkmaması için elinden geleni yapmış olsa da Mete'yi engelleyememişti. Mete aslında hiç niyetli olmasa da Hikmet abisinin uyarılarından sonra Tolga'nın nasıl biri olduğunu anlamış ve babasının kurduğu bu düzeni yıkmasına izin vermek istememişti. Bu yüzden karşısına en güçlü aday olarak çıkmıştı. Tolga'nın bütün çabalarına, oyunlarına ve hilelerine rağmen Doğan Bey'in ağırlığı kendini göstermiş ve sonuçta seçilen Mete olmuştu. Bunda en büyük katkı Hikmet'indi. Mete'ye hissettirmeden herkesle konuşmuş ve büyük çoğunluğu ikna etmişti. Böylelikle Doğan Bey'den sonra aynı düzen oğlu Mete ile devam etmeye başlamış oldu. Mete çok istekli olmasa da kolonisinin iyiliği için bu şekilde başkan olmuştu. Ama elbette Tolga bunu hazmedememişti ve boş durmaya niyeti yoktu.



emrah öztürk



Yorumlar (0)

İçeriği Paylaş

Arkadaşını davet et
Adınız Soyadınız:
Arkadaşınızın e-mail adresi:

Popüler Yazarlar
   YazarPuan
1 .. .. 6582
2 Firari Fırtına 4605
3 Mustafa Ermişcan 4091
4 Hasan Tabak 3745
5 Nermin Gömleksizoğlu 3357
6 Ömer Faruk Hüsmüllü 3273
7 Uğur Kesim 3184
8 Sibel Kaya 3068
9 Enes Evci 2758
10 Turgut Çakır 2414

Bu Nedir? - En Popüler 100 Yazar




Özgür Roman

Romanlar- Hikayeler - Denemeler - Senaryolar - Çocuk Kitapları - Şiirler - Günlükler - Yazarken - Röportajlar - Forum - Biz Kimiz? - RSS

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı:1364 
 Özgür Roman üyelik sözleşmesi için tıklayınız 

© Özgürroman 2008 - 2011 - info@ozgurroman.com